İlah - Ansiklopedik bilgi
İlah

1. (özel, isim) Bir alanda yaratıcılığı ile hayranlık uyandıran, çok beğenilen, çok tutulan kimse
2. (özel, din b.) Çok tanrıcılıkta tanrı

İlah - Ayet mealleri
Bakara (Sığır) Suresi 163. ayet:
Sizin ilahınız tek bir ilahtır; O ndan başka ilah yoktur; O, Rahman dır, Rahim dir (bağışlayan ve esirgeyendir). 

Tevbe (Tövbe) Suresi 31. ayet:
Onlar, Allah ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih i de.. Oysa onlar, tek olan bir ilah a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir.

Furkan (Ayırıcı) Suresi 43. ayet:
Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?

Ali İmran (İmran Ailesi) Suresi 6. ayet:
Döl yataklarında size dilediği gibi suret veren O dur. O ndan başka ilah yoktur; üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

Fussilet (Ayrıntılı) Suresi 6. ayet:
De ki: "Ben ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Bana yalnızca, sizin ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunur. Öyleyse O na yönelin ve O ndan mağfiret dileyin. Vay haline o müşriklerin."

Sad Suresi 5. ayet:
"İlahları bir tek ilah mı yaptı? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey."

Kasas (Tarihi Vakalar) Suresi 88. ayet:
Ve Allah ile beraber başka bir ilaha tapma. O ndan başka ilah yoktur. O nun yüzünden (zatından) başka her şey helak olucudur. Hüküm O nundur ve siz O na döndürüleceksiniz.

İlah - Kitap Tanıtım
Kur´an´ın Dört Temel Terimi
İlah- Rab- Din- İbadet

Ebu´l Ala Mevdudi
ÖZGÜN YAYINCILIK

İlah, Rab, İbadet ve Din; bu dört terim Kur´an terminolojisinde temel bir öneme sahiptir. 
Kur´an-ı Kerim´in öğretisini anlamak için bu dört terimin sahih ve mükemmel anlamını tam manasıyla kavramak zorunludur. 
Eğer harhangi bir kimse İlah ve Rab´bin manasının ne olduğunu, İbadet´in ne anlama geldiğini ve Din´in neye isnad edildiğini bilmezse onun için Kur´an´ın tamamı anlaşılmaz bir hal alır.
İlah - Muhtelif yazılar
Kimler ilah olabilir?

Adi b. Hatem kavminin reisi bir zat olup, cahiliyet döneminde Hıristiyan olmuştu.
Kabile başkanı sıfatıyla Hz. Peygamber in İslam a daveti kendisine ulaşınca, mahiyetini bilmediği İslam a girmemek için Şam a gitti.
Adi nin kız kardeşi ve kabilesinden bir topluluk İslam askerlerine esir düşünce Hz. peygamber (s.a.) onun babasının (cömertliği ile ünlü Hatemi Tai) hatırasına hürmeten, kız kardeşine ilgi gösterip ikramlarda bulundu. Serbest bırakıldığı için Şam a giden bu kız kardeş, Adi b. Hatem i Müslümanlığı kabule ve Hz. Peygamberle görüşmeye teşvik etti.
Adi b. Hatem de kalkıp Medine ye geldi. Boynundaki gümüş haçla Hz. Peygamber in huzuruna girdi.
Bu sırada Allah ın Resulü, Tevbe suresinden şu ayeti okuyordu: 
«Yahudiler ve Hıristiyanlar Allah ı bırakarak hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu İsa yı ilahlar (tanrılar) edindiler. Halbuki bunlar da ancak bir olan Allah a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. Ondan başka bir tanrı yok. O, bunların (tabii ve kanuni hakimiyetine) eş tutageldikleri her şeyden münezzehtir.» 
Adi b. Hatem diyor ki, Peygamber bu ayeti bitirince şöyle dedim:
- Hıristiyanlar ve Yahudiler papazlarını ve hahamlarını Rab; ilah edinmezler (onlara ibadet etmezler) di ki...
Bu söz üzerine Allah ın Resulü şöyle buyurdu: 
- Hayır, iş senin anladığın gibi değil, PAPAZLAR VE HAHAMLAR, ALLAH IN HELAL KILDIKLARINI ONLARA HARAM KILDILAR, HARAM KILDIKLARINI DA HELAL KILDILAR. ONLAR DA PAPAZLARIN VE HAHAMLARIN KENDİ DÜŞÜNCELERİ VE ÇIKARLARI DOĞRULTUSUNDA ORTAYA KOYDUKLARI VE ALLAH IN EMİR VE YASAKLARI İLE ÇATIŞAN BUYRUKLARINI BENİMSEDİLER VE ONLARA TABİ OLDULAR.

İŞTE BU; ALLAH I BIRAKIP ONLARA TABİ OLMAK, ONLARA İBADET ETMEKTİR.

Hz. peygamber (s.a.) sözlerine devamla şöyle buyurdu:
- Ya Adi! Sen Allah tan daha büyük olup sana zarar verecek bir varlık biliyor musun? O halde «Allahu Ekber» denilmesi sana zarar verir mi, ne dersin? Elbette vermez. Ya Adi! Sen Allah tan başka ilah biliyor musun?
O halde «Lailahe illallah» denmesi sana bir zarar verir mi?
...ve sonra Allah ın Resulü Adi yi İslam ı kabule davet etti. O da Müslüman oldu.
Kaynak: İbni- Kesir Tefsirul-Kur anil - Azim
Tevbe Suresi 31
İlah - Muhtelif yazılar
Üç Tanrı

Türkiye deki ekonomik hayatı düzenleyen, bir bakıma ona yön veren bir dizi kanunlar vardır. 
Bunlar arasında akla ilk gelenler; Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu, İcra ve iflas Kanunu, Sermaye Piyasası Kanunu gibi kanunlardır.
Bu kanunların önemini ve etkisini inkar etmek mümkün değildir. 
Ancak, iş hayatında yazılı olmakla birlikte, en az bu kanunlar kadar hüküm ifade eden geleneksel "Ticari Uygulamalar ve Davranılar" yasaları yürürlüktedir. 
Bu yazılı olmayan yasaların güç kaynağı üç tanrıdır.
Bu tanrılar sırasıyla, Servet - Devlet - Kaba Kuvvet adlarını alırlar.
Şimdi bu tanrıları inceleyelim.

SERVET TANRISI: 
Bu Tanrı, İstanbul da yaşar. 
Bu tanrıya tapanların herhangi bir şeye veya kimseye saygı duymaları için o şeyin veya kimsenin çok para ile ifade edilmesi gerekir.
Çok paranın söz konusu olmadığı hiçbir şey kutsal değildir. 
Saygıya değmez. Tapılacak gücün kaynağı paradır. 
Paraya dayanmayan güç olamaz. İyinin, güzelin, doğrunun, başarının, üstünlüğün, soyluluğun tek bir ölçüsü vardır, o da paradır. 
"Paran kadar konuş", "Kaç paralık adamsın", "Masrafı neyse veririz". 
Bu tanrı ya tapınanların dua cümleleridir.

DEVLET TANRISI: 
Cumhuriyetle birlikte nakli mekan eyleyerek Ankara ya yerleşen bu Tanrı, tapılacak gücün devlet olduğunu söyler. 
Eğer bir dileğin varsa, eğer bir yalvarış ve yakarış içindeysen, ellerini devlete doğru aç. 
Sana tek hayır devletten gelir. Ne verirse, devlet verir. 
Bu Tanrıya inananlar devlete yakın olmayı en üstün değer bilirler. 
Saygı duyulacak, övünülecek, özenilecek tek şey, devlet gücüyle ilişki kurmaktır. 
Bu Tanrıya tapınanlar, sık sık devlet büyüklerinden küçük isimleriyle bahsederler. 
Konuşurken birbirlerine sayın deyip, kanun numaraları tekrar ederler. 
Müsteşar, genel müdür, büyükelçi, general gibi ünvanları olanların civarında dolaşmak ve onlarla yakınlık kurmak bir ibadet türüdür. 
"Tanıdıklarımız var, söyleriz" "Kızdırmasın, sürdürtürüm", "İçerden hallederiz" 
gibi ifadeler sık kullanılan dua terimleridir. 

KABA KUVVET TANRISI: 
Adana civarında yaşadığı söylenir. 
Bu Tanrının mesajı şudur; her şeyden aziz olan candır. 
Herkes can kaygusundadır. Canı yanan, canı tehlikeye düşen ne denirse onu yapar. 
Öyle ise, gücün esas kaynağı; can alan, can yakan kaba kuvvettir. 
Kim ki kaba kuvvete sahiptir, o güçlüdür. 
Döverim, dövdürtürüm, vururum, vurdurturum, harcarım, ufalarım, dağtırım, yakarım, fena yaparım 
gibi deyişler, bu Tanrıya tapanların iman zikirleridir. 
"Bir adam bir kurşun, bir kurşun, bir kuruş, bir adam bir kuruş" 
cümlesi bu inanışın önde gelen özdeyişidir. 

Eğer Türkiye de iş yapmak istiyorsanız, Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu, Vergi Usul Kanunu nu veya İktisat ilminin kanunlarını öğrenmek için harcayacağınız vakti bu tanrıları ve bu tanrıların kanunlarını öğrenmekte harcarsanız, daha iyi edersiniz. 
Bu üç tanrı doğdukları şehirleri terk edip bütün ülkeyi kendilerine mesken tutmuşlardır. 
Ona göre hareket ediniz. 
SON SÖZ: Düşünceyi sözler, inancı davranışlar açıklar
Kaynak : 16 kasım 1986 tarihli Hürriyet Gazetesi 
İlah - Risale-i Nur Külliyatı
Allah´tan başka hiçbir ilâh yoktur. O öyle bir Vâcibü´l-Vücud ve Vâhidü´l-Ehaddir ki, Onun vücûb-u vücuduna ve vahdetine melek, ins ve cin tâifelerinin makbul ve mergûbu olan ve bütün âyetleri her dakika kemâl-i ihtiram ile nev-i insanın yüz milyonlarcasının dilleriyle okunan, kudsî saltanâtı asırlar ve devirler boyunca arzın ve kâinatın her tarafında devam eden, mânevî ve nûrânî hâkimiyeti on dört asırdır dünyanın yarısında ve insanlığın beşte biri üzerinde kemâl-i ihtişam ile cereyan eden Kur´ân-ı Mu´cizü´l-Beyân delâlet eder. Ve kezâ, o kelâm-ı İlâhî, kudsî ve semâvî sûrelerinin icmâı, nûrânî ve İlâhî âyetlerinin ittifakı, esrar ve envârının tevâfuku, hakîkatlerinin, semerelerinin ve eserlerinin tetâbuku ile, Allah´ın vücûb-u vücuduna ve vahdetine bil müşâhede ve´l-ayân şehâdet edip, ispat eder.

Sözler | Yirmi Beşinci Söz 

Eğer o zerreler herbir şeyin herbir hal ve vaziyetini bilen ve her şeye (ona) lâyık vücudu ve vücudun levâzımâtını vermeye kâdir ve kudretine nisbeten herşey kemâl-i suhûletle musahhar olan bir Zâtın memuru ve emirber bir vazifedârı olmazlarsa, o toprağın herbir zerresinde, ya bütün çiçekli ve meyvedarların adedince mânevî fabrikalar ve matbaalar içinde bulunması lâzım gelir ki, o cihazâtları ve eşkâlleri birbirinden uzak ve birbirinden ayrı mevcudât-ı muhtelifeye menşe´ olabilsin veya bütün o mevcudâta muhît bir ilim ve bütün onların teşkilâtına muktedir olacak bir kudret vermek lâzımdır; tâ bütün onların teşkilâtına medâr olsun. Demek Cenâb-ı Haktan nisbet kesilse, toprağın zerrâtı adedince ilâhlar kabul edilmesi lâzım gelir. Bu ise bin defa muhâl içinde muhâl bir hurâfedir.

Sözler | Yirmi İkinci Söz