Mucize - Keramet - Ansiklopedik bilgi
Mucize - Keramet

Mucize

1. (isim, din b.) Peygamberlerin kendilerine inanmayan insanlara peygamberliklerini ispat etmek amacıyla Allah ın iznine bağlı olarak gösterdikleri olağanüstü olaylar, hâller, tansık
2. İnsanları hayran bırakan, tabiatüstü sayılan olay
3. İnsan aklının alamayacağı olay
4. (sıfat) Olağanüstü, şaşırtıcı

Keramet,  (isim) Ermiş kimselerin gösterdiklerine inanılan, doğaüstü, şaşkınlık uyandırıcı davranış veya durum
Mucize - Keramet - Ayet mealleri
Araf (Orta Yer) Suresi 132. ayet:
Onlar: "Bizi büyülemek için mucize (ayet) olarak her ne getirirsen getir, yine de biz sana inanacak değiliz" dediler. 

Araf (Orta Yer) Suresi 133. ayet:
Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular.

TaHa Suresi 22. ayet:
"Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın."

TaHa Suresi 23. ayet:
"Öyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım."

Naziat (Söküp Çıkaranlar) Suresi 20. ayet:
(Musa) Ona büyük mucizeyi gösterdi.

Mucize - Keramet - Kitap Tanıtım
Tasavvuf Kültüründe Keşif ve Keramet

Prof. Dr. Süleyman Uludağ
SUFİ KİTAP YAYINLARI

Prof. Dr. Süleyman Uludağ, tarihte ve günümüzde en fazla tartışılan keşif ve keramet konularına hem dini ve islami açıdan, hemde beşeri ve insani açıdan bakıyor. Anlaşılır bir üslupla gerçekçi bir yorum geliştiriyor.
Mucize - Keramet - Kitap Tanıtım
Mucize Avcısı

Metin Karabaşoğlu
NESİL YAYINLARI

Her insan, aslında bir ‘mucize avcısı’ olarak doğar. Ama bazıları zaman içinde bu yeteneğini unutur, bazıları ise gün geçtikçe geliştirir. Yeter ki, gözlerimiz ‘bakmak’tan öte, görsün. Yeter ki, kulaklarımız ‘işitmek’ten öte, duysun. Yeter ki, her gün gözümüz önünde olup bitiyor diye, ‘sıradanlık’ perdesi örtmeyelim üzerlerine... Şu güzelim kâinatta ‘olağan’ deyip geçiştirilecek hiçbir şey olmadığını, herşeyin ‘olağanüstü’ olduğunu görebilelim yeter ki… ‘Mucize avcısı’ nasıl olunur, merak ediyorsanız; gelin, beraberce iz sürelim...
Mucize - Keramet - Muhtelif yazılar
KERAMET 

Devrinde hayli şöhrete ulaşan büyük mutasavvıf ve alim,(Aziz Mahmud Hudayi) zaman zaman saraya da misafir olurdu.
Menkıbeye göre gene bir gün misafirliği sırasında, Hudayi abdest almakta iken padişah (I. Sultan Ahmet) eline su döker. Valide Sultanda elinde havlu tutmak için beklemektedir. Bu sırada Valide sultan ın gönlünden şeyh hazretlerinin çok kerametli olduğu söylenir, bize de bir keramet gösterseler diye bir istek geçer. Bunu fark eden Hudayi :
- Sultanım bundan büyük keramet mi olur?
Benim gibi aciz bir kula yeryüzünün padişahı su döküyor, valide hazretleri de havlu tutuyor! der.

Mucize - Keramet - Muhtelif yazılar
Keramet Kavukta İse Senin Olsun
 
Akşehir"de adamın birine bir mektup gelmişti. Adam: 
— Bunu okusa okusa hoca okur, diyerek Nasreddin Hoca"ya getirdi. 
Hoca merhum, baktı ki mektup Farsça: 
— Ben okuyamayacağım, bir okuyan bul, deyip mektubu geri verdi. Adamın suratı asılmıştı: 
— Sen nasıl hocasın be!.. Bir mektubu bile okuyamıyorsun. Bir de tutmuş hocayım diye . başına sarık sarmışsın, diye söylenmeye başladı. 
Hoca baktı ki, adamı susturmak imkânsız, hemen başındaki sarığı çıkardığı gibi adamın başına geçirip: 
— Al bakalım, şimdi sen oku!.. Keramet kavukta ise göster kendini, diyerek adamı susturdu. 

Mucize - Keramet - Muhtelif yazılar
EN BÜYÜK KERAMET
 
 Türk asıllı mutasavvıfların en büyüklerinden birinin Aziz Mahmud Hüdayi olduğunda şüphe yoktur. Bugün Üsküdar´da adıyla  anılan caminin avlusunda türbesi bulunan Aziz Mahmud Hüdayi, Padişah Sultan I.Ahmed´in de mürşidi idi.  Hükümdardan büyük saygı görüyor, kendi de hükümdarı seviyor ve sayıyordu. Arayı pek fazla uzatmadan birbirini ziyaret ederlerdi.  Biri din ve maneviyatın ulusu, diğeri devletin ulusu bu iki insan uzun süre birbirini görmeden duramazdı. Sultan Ahmed´in en mutlu anları şeyhiyle beraber olduğu anlardı.  Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri ziyaretine geldiğinde onun hizmetini bizzat kendisi yapardı.

Aziz Mahmud´un Topkapı sarayında yine padişahı ziyaret ettiği bir gün,  namaz vakti yaklaşmış, Aziz Mahmud Hazretleri de abdest alıp hazırlanmak istemişti.  Derhal leğen ve ibrik istendi Padişah suyu kendisi dökerek şeyhinin abdest almasına yardımcı oldu.Bu sırada valide sultan (padişahın annesi) de kurulanması için havlu elinde bekliyordu Valide sultan bu sırada içinden şunu geçiriyordu: "Ah şu mübarek insan bir keramet gösterse de gözümüz açılsa ne olur?" Abdest almayı bitirmiş, kurulanmak üzere valide sultanın elindeki havluya uzanırken,  valide sultanın içinden geçenlere vâkıf olan Hüdayi Hazretleri:

-Dünyanın en büyük devletinin hükümdarının altın ibrikle su döktüğü, annesinin en nadide iplikten dokunmuş havlusunu tuttuğu insan, hiçbir sıfatı bulunmayan, sıradan bir kul, bir abdi acizdir.  Bundan daha büyük keramet ne olabilir?
Mucize - Keramet - Özlü sözler
  • Hayatı yaşamanın iki yolu vardır: Biri hiç bir şeyin mucize olmadığını düşünmek, diğeri her şeyin mucize olduğunu düşünmek. (Albert Einstein)
  • "Yapmak la "kabul etmek" arasındaki farkı anladığımızda "büyü" ve "mucize" arasındaki farkı da anlayacağız.
  • Bizler bu dünyaya gelirken mucizenin kendisi olduğumuzu unuttuk.. Şimdi yeniden hatırlama zamanı.
  • Her gizem mucize değildir. - Johann Wolfgang von Goethe
Mucize - Keramet - Risale-i Nur Külliyatı
Saniyen: Neşr-i envâr-ı Kur´âniyedeki muvaffakiyetin ve gayretin ve şevkin, bir ikram-ı İlâhîdir, belki bir keramet-i Kur´âniyedir, bir inâyet-i Rabbâniyedir. Sizi tebrik ediyorum. Keramet ve ikram ve inâyetin bahsi geldiği münasebetiyle, keramet ve ikramın bir farkını söyleyeceğim. Şöyle ki:
Kerametin izharı, zaruret olmadan zarardır. İkramın izharı ise, bir tahdis-i nimettir. Eğer kerametle müşerref olan bir şahıs, bilerek harika bir emre mazhar olursa, o halde eğer nefs-i emmâresi bâki ise, kendine güvenmek ve nefsine ve keşfine itimad etmek ve gurura düşmek cihetinde istidraç olabilir. Eğer bilmeyerek harika bir emre mazhar olursa: Meselâ, birisinin kalbinde bir sual var. İntâk-ı bilhak nevinden ona muvafık bir cevap verir; sonra anlar. Anladıktan sonra kendi nefsine değil, belki kendi Rabbisine itimadı ziyadeleşir ve "Beni benden ziyade terbiye eden bir Hafîzim vardır" der, tevekkülünü ziyadeleştirir. Bu kısım, hatarsız bir keramettir; ihfâsına mükellef değil. Fakat fahr için, kasten izharına çalışmamalı. Çünkü, onda zâhiren insanın kisbinin bir medhali bulunduğundan, nefsine nispet edebilir.
Amma ikram ise, o, kerametin selâmetli olan ikinci nevinden daha selâmetli, bence daha âlidir. İzharı, tahdis-i nimettir. Kisbin medhali yoktur; nefsi onu kendine isnad etmez.

Mektubat | Dokuzuncu Mektup

Demek bunlar kendi kendilerine işlemiyorlar. Onları işlettiren gizli bir kudret sahibi vardır. Eğer kendi başına olsa, bütün baştan başa bu gördüğümüz memlekette her iş mucize, her şey mu´cizekâr bir hârika olmak lâzım gelir. Bu ise bir safsatadır.

Sözler | Yirmi İkinci Söz