Bedir Muharebesi - Ansiklopedik bilgi
Bedir Muharebesi veya Bedir Savaşı (Bedir Gazvesi) 
Miladi 14 Mart 624, Hicri 17 Ramazan 2 cuma günü Mekke'nin Kureyş'li müşrikleri ile Müslümanların ilk savaşı olarak kabul edilir.

Bedir Muharebesi - Ayet mealleri
Al-i İmran suresi 123. ayet:
Andolsun, siz güçsüz iken Allah size Bedir'de yardımıyla zafer verdi. Şu halde Allah'tan sakının, O'na şükredebilesiniz.

Enfal suresi 41. ayet:
Bilin ki, 'ganimet olarak ele geçirdiğiniz' şeylerin beşte biri, muhakkak Allah'ın, Resûlün, yakınların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur. Eğer Allah'a, hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, iki ordunun karşı karşıya geldiği günde (Bedir'de) kulumuza indirdiğimize iman ediyorsanız (ganimeti böyle bölüşün). Allah, her şeye güç yetirendir. 

Bedir Muharebesi - Kitap Tanıtım
Bedir Gazvesi

Mahmud Sami Ramazanoğlu
ERKAM YAYINLARI

Sa´d ibni Muaz Radıyallahu anh:
"- Ya Rasulallah! Biz sana inandık, tarafı Bari´den getirdiğin Kur´an´ın hak olduğuna I´tikad ve I´timad etdik ve sana itaat ve ittiba etmek üzere ahd ü misak eyledik. Nasıl dilersen o suretle hareket et, bize emret, biz seninle beraberiz. Seni gönderen Allah Hakkı için eğer denize girer isen seninle beraber gireriz, hiç birimiz geri kalmayız, biz düşmana varmakdan çekinmeyiz. Muharebe vaktinde geri dönmeyiz. Ya Rasulallah biz harbde sebat etmesini, sadakat göstermesini biliriz. Düşmanla karşılaşdığımızda Cenab-ı Hakk´dan umarız ki, Ensar camiasının elinden seni memnun ve mesrur edecek şehamet harikaları gösterecektir. Hemen ala bereketillah bizimle beraber düşman üzerine azimet buyurunuz!"
Bedir Muharebesi - Muhtelif yazılar
Prof. Dr. Suat Yıldırım Kur´an-ı Kerim Meal´inde ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ´nde yer alan açıklamalar:

Bedir, Medine’nin 120 km. güneybatısında, Kızıldeniz sahiline 20 km. uzaklıkta, Mekke-Suriye yolu üzerinde bir köydür. Hicrî 2. yıl ramazan ayında vuku bulan savaş müslümanların kesin zaferleriyle sonuçlanmıştı.

Uhud’da müslümanlar yetmiş şehit verdiler. Oysa Bedir’de müşrikler 70 ölü, 70 de esir vermişlerdi. Böylece onların kaybı, müslümanlarınkinin iki misli olmuştu.

Prof. Dr. Suat Yıldırım Kur´an-ı Kerim Meal´inde ENFAL SÛRESİ´nde yer alan açıklamalar:

Yüce Allah ganimetlerin taksimi hakkında hükmü bildirmediği için önce bu hususta tartışma çıkmıştı. O konuda âdil hüküm Allah’a ve Resulullaha ait olduğu gibi, Allah’ın hakkı ve adaleti gerçekleştirmek üzere Hz. Peygamber (a.s.m.)’ı Bedir gazası için sefere sevketmesinde de, hüküm Allah’a ait idi.
Sözkonusu hak: yapılması gerekli olan iş, şirk kuvvetleri ile savaşmak, hakkı izhar etmek idi. Allah’ın rızasının müşriklerle savaşarak müstahak oldukları dersi vermekte olduğunu açıkça anlamalarına rağmen bir kısım müminler, Medine’den savaş hazırlığı yapmış olarak çıkmadıklarından savaşa isteksiz idiler.

Bedir’e çıkarken Hz. Peygamber (a.s.) ashabı ile iştişare etti: Hedef Şam’dan gelen Kureyş kervanı mı olsun, yoksa Kureyş ordusu mu? Ashabın bir kısmı savaş hazırlığı ile çıkmadıklarından kervanı istediler. Peygamberimiz ordu ile karşılaşıp hücum eden düşman kuvvetini kırmak istiyordu. Yüzünde burukluk hasıl oldu. Durumu anlayan Sa’d b. Ubade, Mikdad, Sa’d. b. Muaz (r.a) gibi zatlar, sonuna kadar fedakârlığa hazır olduklarını bildiren, cesaret verici güzel sözler söylediler. Düşman üç misli askeri ve savaş hazırlığı ile zorlu idi. Efendimiz: “Allah’ım, zafer vâdini gerçekleştir. Bu cemaat helâk olursa artık yeryüzünde Sana ibadet edecek kimse kalmayacak” diye dua etti. Allah te’yidini lütfetti.

Hz. Peygamber (a.s.) Benî Kurayza Yahudileri ile bir sözleşme yapmıştı. Müslümanlar aleyhinde hiç kimseye destek vermemeyi kabul etmişlerdi. Buna rağmen Bedir savaşında Mekke müşriklerine silah yardımı yaptılar. Başkanları Kâb ibn Eşref Mekke’ye gidip orada müşriklerle bir ittifak gerçekleştirdi. Benî Kaynuka Yahudileri de sözleşmeye rağmen, kendi bölgelerine gelen bazı müslüman kadınları rahatsız edip Hz. Peygamberce ikaz edildiklerinde küstahça cevap verdiler. Âyet bu ortamda indirildi.

Âyetin ikinci cümlesindeki “Siz dünya metâını istiyorsunuz” hitabı, ashab’ı kiramadır.
Bedir gazvesine kadar ganimet, peygamberler için helal değildi. Hz.Peygamber (a.s.) ashabı ile yaptığı istişare sonucunda onların ekserisinin görüşüne uyarak ve müsamaha tarafını tercih ederek, fidye almak suretiyle esirleri salıverdi. Bu âyet-i kerime, önce içtihat’taki isabetsizliğe işaret ettikten sonra, Hz.Peygamberin yüce makamını belirtmek üzere, bundan böyle onun bu içtihadını esas kural haline getirmiştir.
Bu âyet, Bedir gazvesinde alınan esirlerden fidye alınıp salıverilmelerinden sonra indirildi. Âyet-i kerime yapılan işin isabetsiz olduğunu bildirerek başlıyor. Hemen arkasından 69. âyet o uygulamayı kabul edip, bundan dolayı gönülleri ferahlatarak şüpheye yer bırakmıyor. Hatta isabetsiz olduğu bildirilen bu uygulama, bundan böyle, benzeri durumlarda bir kural haline getiriliyor. Kur’ân Hz. Peygamber (a.s.)’ın sözü olsaydı, bu sözün baş tarafını söyleyen biri olarak, sonunu da söylemesi tasavvur edilemezdi. Zira aynı anda iki zıt rûhî durum mümkün değildir. ikinci ruh hâli galip geldiği takdirde, zaten hatalı olan öncekini silmiş olması gerekirdi. Artık kendisini küçük düşürecek olan o isabetsizliği zikretmezdi. Psikoloji bilginleri, burada iki ayrı şahsiyet bulunduğunu ve sözün şöyle diyen bir hâkim’e ait olduğunu söylerler: “Yaptığın iş pek doğru değil, bununla beraber seni affettim, bu hususta sana izin verdim, artık böyle yapabilirsin.”

Peygamberimizin amcası Abbas, Bedir savaşında esir edilmiş, hürriyetine kavuşmak için hem kendisinin, hem de yeğenleri Akîl ile Nevfel’in fidyelerini vermesi istenmişti. O da imkânı olmadığını ifade etmişti. Oysa Mekke ordusunun iaşesini üstüne alan on Kureyşli zenginden biri idi ve harcama sırası kendisine gelmeden savaş sonuçlanmıştı. Peygamberimiz bu maksatla harcayacağı parayı kendisine bırakmayacağını ifade etti. O: “Geri kalan ömrüm boyunca Kureyşin eline mi bakayım?” diye acındırmak isteyince Peygamberimiz: “Savaşa çıkarken hanımın Ümmü’l-Fadl’a teslim ettiğin altınlar var” deyince “Hiç kimsenin bilmediği bu olay karşısında mûcizeyi görmüş ve Peygamberimizin risaletini içinden kabul etmişti. 
Sonra serveti iyice artmış olan Hz. Abbas (r.a) şöyle demiştir: “Allah’ın, alınandan daha fazlasını verme vâdi gerçekleşti. Umarım affı da gerçekleşir.”

Prof. Dr. Suat Yıldırım Kur´an-ı Kerim Meal´inde RÛM SÛRESİ´nde yer alan açıklamalar:

Edna’l-ard: “Arap diyarının Rumlara en yakın yerinde” demektir. Zira Araplar arasında malum olan “arz” bundan ibarettir. Bu en yakın yer ise Şam bölgesidir. Yahut “Rum ülkesinin Araplara en yakın yeri” demektir. 

Bi’setin 5. yılında Mekke müşriklerinin müminlere tazyikleri artmıştı. Müslümanlar Habeşistan’a hicrete yönelmişlerdi. Sasaniler de Bizansı çok müthiş bir şekilde mağlup etmiş Ürdün, Filistin, Mısır, hatta Anadolu’yu onlardan alarak İstanbul boğazına Kadıköy’e dayanmışlardı. 

Gerek müslümanların, gerek Rumların üç-beş sene gibi bir zamanda düşmanlarını yenecekleri, hiç kimsenin hayal edemeyeceği bir şeydi. Böyle iken 2-5. âyetler iki gaybî müjde verdi: Rumların galip  geleceği sırada müslümanların da zafer kazanacakları müjdelendi. Herakliyus 624’de Azerbaycana kadar ilerlediğinde, müslümanlar da Bedir zaferini kazandılar. 627’de en büyük darbeyi vurup nihaî zaferi kazanırken, müslümanlar Hudeybiye zaferini gerçekleştirdiler.

Prof. Dr. Suat Yıldırım Kur´an-ı Kerim Meal´inde TEBBET(MESED) SÛRESİ´nde yer alan açıklamalar:

Ayrıca Mesed veya Leheb sûresi olarak adlandırılan bu sûre, Mekkî dönemin başlangıcında nâzil olan sûrelerdendir. Hak dine düşmanlık etmesi sebebiyle kin ve hasedinden yanan, böylece varacağı ebedî cehenneme girmeden, dünyada aleve giren ve “ateşlik” mânasına gelen Ebû Leheb ile eşinin şahsında din düşmanlarının âkıbetini bildirir.

Ebû Leheb’in âkıbetini ve kâfir olarak öleceğini senelerce önce haber vermektedir. Ebû Leheb, hastalığı sebebiyle katılmadığı Bedir savaşında Mekkelilerin yenilmesine o kadar üzüldü ki bir hafta sonra ibret olacak şekilde öldü.
Bedir Muharebesi - Risale-i Nur Külliyatı
Ve şu kâinatın neticesi ve en mükemmel meyvesi ve Hâlık-ı Kâinatın tercümanı ve sevgilisi olan o zât-ı mübarekin tamam-ı mahiyeti ve hakikat-i kemâlâtı, siyer ve tarihe geçen beşerî ahval ve etvâra sığışmaz. Meselâ, Hazret-i Cebrâil ve Mikâil iki muhafız yaver hükmünde gazve-i Bedir´de yanında bulunan bir zât-ı mübarek, çarşı içinde bedevî bir Arapla at mübayaasında münazaa etmek, birtek şahit olan Huzeyme´yi şahit göstermekle görünen etvârı içinde sığışmaz.

Mektubat | On Dokuzuncu Mektup

Dördüncü basamak: Cenab-ı Hakkın, iktizaları, hükümleri mütegayir bazı esmaları vardır. Mesela, Bedir gibi bazı gazalarda Ashab-ı Kirama yardım etmek üzere, küffarla muharebe etmek için melaikenin semadan inzalini iktiza eden ismi, melaikeyle şeyatin (yani semavi olan ahyarla arzi eşrar) arasında muharebenin vukuunu istib´ad değil, iktiza eder. Evet, Cenab-ı Hak melaikeye bildirmeksizin şeytanları def veya ihlak edebilir. Fakat satvet ve haşmetin iktizası üzerine, bu kabil mücazatın müstehaklarına ilan ve teşhiri, azametine layıktır.

Mesnevi-i Nuriye | Onuncu Risale