Ağrı - Ağrımak - Ansiklopedik bilgi
Ağrı - Ağrımak

Ağrı,
(isim) Vücudun herhangi bir yerinde duyulan şiddetli acı
Ağrı - Ağrımak - Ayet mealleri
Vakıa (Olay) Suresi 19. ayet: 
Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.
Ağrı - Ağrımak - Bağlantılar
Ağrı Tedavisi

Ağrı Nimeti

Ağrı Kesici Okçu: Deniz Salyangozu

Vücudun Erken Uyarı Sistemi: Ağrı Duyusu
Ağrı - Ağrımak - Hadisler
Aişe (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem), ağrı sancı veya başka bir sebepten dolayı gece namazını terkederse gündüzleyin onun yerine on iki rekat namaz kılardı. 
[Müslim Müsafirin 140]

Aişe (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre bir kimsenin bir tarafı ağrıdığında veya yara bere olduğunda peygamber parmağıyla şöyle yapar – Ravi Süfyan Uyeyne şehadet parmağını yere dokundurup kaldırarak peygamberin nasıl yaptığını gösterdi- ve: 
"Bismillah, bu bizim arzımızın toprağıdır, bazımızın tükrüğü ile Rabbimizin izni ile hastalarımız şifa bulur." buyururdu. 
[Buhari, Tıb 38, Müslim, Selam 54]
Ağrı - Ağrımak - Kitap Tanıtım
Romatizmal Ağrılar Ve Tedavi Yolları

Prof. Dr. Mustafa Güler
TİMAŞ YAYINLARI

Romatizma, dünyada en sık görülen, kronik bir seyir gösteren hatta hastalarda sakatlığa neden olabilen bir hastalıktır. Bu eser, romatizmal hastalıkların tedavisinin temelini teşkil eden hastanın eğitimi ve hastalığın mahiyeti hakkında bilgilendirmeyi amaçlamakta ve anlaşılır bir üslupla okuyucuya sunmaktadır.
Ağrı - Ağrımak - Muhtelif yazılar
Burnundan kıl aldırtmayanların başı çok ağrıyabilir

Osman Efendi bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır.
İlaç alır, geçmez. Bir iki gün bekler, ağrı devam eder.
Doktor çağrılır. Doktor muayene eder, ağrı kesiciler verir, gider. Lakin Osman Efendinin baş ağrısı artarak sürer. Üstüne üstlük baş ağrısı yanı sıra gözleri de yaşarmaya baslar. Başka doktorlar çağrılır...
Osman Efendi Uşak ın ileri gelenlerindendir, ağrıyı kesene servet vaat eder. Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de bulamaz. Ev halkı birbirine karışır, baş ağrısından geceleri uyuyamayan Osman Efendiyi İstanbul a götürmeye karar verirler.
İstanbul da en iyi doktorlar seferber olur. Röntgenler, beyin tomografileri çekilir, testler yapılır... Görünüşe bakılırsa Osman Efendi turp gibidir. Oysa dayanması gittikçe zorlaşan baş ağrısı ve gözyaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir.
Ağrı kesici iğnelerle zor ayakta duran Osman Efendi bu defa da apar topar yurtdışına götürülür. O devirde Amerika değil İsviçre moda, Zurih e gidilir. Haftalarca hastanede kalınır, onlarca profesör konsültasyon yapar, testler tekrarlanır.
Sonuç:
Osman Efendiye teşhis konulamaz. Artık yerinden kalkamayan Osman Efendiye ağrı kesici iğneler verilir, ülkesine dönüp "dinlenmesi", daha doğrusu son günlerini -evinde- geçirmesi tavsiye edilir. Osman Efendi bitkin, aile perişan. "Kader" denilir, Uşak a dönülür. Osman Efendi yayla evinde bir odaya yatırılır ve ağrı kesici iğnelerle ölümü beklemeye başlar.
Bir gün, hastanın keyfi gelsin diye, Osman Efendinin eski berberi Berber Mehmet çağrılır. Berber yataktan kalkamayan Osman Efendiyi tıraş ederken, adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler. 
Berber Mehmet bir an düşünür. "Beyim?" der, "Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın" Bir bakar, "Hah işte der. "Kıl dönmüş." Osman Efendinin şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker. Ev halkı Osman Efendinin köyü ayağa kaldıran çığlığıyla odaya koşar. Berber Mehmet, Osman Efendinin elinden zor alınır ve cımbızın ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla kapı dışarı edilir.
Osman Efendinin kanayan burnuna pansumanlar yapılır, kolonyalar koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah Osman Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması geçmiştir. Baş ağrısından ise eser kalmamıştır. Dönen kılın sinire yürüyüp gittikçe uzayarak dayanılmaz ıstıraplara yol açtığını doktorlar ancak o zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Sapasağlam ayağa kalkan Osman Efendi, Berber Mehmet i çağırtır ve ona bir servet bağışlar. 
BU YAZIDAN ÇIKARTILACAK SONUÇLAR :
1. Vergiden turizme, sosyal güvenlikten adalet reformuna kadar Berber Mehmet efendilerin fikirleri var, dinlemek gerek.
2. Bazen büyük sorunların çok basit çözümleri olur.
3. Burnundan kıl aldırtmayanların başı çok ağrıyabilir.
Kaynak : www.academical.org/TUR/hikaye.htm
Ağrı - Ağrımak - Özlü sözler
  • Acıyı acıyla gidermeyi sevmem. Karnınız ağrıyor diye kendinizi istiridye yemek keyfinden yoksun ettiniz mi, derdiniz birken iki olmuş demektir. - Michel de Montaigne
  • Ağrı; yanlış kararlar vermemize yol açar. Ama ağrı korkusu; büyük bir motivasyon kaynağıdır.
  • Bir hekim bir hastaya gider ve ona şunu söyler: "Sıtmanız var. Bugün hiçbir şey yemeyiniz, yalnız su içiniz." Hasta ona inanır, teşekkür eder ve ücretini verir. Filozof da bir kültürsüze şöyle der: "Azgın isteklerinizin sonu yok. Kaygılarınız bayağıdır. İnançlarınız sahtedir, yanlıştır." Kültürsüz öfkelenerek çıkıp gider ve alçaltıldığını söyler. Bu ayrılık nereden geliyor? Çünkü hasta ağrısını duyar, ama bilgisiz bu acıyı duymaz.
  • Bu neşenin sonu elbette baş ağrısıdır. - Nabi
  • Diş ağrısı çekenler dişleri sağlam olanları; yoksulluk çekenler de parası çok olanları mutlu sanırlar. George Bernard Shaw
  • Dört şey hayır hazinelerindendir: İhtiyacı gizlemek, sadakayı gizlemek, ağrıyı bildirmemek ve musibeti söylememek. - İmam Muhammed Bakır 
  • Egoizm, aptallık ağrısını dindiren anestezidir. - Frank Leahy
  • Her "başarılı" erkeğin arkasında bir kadın, her baş ağrılı bir kadının arkasında kesinlikle bir erkek vardır. - Can Dündar
  • Kadın; tümüyle zahmet ve baş ağrısıdır. Ondaki en zahmetli şey ise, onsuzluğun mümkün olmayışıdır. - Hz. Ali (r.a.)
  • Sabır ağrıları dindiren acı bir ot gibidir. Hem can yakar hem de tedavi eder. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Sigara içmek ağrılı ve yavaş bir ölüme neden olabilir
  • Tehlikelerden korunmak için değil, onlarla korkusuzca yüzleşmek için dua edeyim. Ağrım dinsin diye değil, kalbim fethetsin diye yalvarayım. - Rabindranath Tagore
Ağrı - Ağrımak - Risale-i Nur Külliyatı
Aziz, sıddık, vefadar ve şefkatli kardeşlerim, 
İki gündür hem başımda, hem âsâbımda tesirli bir nezle ağrısı var. Böyle hallerde bir derece dostlarla görüşmekten teselli ve ünsiyet almaya ihtiyacım içinde acîp tecrit ve yalnızlık vahşeti beni sıktı. Böyle bir nevi şekvâ kalbe geldi: "Neden bu tazip oluyor? Hizmetimize faydası nedir?" 
Birden, bu sabah kalbe ihtar edildi ki: Siz bu şiddetli imtihana girmek ve inceden inceye sizi kaç defa altın mı, bakır mı diye mehenge vurmak ve her cihette sizi insafsızca tecrübe etmek ve "Nefislerinizin hisseleri ve desiseleri var mı, yok mu?" üç dört eleklerle elenmek; hâlisâne, sırf hak ve hakikat namına olan hizmetinize pek çok lüzumu vardı ki, kader-i İlâhî ve inâyet-i Rabbâniye müsaade ediyor. Çünkü, böyle meydan-ı imtihanda inatçı ve bahaneci insafsız muarızların karşısında teşhir edilmesinden herkes anladı ki, hiçbir hile, hiçbir enâniyet, hiçbir garaz, hiçbir dünyevî, uhrevî ve şahsî menfaat karışmayarak, tam hâlis, hak ve hakikatten geliyor. Eğer perde altında kalsaydı çok mânâlar verilebilirdi. Daha avâm-ı ehl-i İmân itimad etmezdi. "Belki bizi kandırırlar" der ve havas kısmı dahi vesvese ederdi. Belki bazı ehl-i makamat gibi kendilerini satmak, itimat kazanmak için böyle yapıyorlar diye daha tam kanaat etmezlerdi. Şimdi imtihandan sonra, en muannid vesveseli dahi teslime mecbur oluyor. Zahmetiniz bir, kârınız bindir inşaallah. 
Said Nursî 

Şualar | On Dördüncü Şuâ 

Amma, bizzarûre hükümet-i İslamiyenin hedef-i maksadı olan meşrûtiyet-i meşrûanın timsalini isterseniz, farzediniz ben bir hekimim. Şu çadır dahi eczahanedir; içindeyim. Umum köylerde veyahut evlerde çeşit çeşit hastalıkları teşhis etmiş, reçetesini yazmış bir müntehap adam, yanıma geliyor, reçetesini ibraz ediyor ki; "Daü´l-cehl ile baş ağrısı var" yazılıdır. Ben dahi, fen afyonunu iptida onların lisanlarının zarfında, sonra da lisan-ı resmiyeye ifrağ ederek veriyorum. Bir başkasının reçetesini gösteriyor ki; kalb hastalığı olan zaaf-ı diyanet var. Ben de, fünûnu maarif-i İslamiye ile mezc ederek bir macun yapıyorum, müderrislerin ellerine veriyorum, gönderiyorum. Diğerinde daü´l-husûmet ile ihtilal sıtması var. 

Beyanat ve Tenvirler | Beyanat ve Tenvirler