Sır - Ansiklopedik bilgi
Sır

1. (isim) Varlığı veya bazı yönleri açığa vurulmak istenmeyen, gizli kalan, gizli tutulan şey
2. Aklın erişemediği, açıklanamayan veya çözülemeyen şey, giz, gizem
3. Bir işin, bir şeyin dikkat, yetenek, deneyim ve sezgi yardımıyla kavranabilen en zor, en ince yanı
4. Bir amaca ulaşmak için kullanılan, başvurulan özel ve gizli yöntem 
Sır - Ayet mealleri
Zuhruf (Gösteriş) Suresi 80. ayet:
Yoksa onlar; gerçekten bizim, sır tuttuklarını ve aralarındaki fısıldaşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, (işitiyoruz) ve onların yanlarındaki elçilerimiz de (her şeyi) yazıyorlar.

Muhammed Suresi 26. ayet:
İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah ın indirdiğini çirkin karşılayanlara dediler ki: "Size bazı işlerde itaat edeceğiz." Oysa Allah, sakladıkları şeyleri (sır olarak konuştuklarını) biliyor.

Tarık (Vuruşlu) Suresi 9. ayet:
Sırların orta yere çıkarılacağı gün;
Sır - Kitap Tanıtım
İnsanın Sırrı

Dr. Kemal Tekden
HAYAT YAYINLARI

Yazarının tıp mensubu olmasına ve bilimsel pek çok çalışma içermesine rağmen bu kitap, akademik bir çalışma iddiasında değildir.

Bununla birlikte maksat bu konuda bir tartışma başlatmak ve mütevazı bir yol açmaktır. "İnsanın Sırrı", bilimsel gerçeklere dayanmakla birlikte, dinî bilgilerle mezcedilmiş bir anlatım sergilemektedir. Hatta bu anlatımı insanlık tecrübesinin ortak değerleri kabul ettiğimiz bilge insanlara ait hikmetli sözlerle zenginleştirme çabası içine girmiştir. Imam-ı Azam, "cevizin kabuğunu kırıp içini göremeyenler, cevizi sadece kabuktan ibaret zannederler." diyor.

İnsan da dışarıdan oldukça basit bir beden yapısı olarak görülebilir. Oysa içinde maddi ve manevi ne muhteşem dünyalar vardır.
Bu mükemmel sistem incelendikçe, insan gerçeğinin daha da farkına varılacaktır. Bu yüzden bu kitabı acizane kabuğu kırma çabası olarak görebilirsiniz.

Kitabın sayfalarında bu mükemmelliği hissedeceğinizden eminiz. 
Sır - Muhtelif yazılar
Sır tutmak
Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
- Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş. Vezir:
- Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış:
- İyi, ben de bilirim.
Sır - Risale-i Nur Külliyatı
Çok esrârın anahtarlarını tazammun eden iki sırrı beyân eder.
Birinci Sır: "Evliyâ, niçin usûl-ü imâniyede ittifak ettikleri halde, meşhudâtlarında, keşfiyâtlarında çok tehâlüf ediyorlar? Şuhud derecesinde olan keşifleri bâzan hilâf-ı vâki´ ve muhâlif-i hak çıkıyor. Hem, niçin ehl-i fikir ve nazar, her biri katî bürhan ile hak telâkkî ettikleri efkârlarında birbirine mütenâkız bir sûrette hakikati görüyorlar ve gösteriyorlar? Bir hakikat niçin çok renklere giriyor?"
İkinci Sır: "Enbiyâ-i sâlife, niçin haşr-i cismânî gibi bir kısım erkân-ı imâniyeyi bir derece mücmel bırakmışlar, Kur´ân gibi tafsilât vermemişler? Sonra, ümmetlerinden bir kısmı, ileride o mücmel olan erkânı inkâra kadar gitmişler. Hem, niçin hakiki ârif olan evliyânın bir kısmı yalnız tevhidde ileri gitmişler, hattâ derece-i hakkalyakîne kadar gittikleri halde, bir kısım erkân-ı imâniye, onların meşreplerinde pek az ve mücmel bir sûrette görünüyor? Hattâ, onun içindir ki, onlara tebâiyet edenler, ileride o erkân-ı imâniyeye lâzım olan ehemmiyeti vermemişler, hattâ bâzıları sapmışlar.

Sözler | Yirmi Dördüncü Söz

Yani, "Tarîk-ı Nakşîde dört şeyi bırakmak lâzım: hem dünyayı, hem nefis hesâbına âhireti dahi maksud-u hakiki yapmamak, hem vücudunu unutmak, hem ucba, fahre girmemek için bu terkleri düşünmemektir." Demek, hakiki mârifetullâh ve kemâlât-ı insaniye terk-i mâsivâ ile olur?"
Elcevap: Eğer, insan yalnız bir kalbden ibâret olsaydı, bütün mâsivâyı terk, hattâ Esmâ ve Sıfâtı dahi bırakmak, yalnız Cenâb-ı Hakkın zâtına rabt-ı kalb etmek lâzım gelirdi. Fakat, insanın akıl, ruh, sır, nefis gibi pek çok vazifedar letâifi ve hasseleri vardır. İnsan-ı kâmil odur ki, bütün o letâifi, kendilerine mahsus ayrı ayrı tarîk-ı ubûdiyette, hakikat cânibine sevk etmek ile, Sahabe gibi geniş bir dairede, zengin bir sûrette; kalp, bir kumandan gibi, letâif askerleriyle kahramanâne maksada yürüsün. Yoksa kalp, yalnız kendini kurtarmak için askerini bırakıp tek başıyla gitmek, medâr-ı iftihar değil, belki netice-i ıztırârdır.

Sözler | Yirmi Yedinci Söz