Evlilik - evlenmek - Ansiklopedik bilgi
Evlilik - evlenmek

Evli
1. (sıfat) Evlenmiş olan (kadın veya erkek)
2. Herhangi bir sayıda ev bulunan (yer)
3. Evi olan

Evlenmek, Erkekle kadın, aile kurmak için yasaya uygun olarak birleşmek, izdivaç etmek
Evlilik - evlenmek - Ayet mealleri
Nisa (Kadınlar) Suresi 23. ayet:
Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sülbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

Nisa (Kadınlar) Suresi 24. ayet:
Bunların dışında kalanı iffetlerini koruyup fuhuşta bulunmamak üzere mallarınızla (mehir vererek) evlenecek kadın aramanız size helal kılındı. Öyleyse onlardan hangi şeyle (veya ne kadar) yararlandıysanız, onlara ücret (mehir)lerini tesbit edildiği miktarıyla ödeyin. Miktarın tesbitinden sonra, karşılıklı hoşnud olduğunuz bir şey konusunda üstünüze bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. 

Nisa (Kadınlar) Suresi 25. ayet:
İçinizden özgür mü min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ  ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden (alsın.) Allah sizin imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini (mehirlerini) maruf (güzel ve örfe uygun) bir şekilde verin. Evlendikten sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın.) Bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

Nur (Işık) Suresi 32. ayet:
İçinizde evli olmayanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer fakir iseler Allah, kendi fazlından onları zengin eder. Allah geniş (nimet sahibi)dir, bilendir.

Ahzab (Gruplar) Suresi 37. ayet:
Hani sen, Allah ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah tan sakın" diyordun; insanlardan çekinerek Allah ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, kendisinden çekinmene çok daha layıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, biz onu seninle evlendirdik; ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah ın emri yerine getirilmiştir.

Duhan (Duman) Suresi 54. ayet:
İşte böyle; ve biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
Evlilik - evlenmek - Kitap Tanıtım
Adım Adım Evlilik

Halit Ertuğrul
NESİL YAYINLARI

Evlilikle ilgili olarak son yıllarda bir çok kitap yazıldı. Bunlar arasında "Evliliği vazgeçilmez bir kurum" olarak savunan eserlerin çokluğu, sevindirici bir gelişmedir. Çünkü aile kurumuna ne kadar değer verilip, desteklenirse, kişinin ve toplumun huzuru da o kadar artacaktır.
Adım Adım Evlik kitabındaki konular, farklı bir üslup ve yaklaşımla ele alındı. Teorik bilgilerden ziyade uygulamalara ağırlık verildi. 
Ayrıca, aile hayatı ile ilgili her insanın acil ihtiyacı olan hususlar ve güncel problemler ön plana çıkarıldı.

* Flört, mutlu bir evlilikle sonuçlanır mı?
* Eş seçmenin kuralları
* Mutlaka bir "Evlilik Sözleşmesi" yapın
* Ailenin temel kuralları nelerdir?
* Akraba evliliğinin getirdikleri ve götürdükleri
* Evlilikte mutluluğun ipuçları
* Ailede "kaçamak" felaketi ve bir hazin son
* Cinsel özgürlükler bir esarettir
* Gelin-Kaynana kavgaları ve çözüm önerileri
Evlilik - evlenmek - Kitap Tanıtım
Evlilik Psikolojisi

Prof. Dr. Nevzat Tarhan
TİMAŞ YAYINLARI


Evlilik, ömürlük bir yolculuktur. Bu uzun yolculukta, tahmin edilemeyecek kadar güzel anlar da yaşanır, hesaba katılmayan sorunlar da baş gösterir. Önemli olan bir kere kanatlandıktan sonra hep havada kalmayı başarabilmektir. Duyguyla mantığı, aşkla arkadaşlığı dengede tutabilen kişiler, bu yolculukta menzile varabilirler.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın Ağustos ayında Timaş Yayınları’ndan çıkacak kitabı Evlilik Psikolojisi, hayat boyu sürecek sağlıklı birlikteliklere, bir başka deyişle bu uzun ve keyifli yolculuğa rehberlik edecek nitelikte bir kitap. 
Tarhan, kitapta her yönüyle evliliği anlatıyor. Kitabın başında modern çağda evlilik hakkında genel bir çerçeve sunan yazar, daha sonra evlilik öncesi ve nişanlılık döneminden başlayarak, tüm aşamalarıyla evlilik sürecini ele alıyor. Evlilikte sevgi ve iletişimin önemini ve mantık-duygu dengesini vurgulayan yazar, okuyucuya mutlu evliliğin sırlarını veriyor, yaşam boyu sürecek sıhhatli evlilikler için yol gösteriyor.
Evlilik Psikolojisi’nde kadının ve erkeğin farklı psikolojik ihtiyaçları, eşler arası iletişimin püf noktaları, kıskançlık, aldatma, boşanma gibi zor anlara özel tavsiyeler, çocuk sahibi olma kararının zamanlaması, hamilelik ve loğusalık dönemi gibi konularda pratik bilgiler veriliyor. 

Nedir Şu Evlilik Dedikleri?
Nevzat Tarhan Evlilik Psikolojisi’ni hazırlarken, hepimizin etrafında gördüğü evlilikleri, hayatın içinden örnekleri esas aldı. Kitabın çıkış noktasını da, Tarhan’ın okurlarının ve takipçilerinin yıllardır kendisine yönelttikleri sorular oluşturdu. Tarhan, ayrıca bu kitap için “evliliğe özel duygusal zekâ testi” hazırladı.
Evlilik Psikolojisi, Nevzat Tarhan’ın yalın ve rahat anlaşılır diliyle, evli çiftlerin ve eş adaylarının evlilik denildiğinde akıllarına takılan tüm sorularını yanıtlayacak nitelikte. 

Kitaptan seçilmiş bazı sorular:
Kadınların ve erkeklerin evlilikten beklentileri neler?
Farklılıklarda uzlaşmak mümkün mü?
Evlilik için ideal yaş var mı?
Kiminle evleniyorum? 
Eşimin sevgi dili ne? 
Evlilik kararı hangi dönemde test edilir?
Nişanlılık ne kadar sürmeli?
Aşk evliliğin sebebi mi, sonucu mu?
Fedakârlığın ölçüsü ne olmalı?
Hürrem Sultan taktikleri
Altın orta nokta kuralı 
Kendini gerçekleştiren kehanet kuralı
Kimler eşini aldatır?
Duygusal aldatma, cinsel aldatma ayrımı var mı?
Sevginin sanal tatmini: Chat’te aldatma
Yüzyıllardır bitmeyen çatışma: Gelin kayınvalide ilişkisi
İdare eden, ‘idarelik’ olur
Çocuk ama ne zaman?
Hamile babalar
Loğusalık psikolojisi
Evlilik - evlenmek - Muhtelif yazılar
SAĞIR, KÖR, DİLSİZ VE TOPAL HANIM! 

İmâm-ı Azam ın babası Sâbit, daha bekar iken temiz ahlâklı, takvâ ve verâ sâhibiydi. 
Zühdü, salahı ve ilmi pek çoktu. Yüzünde bir nur vardı. Bir gün bir dere kenarında abdest alıyordu. 
Suda bir elma gördü. Elmayı alıp, abdestten sonra elinde olmayarak dişledi. Fakat tükürüğünde kan gördü. 
Kendi kendine; "Şimdiye kadar bana böyle bir hal olmamıştı. Buna sebep ısırdığım elma olmalı." dedi ve buna pişman oldu. 
Elma sâhibini bulup helalleşmek için dere boyunca gitti. Nihâyet ısırdığı elmanın ağacını buldu. 
Ağacın sâhibini aradı. Onun cömert ve ihsân sâhibi biri olduğunu öğrendi. 
Oradakiler; "Çok cömert ve ihsân sâhibidir. Elma ağacındaki bütün elmaları alsan, alma demez. Bir tane elmadan ne çıkar." dediler. 
Sâbit aramalardan sonra, bahçenin sâhibini buldu ve; "Ya elmanın parasını al, yahut helâl et." dedi. 
Bahçe sâhibi onun haramlardan ve şüphelilerden sakınma husûsundaki gayretini görüp, hareketinin doğru olup olmadığını kontrol etmek istedi. 
Sâbit e; "Helâl etmem için ne vereceksin?" diye sordu. Sâbit; 
"Altın istersen altın, gümüş istersen gümüş." dedi. 
Bahçe sâhibi; "Ben altın, gümüş istemem. 
Kıyâmet gününde senden dâvâcı olmamamı istiyorsan, bir teklifim var. 
Onu kabûl edersen hakkımı helâl ederim." dedi. Sâbit; "Teklifin nedir?" diye sordu. 
Bahçe sâhibi; "Benim bir kızım var; gözleri görmez, kulakları duymaz, dili söylemez, ayakları yürümez. 
Bunu sana nikâh etmek istiyorum. Kabûl edersen elmayı sana helâl ederim. 
Yoksa, yarın kıyâmet günü Allahü teâlânın huzûrunda seni mahcûb ederim." dedi. 
Sâbit kendi kendine; "Ey dîninde sâbit olan Sâbit! 
Kıyâmette tehlike ve sıkıntılara mâruz kalmaktansa buna dünyâda katlanmak daha iyidir." deyip kabûl etti. 
Bahçe sâhibi, teklifinin kabûl edildiğini görünce, böyle bir kimseye kızını vereceği için çok sevindi. 
Nikâhı yapıldı. Gece olunca Sâbit üzüntü ile nikâhlısının bulunduğu odaya girdi. 
Orada, gâyet süslü, güzel, sağlam, görür, işitir, konuşur, yürür bir hanımla karşılaştı. 
Hanım efendi kalkıp Sâbit i karşıladı. Saygı dolu ifâdelerle konuştu. 
Sâbit kendi kendine; "Yâ Rabbî! Bu ne iştir. Hayal mi yoksa rüyâ mı?" dedi. 
Hanımın kendi nikâhlısı olduğundan şüphelenip odadan geri çıkmak istedi. 
Hanımı; "Niye çıkıyorsun ey Allahü teâlânın sevgili kulu? Senin helâlin benim!" dedi. 
Sâbit ona; "Baban seni bana kötüledi. Kördür, sağırdır, dilsizdir, kötürümdür." diye târif etti. 
Sen ise ne güzel yürüyorsun ve ne iyi konuşuyorsun. Niçin böyle söyledi. 
Şaştım doğrusu. Muhakkak bunda bir hikmet vardır." dedi. 
Nikâhlısı kız; "Bu bir sırdır, izin ver açıklayayım. Babamın sözünde yalan yoktur. 
Dînini kayıran ve seven bir insandır. Seneler oluyor bu evden dışarı çıkmış değilim. 
Şimdiye kadar hiçbir yabancı, yüzümü görmedi. Ben de bir yabancı yüz görmedim. 
Bu sebeple gözlerim harama kördür. Kulağım bir yabancı sözü duymamış ve günâh işlememiştir. 
Bunun için günâha karşı sağırdır. Ayaklarım günah yerlerine gitmez, bunun için kötürümüm. 
Dilimden hiç kötü söz, günâha sebep olan bir kelime çıkmadı. 
Onun için dilsizim. Babamın sözlerindeki hikmet budur." dedi. 

Bu sözleri duyan Sâbit bin Zûtâ Allahü teâlâya şükretti ve; 
"Yâ Rabbî! Sen her şeye gücü yetensin." dedi. 
Haramlardan ve şüphelilerden sakınma ve iffet esasları üzerine kurulan bu evlilikten; ilim, irfân ve takvâ sâhibi olacak olan Nûmân isminde bir çocuk dünyâya geldi.

Evlilik - evlenmek - Muhtelif yazılar
Evlilikte sınırlar

Aşağıdaki yazıda, Arabistan bölgesinin, İslamiyet ten önceki sosyal yaşantısı hakkında bilgi verilmektedir.(Dikkati çeken husus, nikah konusundaki özgürlüklerdir.) 

Arabistan halkı dış dünyadan soyutlanmış, oraların bilgisinde olmayan bir kimse, bir topluluk değildir. 
Özellikle uğraştığı «ticaret» ve çoğu kez de kabile savaşları sırasındaki yurtlarından sürülmeler dolayısıyla çevredeki «rahat yaşam» a ilişkin bilgisi vardır. 
Sürekli savaşlarla bilene bilene yılmaz, yırtıcı ve korku salan birer «cengaver savaş adamı» durumuna gelen Arabistan halkı için buralardan toprak edinmek pek zor olmasa gerek... 

Sağlarında, sollarında, önlerinde ardların da tümenle yerleşmeye elverişli topraklar varken ve buralara yerleşme konusunda da kendilerine karşı konulması oldukça zorken tutup da, ayak dirercesine, bu zorluklara katlanmaları, kıtlıklara göğüs germeleri ve çöl yaşamını sürdürmekteki kararlılıklarının sebebi nedir? 

.... Şöyle ki o zamanda yönetilenler, kurallar vardır ve uygulamadadır. 
Ama bu kurallar insanların istekleri doğrultusunda yapılanmış bir düzenin kurallarıdır. 

Kısıtlayıcı ve yükümlü kılıcı değil de, elverici, yol açıcı, imkan bağışlayıcı, bağlardan koparıcı, kolaylık sağlayıcı nitelikli kurallar. 

.... Yaşam işte bu nitelikleri taşıyan kural ve ilişkilerle biçimlenmiş durumda. 
Her alanda toplumun sağlığı, geleceği, güvenliği bir yana itilmiş durumdadır. 
Ve tüm ilişki ve işleyiş doğrudan doğruya «gününü gün etme» eğilim ve çabasının ürünü olarak boy veren kuralların doğrultusunda oluşmuş ve gelişmiş, yerleşmiştir... 

..... Örneklendirmeye toplumun çekirdeğini oluşturan «aile» kurumundan, kurumun kurulmasını kurallandıran «nikah» tan başlayalım. 

Bu günküne benzer bir «nikah» çeşidi olarak, «nikah-ı hıtıb»...
Evlendirilecek kızların değiş tokuşu yoluyla gerçekleştirilen «nikah-ı muta» 
Eşin, koca eliyle, «soylu bir döl» alıncaya dek bir başkasına «ikram» ını yasallaştırıcı «nikah-ı istibda»... 
iki erkeğin karılarını değiş, tokuş yapmalarının yolu «nikah-ı bedel»...
Bir kadının seçtiği bir sevgiliyle yaşaması durumu «nikah-ı hidn»...
Dul kalan üvey anneyle evlenmek için «nikah-ı makt»...
En az on kişilik bir küme erkeğin belli bir kadınla ortaklıkları, doğan çocuğun babasının aynı kadın tarafından belirlenmesi de, yine nikah türlerinden bir «nikah» 
Ve bir de «nikah-ı beğaye»... 
Evine bayrak asan kadınlarla ilişkide bulunmayı kurumlaştırıcı,gelenlerden hiçbirini geri çevirmeyen bu kadınlarla olan ilişkiyi aklandırıcı «nikah» türü...

Bakınız, şu «nikah» türlerindeki bolluğa!.. 
Kadın - Erkek ilişkilerinin hangi türü dışta bırakılmış bulunuyor? 
Öyle bir düzenleme ki, bir kadın ile bir erkek veya bir çok kadın ile bir çok erkek, bir erkek ile bir çok kadın ve bir kadın ile bir çok erkek hangi koşullarda bir araya gelmiş, ilişki kurmuş olursa olsun, yapılanı ve edileni yasallaştırmak üzere, her durum ve davranım için birer nikah türü hazır... 
Açıktır ki, bu kurallar, birer kısıtlama olmaktan çok uzaktır ve tam tersine isteyene istediği imkanı sağlama, gereksinme duyacağı ortamı hazırlama ve her türlü ilişkiyi aklandırma öğeleri olarak işlev vermektedir.

Sağlıklı tutum, sağlıklı ilişki, sağlıklı yaşam, sağlıklı toplum, sağlıklı düzen kaygısı değil de istekleri karşılama amacıdır, gereksinmelerin kesinlikle karşılanması eğilimidir; bu yolda çırpınışlardır, düzenlemelerdir, işte yapıyı biçimlendiren. 

Böyle bir düzeni koruyabilmenin bir tek yolu vardır. 
Başka düzenlerle ilişkiyi asgari düzeyde tutmak. 
Kısıtlamalardan uzak bu yapı ancak kısıtlayıcı kurallar getirebilecek kimselerin gelmek istemeyeceği yerde yani çölde varlığını sürdürebilirdi.
İşte araplar kendilerine özgü bu yaşam kurallarını sürdürebilmek için çölde kalmışlardır. 

Çünkü çölün dışındaki yaşamın kuralları başta HÜKÜMDARLAR OLMAK ÜZERE BİLGİNLER VE DİN ADAMLARI tarafından bağlayıcı hükümlerle donatılmıştır. 

Şimdide böyle bir toplumda "Allah (c.c.)" inancının nasıl şekillendiğine bakalım. 
Böyle bir toplumun içinde dünyaya gelen peygamber efendimiz, böyle bir topluma "Lailahe illallah" tebliğini yapmaktadır. 
Arapların bu kavramı ilk defa peygamber efendimizden duydukları söylenemez. 
Çünkü bilhassa Mekke nin Ticaret kervanlarının yollarının kesiştiği bir noktada bulunması ve diğer ülkelere giden kervanlar vasıtasıyla muhatap oldukları Hıristiyan ve Yahudi lerden bu kavramı duymuş olmaları gerekir. 
Nitekim Adi gibi bir çok kimse cahiliye döneminde Hıristiyan olmuştur. 
Öyleyse neden peygamber efendimizin 13 yıl boyunca yaptığı bu tebliğe çok az kişi cevap vermiştir....? 

... Putperestlerin «yaratma» konusunda kimdir? sorusuna verdikleri tek yanıt : «Allah (c.c.)!...» 
(Ankebut suresi 61 - 63) 
«Gökten ve yerden rızkları veren» in 
«gözleri ve kulakları koruyan» ın, 
«ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran» ın, 
«işleri çeviren»in 
kim olduğu sorulduğunda, yine «Allah (c.c.) tır» demekteler.
(Yunus suresi 31) 
Dahası: Arz ve içindekilerin kimin olduğu, yedi kat gök ve arşın Rabbı nın kim olduğu her şeyin mukadderatının kimin elinde olduğu sorulduğunda da yanıtları aynı olmaktadır. 
(Müminun suresi 84 - 89) 
Bu inanç çerçevesinde putların yeri Allah (c.c.) a yaklaştırmak noktasındadır. 
Yani putlara tapınma Allah (c.c.) a yaklaştırdığı, Allah (c.c.) katında ŞEFAATÇİ olacakları kanısından kaynaklanan bir tapınmadır. 
(Zümer suresi 3)
Oysa böylece, Allah (c.c.) a ortak koşmanın tapınmakta oldukları putları doğrudan doğruya Allah (c.c.) a denk tutmanın ve hatta Allah (c.c.) ı bırakıp putlara tapınmanın ortamına girmişlerdir.
Fakat hiç bir kimse «yaratıcı Allah (c.c.) değildir de filanca putumuzdur» dememiştir. 

Yaratıcılığı tartışmasız Allah (c.c.) a bırakan bu toplum; her ne kadar Allah (c.c.) a bir şekil vermemiş onu cisimlendirip «put» haline dönüştürmemişse de «kızlar (melekler)», «oğullar (cinler)», şefaatçılar (putlar), aracılar, ortaklar yamamak yoluyla, O na kimi «eklentiler» yapmaktan da geri durmamış, her şeyi yaratıcı olan tek Tanrıyı çoklaştırmak O nu kendince bir konuma oturtmak, KENDİ YORUMUYLA algılamak, yaratıcı olan bu tanrıyı kendi istekleri doğrultusundaki yerine oturtmuştur. 

.... Putperestlerin Allah (c.c.) inancı çerçevesinde ve çevresinde putlar, melekler, cinler kahinler ve şairler vardır da «elçi» yoktur. 

«Allah (c.c.) ın elçisi» için ayrılmış bir yer bulunmamaktadır. 
Çünkü oluşturulmuş kurum ve geliştirilmiş kimliklerin tümünde «insan dan Allah (c.c.) a doğru» bir akış vardır, etkileme ve etkinlik hep insandan Allah (c.c.) a doğrudur. 
Putlar, insanlar için aracılık etmekte, kahinler gaybın bilgisini insanlar için araklayıp, aktarmakta, şairler iç alemden sesler yansıtıp yankılatmakta, melekler ve cinlerde birer kız, bir oğul, birer hısım olarak yine insanlara aracılık yapmakta, onlar için şefaatte bulunmaktadır. 
«Allah (c.c.) tan insana doğru» açık bir yol ise bu anlayışın içinde bulunmamaktadır. 
Aracı ve şefaatçi saydıkları putların ağzı yok, dili yok, bulunmamaktadır. 
Aracı ve şefaatçi saydıkları putların ağzı yok, dili yok,görünümü içinde insanlarla eğlenmekte, kahinler, buyruk getiren değil de yalnızca büyü yapandır. 
Şairler ise ses ve söz kumkuması içinde, sözüm ona kimi doyumlar sağlamaya yaramakta. 
.... Böyle bir inanç sistemi yanında, bir de Hanifler vardır. 
Hanif ler Putların Allah (c.c.) a yaklaştırıcı bir özelliği olmadığının ve Allah (c.c.) katında şefaatçi olamayacağının bilincindedirler. 
Bu sebeple putları tanımamaktadırlar. 
Yani kelime-i tevhidi kabul edipte herhangi bir dine mensup olmamış kimseler...
.... ve putperest toplum Haniflerin putları tanımamasını kınamamıştır bile...

... İşte bu noktada Allah (c.c.)  ın elçisi ortaya çıkıp da, «Allah (c.c.) birdir ve ben O nun elçisiyim» deyince birden yer yerinden oynadı. 
Çünkü, Allah (c.c.) ın Elçisinin eyleminin diğerlerine göre (puta tapanlara ve haniflere göre) ayrı ve artık yanları vardı.
Öncelikle «Allah (c.c.) birdir» demekle kalmıyor, kendisinin de O nun elçisi olduğunu belirtiyordu. Sonra «hanifler» gibi inanmamakla kalmıyor, «bana inanın» diyordu.
Kaynak : Ebu Cehil
Yazan : Zübeyir Yetik

Evlilik - evlenmek - Muhtelif yazılar
Hifa hatun , bir ibret hikayesi

Emirü’l-müminin Hasan bin Ali -radıyallahu anhüma-’nın, Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den naklettiği bir hadis-i şerifte:

“Sadece malı için bir kadınla evleneni, Allahü Teala fakir eder. Güzelliği için evlenen güzelliğinden fayda görmez. Dini için onunla evlenirse, o kadın erkeğe bereket olur.” buyrulmuştur.

Hifa, Medine-i Münevvere’de, güzelliği dillerde dolaşan, genç ve zengin bir kadın idi. Bir gün Peygamber Efendimiz’in -sallallahu aleyhi ve sellem- huzuruna gelip:
“-Ya Rasulullah, bana, beni Cennete götürecek bir iş öğret!..” dedi.

Herkesin durumuna ve ihtiyaçlarına göre nasihatlerde bulunan İki cihan güneşi Efendimiz:

“-Bir an önce evlenmeni tavsiye ederim. Böylece dininin diğer yarısını emniyete alırsın.”

buyurdular.

Hifa Hanım:

“-Ya Rasulullah, bana kim küfüv (denk) olabilir? Beni, Habeş hükümdarı Necaşi istemişti. Ubeydullah yüz deve ve daha bir çok şey mehir olarak vaad etmişti. Ben onu da kabul etmemiştim. Siz kimi münasip görürseniz, razıyım.” dedi.

O sırada gönlünden, Peygamber Efendimizin kendisini müminlerin annelerinden kılacağı ümidi geçiyordu.

Rasulullah kimseyi gücendirmemek için:

“-Yarın sabah, mescide ilk önce gelen kimse ile bu hanımın nikahını kıyacağım.” buyurdular.

Sabahleyin, Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- mescide ilk önce gelecek kimseyi bekliyordu.
Birden kapıda Süheyb -radıyallahu anh- göründü. Son derece güzel ve zengin bir kadın olan Hifa’nın aksine, Süheyb, kimsesiz, fakir, siyaha yakın renkli, çelimsiz, görünüşü hoş olmayan bir kimse idi.

Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sabah namazından sonra, Hifa Hatun’u çağırdı ve durumu bildirdi. Hifa, Allahü Teala’nın kazasına ve Allah Rasulü’nün tavsiyesine gönül hoşluğu ile razı oldu. Bunun üzerine Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hutbe okudu ve:

“-Ey Süheyb, kalk, hanımın için çarşıdan bir şey al!” buyurdu. Süheyb:

“-Ya Rasulallah, bir dirhem gümüşüm bile yok!” dedi.

Hifa Hatun, kocasına 10 bin dirhem gümüş hediye ettiğini söyledi. Peygamber Efendimiz, Süheyb’i pazara gönderdi. Düğün için gerekli şeyleri alıp dönen Süheyb’e:

“-Ey Süheyb, şimdi de hanımının elinden tut ve onu evine götür!” buyurdular. Süheyb çaresiz boynunu büktü ve:

“-Ya Rasulallah, benim evim mesciddir, nereye götüreyim?” dedi.

Yüzü güzel olduğu gibi, kalbi de güzel olan Hifa:

“-Filan yerdeki konağımı sana bağışladım. Kalk, beni oraya götür!” dedi.

Allah’ın Rasülu ikisine de dua etti ve ashab-ı kiramla birlikte bu yeni aileyi yolcu ettiler. Hifa Hatun ve Süheyb -radıyallahu anhuma- yemeklerini hamd ederek tamamladılar. Yatacakları esnada, Hifa hatun:

“-Ey Süheyb, ben sana nimetim, sen bana mihnetsin. Sen bu nimete şükür için, ben de bu mihnete sabır tevfikine şükür için, gel, bu geceyi ibadet ve taatla geçirelim. Sen şükür ediciler, bende sabır ediciler sevabına kavuşalım. Zira Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Cennette yüksek bir çardak vardır. Burada sadece şükredenler ve sabredenler bulunur.” Buyurmuşlardı.” dedi.

O gece, ikisi de taat ve ibadet ile meşgul oldular. Süheyb, ertesi gün mescide geldiğinde, Cebrail aleyhisselam, geceki hallerini Rasulullah’a çoktan bildirmişti.

Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“-Ey Süheyb, geceki halinizi sen mi anlatırsın, ben mi haber vereyim?” diye sordular.

Süheyb -radıyallahu anh-:

“-Ya Rasulallah, siz söyleyiniz.” dedi.

Rasulullah, olanları ve ibadetlerini anlattı. Sonra da ikisini cennet ve cemal-i ilahi ile müjdeledi. Süheyb sevincinden o an başını secdeye koydu ve:

“-Ya Rabbi, eğer beni mağfiret etmişsen, bir daha günah kirine bulaşmadan ruhumu kabz et!” dedi.

Allahü Teala, duasını kabul etti ve secdeden başını kaldırmadan onun canını aldı. Olanları seyredenler şaşırmış, bir kısmı da ağlamaya başlamıştı. Peygamber Efendimiz:

“-Size bundan daha tuhafını haber vereyim mi? şu an Hifa da ruhunu Hakk’a teslim etti.” buyurdular.

Bu iki aşk, teslimiyet ve takva abidesinin cenaze namazını Peygamber Efendimiz bizzat kıldırdı. Ve onları yan yana defnettirdi. Başları ucuna iki tahta koyup, birine “bu, Allah Teala’nın nimetine şükredenin kabridir”; diğerine de “bu Allah’ın mihnete sabredenin kabridir” yazıldı. 
Evlilik - evlenmek - Muhtelif yazılar
Sedef çiçeği

Mahkeme salonunda, seksenlerindeki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı. 
Adam inatçı bakışlarla suskun, ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözleri ve keskin çizgileriyle bıkkın bakışları süzüyordu etrafını…
Ve Hakimin tokmak sesiyle herkes sustu. Uğultular kesildi ve tok sesiyle, sözü yaşlı kadına verdi hakim… 
“Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun…?” 
Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı… 
“Bu herif yetti artık, 50 yıldır bezdirdi hayattan…” 
Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu mahkeme salonunda… Sessizlik, bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu, kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından… 
Davayı çok sayıda gazeteci izliyordu. Kadın neler diyecekti?.. Herkes onu dinliyordu… 
Yaşlı kadının gözleri doldu… Ve devam etti… “Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim… O bilmez… 50 yıl önceydi… O çiçeği bana verdiği çiçeklerin arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm…Yavrumuz olmadı, onları yavrum bildim… Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım… Her gece güneş açmadan önce bir tas suyla sulayacağım onu diye… İyi gelirmiş dedilerdi… 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayayım demedi… Ta ki geçen geceye kadar…O gece takatim kesilmiş… uyuyakalmışım… Ben böyle bir adamla 50 yıl geçirdim… Hayatımı, umudumu her şeyimi verdim… Ondan hiçbir şey göremedim… Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim… Onsuz daha iyiyim, yemin ederim.” Hakim, yaşlı adama dönerek: 
“Diyeceğin bir şey var mı baba?” dedi. Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle hakime yöneldi.
“Askerliğimi, reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım, o bahçenin görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim… Fadime mi de orada tanıdım… Sedefleri de… Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim… O çiçeklerle doludur bahçesi… Kokusuna taptığım perişan eder yüreğimi… İlk evlendiğimiz günlerin birinde boyun ağrısından onu hekime götürdüm… Hekim, “çok uzun süre uyanmadan yatarsa boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir” dedi… “Her gece uykusunu bölüp, uyansın, gezinsin” dedi… Hekimi pek dinlemedi bizim hatun… lafım geçmedi… O günlerde tesadüf bu çiçek kurudu… Ben ona, “Gece sularsan geçer” dedim… Adak dilettim… Her gece onu uyandırdım. Ve onu seyrettim… O sevdiğim kadının yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim… Her gece o çiçek ben oldum… Sanki… Ona bu yüzden tapabilirdim…” dedi adam o yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle… “Her gece o yattıktan sonra uyandım… Saksıdaki suyu boşalttım… Sedef gece sulanmayı sevmez hakim bey… Geçen gece de… Yaşlılık… Ben de uyanamadım… Uyandıramadım… çiçek susuz kalırdı amma, kadınımın boynu yine azabilirdi… Suçlandım… Sesimi çıkartamadım…”
O an mahkeme salonunda her şey sustu… 

Evlilik - evlenmek - Muhtelif yazılar
Yemeğin sırrı

Aşçılığı ile ün yapmış bir kadın, oğlunu ve yeni gelinini o akşam yemeğe çağırmıştı. Yine dostları olan yaşlı bir kadını da. 
Mutfağa girdi ve yemeği hazırlamaya başladı. Akşam oldu ve misafirleri geldiler. Bir de ne görsünler, yemekler olmamış, tatlılar un kokuyor, patatesler pişmemiş, köfteler ise yanmış. Fakat durumu fark ettirmemek için yaşlı kadın ve gelini ellerinden geleni yapmışlar.  
Yemek bitmiş ve kadının oğlu ve yeni gelini evlerine dönmüşler. Bunu fırsat bilen yaşlı kadın sormuş: 
Ben senin harika bir ahçı olduğunu adım gibi biliyorum, fakat bu akşam yemeklerin hiç olmamış. Hayırdır hasta mısın? 
Kadın cevap vermiş: 
Hayır, oldukça iyiyim. Yemekleri kasten öyle yaptım. Bu yemekten sonra oğlum asla ikide bir annesinin yemeklerini hatırlatıp karısının kalbini kıramayacak.
Evlilik - evlenmek - Muhtelif yazılar
KALBİ ILIK MI , KILIBIK MI ? 

Geçenlerde arkadaşlarla oturmuş sohbet ediyorduk.
Tabii malumunuz üzere, bayanların sohbet konuları belliyse erkeklerin de öyle.
Bu sohbet konularından biri de, hiç şüphesiz "kılıbıklık" üzerine...
Yalnız ismini değiştirmişler kılıbıklığın. Yeni öğrendim; kılıbıklara "kalbi ılık" diyorlarmış.  Hoşuma gitmedi desem yalan olur.
Neyse...
Sadede dönelim biz:
Yaşlı bir büyüğümüz hemen bir kıssa anlattı.
Behlül Dana, Halife Harun Reşid´den bir mazbata istemiş.Altında halifenin mühürünün olduğu, "kim ki hanımından korkuyorsa, hemen bu mazbata sahibine bir merkeb vere" şeklinde bir fermanmış bu.
Aldığı bu fermanla yola koyulmuş ve altı ay ortadan kaybolmuş Behlül Dana.
Lafı uzatmayalım, altı ay sonra dönmüş başkente Behlül. Halife pencereden dışarıyı seyrederken ne görsün... Arkasında büyük bir kalabalıkla-silüet olarak görünüyor ama- önde bir adam....
Bakmış ki Behlül Dana önde, arkasında onlarca merkep..."Hemen bana getirin,evine gitmeden önce" diye emretmiş.
Birazdan huzurundaymış Behlül.
"Seni çok özledim" demiş halife.
Behlül Dana Harun Reşid´e "bir köye uğradım, çok güzel bir kız gördüm. Onu seninle evlendirelim" deyince...
Harun Reşid parmağını dudaklarına götürmüş "aman sus, içerde hanım duymasın"
Behlül Dana gülmüş:
"Sen iki merkep vereceksin"
Evlilik - evlenmek - Risale-i Nur Külliyatı
"Bediüzzaman tesettür taraftarıdır. Kadınların yarı çıplak, açık dolaşmalarına, İslâmiyete karşı muharebede şeytan kumandasına verilen fırkalar olarak tasvir etmekte, kadınların bugünkü içtimaî hayatta açık bacak ve yarım çıplak giyinmelerini günah saymakta, Bediüzzaman halihazır bu açık, yarım çıplak giyinişleri evlenmelere mâni olup fuhşa teşvik edici mahiyetinde görmektedir. Ve yine Bediüzzaman´a göre, kadını güzelleştiren şey ve kadının hakikî ve daimî güzelliği içtimaî hayatta yer alan süslenmek, vücutlarını teşhir etmek olmayıp, terbiye-i İslâmiye dairesinde âdâb-ı Kur´âniye ziynetidir. Bediüzzaman dinî tedrisat taraftarıdır. Risale-i Nur adı verdiği dinî tedrisat sayesinde mahkûmların on beş haftada ıslah olacaklarını-ki, Denizli ve Afyon hapishaneleri, adliyenin, gardiyan ve müdürlerin şehadetiyle sabittir-söylemektedir. Bediüzzaman, câzibedar bir fitneye esir olan gençlerin din hakikatleriyle ve Nurun imanî dersleriyle kurtulacaklarına kanidir." 
İşte "Bu fikirleriyle suçludur, kanunen mahkûm edilmesi lâzımdır" diyorlar.

Emirdağ Lâhikası | Birinci Ağır Ceza Mahkemesine

Üçüncüsü: Kadınlığın fıtratında çocuk okşamak ve sevmek meyelânı var. Ve bir evlâdının dünyada ona hizmeti ve âhirette de şefaati ve validesi öldükten sonra ona hasenatıyla yardımı, o meyl-i fıtrîyi kuvvetlendirip evlendirmeye sevk etmiş. Halbuki şimdi terbiye-i İslâmiye yerine terbiye-i medeniye ile on taneden bir iki hakikî evlât, kendi validesinin şefkatine mukabil fedakârâne hizmet ve dindârâne dualarıyla ve hasenatlarıyla validesinin defter-i a´mâline haseneler yazdırmak ve âhirette salih ise validesinin şefaat etmek ihtimaline mukabil, ondan sekizi o hâleti göstermediğinden, bu fıtrî meyil ve nefsânî şevkle o biçare zaifeler böyle ağır bir hayata kat´î mecbur olmadan girmemek gerektir. İşte bu işaret ettiğimiz hakikate binaen, bekâr kalmak isteyen Nur şakirtlerinden olan kızlara derim ki: 
Tam muvafık ve dindar ve ahlâklı bir zevc bulmadan, kendilerini açık saçıklıkla satmasınlar. Eğer bulunmadı; Nurun bir kısım fedakâr şakirtleri gibi mücerret kalıp tâ ona lâyık ve ebedî bir arkadaş olacak ve terbiye-i İslâmiyeyi almış vicdanlı bir müşteri ona çıksın. Ve saadet-i ebediyesi, muvakkat bir keyf-i dünyevî için bozulmasın. Ve medeniyetin seyyiatı içinde boğulmasın. 
Said Nursî 

Emirdağ Lâhikası | Hapsin Latif Bir Hatırası