Ön yargı - Ön kabul - Önsezi - Ansiklopedik bilgi
Ön yargı - Ön kabul - Önsezi

Ön yargı, (isim) Bir kimse veya bir şeyle ilgili olarak belirli şart, olay ve görüntülere dayanarak önceden edinilmiş olumlu veya olumsuz yargı, peşin yargı, peşin hüküm, peşin fikir

Ön kabul
1. (isim) Başvurunun değerlendirilmesinden önce yapılan ilk kabul işlemi
2. Bir düşünceyi derinlemesine incelemeden, fazla üzerinde durmadan benimseme

Önsezi
1. (isim) Hiçbir belirti yokken bir şeyin olacağını sezme, içe doğma, hissikablelvuku, altıncı duyu, altıncı his
2. (felsefe) Temellendirilmeyen duygu, verilmemiş olanın, bilinmeyenin, özellikle gelecekle ilgili olanın önceden duyulması

Ön yargı - Ön kabul - Önsezi - Ayet mealleri
Bakara (Sığır) Suresi 170. ayet:
Ne zaman onlara: "Allah ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?

Yusuf (Yusuf) Suresi 26. ayet:
(Yusuf) Dedi ki: "Onun kendisi benden murad almak istedi." Kadının yakınlarından bir şahid şahitlik etti: "Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğruyu söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir.
Ön yargı - Ön kabul - Önsezi - Kitap Tanıtım
ÖNYARGI (Fen ve Sosyal Bilimlerde Önyargı)
Yazar : Prof. Dr. Abdülvahab M. el-Messiri
Türkçesi: İbrahim Kapaklıkaya
Özgün Adı: Epistemological Bias in the Physical and Social Sciences

18. yüzyıldan itibaren Batı´nın sömürgeciliği ile birlikte kültürünün ve epistemolojik paradigmalarının da bütün dünyaya yayıldığına şahit olduk. Bize hazır bir şekilde Batı’dan gelen bu kavramlar ve metaforlar, nötr olmadığı gibi masum da değil.
Bunlar özgür düşüncenin önünde büyük engel oluşturmakta ve düşünce seyyaliyetini sınırlamaktadır. Batı dışında kalan kültür ve düşüncelerin sürekli gerilemesine karşılık Batılı zihniyetin küreselleşmesi ve her şeyi güdümüne alması bunun açık göstergesi.
Varlıkla ilgili temel ön kabullerde Batılı epistemolojiden ayrıldığımız hususunu sık sık vurguluyoruz. Ama, Batılı paradigmanın hakimiyeti ile ilgili dile getirilen hususların şikayet üslubunu aşamadığı görülüyor. 
Esas ihtiyacımız olan, bizi yüzeysel bir karşı çıkışın ötesine götürecek emek verilmiş çalışmalar. Önyargı, böyle bir emeğin ürünü. 
Şikayet üslubundan kurtulmaya, tespit, analiz ve çözüm düzeyinde değerlendirmeler yapmaya talip olanlar için...
Ön yargı - Ön kabul - Önsezi - Muhtelif yazılar
Ön yargılı insanlar - 1
Büyük gazetelerimizin birinde yönetici semineri veren uzman Türklerin dünyada en kötümser milletlerden biri olduğunu iddia etmiş. Peşinden küçük bir test yapmış. 
Bitişik sözcüklerden oluşan aşağıdaki cümleyi birkaç saniyeliğine gösterip yöneticilerden okumalarını istemiş: 

"THEGODISNOWHERE" 

Katılımcıların hepsi bu cümleyi:

"THE GOD IS NO WHERE"

diye okumuş. 
Yani "Tanrı hiçbir yerde değildir" şeklinde.
Uzman acı acı gülümsemiş... 
"Tam beklediğim gibi" diye mırıldanmış.
Batı ülkelerindeki seminerlerde katılımcılar bu cümleyi şöyle okurlarmış:

"THE GOD IS NOW HERE"

Yani: "Tanrı şimdi burada"...

Ön yargı - Ön kabul - Önsezi - Muhtelif yazılar
Ön yargılı insanlar  - 2

Aşağıdaki test sorularını cevaplara bakmadan cevaplayınız.

Soru 1. 
Sekiz çocuğundan üçü sağır, ikisi kör, biri zeka özürlü ve kadının kendisi frengili... 
Kadın hamile, kürtaj olmasını önerir misiniz?

Aşağıdaki cevabı görmeden bir de şu soruyu okuyun.
Soru 2. 
Dünya liderini seçme zamanı ve sizin oyunuzun önemi çok büyük. İşte adayların özellikleri:
Aday A: Bir takım kötü politikacılarla işbirliği halinde, astrolojistlere danışıyor. İki metresi var. Bir sigara yakıp diğerini söndürüyor ve günde 8 ila 10 martini içiyor.

Aday B: İki kez işten kovulmuş, öğleye kadar uyuyor, üniversitedeyken uyuşturucu kullanmış ve her akşam neredeyse yarım şişe whisky deviriyor.

Aday C: Bir savaş kahramanı, vejetaryen, sigara içmiyor, çok nadiren bira içer ve evlilik dışı hiçbir ilişkisi olmamış.

Hangi adayı seçerdiniz? Önce karar verin sonra aşağıdaki cevaplara bakın. 

Aday A : Franklin Roosevelt
Aday B : Winston Churchill
Aday C : Adolf Hitler

Ve birinci sorunun cevabı: Eğer cevabınız evet ise, Beethoven in yaşamasına izin vermediniz!

Ön yargı - Ön kabul - Önsezi - Muhtelif yazılar
Ön yargılı insanlar - 3

İmam-ı Azam hazretlerine sordular:
- Cenneti istemeyen, 
Cehennemden ve Allahüteala dan korkmayan, 
ölü eti yiyen, 
rükusuz ve secdesiz namaz kılan, 
görmediği şeye şahitlik eden, 
hak olan bir şeye kızan 
ve fitneyi seven hakkında ne dersiniz? 

- O öyle bir kimsedir ki; 
Cenneti istemez, Allahüteala yı ister. 
Cehennemden korkmaz, Allahüteala zulüm eder diye korkmaz adaletine itimat eder. 
Ölmüş hayvan yer, yani balık yer. 
Rükusuz ve secdesiz namaz kılar yani cenaze namazı kılar. 
Allahüteala nın bir olduğuna görmeden şahitlik eder. 
Ölüm hak olduğu halde ona kızar, onu istemez. 
Mal ve çoluk çocuk fitne iken bunları sever. 
Bunun üzerine soruyu soran kalkıp hürmetle "şahidim ki sen ilim deryasısın" dedi. 

Ön yargı - Ön kabul - Önsezi - Muhtelif yazılar
Ön yargılı insanlar - 4

Geçimlerini yetiştirdikleri katırlarla taşımacılık yaparak sağlayan köylülerden biri vefat etmiş. 
Miras olarak da üç oğluna on yedi adet katır bırakmış. 
Köylünün vasiyetnamesinden katırların 
yarısını büyük oğluna, 
üçte birini ortanca oğluna ve 
dokuzda birini de küçük oğluna 
bıraktığı anlaşılmış.
Mirası paylaştırmak için gelen muhtar katırları yan yana dizmiş. 
Ancak on yedinin yarısını, üçte birini ve dokuzda birini katırları kesmeden dağıtamayacağını anlamış. 
Ölü katırların hiçbirinin işine yaramayacağından dolayı oğullar da bu duruma itiraz etmiş. 
Köylüler bu işin imkansız olduğunu ve muhtarın bu işi çözemeyeceğini düşünürken, muhtar gidip kendi katırlarından birini de on yedi katıra ilave ederek dağıtılacak katır sayısını on sekiz yaparak mirası şu şekilde bölmüş:
Katırların 
yarısını veya dokuz tanesini en büyük oğula, 
üçte birini veya altı tanesini ortanca oğula, 
dokuzda birini veya iki tanesini de en küçük oğula vermiş. 
Dokuz, 
altı ve 
ikiyi 
topladığında on yedi olduğunu gören muhtar, herkesin şaşkın bakışları arasında, kendi katırını alarak evine gitmiş.
Ön yargı - Ön kabul - Önsezi - Muhtelif yazılar
Tokadı Basmadan Önce 

Genç  adam, evinin alt katında marangozluk yapıyordu. Kapı ve pencere konusunda uzmandı. Fakat plastik pencereler yaygınlaşınca, ahşap olanlara rağbet azaldı. Bu yüzden işler iyi gitmiyordu. Üstelik de çocukları büyümüş, biri hariç okula başlamıştı. Masrafları artınca, yanındaki kalfasına yol verdi. İşe biraz daha erken koyulur, yardımcıya ayırdığı parayı, çocukların harçlığına katardı.
Adam, bir gün çalışırken, elektrik kesildi. Ve uzun süre beklediği halde gelmedi. Aksi gibi, o akşamüzeri teslim etmesi gereken birkaç pencere vardı. Boş kalmayı sevmezdi. Planyayı yağladı, talaşları süpürdü. Biraz dinlenmek için eve çıkarken, sigortaya göz attı. Eğer yanılmıyorsa, bu iş normal değildi. Biri gelip sigortayı kapatmış olmalıydı.
Şalteri kaldırınca, atölye aydınlandı. Tahminleri doğru çıkmıştı ama bu işe bir anlam veremiyordu. Şaka dese, böyle bir şaka yapılmazdı. Kendisini kıskanacak bir düşmanı da yoktu.
İşe koyulduğunda, yine aynı şey oldu. Ama bu sefer suçluyu görmüştü. Oğlu, evden atölyeye bağlanan merdiveni sessizce inmiş ve sigortayı kapattığı sırada, babasını karşısında bulmuştu.
Adam, on yaşına gelmiş bir çocuğun böyle bir haylazlığını affedemezdi. Bütün günü, onun yüzünden mahvolmuştu. Bir kere yapmış olsa, ses çıkartmazdı. Ama tekrarlaması, hangi yönden bakılırsa bakılsın, büyük hataydı. Saçlarından yakalayıp sıkı bir tokat attı. Her şey onun iyiliği içindi. Belki vurduğu tokat, serseri olmasını engellerdi.
Adam, oğlunun gözyaşlarını görmezden geldi ve eve çıktıktan sonra, eşine dert yanarak:
- Bu çocuğun, okulda kimlerle düşüp kalktığını bilmemiz lazım!.. dedi. Eğer serbest bırakırsak, başımıza büyük dertler açacak!..
Adam, bir süre düşündü. Sonunda da en kolay yolu buldu. Oğlunun hiç aksatmadan tuttuğu günlüğünde, arkadaşlarına ait ipucu olmalıydı. Eşi istemese de, ona kulak asmadı ve çocuğunun günlüğünü okumaya başladı.
Oğlu, en son sayfada:
- Bu gece kötü bir rüya gördüm!.." yazmıştı. "Atölyede çalışırken, babamı elektrik çarpıyordu. Allah´ım onu koru!.. Ben elimden geleni yapacağım.
Ön yargı - Ön kabul - Önsezi - Muhtelif yazılar
Kurabiye hırsızı

Bir gece, kadının biri havaalanında bekliyordu. Uçağının kalkmasına daha epeyce zaman vardı. 
Havaalanındaki dükkandan bir kitap ve bir paket kurabiye alıp kendisine oturacak bir yer buldu. 
Kendisini kitabına kaptırmış olmasına rağmen, yanında oturan adamın olabildiğince cüretkar bir şekilde ararlarında duran paketten birer kurabiye aldığını fark etti; ne kadar görmezden gelse de. 
Bir taraftan kitabını okuyup kurabiyesini yerken, bir taraftan da gözü saatteydi. 
Kurabiye hırsızı kurabiyeleri yavaş tüketirken, kadının kulağı da saat tiktaklarındaydı; ama tiktaklar sinirlenmesini yine de engellemiyordu. 
Kendi kendine düşünüyordu; Kibar bir insan olmasaydım, şu adamın gözünü morartırdım! 
Her kurabiyeye uzandığında, adam da elini uzatıyordu. 
Sonunda pakette tek bir kurabiye kalınca, Bakalım şimdi ne yapacak? dedi kendi kendine.

Adam yüzünden asabi bir gülümsemeyle son kurabiyeye uzandı ve kurabiyeyi ikiye böldü. 
Kadın kurabiyeyi adamın elinden kapar gibi aldı ve, aman tanrım, ne cüretkar ve ne kaba adam; üstelik bir teşekkür bile etmiyor! diye düşündü. 
Hayatında bu kadar sinirlendiğini anımsamıyordu. Uçağın kalkacağı anons edilince, derin bir nefes aldı ve rahatladı. 
Eşyalarını topladı ve çıkış kapısına yürüdü. Kurabiye hırsızına dönüp bakmadı bile. 
Uçağa bindi ve rahat koltuğuna oturdu. Daha sonra kitabını almak üzere çantasına uzandı.

Birden gözleri şaşkınlıkla açıldı. Gözlerinin önünde bir paket kurabiye duruyordu! Çaresizlik içinde inledi;Bunlar benim kurabiyelimse eğer; ötekiler de onundu ve benimle her bir kurabiyesini paylaştı! Üzüntüyle, özür dilemek için çok geç kaldığını anladı. Kaba ve cüretkar olan kurabiye hırsızı kendisiydi.

Valerie COX 
Ön yargı - Ön kabul - Önsezi - Muhtelif yazılar
BEŞ MAYMUN

Bir gün bilim adamlarının kafalarına esmiş, çok enteresan bir deney yapmışlar.
Önce bir kafesin tavanına bir hevenk muz asmışlar. Sonra bu kafese hiçbir şeyden habersiz beş zavallı maymuncuğu doldurmuşlar.
Muzu gören maymunların gözleri parlamış tabii. Hemen birisi atılmış, kafesin tellerine tırmanarak muza doğru seğirtiyormuş ki dışarıdan tazyikli su tutarak maymunu aşağı indirmişler. 
Gariban, başına ne geldiğini pek anlamamakla beraber paldır küldür yere inmiş. Derken öbürü atılmış muza, tabii onu da ıslatmışlar hemen. 
Öbürü, öbürü ve hepsi aynı şekilde ıslatılmışlar böylece. Ve sonuçta, tavanda sallanan enfes muzlar ve onları almaya cesaret edemeden altında bekleyen beş ıslak maymundan müteşekkil bir manzara çıkmış meydana.
Ardından ıslak maymunlardan biri kafesten çıkartılıp, yerine bir kuru maymun koyulmuş. 
Yeni gelen, tavanda sallanan güzelim muzları görür görmez atılmış haliyle. Öbürküler tecrübeliler tabii. 
Hemen yakalayıp alaşağı etmişler kuru maymunu. Sonra da belki dersini almamıştır diye bir güzel de dövmüşler. 
Böylece, dördü ıslak biri kuru ama hiç biri de muzları almaya yanaşamayan maymunlar elde edilmiş.
Bir sonraki aşamada bir ıslak maymunla hiçbir şeyden habersiz bir kuru maymun daha değiştirmişler. 
Aynı şeye teşebbüs edince, üç ıslak bir kuru maymundan ve bilhassa da kuru olanından esaslı bir sopa da o yemiş.
Bu işlemi tekrar etmişler. Sırayla önce iki kuru iki ıslak sonra üç kuru bir ıslak maymun kafese yeni giren kuru maymunu ilk teşebbüsünde hemen cezalandırmışlar.
Nihayet son denemede, kafesteki son ıslak maymunu da çıkartarak yerine bir kuru maymun koymuşlar. Netice ibretlik olmuş. 
Niçin olduğunu bilmedikleri halde dört kuru maymun niye olduğunu anlayamayan bir kuru maymunu muzu alma teşebbüsüyle hemen yakalayıp bir güzel pataklamışlar.
İşte ideolojilerin tabulara dönüşümünün hoş bir anlatımı.
Ön yargı - Ön kabul - Önsezi - Muhtelif yazılar
Hastaya bakmak

Dr. Paul Ruskin, öğrencilerine yaşlanmanın psikolojik belirtilerini öğretirken bir olay okuyor :
- Hasta ne konuşuyor, ne de söylenenleri anlıyor.
- Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor.
- Zaman, yer ya da kişi kavramı yok.
- Yalnız, nasıl oluyorsa, kendi adı söylendiğinde tepki veriyor.
- Son altı aydır onun yanındayım, ne görünüşü için bir çaba sarf ediyor ne de bakım yapılırken yardımcı oluyor.
- Onu hep başkaları besliyor, yıkıyor ve giydiriyor.
- Dişleri yok, yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor.
- Gömleği salyalarından dolayı sürekli leke içinde.
- Yürümüyor.
- Uykusu sürekli düzensiz.
- Gece yarısı uyanıp çığlıklarıyla herkesi uyandırıyor.
- Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada bir sebep yokken sinirleniyor. Biri gelip onu yatıştırana kadar da feryat figan bağırıyor.
Bu olayı okuduktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle bir hastanın bakımını üstlenmek isteyip istemediklerini sorar. Öğrenciler bunu yapmayacaklarını söylerler. Ruskin, kendisinin bunu büyük bir zevkle yaptığını ve onların da yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler şaşırırlar.
Daha sonra Ruskin hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar.
Fotoğraftaki hasta doktorun altı aylık kızıdır.
Ön yargı - Ön kabul - Önsezi - Muhtelif yazılar
Gelincik ve Bebek

Uzaklarda bir köyde, kocası ve çocuğu  doğmadan ölmüş, tek başına yaşayan hamile bir kadın kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde  beslemeye başlar.   
Gelincik kadının yanından bir an bile  ayrılmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasa da, oldukça uysallaşır.  
Bir kaç ay sonra kadının çocuğu doğar. Tek başına tüm zorluklara göğüs  germek ve yavrusuna bakmak zorundadır. 
Günler geçer ve kadın bir gün bir  kaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak  zorunda kalır. 
Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz  zaman geçer ve anne eve gelir. 
Gelinciği ve kanlı ağzını görür. Anne  çıldırmışçasına gelinciğe saldırır ve oracıkta öldürür hayvanı. 
Tam o  sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur. 
Anne odaya yönelir... Ve  odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran  parçalanmış bir yılanı görür. 
Ön yargı - Ön kabul - Önsezi - Risale-i Nur Külliyatı
Aziz kardeşlerim, 
Risale-i Nur´un zuhurundan kırk sene evvel, geniş bir hiss-i kablelvuku, acip bir tarzda, hem bende, hem bizim köyde, hem nahiyemizde tezahür ettiğini şimdi bir ihtar-ı manevi ile kat i kanaatim gelmiş. Şefik ve kardeşim Abdülmecid gibi eski talebelerime bu sırrı faş etmek isterdim. Şimdi Cenab-ı Hak sizlerde çok Abdülmecid leri ve çok Abdurrahman ları verdiği için, size beyan ediyorum: 
Ben, on yaşında iken, büyük bir iftihar, hatta bazan temeddüh suretinde bir haletim vardı. İstemediğim halde pek büyük bir iş ve büyük bir kahramanlık tavrını takınıyordum. Kendi kendime derdim: Senin beş para kıymetin yok. Bu temeddühkarane, hususan cesarette çok fazla gösterişin niçindir? Bilmiyordum, hayret içindeydim. Bir iki aydır o hayrete cevap verildi ki: Risale-i Nur, kablelvuku kendini ihsas ediyordu. Sen, adi odun parçası gibi bir çekirdek iken, o firdevs salkımlarını bilfiil kendi malın gibi hiss-i kablelvuku ile hissedip hodfuruşluk ederdin.
Bizim Nurs köyümüz ise, hem eski talebelerim, hem hemşehrilerim biliyorlar ki, bizim köyümüz, fevkalade gösteriş ve cesarette ileri göstermek için temeddühü çok severdiler; güya büyük bir memleketi fetheder gibi kahramanane bir tavır almak istiyordular. Ben, hem kendime, hem onlara çok hayret ederdim. Şimdi hakiki bir ihtar ile bildim ki: O masum Nurslu insanlar, Nurs karyesi; Risale-i Nur´un nuruyla büyük bir iftihar kazanacak; o vilayetin, nahiyenin ismini işitmeyen, Nurs köyünü ehemmiyetle tanıyacak diye bir hiss-i kablelvuku ile o nimet-i İlahiyeye karşı teşekkürlerini temeddüh suretinde göstermişler. 

Emirdağ Lâhikası | Denizli Tüccarı Aslı Burdur´lu Hafız Mustafa´ya Hitaptır 

Hem o zat haklı, hem Eski Said bir derece haklıdır. Çünkü Risale-i Nur îmanı kurtarması cihetiyle, o dar dairesi madem hayat-ı bakiye ve ebediyeyi îmanla kurtarıyor. Bir milyon talebesi bir milyar hükmündedir. Yani bir milyon değil, belki bin insanın hayat-ı ebediyesini temine çalışmak, bir milyar insanın hayat-ı faniye-i dünyeviye ve medeniyetine çalışmaktan daha kıymettar ve manen daha geniş olması, Eski Said´in o rüya-yı sadıka gibi olan hissi-i kablelvuku ile o dar daireyi bütün Osmanlı memleketini ihata edeceğini görmüş. Belki, inşaallah, o görüş, yüz sene sonra Nurların ektiği tohumların sünbüllenmesi ile aynen o geniş daire Nur dairesi olacak, onun yanlış tabirini sahih gösterecek. 

Beyanat ve Tenvirler | Beyanat ve Tenvirler
Ön yargı - Ön kabul - Önsezi -
Dondurma ne kadar

10 yaşında bir çocuk pastaneye girdi.
Garson kız hemen koştu..
Çocuk sordu: "Çikolatalı pasta kaç para?.."
"50 cent!.."
Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu: "Peki dondurma ne kadar.."
"35 cent" dedi garson kız sabırsızlıkla..
Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. 
Bu çocukla daha ne kadar vakit geçirebilirdi ki..
Çocuk parasını bir daha saydı ve "Bir dondurma alabilir miyim lütfen" dedi.
Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya koştu. 
Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi.
Garson kız masayı temizlemek üzere geldiğinde,gözleri doldu birden. 
Masayı sanki akan yaşlar temizleyecekti.
Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı 15 centlik bahşiş duruyordu.