Zaaf - Ansiklopedik bilgi
Zaaf

1. (isim) Düşkünlük
2. İrade zayıflığı
3. Eksiklik, yetersizlik
Zaaf - Bağlantılar
Mü´mindeki Zaaf 

Kadında ne gibi zaaflar bulunuyor? Kadının zayıf yönleri hakkında bilgi verebilir misiniz?
Zaaf - Kitap Tanıtım
Zaaf

Şule Öncü 
SEL YAYINLARI 

Erkeklik salt bir “cins” olma hali değil, bir ömrü yaşama biçimidir aynı zamanda. Erk, iktidardan, güçten gelir ama aslında “zaaf”tan, zayıflıktan beslenir. Erkin zaafı kurucu değil yıkıcı, uyarıcı değil uyuşturucudur. O, köklerinden yayılan istemsiz bir uykudan beslenir; o uykuyla büyür, gelişir. Erkle budaklanan “erkeklik” halleri, uyanmak istemez, karabasan gibi üstüne çöken o adamlığı içselleştirir, büyütür; zaafını köklerine saklayarak, kudretini görkemli yapraklarında dünyanın en şahane ağacının kendisi olduğunu sanarak sergiler. Zaaflarından beslenen sanrılarla, sanrılarından doğan göstermelik gücüyle dolaşır dünyayı erk. Yalnızca erkeklerle değil, kadınların içine gizlenerek de dolaşır.

Şule Öncü’nün okuyucuyu erkeklik üzerine hikâyelerle cinsiyet duvarlarına çarptığı Zaaf, yalnızca erkekleri değil, kadının erkekleşmesini, cinsiyetle çevrilmiş hayatların içinde büyüyen zayıflıkları da sorguluyor.

Erke dair ne varsa, hepsinin arka bahçelerinde dolaşacaksınız.
Zaaf - Özlü sözler
  • Bilim insanının arzuları ve zaafları olmamalı, bir nevi taş gibi bir kalbi olmalı. - Charles Darwin  
  • Eğer insan aklı zaafsız olsaydı, felsefeye hiç gerek kalmazdı. - Yalçın Küçük
  • İnsan, en çok bahsettiği konuda zayıftır; ya da zaafı vardır.
  • İnsanlar başkalarının hayırseverliğini anormallik kendi anormalliklerini hayırseverlik; başkalarının iyiliklerini zaaf kendi zaaflarını iyilik olarak değerlendirirler. - Napolyon Bonapart
  • İyi olan nedir? Kudret hissini, kudret iradesini, insanın içindeki kudreti yükselten her şey! Kötü olan nedir? Zaaftan çıkan her şey! – Friedrich Nietzsche
  • Kadınların en güçlü olduğu zaman, kendilerini zaaflarıyla silahlandırdıkları zamandır. - Marie Anne Du Deffand
  • Politize olmuş sermaye sınıfını düşünememiş olmak, Marx ve Lenin düşüncesinin büyük zaafiyetidir. Burjuvazinin çocukluk çizgilerini, olgunluk dönemlerine ve hatta monopoli düzlemine uzatıyorlar. Zaaftır ve hatta hastalık ve şimdi, dünyanın her yanında "marksistler", marksizmin bu çocukluk hastalığının ilacını bulmaya çalışıyorlar. Biz de buradayız.
  • Zamanın akışı içinde insanlık, bilimin ellerinden gelen darbelerle iki kez, naif özsevgisinin incinmesinin acısını yaşamak zorunda kalmıştır: Birincisi, dünyanın merkezi olmadığını, akıl almaz büyüklükte bir dünyalar sistemi içinde sadece bir nokta olduğunu anladığında... İkincisi, biyolojik araştırmalar özel yaratılmışlık ayrıcalığını elinden alıp soykütüğünü hayvanlar alemine düşürdüğünde... Tahmin etmek zor değil, insanlığı zaaflarından faydalanarak aldatan, sanal gerçekleriyle pohpohlatan olguyu... Sigmund Freud
Zaaf - Risale-i Nur Külliyatı
Hem insan, nihayetsiz acziyle nihayetsiz beliyyâta mâruz ve hadsiz a´dânın hücumuna mübtelâ ve nihayetsiz fakrıyla beraber nihayetsiz hâcâta giriftar ve nihayetsiz metâlibe muhtaç olduğundan, vazife-i asliye-i fıtriyesi, imândan sonra duâdır. Duâ ise, esâs-ı ubûdiyettir. 
Nasıl, bir çocuk, eli yetişmediği bir merâmını, bir arzusunu elde etmek için ya ağlar, ya ister; yani, ya fiilî, ya kavlî lisân-ı acziyle, bir duâ eder, maksuduna muvaffak olur. Öyle de, insan, bütün zîhayat âlemi içinde nâzik, nâzenin, nazdar bir çocuk hükmündedir. Rahmânirrahîmin dergâhında, ya zaaf ve acziyle ağlamak veya fakr ve ihtiyacıyla duâ etmek gerektir; tâ ki, makâsıdı ona musahhar olsun veya teshîrin şükrünü edâ etsin. Yoksa, bir sinekten vâveylâ eden ahmak ve haylaz bir çocuk gibi, "Ben kuvvetimle bu kâbil-i teshîr olmayan ve bin derece ondan kuvvetli olan acîb şeyleri teshîr ediyorum. Ve fikir ve tedbîrimle kendime itaat ettiriyorum" deyip küfrân-ı nimete sapmak, insaniyetin fıtrat-ı asliyesine zıd olduğu gibi, şiddetli bir azaba kendini müstehak eder.
Sözler | Yirmi Üçüncü Söz 

Hattâ, silsile-i felsefenin en mükemmel fertleri ve o silsilenin dâhîleri olan Eflâtun ve Aristo, İbn-i Sînâ ve Farâbî gibi adamlar, "İnsaniyetin gâyetü´l-gâyâtı, ´teşebbüh-ü bilvâcib´dir, yani Vâcibü´l-Vücuda benzemektir" deyip, Firavunâne bir hüküm vermişler ve enâniyeti kamçılayıp, şirk derelerinde serbest koşturarak, esbâbperest, sanemperest, tabiatperest, nücumperest gibi çok enva-ı şirk tâifelerine meydan açmışlar. İnsaniyetin esâsında münderiç olan acz ve zaaf, fakr ve ihtiyaç, naks ve kusur kapılarını kapayıp, ubûdiyetin yolunu seddetmişler. Tabiata saplanıp, şirkten tamamen çıkamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlar.
Nübüvvet ise, "Gâye-i insaniyet ve vazife-i beşeriyet, ahlâk-ı İlâhiye ile ve secâyâ-i hasene ile tahallûk etmekle beraber aczini bilip kudret-i İlâhiyeye ilticâ, zaafını görüp kuvvet-i İlâhiyeye istinat, fakrını görüp rahmet-i İlâhiyeye itimad, ihtiyacını görüp gınâ-i İlâhiyeden istimdâd, kusurunu görüp afv-ı İlâhîye istiğfar, naksını görüp kemâl-i İlâhîye tesbihhan olmaktır" diye, ubûdiyetkârâne hükmetmişler.
Sözler | Otuzuncu Söz