Alınganlık - Alıngan - Ansiklopedik bilgi
Alınganlık - Alıngan

Alınganlık 

1. (isim) Alıngan olma durumu

Alıngan

1. (sıfat) Çabuk gücenen, kırılan

Alınganlık - Alıngan - Hadisler
Abdullah İbni Ömer (Allah Onlardan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Hz. Ömerin kızı Hafsa dul kalınca dedi k; Osman ibni Affan’a rastladım kızımdan bahsettim istersen sana nikahlayayım dedim. O da hele bir durumuma bakayım dedi. 
Birkaç gün bekledim sonra karşılaştığımızda "bana öyle geliyor ki, şimdilik evlenme durumunda değilim" dedi. 
Sonra Ebu Bekir’e rastladım ona da istersen kızım Hafsa’yı sana nikahlayayım dedim. Sustu hiç cevap vermedi. 
Bu sebeple ona Osman’a gücendiğimden daha fazla kızdım.
Aradan birkaç gün geçtikten sonra Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Hafsa’ya talib oldu ben de ona nikahladım. O sırada Ebu Bekir’le karşılaştım bana:
“Hafsa’yla evlenmemi istediğin benim de sana cevap vermediğim zaman her halde bana darılmışsındır dedi. Ben de: 
Evet diye cevap verdim. Bunun üzerine Ebu Bekir şunları söyledi: 
Bana bu konuyu açtığınızda kızınızla evlenmeme mabi olacak bir şey yoktu, lakin Hz. Peygamberin Hafsa’yla evlenmekten söz ettiğini görmiştüm.
Rasûlullah’ın sırrını ifşa(açığa çıkaramazdım) edemezdim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Hafsa’yla evlenmekten vazgeçseydi ben onunla evlenmeyi kabul ederdim. 
[Buhari Nikah 33]
Alınganlık - Alıngan - Kitap Tanıtım
Çokbilmiş´le Alıngan

Nur İçözü 
ALTIN KİTAPLAR 
Alınganlık - Alıngan - Özlü sözler
  • Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana. Güceniklik bize; gönül almak sana. Suçlamak bize; katlanmak sana. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar uyumsuzluklar anlaşmazlıklar bize; adalet sana. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana. Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak gayretlendirmek şekillendirmek sana. - Şeyh Edebali
  • Kader önünde sonunda öyle veya böyle günahlarımızın bedelini önümüze koyar. Görünen ya da görünmeyen zaman içinde herkes günahlarının bedelini öder. Bunu bilen adam kimseye kızmaz, gücenmez, kimseyi aşağılamaz, kimsenin arkasından konuşmaz, kimseyi itham etmez, kimseden nefret etmez, kimseye kin tutmaz. Bunu bilen adam karşılaştığı aksiliklere şaşmaz. Önüne çıkan maddi-manevi engellerin kendi günahlarından başka bir şey olmadığını bilir. - Epiktetos
  • Kadın kapris yapıp alınganlaşıyorsa sorun yok. Bir çözüm aradığını gösterir bunlar. Bil ki asıl sorun, sustukları zaman başlar. - Cengiz Aytmatov
  • Sevgi her zaman ıstırap çeker, hiçbir zaman ne gücenir ne de intikam almaya çalışır. - Mahatma Gandhi
Alınganlık - Alıngan - Risale-i Nur Külliyatı
Bir zaman Kur´ân-ı Hakîmin bu tekrar ile şiddetli irşâdâtı bana bu fikri verdi ki, bu kadar mütemâdi ihtarlar ve ikazlar, mü´min insanları sebatsız ve hakikatsiz gösteriyorlar. İnsanın şerefine yakışmayacak bir vaziyet veriyorlar. Çünkü, bir memur, âmirinden aldığı birtek emri itaatine kâfi iken, aynı emri on defa söylese, o memur cidden gücenecek. "Beni itham ediyorsun; ben hain değilim" der. Halbuki, en hâlis mü´minlere Kur´ân-ı Hakîm musırrâne, mükerrer emrediyor.
Bu fikir benim zihnimi kurcaladığı bir zamanda, iki üç sadık arkadaşlarım vardı. Onları şeytan-ı insînin desiselerine kapılmamak için pek çok defa ihtar ve ikaz ediyordum. "Bizi itham ediyorsun" diye gücenmiyorlardı. Fakat ben kalben diyordum ki: "Bu mütemâdiyen ihtarlarımla bunları gücendiriyorum, sadakatsizlikle ve sebatsızlıkla itham ediyorum."
Sonra, birden, sabık işaretlerde izah ve ispat edilen hakikat inkişaf etti. O vakit, o hakikatle hem Kur´ân-ı Hakîmin tam mutabık-ı mukteza-yı hal ve yerinde ve israfsız ve hikmetli ve ithamsız bir surette ısrar ve tekrârâtı yaptığı ve ayn-ı hikmet ve mahz-ı belâgat olduğunu bildim. Ve o sadık arkadaşlarımın gücenmediklerinin sırrını anladım. O hakikatin hülâsası şudur ki:
Lemalar | On Üçüncü Lem´a

Sakın, sakın, has rükünlerin gösterdikleri faaliyeti bu musibete bir sebep görüp onlardan gücenmek ise, Risale-i Nur´dan çekilmek ve hakaik-i imaniyeyi öğrenmeden pişman olmaktır. Bu ise, maddî musibetten daha büyük bir mânevî musibettir. Ben kasemle temin ederim ki, sizin herbirinizden yirmi otuz derece ziyade bu musibette hissedar olduğum halde, niyet-i hâlise ile faaliyet göstermelerinden, ihtiyatsızlığı yüzünden gelen bu musibet on defa daha fazla olsa da yine onlardan gücenmem. Hem geçmiş şeylere itiraz etmek mânâsızdır. Çünkü tamiri kabil değil.
Şualar | On Üçüncü Şuâ