Afiyet - Ansiklopedik bilgi
Afiyet

1. (isim) Hasta olmama durumu, sağlık, esenlik
Afiyet - Ayet mealleri
Nisa (Kadınlar) Suresi 4. ayet:
Kadınlara mehirlerini gönülden isteyerek (ve bir hak olarak) verin, fakat onlar, gönül hoşluğuyla size ondan bir şeyi bağışlarlarsa, onu da afiyetle, iç huzuruyla yiyin.

Tur (Tur Dağı) Suresi 19. ayet:
"Yaptıklarınızdan dolayı afiyetle yiyin ve için."

Hakka (Gerçekleşen) Suresi 24. ayet:
Geride kalan günlerde, "peşin olarak sunduklarınıza karşılık olmak üzere," afiyetle yiyin ve için.

Mürselat (Gönderilenler) Suresi 43. ayet:
Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere, afiyetle yiyin ve için.
Afiyet - Bağlantılar
Sıhhat, Âfiyet ve Dua

Sıhhat ve afiyet

Sakarya Afiyet Sağlık Derneği
Afiyet - Hadisler
Ebû İbrahim Abdullah ibn Ebû Evfâ (Allah Onlardan razı olsun)’den rivayete göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) düşmanla karşılaştığı savaş günlerinden birinde güneş tepe noktasından batıya meyledinceye kadar bekledi sonra kalktı ve: 
"Ey insanlar düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyin. Allah’tan afiyet dileyiniz, fakat düşmanla karşılaşınca da sabrediniz ve biliniz ki; cennet kılıçların gölgesi altındadır." buyurdu ve şöyle devam etti: 
"Ey kitabı indiren, bulutları gökyüzünde gezdiren, İslâm’a karşı olan düşman ordularını darmadağın eden Allah’ım şu düşmanları perişan eyle ve onlara karşı bize yardım et." 
[Buhârî, Cihad 112; Müslim, Cihad 20].


Ubeydullah ibni Mihsan el-Ensari el Hatmî (Allah Ondan razı olsun)den rivayet olunduğuna göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu.
Sizden biriniz canı ve malı emniyet içinde vücudu sıhhat ve afiyette, günlük azığı da yanında olduğu halde sabahlarsa, sanki bütün dünya kendisine verilmiş gibi demektir. 
[Tirmizi Zuhd 34]
Afiyet - Kitap Tanıtım
Ömür Boyu Esenlik

Pascal Buruckner 
AYRINTI YAYINLARI 

Batı toplumları hep birlikte yeni bir uyuşturucunun istilasına uğruyor: mutluluk kültü. En yüce buyruktur, mutlu olun! Bizim iyiliğimiz için olduğundan bir nebze olsun kuşku duymayız bu çağrının ve hemen kulak veririz. 

Peki, insan mutlu olup olmadığını nasıl bilir? Acınası bir ifadeyle mutlu olmayı başaramadığını itiraf eden bir insana ne cevap verilir? Budizm, alışveriş, tüketim ya da başka mutlu olma tekniklerini kullanan rahatlama terapileri mi önermek gerekir? Cinsellik ve sağlığın yeni despotlarımız haline dönüştüğü bir dünyada acıyla ilişkimiz nedir? 

Her şeyi keyif ve haz açısından değerlendirmeye iten bu ideolojiyi, kulak asmayan başkalarında utanma ve huzursuzluğa neden olan bu coşkulu esenlik çağrısını mutluluk ödevi olarak adlandırıyorum. Ancak bu güzel düşüncenin kendisi çok ciddi bir sorun içeriyor: Herkese kendi kaderini yönetme ve kendi varoluşunu iyileştirme olanağı vermek.

Bu durumda, kural dışı kabul edilen mutsuzlukların ve acıların üzeri sessizce örtülmeye çalışılırsa çalışılsın, onlar beklemediğimiz bir anda yeniden ortaya çıkar. Sanki çağımız bize hedonizme adanmış, her şeyin kızgınlık ve işkence halini aldığı bir toplum masalı anlatıyor.

İnsana, o tarihe kadar Cennet’e bırakılan bu mutluluk hakkını sunan Aydınlanma çağının bu yıkıcı inancı nasıl oldu da şimdi bir dogmaya dönüşebildi? İşte Hayat Boyu Esenlik bunun öyküsünü anlatıyor.
Afiyet - Özlü sözler
  • Asıl hüner ve afiyet, bollukta sabretmesini bilmektir. - İmam-ı Gazali
  • İki şey vardır ki sonu bulunmaz; ilim, akıl. İki şey vardır ki yitirmeden kadri bilinmez; gençlik ve afiyet.
  • Yedin içtin afiyet olsun / Neler gördün anlat bakalım Süleyman / Tepsiyi biraz da bu tarafa gönder / Müsaade et de bi tadına bakalım Süleyman - Barış Manço - Süleyman
Afiyet - Risale-i Nur Külliyatı
Soğuk olmazsa hararet anlaşılmaz, zevksiz kalır. Açlık olmazsa yemek lezzet vermez. Mide harareti olmazsa, su içmesi zevk vermez. İllet olmazsa âfiyet zevksizdir. Maraz olmazsa sıhhat lezzetsizdir.
Madem Fâtır-ı Hakîm insana her çeşit ihsanını ihsas etmek ve herbir nevi nimetini tattırmak ve insanı daima şükre sevk etmek istediğini, şu kâinatta çeşit çeşit, hadsiz envâ-ı nimeti tadacak, tanıyacak derecede, gayet çok cihazatla insanı teçhiz etmesi gösteriyor ki, elbette sıhhat ve âfiyeti verdiği gibi, hastalıkları, illetleri, dertleri de verecektir. Senden soruyorum: "Bu hastalık senin başında veya elinde veya midende olmasaydı, sen başın, elin, midenin sıhhatindeki lezzetli, zevkli nimet-i İlâhiyeyi hissedip şükreder miydin?" Elbette şükür değil, belki düşünmeyecektin; şuursuz, o sıhhati gaflete, belki sefahete sarf ederdin.
Lemalar | Yirmi Beşinci Lem´a 

Bir zat, bir biçareyi bir minarenin başına çıkarıyor. Minarenin her basamağında ayrı ayrı birer ihsan, birer hediye veriyor. Tam minarenin başında da en büyük bir hediyeyi veriyor. O mütenevvi hediyelere karşı ondan teşekkür ve minnettarlık istediği halde, o hırçın adam, bütün o basamaklarda gördüğü hediyeleri unutup veyahut hiçe sayıp, şükretmeyerek, yukarıya bakar. "Keşke bu minare daha uzun olsaydı, daha yukarıya çıksaydım! Niçin o dağ gibi veyahut öteki minare gibi çok yüksek değil?" deyip şekvâya başlarsa, ne kadar bir küfran-ı nimettir, bir haksızlıktır. Öyle de, bir insan hiçlikten vücuda gelip, taş olmayarak, ağaç olmayıp, hayvan kalmayarak, insan olup, Müslüman olarak, çok zaman sıhhat ve âfiyet görüp yüksek bir derece-i nimet kazandığı halde, bazı arızalarla, sıhhat ve âfiyet gibi bazı nimetlere lâyık olmadığı veya sû-i ihtiyarıyla veya sû-i istimaliyle elinden kaçırdığı veyahut eli yetişmediği için şekvâ etmek, sabırsızlık göstermek, "Aman, ne yaptım böyle başıma geldi?" diye rububiyet-i İlâhiyeyi tenkit etmek gibi bir hâlet, maddî hastalıktan daha musibetli, mânevî bir hastalıktır. Kırılmış elle döğüşmek gibi, şikâyetiyle hastalığını ziyadeleştirir.
Lemalar | Yirmi Beşinci Lem´a