Suçluluk - Ansiklopedik bilgi
Suçluluk

1. (isim) Suçlu olma durumu, mücrimlik

Suçluluk duygusu 
1. (isim, ruh bilimi) Kişinin ahlaki, dinî kuralları çiğnediğini sezmesi sonucu bilinçli veya bilinçsiz olarak kapıldığı ve kendisiyle ilgili değer yargılarını sarsan duygu, suçluluk hissi

Suçluluk bir insanın benimsediği kurallara aykırı bir hareket yaptığına inanmasından dolayı ortaya çıkan bir ruh halidir. Pişmanlığa benzeyen bu duygu tamamen öznel bir duygudur. Suçluluk duygusu, kişinin gerçekliği yorumlamasına bağlıdır.
Suçluluk duygusu ahlak ve dinle ilintili bir duygudur. Anksiyete ve depresyonun belirtilerinden biri olarak kabul edilir.
Suçluluk - Ayet mealleri
Enam (Davar) Suresi 55. ayet:
Suçlu-günahkârların yolu apaçık ortaya çıksın diye, ayetlerimizi işte böyle birer birer açıklıyoruz.

Tevbe (Tövbe) Suresi 66. ayet:
Özür belirtmeyiniz. Siz, imanınızdan sonra inkâra saptınız. Sizden bir topluluğu bağışlasak da, bir topluluğunuzu gerçekten suçlu-günahkar olmaları nedeniyle azablandıracağız.

Yunus Suresi 17. ayet:
Allah´a karşı yalan uydurup iftira düzenden ve O´nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Şüphesiz O, suçlu-günahkarları kurtuluşa erdirmez.

Hicr Suresi 12. ayet:
Böylece biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalblerine sokarız.

Hicr Suresi 57. ayet:
Dediler ki: "Gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik."

Neml (Karınca) Suresi 69. ayet:
De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu-günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını görün"
Suçluluk - Bağlantılar
Suçlu Kim?

İSLÂM HUKUKUNDA SİYASİ SUÇ Ve SUÇLULAR 

Çocuk Suçluluğunu Önlemede Sünnetin Rolü 

SUÇLULUK & PİŞMANLIK
Suçluluk - Hadisler
Vâil İbnu Hucr İbni Rebîa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın sağlığında, namaz kılmak maksadıyla bir kadın evinden çıkmıştı. Yolda ona bir erkek rastladı. Kadına çullanıp ihtiyacını giderdi. Kadın bağırdı, adam ise sıvıştı gitti.
(Çığlığı üzerine) kadına bir erkek uğramıştı. Ona başından geçeni anlatıp, bir adam bana böyle böyle  yaptı dedi. Sonra, bir grup muhacire rastladı, başından geçeni onlara da anlatıp: "Bir adam bana böyle yaptı!" dedi. Hep beraber yürüyüp,  kadının kendisine tecavüz ettiği kimseyi yakalayıp kadına getirdiler. Kadın:
"- Evet bu odur?" dedi. Sonra adamı Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in yanına götürdüler. Resûlullah  adamın recmedilmesini emrettiği sırada, kadına tecavüz etmiş olan kimse kalkıp:
"- Ey Allah´ın Resûlü, suçlu benim!" diye itirafta bulundu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kadına:
"- Git. Allah günahlarını affetti" dedi. Zan altında kalmış olan kimseye de güzel sözler söyleyip (gönlünü aldı). Mütecavizin recmedilmesini emretti ve recmedildi.
Sonra Resûlullah  şunu söyledi:
"- Bu adam öyle bir tevbe ile tevbe etti ki, böyle bir tevbeyi Medine ahalisi yapsaydı kabul edilirdi."
Tirmizî, şu ziyadede bulunmuştur: "Vâil (radıyallahu anh) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in kadına mehir takdir edip etmediğini zikretmedi." 
[Tirmizî, Hudud 22, (1452); Ebû Dâvud, Hudud 7, (4379).]
Suçluluk - Kitap Tanıtım
Suçluluk Kitabı

Kym Lloyd 
AYRINTI YAYINLARI 

Erskine’nin Kutusu romanıyla haklı övgüler alan ve ödüller kazanan Kym Lloyd, yine okurlarını hayal kırıklığına uğratmıyor…
Esrarengiz bir itirafçının ağzından bir aile dramına tanık oluyoruz bu romanda. 
Goode’lar, kendi cennetlerinde mutlu mesut yaşayan mükemmel bir ailedir… 
Altı kişilik ailenin her birinin ruhunu kemiren korkular gün geçtikçe gözlerini de karartarak önlerinde yaşanan apaçık faciayı fark etmelerini engelliyor.
Görmezden gelinenler, söylenmeyip içe atılanlar, çocuklukta açılan yaralar, ruhlarındaki çatlaklarda kabarıp şişerek tüm aileyi bir “suçluluk” duygusu girdabında paramparça ediyor.
Tekrar bir araya gelebilecekler mi, gelirlerse nasıl?
Ensestle yaralanmış bir çocuk, çektiği acıların sonuçları için af dilerken gerçekten huzur bulabilecek mi?
Pedofili bir çocuğun ruhunda onulmaz yaralar açarken onun sessiz çığlıklarını duyan olacak mı? Ya duyanların hali ne olur?
Kym Lloyd Suçluluk Kitabı’nda insan ruhunun karanlık dehlizlerinde dolaşarak yukarıdaki sorulara yanıtlar bulmaya çalışırken okuru kendisiyle yüzleşmek zorunda bırakıyor.
Suçluluk - Özlü sözler
  • Adaletin bulunmadığı bir ülkede herkes suçludur.    Düverger
  • Adaletin küçüldüğü ülkelerde, büyük olan artık suçlulardır.  - Ulpinnus
  • Aynaya baktığınızda suçluluk duyuyorsanız gerçekleri öğrenmişsinizdir. - V. For Vandetta
  • Biliyorum, suçluyum. Razıyım cezama. Çalmadım öldürmedim ama daha kötüsünü yaptım.  Ne yaptım biliyor musunuz Hakim Bey? - Tuttum insanları sevdim. - Can Yücel
  • Bir insanı bir yere kapatmak suçtur ama kapattığınız bir suçluysa, bu bir cezadır. Yani aslında her ceza biraz da suçtur ve her suç aynı zamanda ceza.
  • Bir tek suçla yetinen suçlu gördünüz mü? - Juvenal
  • Civanım kendi nefsini suçlu bul da adaletin verdiği cezayı az kına. - Mevlana Celaleddin-i Rumi
  • Gerçek adalet, gerçekçi suçluları da mutlu eder.  - Eyyüp Sabri Osmanoğlu
  • Hayal gücü olmadan suçlu da olmazdı şair de. - Curt Goetz
  • Hep seven suçlu, sevilen mutlu oluyorsa bu hayatta; sevmiyorum artık, bizi de seven çıkar nasılsa. - Cemal Safi
  • Korkak suçlu değildir, çünkü kendini korkutmamıştır. - Eyüp Sabri Osmanoğlu
  • Önemli bir problemde, yetkinizi aştığı halde size danışılıyorsa, kahramanlık yapmayın. Çünkü mutlaka olaya çözüm değil, suçlu aranıyordur. - Erich Fromm
  • Savaşta her zaman kaybeden taraf suçludur, haklı olsa bile. - Adolf Hitler
  • Suçludan öç almak adalet, onu bağışlamaksa erdemdir. - Molla Cami
  • Suçluları asmak onları iyileştiremez ki. - François-Marie Arouet Voltaire
  • Suçlunun beraat ettiği yerde hakim hüküm giyer. - Publilius Syrus
  • Suçta da erdemde olduğu gibi bir kahramanlık vardır. Ahlaksızlığın ve rezaletin kendi dini ve lahiti var. - William Hazlitt
  • Suçu bağışlayan asildir, ancak özür dileyen daha asildir. - Alphons Daudet
  • Suçu toplum hazırlar, suçlu işler. - Buckle
  • Suçum var mı? Tabi ki var. Zor yola, kolay kişilerle çıkmak en büyük hatam.
  • Şiddet yaşanmamış bir hayatın; suçluluk ise tatmin edilmemiş bir yaşamın sonucudur.
  • Şimdi de, benim susma vaktim. Ve demir parmakların arasından görebildiğimiz  gökyüzüne bakıp bakıp. Bu sevdayı "ayrılığa" gömmeliyiz. Gömmeliyiz çünkü biz iki yakası kavuşmayacak iki uçurumuz. Çünkü biz aşkı öldürmekten suçluyuz.
Suçluluk - Risale-i Nur Külliyatı
Evvelen: Asl u faslı olmayan ve hatırıma gelmeyen bir siyasî cemiyet namını mâsum ve siyasetle hiç alâkaları olmayan Risale-i Nur talebelerine takıp ve o daire içine giren ve İmân ve âhiretinden başka bir maksatları bulunmayan bîçareleri, o cemiyetin nâşiri veya faal bir rüknü veya mensubu veya Risale-i Nur´u okumuş ve okutmuş veya yazmış diye suçlu sayıp mahkemeye vermek ne kadar adaletin mahiyetinden uzak olduğunun kat´î bir hücceti şudur ki: 
Kur´ân aleyhinde yazılan, Doktor Duzi´nin ve sair zındıkların o muzır eserlerini okuyanlar, hürriyet-i fikir ve hürriyet-i ilmiye düsturuyla suçlu sayılmadığı halde, hakikat-i Kur´âniyeyi ve imaniyeyi öğrenmeye gayet muhtaç ve müştak olanlara güneş gibi bildiren Risale-i Nur´u okumak ve yazmak bir suç sayılmış. Ve hem, yüz risale içinde yanlış mânâ verilmemek için mahkemelerin teşhirlerinden evvel mahrem tuttuğumuz iki üç risalede yalnız birkaç cümlelerini bahane gösterip itham etmiş. Halbuki o risalelerden biri müstesna Eskişehir Mahkemesi tetkik etmiş, icabına bakmış, yalnız birtek Tesettür Risalesinin bir iki meselesine ilişmiş. Ve müstesnasının hem istidamda ve hem itiraznamemde gayet kat´î cevabı verildiği ve "Elimizde nur var, siyaset topuzu yok" diye Eskişehir Mahkemesinde yirmi vecihle kat´î ispat edildiği ve Denizli Mahkemesi bilâistisna bütün risaleleri tetkik etmiş, hiçbirisine ilişmediği halde, o insafsız müddeîler, o iki üç risalenin üç dört cümlelerini bütün Risale-i Nur´a teşmil edip, hattâ dört yüz sayfalı Zülfikâr´ı iki sayfa için müsadere eder gibi, Risale-i Nur´u okuyan ve yazanı suçlu ve beni de hükûmetle mübareze eder diye itham etmişler. 
Şualar | On Dördüncü Şuâ

Altıncısı: Nurun şâkirtlerinden bâzılarının, Nurlardan fevkalâde îman hüccetlerini ve sarsılmaz, aynelyakîn ulûm-u îmâniyeyi görüp istifade ettiklerinden, bu bîçare tercümanına, bir nevî teşvik ve tebrik ve takdir ve teşekkür nevinde, ziyâde hüsn-ü zan ile, müfritâne methetmeleri ile beni suçlu gösterene derim: 
Ben âciz, zaif, gurbette, menfî, yarım ümmî, aleyhimde propaganda ile halkı benden ürkütmek hâleti içinde Kur´ân´ın ilâçlarından ve îmânî ve kudsî hakîkatlerinden dertlerime tam derman olarak kendime bulduğum zaman, bu millete ve bu vatan evlâtlarına dahi tam bir ilâç olacağına kanaat getirdiğim için, o kıymettar hakîkatleri kaleme aldım. Hattım pek noksan olmasından, yardımcılara pekçok muhtaç iken, inâyet-i İlahîye, bana sâdık, has, metîn yardımcıları verdi. Elbette ben, onların hüsn-ü zanlarını ve samîmâne medihlerini bütün bütün reddetmek ve hatırlarını tekdir ile kırmak, o hazîne-i Kur´âniyeden alınan Nurlara bir ihânet ve adâvet hükmüne geçer. Ve o elmas kalemli ve kahraman kalbli muâvinleri kaçıracak diye, onların, âdî, müflis şahsıma karşı medh ü senâlarını, asıl mal sahibi ve bir mânevî mu´cize-i Kur´âniye olan Risâle-i Nur´a ve has şâkirtlerinin şahsiyet-i mâneviyesine çeviriyordum. Benim haddimden yüz derece ziyâde hisse veriyorsunuz, diye bir cihette hatırlarını kırıyordum. Acaba hiçbir kanun, müstenkif ve râzı olmayan bir adamı, başkaların onu methetmesiyle suçlu yapar mı ki, kanun nâmına hareket eden resmî memur beni suçlu yapıyor? 
Tarihçe-i Hayat | Yedinci Kısım : Afyon Hayatı