Dehşet - Ansiklopedik bilgi
Dehşet

1. (isim) Bir tehlike veya korkunç bir şey karşısında duyulan ürküntü, yılgı
2. (sıfat) Olağanüstü
3. (ünlem) Olağanüstü şeyler karşısında şaşma anlatan bir söz
Dehşet - Ayet mealleri
Bakara (Sığır) Suresi 19. ayet:
Ya da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, "gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle"; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır.

Araf (Orta Yer) Suresi 116. ayet:
(Musa:) "Siz atın" dedi. (Asalarını) atıverince, insanların gözlerini büyüleyiverdiler, onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş oldular.

İbrahim Suresi 42. ayet:
(Ey Muhammed,) Allah´ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma, onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.

Kehf (Mağara) Suresi 49. ayet:
(Önlerine) Kitap konulmuştur; artık suçlu-günahkarların, onda olanlardan dolayı dehşetle-korkuya kapıldıklarını görürsün. Derler ki: "Eyvahlar bize, bu kitaba ne oluyor ki, küçük büyük bırakmayıp her şeyi sayıp-döküyor?" Yapıp-ettiklerini (önlerinde) hazır bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmez.

Kasas (Tarihi Vakalar) Suresi 32. ayet:
"Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıksın. Ve (her türlü) dehşetten yana kanatlarını kendine doğru çek. İşte bunlar, senin Rabbinden Firavun ve önde gelen adamlarına iki kesin-kanıt (mucize)dır. Gerçekten onlar, fasık bir topluluktur."

Kamer (Ay) Suresi 7. ayet:
Gözleri "zillet ve dehşetten düşmüş olarak", sanki "yayılan" çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.

Kalem Suresi 43. ayet:
Gözleri "korkudan ve dehşetten düşük", kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.

Mearic (Yükseliş Yolları) Suresi 44. ayet:
Gözleri "korkudan ve dehşetten düşük" yüzlerini de bir zillet kaplamış; işte bu, kendilerine vadedilmekte olan (kıyamet ve azab) günüdür.
Dehşet - Bağlantılar
Dehşet Ve Hayret

DEHŞET ve HEYMAN
Dehşet - Hadisler
Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: 
Yedi şey gelmezden önce iyi amellere koşup yarış ediniz: 
Herşeyi unutturan fakirlikten, 
azdırıp yoldan çıkaran zenginlikten, 
akıl ve bedenin dengesini bozan hastalıktan, 
saçma sapan konuşturan ihtiyarlıktan, 
ansızın geliveren ölümden, 
gelmesi beklenen şeylerin en şerlisi Deccal’ın çıkmasından, en dehşetli ve acı olan kıyametin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorsunuz? 
[Tirmîzî, Zühd 3]

Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)´dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: 
Kıyametin dehşetinden insanlar öyle bir terlerler ki onların terleri yerin yetmiş arşın derinliğine ulaşır. Ter onların ağızlarına ve kulaklarına kadar ulaşır. 
[Buhari, Rikak, 47, Müslim, Cennet 61]
Dehşet - Kitap Tanıtım
İletişim Veya Dehşet Çağı

D. Mehmet Doğan 
TİMAŞ YAYINLARI

İletişim teknolojisindeki gelişmeler, sömürgeciliği sistemleştirmiş ve gelenekleştirmiş Batının gücüne güç kattı. Bunun yanısıra Batı toplumlarında kitle yayın araçlarına "temiz kağıdı" vermeyen düşünürler var. İletişimin toplumu şekillendirmesini ele alan İletişim Veya Dehşet Çağı, basın ve yayın tarihimizi doğru değerlendirme ve tanımlama yönündeki çalışmaların bir sonucu.
Dehşet - Özlü sözler
  • Secdede huzur bulmak varken, ateşin dehşetli kucağına düşmek akıl kârı değil.
  • Terbiyesizden edep beklemek dehşettir. Geçme katırın önünden seni teper çünkü aslı eşektir.
Dehşet - Risale-i Nur Külliyatı
• Birincisi: Nev-i beşerin hemen yarısını teşkil eden çocuklar, yalnız Cennet fikriyle, onlara dehşetli ve ağlatıcı görünen ölümlere ve vefâtlara karşı dayanabilirler. Ve gayet zayıf ve nâzik vücudlarında bir kuvve-i mâneviye bulabilirler. Ve her şeyden çabuk ağlayan gayet mukâvemetsiz mizâc-ı ruhlarında, o Cennet ile bir ümit bulup, mesrurâne yaşayabilirler.
Sözler | Onuncu Söz 

Leyle-i Kadirde kalbe gelen pek geniş ve uzun bir hakikate, pek kısaca bir işaret edeceğiz. Şöyle ki:
Nev-i beşer, bu son Harb-i Umuminin eşedd-i zulüm ve eşedd-i istibdâdı ile ve merhametsiz tahribâtı ile; ve birtek düşmanın yüzünden yüzer mâsumu perişan etmesiyle; ve mağlûpların dehşetli me´yusiyetleriyle; ve gâliplerin dehşetli telâş ve hâkimiyetlerini muhâfaza ve büyük tahribâtlarını tâmir edememelerinden gelen dehşetli vicdan azablarıyla; ve dünya hayatının bütün bütün fânî ve muvakkat olması ve medeniyet fantâziyelerinin aldatıcı ve uyutucu olduğu umuma görünmesiyle; ve fıtrat-ı beşeriyedeki yüksek istidâdâtın ve mahiyet-i insaniyesinin umumi bir sûrette dehşetli yaralanmasıyla; ve gaflet ve dalâletin, sert ve sağır olan tabiatın, Kur´ân´ın elmas kılıcı altında parçalanmasıyla; ve gaflet ve dalâletin en boğucu, aldatıcı, en geniş perdesi olan siyâset-i rûy-i zeminin pek çirkin, pek gaddarâne hakiki sûreti görünmesiyle; elbette ve elbette, hiç şüphe yok ki, Şimâlde, Garbda, Amerika´da emâreleri göründüğüne binâen, nev-i beşerin mâşuk-u mecâzîsi olan hayat-ı dünyeviye böyle çirkin ve geçici olmasından, fıtrat-ı beşerin hakiki sevdiği, aradığı hayat-ı bâkiyeyi bütün kuvvetiyle arayacak; ve elbette, hiç şüphe yok ki, bin üç yüz altmış senede, her asırda üç yüz elli milyon şâkirdi bulunan; ve her hükmüne ve dâvâsına milyonlar ehl-i hakikat tasdik ile imza basan; ve her dakikada milyonlar hâfızların kalbinde kudsiyet ile bulunup, lisânlarıyla beşere ders veren; ve hiçbir kitapta emsâli bulunmayan bir tarzda, beşer için hayat-ı bâkiyeyi ve saadet-i ebediyeyi müjde veren; ve bütün beşerin yaralarını tedâvi eden Kur´ân-ı Mu´cizü´l-Beyânın şiddetli, kuvvetli ve tekrarlı binler âyâtıyla, belki sarîhan ve işareten, on binler defa dâvâ edip haber veren; ve sarsılmaz katî delillerle, şüphe getirmez hadsiz hüccetleriyle, hayat-ı bâkiyeyi katiyetle müjde ve saadet-i ebediyeyi ders vermesi, elbette nev-i beşer bütün bütün aklını kaybetmezse, maddî veya mânevî bir kıyâmet başlarına kopmazsa, İsveç, Norveç, Finlandiya ve İngiltere´nin Kur´ân´ı kabul etmeye çalışan meşhur hatipleri ve Amerika´nın Din-i Hakkı arayan ehemmiyetli cemiyeti gibi, rûy-i zeminin geniş kıtaları ve büyük hükümetleri, Kur´ân-ı Mu´cizü´l-Beyânı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla sarılacaklar. Çünkü, bu hakikat noktasında, katiyen Kur´ân´ın misli yoktur ve olamaz; ve hiçbir şey bu mu´cize-i ekberin yerini tutamaz.
Sözler | On Üçüncü Söz