Böbürlenmek - Ansiklopedik bilgi
Böbürlenmek

1. Övünerek kabarmak, üstünlük taslamak, kurulmak
Böbürlenmek - Ayet mealleri
Nisa (Kadınlar) Suresi 36. ayet:
Allah´a ibadet edin ve O´na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.

Tevbe (Tövbe) Suresi 25. ayet:
Andolsun, Allah birçok yerlerde ve Huneyn gününde size yardım etti. Hani çok sayıda oluşunuz sizi böbürlendirip-gururlandırmıştı, fakat size bir şey de sağlayamamıştı. Yer ise, bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonra arkanıza dönüp gerisin geri gitmiştiniz.

Hud Suresi 10. ayet:
Ve andolsun, kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet taddırsak, kuşkusuz; "Kötülükler benden gidiverdi" der. Çünkü o, şımarıktır, böbürlenendir.

İsra (Gece Yürüyüşü) Suresi 37. ayet:
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin.

Lokman Suresi 18. ayet:
"İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş  olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez."

Hadid (Demir) Suresi 23. ayet:
Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah´ın) verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.
Böbürlenmek - Hadisler
Iyaz ibni Hımar (Allah Ondan razı olsun)´den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: 
Allah bana alçak gönüllü olmamızı ve hiç kimse kimseye karşı öğünüp böbürlenmesin ve hiçbir kimse de kimseye karşı zulmedip aşırı gitmesin diye vahyederek bildirdi. 
[Müslim, Cennet 64]

Esma (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: 
Bir kadın, "Ey Allah´ın Rasulü, benim bir kumam var, kocamın bana vermediği bir şeyi verdi diyerek ona gösteriş yapmamda bana bir günah var mıdır?" diye sordu. 
Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): 
Kendisine verilmeyen bir şeyle bir üstünlük sağlayan kimse iki sahte elbise giyerek böbürlenen ve süslenen kimse gibidir.
[Buhari, Nikah, 106; Müslim, Libas, 127]
Böbürlenmek - Muhtelif yazılar
Böbürlenme Padişahım, Senden Büyük Allah Var!

Uzun zaman önce, İngiltere tahtında Canute adında bir hükümdar oturuyordu. Birçok lider ve güç sahibi birçok insan gibi, Canute da sürekli kendisine övgüler yağdıran insanlarla sarılıydı. Bir odaya girdiği her seferinde, övgüler birbiri ardına gelmeye başlardı.
“Siz gelmiş geçmiş en büyük insansınız,” derdi biri.
“Ey, kralım, sizin kadar güçlü biri asla var olamaz,” diye üstelerdi bir diğeri.
“Majesteleri, sizin yapamayacağınız hiçbir şey yoktur,” derdi bir başkası, gülümseyerek.
“Yüce Canute, siz her şeyin efendisisiniz,” diye şarkı söylerdi biri. “Bu dünyada hiçbir şey, size itaatsizlik etme cesaretini gösteremez.”
Ama kral akıllı bir adamdı ve böylesine aptalca konuşmalar dinlemekten bıkmıştı.
Bir gün subayları ve danışmanlarıyla birlikte deniz kenarında yürürken, her zamanki gibi övgüler yağıyordu. Canute onlara bir ders vermeyi düşündü.
“Yani sizce dünyadaki en büyük, en güçlü, en yüce adam benim, öyle mi?” diye sordu.
“Ey, kralım,” diye bağırdılar, “sizin kadar güçlü ve büyük biri asla var olmamıştır ve asla da olmayacaktır!”
“Ve sizce her şey bana itaat eder, öyle mi?” diye sordu Canute.
“Kesinlikle!” dediler. “Dünya önünüzde eğilir ve emirlerinizi yerine getirir.”
“Anlıyorum,” dedi kral. “O halde bana tahtımı getirin de suya girelim.”
“Emredersiniz, Majesteleri!” Az sonra kraliyet tahtını getirip, sahildeki kumların üzerine yerleştirdiler.
“Denize iyice yaklaştırın,” dedi Canute. “Tam suyun kenarına koyun.” Sonra oturdu ve okyanusu incelemeye başladı. “Suyun yükselmek üzere olduğunu fark ettim. Sizce emir verdiğimde durur mu?”
Etrafındakiler şaşırmıştı ama hayır demeye cesaret edemiyorlardı. “Emir verin, ey yüce kralımız, size itaat edecektir,” dedi içlerinden biri.
“Pekala. Hey, Deniz!” diye seslendi Canute. “Sana daha fazla yükselmemeni emrediyorum! Dalgalar, kıyıya vurmayı bırakın! Ayaklarıma dokunmaya bile cüret etmeyin!”
Kısa bir an sessizce bekledi ve küçük bir dalga gelerek ayaklarını yaladı.
“Buna nasıl cesaret edersin!” diye bağırdı Canute. “Okyanus, hemen geri dön! Sana geri çekilmeni emrettim ve bana itaat etmek zorundasın! Geri dön!”
Buna cevap olarak, başka bir dalga daha geldi ve kralın ayaklarını örttü. Her zaman olduğu gibi su yükselmeye devam etti; giderek yükseldi, yükseldi. Sonunda tahtın etrafını sardı ve sadece kralın ayaklarını değil, cüppesini ve pelerinini de ıslattı. Etrafındakiler şaşkınlıkla ve tedirginlikle ona bakarken, kralın aklını kaçırıp kaçırmadığını merak ediyordu.
“Pekala, dostlarım,” dedi Canute, “görünüşe bakılırsa, sahip olduğuma inandığınız kadar büyük bir gücüm yok. Umarım bugün bir şeyi öğrenmişsinizdir. Umarım her şeye gücü yeten tek bir Kral olduğunu ve denize O’nun hükmettiğini, okyanusu O’nun avucunda tuttuğunu artık anlamışsınızdır. Bence övgülerinizi O’na saklasanız daha iyi olur.”
Kraliyet danışmanları ve subaylar, utanç içinde başlarını eğdiler. Söylentilere bakılırsa, Canute o olaydan kısa süre sonra tacını başından çıkardı ve bir daha da hiç takmadı.
James Baldwin, The Book of Virtues (Erdemler Kitabı)
Böbürlenmek - Muhtelif yazılar
Padişahım çok yaşa
Fatma Toksoy

Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun yıldönümü münasebetiyle size Osmanlı’da uygulanan bir teşrifat geleneğinden söz etmek istedim.. Bu geleneğin adı: ALKIŞ
Alkış Türkçe sözlüklerde “bir şeyin beğenildiğini hoşa gittiğini anlatmak için el çırpmak ya da o yolda söz söylemek” olarak açıklanır. Alkış tutmak, bir kişiyi el çırparak övmektir. Alkış okumak, bir sanatçıyı “Yaşa, var ol!” gibi sözlerle takdir etmektir.Alkış, Türkçe “alkamak” kökünden gelir ve “övmek,meth ü senâ etmek, şükretmek, hamdetmek” anlamlarını içerir. Kâşgarlı Mahmud’un Divânü Lûgati’t-Türk adlı sözlüğünde “Alkış” kelimesi , Hz. Peygamber(s.a.v.)’e getirilen salavat anlamında kullanılmıştır. Hatta halk arasında “Allah’a ısmarladık”, “Hoşça kal”, “Allah kavuştursun”, “Bereketli olsun” gibi iyi dilek içeren sözler de alkış örnekleridir.
Alkış kelimesinin bir de Osmanlı’daki anlamına bakacak olursak; bu kelimenin onlarda farklı mana içerdiğini görürüz. Alkış, Osmanlı devlet törenlerinde padişah ve vezirler için söylenen güzel söz ve dualara verilen bir addır. Alkış Osmanlı devlet teşkilatın da o kadar önemlidir ki bunun için “Alkış Çavuşları” adıyla bu işi yapacak bir grup oluşturulmuştur. Alkış Osmanlı’da şöyle uygulanmıştır: Padişah bir merasim için tahtına oturduğunda veya atına bindiğinde yahut camiye gittiğinde ya da kutlamaları kabul ederken alkış çavuşları, teşrifatçıbaşı (devlette protokol görevlisi)nın işaretiyle:
-Padişahım çok yaşa!
-Ömr ü devletinle bin yaşa!
-Aleyke avnullah (Allah’ın yardımı senin üstünde olsun)
-Uğurun açık olsun, ikbâlin efzun ikbâlin çok çok artsın),
-Devletinle bin yaşa!
-Mâşallah,
-Gururlanma padişahım senden büyük ALLAH var!

Diyerek bağırırlardı. Alkışçıbaşının, “Hareket-i hümâyun padişahım, devletinle bin yaşa!” diye bağırması üzerine padişah ayağa kalkar; yüksek rütbeli devlet büyüklerinin ve İstanbul kadısının tebriklerini ayakta kabul ederdi. Alkışçıbaşının “İstirâhât-ı hümâyun padişahım, devletinle bin yaşa!” diye bağırması ile de oturur ve küçük rütbeli devlet büyüklerinin tebriklerini oturduğu yerden kabul ederdi.
Alkış, Osmanlı’da bir duadır padişaha yapılan. Aynı zamanda bir ikazdır: ”Senden büyük Allah var!” diyerek. İnce bir tehdittir. Allah’ı hatırlatarak., padişaha “biz bu dünyada senin emrindeyiz ama Allah’ın kulu olma paydasında seninle eşitiz, bunu unutup sakın ola gururlanma” demek isterler. Padişah da bu mesajı alarak nefsi düşüncelerinden arınıp, halkına daha adil olmaya çalışır. Böylece dünyevî ve uhrevî hayat birlikte sürdürülmüş olur.
İşte ülkenin tek hâkimi olan bu Osmanlı padişahları; gururlanıp, ola ki Allah’ı unuturum ola ki halkıma zulüm eder, adaletsiz davranırım, ola ki nefsime yenik düşerim endişesi ile bu alkış törenini düzenletmişlerdir.
Onların torunları olan bizler de rahmet ve hayır dualar ile anarak onları alkışlıyoruz: “Mekanınız cennet olsun ve Allah sizlerden razı olsun”.

Kaynaklar:

• Osmanlı Çağının Satır Araları, İstanbul 2006. ss. 86-87.
• Abdülkadir Özcan, “Alkış, TDV İslam Ansiklopedisi, II, ss. 470-471.
• Kaşgarlı Mahmud; Divan-ı Lugat-ı Türk Tercümesi, II, , Haz. Besim Atalay, Ankara 1939, s. 97.
• İskender Pala, İki Dirhem Bir Çekirdek, İstanbul 2000. ss. 28-29.
• Türk Dil Kurumu Sözlüğü, (6. baskı), s.34
• Haz. Abdullah Yeğin ve dğr., Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Böyük Lugat, [y.y.], [yayl.y.], [t.y.], s.85.
• F. Barbarosoğlu, “Mağrur Olma Padişahım Senden Büyük Allah Var”, Yeni Şafak, 21 Temmuz 2000
Böbürlenmek - Özlü sözler
  • Ne diye böbürlenip büyükleniyorsun. Doğumun bir damla su, ölümün bir avuç toprak değil mi? - Şems-i Tebrizi
  • Açık yerde tepecik kendini dağ sanır.