Acı - Ansiklopedik bilgi
Acı

1. (isim) Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı
2. (sıfat) Tadı bu nitelikte olan
3. Herhangi bir dış etken dolayısıyla duyulan rahatsızlık, ızdırap
4. Ölüm, yangın, deprem vb. olayların yarattığı üzüntü, keder, elem
5. (sıfat) Çarpıcı, göz alıcı (renk)
6. (sıfat) Keskin, şiddetli
7. (sıfat) Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, kötü
Acı - Ayet mealleri
Bakara (Sığır) Suresi 10. ayet:
Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azab vardır.

Ahzab (Gruplar) Suresi 8. ayet:
Doğru olanlara doğruluk (ve bağlılık)larını (Allah´ın) sorması için. Kafirlere ise acı bir azab hazırlamıştır.

Sebe Suresi 5. ayet:
(Sözde) Aciz bırakmak için ayetlerimiz hakkında çaba harcamış olanlar, işte onlar; onlar için de (en) iğrenç olanından acı bir azab vardır.

Casiye (Diz Çöküş) Suresi 11. ayet:
İşte bu (Kur´an) bir hidayettir. Rablerinin ayetlerini inkar edenler ise, onlar için, (en) iğrenç olanından acı bir azab vardır.

Nuh Suresi 1. ayet:
Şüphesiz, biz Nuh´u; "Kavmini, onlara acı bir azab gelmeden evvel uyar" diye kendi kavmine (peygamber olarak) gönderdik.

İnsan Suresi 31. ayet:
Dilediğini kendi rahmetine sokar. Zalimlere ise, onlar için acı bir azab hazırlamıştır.

İnşikak (Yarılma) Suresi 24. ayet:
Bu durumda sen, onlara acı bir azab ile müjde ver.
Acı - Hadisler
İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Hz. İbrahim beraberinde Hz. İsmail aleyhimasselam ve onu henüz emzirmekte olan annesi olduğu halde ilerledi. Kadının yanında bir de su tulumu vardı. Hz. İbrahim, kadını Beyt´in yanında Devha denen büyük bir ağacın dibine bıraktı. Burası Mescid´in yukarı tarafında ve zemzemin tam üstünde bir nokta idi. O gün Mekke´de kimse yaşamıyordu, orada hiç su da yoktu. İşte Hz. İbrahim anne ve çocuğunu  buraya koydu, yanlarına, içerisinde hurma bulunan eski bir azık dağarcığı ile su bulunan bir tuluk bıraktı.
Hz. İbrahim aleyhisselam bundan sonra (emr-i İlahî ile) arkasını dönüp (Şam´a gitmek üzere) oradan uzaklaştı. İsmail´in annesi, İbrahim´in peşine düştü (ve ona Kedâ´da yetişti).
"Ey İbrahim, bizi burada, hiçbir insanın hiçbir yoldaşın bulunmadığı bir yerde bırakıp nereye gidiyorsun?" diye seslendi. Bu sözünü birkaç kere tekrarladı. Hz. İbrahim, (emir gereği) ona dönüp bakmadı bile. Anne, tekrar (üçüncü kere) seslendi.
"Böyle yapmanı sana Allah mı emretti?" dedi. Hz. İbrahim bunun üzerine "Evet!" buyurdu. Kadın:
"Öyleyse (Rabbimiz hafizimizdir), bizi burada perişan etmez!" dedi, sonra geri döndü. Hz. İbrahim de yoluna devam etti. Kendisini göremeyecekleri Seniyye (tepesine) gelince Beyt´e yöneldi, ellerini kaldırdı ve şu duaları yaptı: "Ey Rabbimiz! Ailemden bir kısmını, senin hürmetli Beyt´inin yanında,  ekinsiz bir vadide yerleştirdim -namazlarını Beyt´inin huzurunda dosdoğru kılsınlar diye-. Ey Rabbimiz! Sen de insanlarda mü´min olanların gönüllerini onlara meylettir ve onları meyvelerle rızıklandır ki, onlar da nimetlerinin kadrini bilip şükretsinler" (İbrahim 37). 
İsmail´in annesi, çocuğu emziriyor, yanlarındaki sudan içiyordu. Kaptaki su bitince susadı, (sütü de kesildi), çocuğu da susadı (İsmail bu esnada iki yaşında idi). Kadıncağız (susuzluktan) kıvranıp ızdırap çeken çocuğa bakıyordu. Onu bu halde seyretmenin  acısına dayanamayarak oradan kalkıp, kendisine en yakın bulduğu Safa tepesine gitti. Üzerine çıktı, birilerini görebilir miyim diye (o gün derin olan) vadiye yönelip etrafa baktı, ama kimseyi göremedi. Safa´dan indi, vadiye ulaştı, entarisinin eteğini topladı. Ciddi bir işi olan bir insanın koşusuyla koşmaya başladı. Vadiyi geçti. Merve tepesine geldi, üzerine çıktı, oradan etrafa baktı, bir kimse görmeye çalıştı. Ama kimseyi göremedi. Bu gidipgelişi yedi kere yatpı. İşte (hacc esnasında) iki tepe arasında hacıların  koşması buradan gelir.
Anne, (bu sefer) Merve´ye yaklaşınca bir ses işitti. Kendi kendine: "Sus" dedi ve sese kulağını verdi. O sesi yine işitti. Bunun üzerine:
"(Ey ses sahibi!) Sen sesini işittirdin, bir yardımın varsa (gecikme)!" dedi. Derken zemzemin yanında bir melek (tecelli etti). Bu Cebrail´di. Cebrail kadına seslendi: "Sen kimsin?" Kadın: "Ben Hacer´im, İbrahim´in oğlunun annesi..." 
"İbrahim sizi kime tevkil etti?"
"Allah Teala´ya."
"Her ihtiyacınızı görecek Zat´a tevkil etmiş."
Ayağının ökçesi -veya  kanadıyla- yeri eşeliyordu. Nihayet su çıkmaya başladı. Kadın (boşa akmaması için) suyu eliyle havuzluyordu. Bir taraftan da sudan  kabına doldurdu. Su ise, kadın aldıkça dipten kaynıyordu."
İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) dedi ki: "Allah İsmail´in annesine rahmetini bol kılsın, keşke zemzemi olduğu gibi akar bıraksaydı da avuçlamasaydı. Bu takdirde (zemzem, kuyu değil) akarsu olacaktı."
Kadın sudan içti, çocuğunu da emzirdi.
Melek, kadına:
"Zayi ve helak oluruz diye korkmayın! Zîra, Allah Teala hazretleri´nin burada bir Beyt´i olacak ve bunu da şu çocuk ve babası bina edecek. Allah Teala hazretleri o işin sahiplerini zayi etmez!" dedi. Beyt yerden yüksekti, tıpkı bir tepe gibi. Gelen seller sağını solunu aşındırmıştı.
Kadın bu şekilde yaşayıp giderken, oraya Cürhüm´den bir kâfile uğradı. Oraya Kedâ yolundan gelmişlerdi. Mekke´nin aşağısına konakladılar. Derken orada bir kuşun gelip gittiğini gördüler.
"Bu kuş su üzerine dönüyor olmalı, (burada su var). Halbuki biz bu vadide  su  olmadığını biliyoruz!" dediler. Durumu tahkik için, yine de bir veya iki atik adam gönderdiler. Onlar suyu görünce geri dönüp haber verdiler. Cürhümlüler oraya gelip, suyun başında İsmail´in annesini buldular.
"Senin yanında konaklamamıza izin verir misin?" dediler. Kadın:
"Evet! Ama suda hakkınız olmadığını bilin!" dedi. Onlar da:
"Pekâla! dediler. Aleyhissalâtu vesselâm der ki:
"Ünsiyet istediği bir zamanda bu  teklif İsmail´in annesine uygun geldi. Onlar da oraya indiler. Sonra geride kalan adamlarına haber saldılar. Onlar da gelip burada konakladılar. Zamanla orada çoğaldılar. Çocuk da büyüdü. Onlardan Arapça´yı öğrendi. Büyüdüğü zaman onlar tarafından en çok sevilen, hoşlanılan bir genç oldu. Büluğa erince, kendilerinden bir kadınla evlendirdiler. Bu sırada İsmail´in annesi vefat etti.
Derken Hz. İbrahim aleyhisselam, İsmail´in evlenmesinden sonra oraya gelip, bıraktığı (hanımını ve oğlunu) aradı. İsmail´i bulamadı. Hanımından İsmail´i sordu. Kadın:
"Rızkımızı tedarik etmek üzere (avlanmaya) gitti" dedi. Hz. İbrahim, bu sefer geçimlerini, hallerini sordu. Kadın:
"Halimiz fena, darlık ve  sıkıntı içindeyiz!" diyerek şikayetvâri konuştu. Hz. İbrahim:
"Kocan gelince, ona benden selam et ve "kapısının eşiğini değiştirmesini" söyle!" dedi. İsmail geldiği zaman, sanki bir şey sezmiş gibiydi:
"Eve herhangi bir kimse geldi mi?" diye sordu: Kadın:
"Evet şu şu evsafta bir ihtiyar geldi. Senden sordu, ben de haberini verdim, yaşayışımızdan sordu, ben de sıkıntı ve darlık içinde olduğumuzu söyledim" dedi. İsmail:
"Sana bir tavsiyede bulundu mu?"  dedi. Kadın:
"Evet! Sana söylememi emretti ve kapının eşiğini değiştirmeni söyledi!" dedi. İsmail:
"Bu babamdı. Seninle ayrılmanı bana emretmiş. Haydi artık ailene git!" dedi ve hanımını boşadı. Cürhümlülerden bir başka kadınla evlendi. 
Hz. İbrahim onlardan yine uzun müddet ayrı kaldı. Bilahare bir kere daha görmeye geldi. Yine İsmail´i evde bulamadı. Hanımının yanına gelip, İsmail´i sordu. Kadın:
"Maişetimizi kazanmaya gitti!" dedi. Hz. İbrahim:
"Haliniz nasıldır?" dedi,  geçimlerinden, durumlarından sordu. Kadın:
"İyiyiz, hayır üzereyiz, bolluk içindeyiz" diye Allah´a hamd ve senada bulundu.
"Ne yiyorsunuz?" diye sordu. Kadın:
"Et yiyoruz!" dedi.
"Ne içiyorsunuz?" diye sorunca da:
"Su!"  dedi. Hz. İbrahim:
"Allahım, et ve suyu haklarında mübarek kıl!" diye  dua ediverdi." Aleyhissalâtu vesselâm der ki:
"O gün onların hububatı yoktu. Eğer olsaydı Hz. İbrahim, hububatları için de dua ediverirdi."
İbnu Abbas der ki: "Bu iki şey (et ve su) Mekke´den başka hiçbir yerde Mekke´deki kadar sıhhata muvafık düşmez (karın sancısı yaparlar). Bu, Hz. İbrahim´in duasının bir bereketi ve neticesidir).
(Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hz. İbrahim´den  anlatmaya devam etti: )
"İbrahim (İsmail´in hanımına) dedi ki:
"Kocan geldiği zaman, benden  ona selam söyle ve kapısının eşiğini sabit tutmasını emret! (Çünkü eşik, evin dirliğidir)."
Hz. İsmail gelince (evde babasının kokusunu buldu ve) "Yanınıza bir uğrayan oldu mu?" diye sordu. Kadın:
"Evet, bize yaşlı bir adam geldi, kılık kıyafeti düzgündü! " dedi ve (ihtiyar hakkında) bir kısım övgülerden sonra:
"Sana bir tavsiyede bulundu mu?" diye sordu. Kadın:
"Evet  sana selam ediyor, kapının eşiğini sabit tutmanı emrediyor"  dedi. Hz. İsmail: 
"Bu babamdı. Eşik de sensin, seni tutmamı, evliliğimizin devamını emrediyor! (Sen yanımda değerli idin kıymetin şimdi daha da arttı" der ve kadın İsmail´e on erkek evlad doğurur.)
Sonra, Hz. İbrahim Allah´ın dilediği bir müddet onlardan ayrı kaldı. Derken bir müddet sonra yanlarına geldi. Bu sırada Hz. İsmail zemzemin yanında Devha ağacının altında kendisine ok yapıyordu. Babasını görünce ayağa kalkıp karşılamaya koştu. Baba-oğul karşılaşınca yaptıklarını yaptılar (kucaklaştılar, el, yüz, göz öpüldü).
Sonra Hz. İbrahim:
"Ey İsmail! Allah Teala hazretleri bana ciddî bir iş emretti" dedi. İsmail de:
"Rabbinin emrettiği şeyi yap!" dedi. Hz. İbrahim:
"Bu işte sen yardım edecek misin?" diye sordu. O da:
"Evet sana yardım edeceğim!" diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. İbrahim:
"Allah Teala hazretleri bana burada bir Beyt yapmamı emretti!"  diyerek atrafına nazaran yüksekçe bir tepeyi gösterdi."
(İbnu Abbas) dedi ki: "İsmail´le İbrahim işte orada Ka´be´nin (daha önceki) temellerini yükselttiler. Hz. İsmail taş getiriyor, Hz. İbrahim de duvarları örüyordu. Bina yükselince, Hz. İsmail, babası için (bugün Makam olarak bilinen) şu taşı getirdi. Yükselen duvarı örerken, Hz. İbrahim (iskele olarak)  onun üstüne çıkıyordu. İsmail de ona (aşağıdan) taş veriyordu. Bu esnada onlar:
"Ey Rabbimiz (Bu hizmetimizi) bizden kabul buyur! Sen gören ve  bilensin!" diyorlardı."
İbnu Abbas der ki: "Hz. İsmail ve Hz. İbrahim binayı yaparken (zaman zaman) etrafında dolaşarak: "Ey Rabbimiz (bu hizmetimizi) bizden kabul buyur! Sen işiten ve bilensin!" (Bakara 127) diye dua ediyorlardı." 
[Buhârî, Enbiya 8.][2]
Acı - Kitap Tanıtım
Acı Çikolata

Mirjam Pressler
Zeynep Ersözlü

KELİME YAYINLARI 

On beş yaşındaki Eva için hayatındaki en önemli sorun fazla kilolarıdır. 
“Şişman” olduğu için arkadaşı yoktur, hiç kimse onu bu hâliyle beğenmiyordur; asıl önemlisi Eva, kilolarının altına hapsolmuştur. 
İsteklerine ulaşmanın tek yolu kilo vermekten geçiyordur. 
Sonunda, Eva da “yaşamaya” başlar ve görür ki, “sorun” olarak gördüğü kiloları ona engel değildir. 
Hayatında onu seven arkadaşı Franziska ve onu olduğu gibi beğenen erkek arkadaşı Michel vardır, baskıcı bulduğu babası bile aslında onu anlamaya çalışıyordur. 
Kısacası, istediği Eva olmanın yolu kilo verip başkaları gibi görünmekten değil, kendini olduğu sevmekten ve insanlara şans vermekten geçmektedir. 
Şimdi Eva’nın önünde yepyeni bir gelecek uzanmaktadır! Beden bilinci, sağlıklı beslenme ve özgüven üzerine Mirjam Pressler’den çarpıcı bir roman.
Acı - Özlü sözler
  • Acı çekenler ile acı çektirenler aynıdır.. - Arthur Schopenhauer
  • Acı çekmek, ölmekten daha çok cesaret ister. - Napoleon Bonaparte
  • Acı çekmekten korkan biri zaten korktuğundan acı çekiyordur. - Michel de Montaigne
  • Acı çekmeyenler, başkalarının acı çekebileceğini akıllarını bile getirmezler. - Samuel Johnson
  • Acı kalbe elektrik hızında ulaşır, ama gerçek, kalbe buzul kadar yavaş ilerler. - Barbara Kingsolver  
  • Acı kısadır, neşe ise sonsuzdur. - Schiller
  • Acı olan mutlu olmamak değil, mutlu olabilecekken olamamaktır. (Şahika adlı eserinden)- Arcibaltd Joseph Cronin
  • Acı olmadan hayatın anlamı yoktur. - Arthur Schopenhauer  
  • Acı tanımamış olmak,büyük bir acıdır. - Marcus Tullius Cicero
  • Acı, acıyı bastırır. - Türk atasözü
  • Acı, çabuk unutulur, sevinç ise ebedidir. - Friedrich Schiller
  • Acıda hazların en tatlısı saklıdır. - Fyodor Mikailoviç Dostoyevski
  • Acıların bölüşülmesi değil, sevinçlerin bölüşülmesidir dostluğu yaratan. - Nietzsche
  • Acıların en acısı kendi kendimize çektirdiğimizdir. - Sophokles
  • Acıların ve düş kırıklığının üstesinden gelmenin bir tek kuralı, duygusal bozgunlukların planlı bir çalışmayla değişikliğe uğratmaktır. Bu , eşsiz bir kuraldır. - Napoleon Hill
  • Acının fazlası güldürür, neşenin fazlası ağlatır. - William Blake
  • Acının ödülü tecrübedir. - Aiskhylos
  • Acıyı unutmak çok zordur, ama tatlılığı hatırlamak daha da zordur. Mutluluğumuzu gösteren yaramız yok çünkü. - Chuck Palahniuk
  • Affedilmenin verdiği acı kadar kötü bir şey olamaz. - Guy de Maupassant
  • Bayağı bir acı çekince hayatta, her eklenen acı sana hem ağır hem vız gelir. - Yann Martel
  • Bekleme yapmayın! Aşkını alan acıya doğru ilerlesin. - Attilâ İlhan
  • Beklemek acı verir. Unutmak acı verir. Ama en berbat acı hangini yapmak gerek bilememektir. - Paulo Coelho
  • Benim acım birinin gülüşüne sebep olabilir.Ama benim gülüşüm asla birinin acısına sebep olmamalı. - Charlie Chaplin
  • Bir gram nükte, bir kilo acıya bedeldir. - Richard Baxter
  • Böyle bir acı çekme iştahıyla kahrolunduğu zaman bunun sonunu getirmek için binlerce hayat gerekirdi; ruhların göçü fikrinin nasıl bir cehennemden çıkmış olabileceği anlaşılıyor. - Emil Michel Cioran
  • Bütün acılar azalır, yeter ki ekmeğin olsun. - Cervantes
  • Bütün acılara dayanılır, yeter ki ekmeğin olsun. - Miguel de Cervantes
  • Büyük acılar daha önemsizlerinin hissedilmesini engeller ve tersine, büyük acıların yokluğunda en küçük dertler ve sıkıntılar bile bize büyük acı verir. - Arthur Schopenhauer
  • Büyük insanlar şu dünyada büyük acılar çekmek zorundadırlar. - Dostoyevski
  • Büyük saadetler büyük acıların yanıbaşındadır. - Erhan Bener
  • Çok çalıştım gitmeye de kalmaya da.İkisi de aynı acı, ikisi de rezil.Daha önce de gitmiştim, ama böyle kalarak değil! - Can Yücel  
  • Dünkü acılar, bugünkü sevinçlerin kaynağını oluşturur. - Pollok
  • Dünün acısı bugünün gücüdür. - Paulo Coelho
  • Dünya çok acı çekiyor.Ama kötü insanların şiddetinden değil, iyi insanların sessizliğinden. - Napoleon Bonaparte
  • Eğer bir dış etken seni üzerse, duyduğun acı o şeyin kendisinden değil, senin ona verdiğin değerden geliyordur, onu da her an ortadan kaldırma gücün vardır. - Marcus Aurelius
  • Eğitimin kökleri acı, fakat meyvesi tatlıdır. - Aristo
  • Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olamazsa, insan da acı çekmeden olgunlaşamaz. - Konfüçyüs
  • Gecenin acısını çekmeyen bilemez sabahın ne kadar tatlı ve kıymetli olabileceğini gözlerine ve kalbine. - Bram Stoker  
  • Geçmişte çektiğimiz acılar, bize çekmekte olduğumuzdan daima daha hafif görünür. - Gabriele D.Annunzio
  • Geçmişteki acılarımıza gülümseyerek baktığımız anda büyümüşüz demektir. - Khiew
  • Gençlikteki gözyaşlarında acı yoktur, yaşlılıktaki acılarda gözyaşı. - Joseph Roux
  • Gözyaşları acının sessiz sözleridir. - Voltaire
  • Hafif acılar konuşabilir, ama derin acılar dilsizdir. - Seneca
  • Hayat acılarla doludur, aşkın hazzı ise uyuşturucusudur. - Cesare Pavese  
  • Hayat herkes için acı, çünkü benim boş yere dilediklerime sahip olmuş nice insanlar gördüm, onlar da mes’ut değil. - Balzac
  • Hayatın ihtiyarlık çağında olduğu gibi aşkın da ihtiyarlığında artık zevkler için yaşanmaz, acılar için yaşanır. - La Rochefoucauld
  • Hep yıkım üstüne yıkım, acı üstüne acı! Ne vakit geçse anlı şanlı bir ordu, çöküverir ağır gölgesi bir bulutun. - Tevfik Fikret  
  • Hiç taşlaşmayan bir kalbin, hiç tükenmeyen bir sabrın, ve hiç acıtmayan bir dokunuşun olsun. - Charles Dickens
  • Hiçbir şey, acıdan daha hızlı gelemez. - Bailey
  • İçiniz kor gibi yanarken susmak, acıların en beteridir. - Garcia Lorca
  • İnsan ya acılarını unutmasını, ya da kendi mezarını kazmasını bilmeli. - Balzac
  • İnsan zayıfladıkça acıya daha az duyarlıdır. Daha az acı vardır çünkü acıtacak daha az kalmıştır. - Jack London
  • İnsanın alışamıyacağı acı yoktur. - Gabrielle D’Annunzio
  • İnsanın mutsuzken, mutlu bir zamanı hatırlaması kadar büyük bir acı yoktur. - Dante
  • İnsanlar akılsızlıkları yüzünden “alınlarında yazılı olandan” daha çok acı çekerler. - Eflatun
  • İstenmeden verilen şey cömertliktir. İstendikten sonra verilense acıma ve bağıştır. - Hz. Ali
  • İşi çok olanların gözyaşları için vakitleri yoktur. - George Gordon Byron
  • İşin aslı, herkes seni acıtacak.Sadece acı çekmeye değecek olanları bulmaya bak. - Bob Marley  
  • Keyifli bir sanrı, acı bir gerçeklikten daha iyidir. - Christian Nevell Bovee  
  • Öğrendikten, sevdikten sonra daha çok acı çekeceksiniz. - Victor Hugo
  • Ölenlere acıma Harry.Yaşayanlara acı, ve hepsinden çok sevgisiz yaşayanlara. - J.K. Rowling  
  • Öyle sevdim ki seni, öylesine sensin ki! Kuşlar gibi cıvıldar, tattırdığın acılar. - Cemal Süreya
  • Paradoksu çözdüm, eğer acıyana kadar severseniz, artık acı duymaz olursunuz ve geriye sadece sevgi kalır. - Rahibe Teresa  
  • Sefalet içinde iken mutlu günleri hatırlamak kadar acı bir şey yoktur. Dante
  • Senin çelme taktığın yerden başlıyorum hayata..Varsın yara içinde kalsın dizlerim, yüreğim kadar acımaz nasıl olsa. - Cemal Süreya
  • Sevmek acı çekmektir ve başka türlüsü sevgi olamaz. - Fyodor Dostoyevski
  • Sonunda acı getirecek zevklerden kaçınılabileceğini, sonunda zevk getirecek acılara da dayanılabileceğini düşünüyorum. - Montaigne
  • Suratı ekşi olanın balı da acı olur. - Sadi
  • Tanrı acımızı ölçtüğümüz olgudur. - John Lennon  
  • Tatlı şeyler, sonu iyi biten acılardır. - Aiskhylos
  • Tecrübe acımasız bir öğretmen olabilir.Ama öğrenirsin.Hem de öyle bir öğrenirsin ki ! - Clive Staples Lewis  
  • Tüm dünya acılarla dolu. Aynı zamanda da üstesinden gelenlerle dolu. - Helen Keller
  • Umursamıyorum artık hiçbir şeyi ve istemiyorum kimseyi yanımda! Her gelen biraz daha acıtıp gidiyor nasılsa. - Can Yücel  
  • Ya kırmızı gülden ayrı yaşamalı ya da dikenin acılarını hoş görmeli. - Sadi
  • Yaşamın acı yanı çabuk sona ermesi değil, bizim yaşamaya çok geç başlamamızdır. - W. M. Lewis
  • Zevkin kaynaklarında öyle bir acılık var ki, çiçekler arasında bile olsa boğazımızı yakar. - Lukretius
Acı - Risale-i Nur Külliyatı
Hayat ise, eğer İmân olmazsa veyahut isyan ile o İmân tesir etmezse, hayat zâhirî ve kısacık bir zevk ve lezzetle beraber, binler derece o zevk ve lezzetten ziyâde elemler, hüzünler, kederler verir. Çünkü insanda akıl ve fikir olduğu için, hayvanın aksine olarak hazır zamanla beraber geçmiş ve gelecek zamanlarla da fıtraten alâkadardır. O zamanlardan dahi hem elem, hem lezzet alabilir. Hayvan ise, fikri olmadığı için, hazır lezzetini, geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen korkular, endişeler bozmuyor. İnsan ise, eğer dalâlet ve gaflete düşmüş ise, hazır lezzetine geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen endişeler o cüz´î lezzeti cidden acılaştırıyor, bozuyor; hususan gayr-i meşrû ise, bütün bütün zehirli bir bal hükmündedir.

Sözler | On Üçüncü Söz

Sair ferahlı ve saadetli kıssaların âhirindeki zeval ve firak haberlerinin acıları ve elemi, kıssadan alınan hayalî lezzeti acılaştırıyor, kırıyor. Bahusus kemâl-i ferah ve saadet içinde bulunduğunu ihbar ettiği hengâmda mevtini ve firakını haber vermek daha elîmdir; dinleyenlere eyvah dedirtir. Halbuki şu âyet, kıssa-i Yusuf´un en parlak kısmı ki, Aziz-i Mısır olması, peder ve validesiyle görüşmesi, kardeşleriyle sevişip tanışması olan, dünyada en büyük saadetli ve ferahlı bir hengâmda, Hazret-i Yusuf´un mevtini şöyle bir surette haber veriyor ve diyor ki:
Şu ferahlı ve saadetli vaziyetten daha saadetli, daha parlak bir vaziyete mazhar olmak için, Hazret-i Yusuf kendisini Cenâb-ı Haktan vefatını istedi ve vefat etti, o saadete mazhar oldu.

Mektubat | Yirmi Üçüncü Mektup 
Acı - Şiir türü
Emrah – Acıların Çocuğu

Yıllar yılı dert yolunda
Ne ilk nede sonuncuyum
Kahrediyor hayat beni
Acıların çocuğuyum
-Yıllar yılı dert yolunda
Ne ilk nede sonuncuyum
Kahrediyor hayat beni
Acıların çocuğuyum

Söylemiyor kimse derman
Öyle zorki mutlu olmak
Yüregimde büyük ferman
Acıların çocuğuyum
Ben acılar çocuğuyum

Sevdalardan darbe yedim
Şu gönüle sevme dedim
Ömrü yare kul eyledim
Acıların çocuğuyum
-Sevdalardan darbe yedim
Şu gönlüme sevme dedim
Ömrü yare kul eyledim
Ben acılar çocuğuyum

Çekip gitti sevilenler
Gariplerdi yenilenler
Dünya sizin sevmeyenler
Acıların çocuğuyum
Ben acılar çocuğuyum