Deniz - Ansiklopedik bilgi
Deniz

1. Yer kabuğunun çukur bölümlerini kaplayan, birbiriyle bağlantılı, tuzlu su kütlesi
2. Bu su kütlesinin belirli bir parçası
3. Aydaki düzlükler
4. Geniş alan
Deniz - Ayet mealleri
Bakara (Sığır) Suresi 50. ayet:
Ve sizin için denizi ikiye yarıp sizi kurtardığımızı ve Firavun´un adamlarını -gözlerinizin önünde- boğduğumuzu hatırlayın.

Araf (Orta Yer) Suresi 163. ayet:
Bir de onlara deniz kıyısındaki şehri(n uğradığı sonucu) sor. Hani onlar cumartesi (yasağını çiğneyerek) haddi aşmışlardı. "Cumartesi günü iş yapma yasağına uyduklarında", balıkları onlara açıktan akın akın geliyor, "cumartesi günü iş yapma yasağına uymadıklarında" ise, gelmiyorlardı. İşte biz, fıska sapmaları dolayısıyla onları böyle imtihan ediyorduk.

Kehf (Mağara) Suresi 109. ayet:
De ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini (bir o kadarını) dahi getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, elbette deniz tükeniverirdi.

Neml (Karınca) Suresi 61. ayet:
Ya da yeryüzünü bir karar yeri kılan, onun arasında ırmaklar var eden ve ona (yeryüzü için) sarsılmaz dağlar yaratan ve iki deniz arasında bir ara-engel (haciz) koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır onların çoğu bilmiyorlar.

Lokman Suresi 27. ayet:
Eğer yeryüzündeki ağaçların tümü kalem ve deniz de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek- (mürekkep) olsa, yine de Allah´ın kelimeleri (yazmakla) tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

Fatır (Yaratan) Suresi 12. ayet:
İki deniz bir değildir. Şu, tatlı, susuzluğu keser ve içimi kolay; şu da, tuzlu ve acıdır. Ancak her birinden taze et yersiniz ve takınmakta olduğunuz süs eşyalarını çıkarırsınız. O´nun fazlından aramanız ve umulur ki şükretmeniz için gemilerin onda (denizde) suları yara yara akıp gittiğini görürsün.

Rahman (Merhametli) Suresi 19. ayet:
Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi.
Deniz - Bağlantılar
Deniz Akıntıları

Deniz Yelpazesi

Deniz Kaplumbağaları

Deniz Yıldızları

Küçük Deniz Savaşçıları

Deniz Altı Korsanları

Deniz

TÜRK DENİZ ARAŞTIRMALARI VAKFI

DenizTemiz Derneği

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı
Deniz - Hadisler
Hz. Süheyb (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Sizden öncekiler arasında bir kral vardı. Onun bir de sihirbazı vardı. Sihirbaz yaşlanınca krala: "Ben artık yaşlandım. Bana bir oğlan çocuğu gönder ve sihir yapmayı öğreteyim!" dedi. Kral da öğretmesi için ona bir oğlan gönderdi. Oğlanın geçtiği yolda bir rahip yaşıyordu. (Bir gün giderken) rahibe uğrayıp onu dinledi, konuşması hoşuna gitti. Artık sihirbaza gittikçe, rahibe uğruyor, yanında (bir müddet) oturup onu dinliyordu.
(Bir gün) delikanlıyı sihirbaz, yanına gelince dövdü. Oğlan da durumu rahibe şikayet etti. Rahip ona:
"Eğer sihirbazdan (dövecek diye) korkarsan: "Ailem beni oyaladı!"  de; ailenden korkacak olursan, "Beni sihirbaz oyaladı" de!" diye tenbihte bulundu.
O bu halde (devam eder) iken, insanlara mani olmuş bulunan büyük bir canavara rastladı. (Kendi kendine):
"Bugün bileceğim; sihirbaz mı efdal, rahip mi efdal!" diye mırıldandı. Bir taş aldı ve:
"Allahım! Eğer  rahibin işi, sana sihirbazın işinden daha sevimli ise, şu hayvanı öldür ve insanlar geçsinler!" deyip, taşı fırlattı ve hayvanı öldürdü. İnsanlar yollarına devam ettiler. Delikanlı rahibe gelip durumu anlattı. Rahib ona:
"Evet! Bugün sen benden efdalsin (üstünsün)! Görüyorum ki, yüce bir mertebedesin. Sen imtihan geçireceksin. İmtihana maruz  kalınca sakın benden haber verme!" dedi. Oğlan anadan doğma körleri ve alaca  hastalığına yakalananları tedavi eder, insanları başkaca hastalıklardan da kurtarırdı. Onu kralın gözleri kör olan arkadaşı işitti. Birçok hediyeler alarak yanına geldi ve: "Eğer beni tedavi edersen, şunların hepsi senindir" dedi. O da:
"Ben kimseyi tedavi etmem, tedavi eden Allah´tır. Eğer Allah´a iman edersen, sana şifa vermesi için dua edeceğim. O da şifa verecek!" dedi. Adam derhal iman etti, Allah da ona şifa verdi.
Adam bundan sonra kralın yanına geldi. Eskiden olduğu gibi yine  yanına oturdu. Kral:
"Gözünü sana kim iade etti?" diye sordu.
"Rabbim!" dedi. Kral:
"Senin benden başka bir rabbin mi var?" dedi. Adam:
"Benim de senin de rabbimiz Allah´tır!" cevabını verdi. Kral onu yakalatıp işkence ettirdi. O kadar ki, (gözünü tedavi eden ve Allah´a iman etmesini sağlayan) oğlanın yerini de gösterdi. Oğlan da oraya getirildi. Kral ona:
"Ey oğul! Senin sihrin körlerin gözünü açacak, alaca hastalığını tedavi edecek bir dereceye ulaşmış, neler neler yapıyormuşsun!" dedi. Oğlan:
"Ben kimseyi tedavi etmiyorum, şifayı veren Allah´tır!"  dedi. Kral onu da tevkif ettirip işkence etmeye başladı. O kadar ki, o da rahibin yerini haber verdi. Bunun üzerine rahip getirildi. Ona:
"Dininden dön!" denildi. O bunda direndi. Hemen bir testere  getirildi. Başının ortasına konuldu. Ortadan ikiye bölündü ve iki parçası yere düştü. Sonra oğlan getirildi. Ona da:
"Dininden dön!" denildi. O da imtina etti. Kral onu da adamlarından bazılarına teslim etti.
"Onu falan dağa götürün, tepesine kadar çıkarın. Zirveye ulaştığınız zaman (tekrar dininden dönmesini talep edin); dönerse ne âla, aksi takdirde dağdan aşağı atın!" dedi. Gittiler onu dağa çıkardılar. Oğlan:
"Allahım, bunlara karşı, dilediğin şekilde bana kifayet et!" dedi. Bunun üzerine dağ onları salladı ve hepsi de düştüler. Oğlan yürüyerek kralın yanına geldi. Kral: "Arkadaşlarıma ne oldu?" dedi.
"Allah, onlara karşı bana kifayet etti" cevabını verdi. Kral onu adamlarından bazılarına teslim etti ve:
"Bunu bir gemiye götürün. Denizin ortasına kadar gidin. Dininden dönerse ne âla, değilse onu denize atın!" dedi. Söylendiği şekilde adamları onu götürdü. Oğlan orada:
"Allahım, dilediğin şekilde bunlara karşı bana kifayet et!" diye dua etti. Derhal gemileri alabora olarak boğuldular. Çocuk yine yürüyerek hükümdara geldi. Kral:
"Arkadaşlarıma ne oldu?" diye sordu. Oğlan:
"Allah onlara karşı bana  kifayet etti" dedi. Sonra krala:
"Benim emrettiğimi yapmadıkça sen beni öldüremeyeceksin!" dedi. Kral: "O nedir?" diye sordu. Oğlan:
"İnsanları geniş bir düzlükte toplarsın, beni bir kütüğe asarsın,  sadağımdan bir ok alırsın. Sonra oku, yayın ortasına yerleştirir ve: "Oğlanın Rabbinin adıyla" dersin. Sonra oku bana atarsın. İşte eğer bunu yaparsan beni öldürürsün!" dedi. Hükümdar, hemen halkı bir düzlükte topladı. Oğlanı bir kütüğe astı. Sadağından bir ok aldı. Oku yayının ortasına yerleştirdi. Sonra:
"Oğlanın Rabbinin adıyla!" dedi ve oku fırlattı. Ok çocuğun şakağına isabet etti. Çocuk elini şakağına okun isabet ettiği yere koydu ve Allah´ın rahmetine kavuşup öldü. Halk:
"Oğlanın Rabbine iman ettik!" dediler. Halk bu sözü üç kere tekrar etti. Sonra krala gelindi ve:
"Ne emredersiniz? Vallahi  korktuğunuz başınıza geldi. Halk oğlanın Rabbine iman etti!" denildi. Kral hemen yolların başlarına hendekler kazılmasını emretti. Derhal hendekler kazıldı. İçlerinde ateşler yakıldı. Kral: 
"Kim dininden dönmezse onu bunlara atın!" diye emir verdi. Yahut hükümdara "Sen at!" diye emir verildi.
İstenen derhal yerine getirildi. Bir ara, beraberinde çocuğu olan bir kadın getirildi. Kadın oraya düşmekten çekinmişti, çocuğu:
"Anneciğim sabret. Zîra sen hak üzeresin!" dedi. 
[Müslim, Zühd 73, (3005); Tirmizî, Tefsir, Bürûc, (3337).]


Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Benî İsrail´den bin dinar borç para isteyen bir kimseden bahsetti. Benî İsrail´den borç talep ettiği kimse: "Bana şahidlerini getir, onların huzurunda vereyim, şahid olsunlar!" dedi. İsteyen ise: "Şahid olarak Allah yeter!" dedi. Öbürü: "Öyleyse buna kefil getir" dedi. Berikisi "Kefil olarak Allah yeter" dedi. Öbürü:
"Doğru söyledin!" dedi ve belli bir vade ile parayı ona verdi. Adam deniz yolculuğuna çıktı ve ihtiyacını gördü. Sonra borcunu vadesi içinde ödemek maksadıyla geri dönmek üzere bir gemi aradı, ama bulamadı. Bunun üzerine bir odun parçası alıp içini oydu. Bin dinarı sahibine hitabeden bir mektupla birlikte oyuğa yerleştirdi. Sonra oyuğun ağzını kapayıp düzledi. Sonra da denize getirip:
"Ey Allahım, biliyorsun ki, ben falandan bin dinar borç almıştım. Benden şahid istediğinde ben: "Şahid olarak Allah yeter!" demiştim. O  da şahid olarak sana razı oldu. Benden kefil isteyince de: "Kefil olarak Allah yeter!" demiştim. O da kefil olarak sana razı olmuştu. Ben ise şimdi, bir gemi bulmak için gayret ettim, ama bulamadım. Şimdi onu sana emanet ediyorum!" dedi ve odun parçasını denize attı  ve odun denize gömüldü.
Sonra oradan ayrılıp, kendini memleketine götürecek bir gemi aramaya başladı. Borç veren kimse de, parasını getirecek gemiyi  beklemeye başladı. Gemi yoktu ama, içinde parası bulunan odun parçasını buldu. Onu ailesine odun yapmak üzere aldı. (Testere ile) parçalayınca parayı ve mektubu buldu.
Bir müddet sonra borç alan kimse geldi. Bin dinarla adama uğradı ve:
"Malını getirmek için aralıksız gemi aradım. Ancak beni getirenden daha önce gelen bir gemi bulamadım" dedi. Alacaklı:
"Sen bana bir şeyler göndermiş miydin?" diye sordu. Öbürü:
"Ben sana, daha önce bir gemi bulamadığımı söyledim" dedi. Alacaklı:
"Allah Teala hazretleri, senin odun parçası içerisinde gönderdiğin parayı sana bedel ödedi. Bin dinarına kavuşmuş olarak dön" dedi." 
[Buhârî, Kefalet 1, (muallak olarak); Büyû 10 (muallak ve mevsul olarak), İsti´zan 25 (muallak olarak).]
Deniz - Kitap Tanıtım
Üç Deniz Ötesi

Ahmed Günbay Yıldız 
TİMAŞ YAYINLARI 

Bir masal ülkesinin varlığına inanan, oraya ulaşmak için onca acı ve sıkıntılara razı olan, esaretin birinden kaçarken diğerine yakalanan kahramanın Rusya´da başlayıp Amerika´da devam eden, mukaddes topraklarda mutlu sona ulaşan mücadelesinin romanı…
Deniz - Özlü sözler
  • Anladım ki susmak bir cüsse işi. Derin denizlerin işi. Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor. Derin denizleri ise ancak derin sevdalar. Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor. Anladım ki susan her şey derin ve heybetli. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Aşk buzlu denizde ateşten gemidir.
  • Aşk denizi bir çömlek gibi kaynatır. / Aşk dağı kum gibi ezer eritir. / Aşk gökyüzünü çatlatır. / Aşk sebepsiz yeryüzünü titretir.
  • Aşk, deniz meltemleri gibidir; sesini duyarız, nereden nereye gittiğini kestiremeyiz. - Borne
  • Ay denizde görünür de çamurda görünmez. Gönlünü temizle ruhunu gör.
  • Bana seni neden sevdiğimi soruyorlar. Ben de onlara: Balıklar denizi, kuşlar gökyüzünü severken bir neden mi buldular diyorum.
  • Başka türlü bir şey benim istediğim, / Ne ağaca benzer ne de buluta benzer; / Burası gibi değil gideceğim memleket, / Denizi ayrı deniz, havası ayrı hava; / Nerde gördüklerim, nerde o beklediğim kız / Rengi başka, tadı başka. - Can Yücel
  • Belki de insanlar sisli bir denizde sürüklenen birer gemiden başka bir şey değiller, ara sıra uzaklarda birbirlerinin ışıklarını görüyorlar ve yan yana geçip giderken kısacık bir süre selamlaşıyorlar. - Theodore Zeldin
  • Ben bir balığım, aşk ise daldığım bir derya. Aşk´tan gözlerim yaşlı olsa da o derya göz yaşımı nerden bilir? Başımı o denizden çıkarayım desem! Balığım ya; nefesim kesilir.- Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Ben bir denizim demedim mi sana? / Sen bir balıksın demedim mi? / Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın, / Senin duru denizin benim demedim mi?
  • Ben sana denize açılma demiyorum. Açılacak olursan tufana bile katlan diyorum - Sadi-i Şirazi
  • Ben yürümeye başlayınca denizlerin üstünde, karada koşanlar durup bana baktılar.Ben de gittim, sığınacağım adaları birer birer batırdım. - Özdemir Asaf
  • Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Bir gün, güzellik ve çirkinlik bir deniz kıyısında karşılaştılar ve dediler, "haydi denize girelim." Giysilerini çıkartıp suda yüzdüler. Bir süre sonra, çirkinlik kıyıya dönüp, güzelliğin giysilerine büründü ve yoluna gitti. Güzellik de denizden çıktı, kendi giysilerini bulamadı; ama çıplak olmak utandırıyordu onu, çaresiz çirkinliğin giysilerine büründü ve yoluna devam etti güzellik. O gün bugündür, erkekler ve kadınlar onları birbirine karıştırır. Ancak içlerinden güzelliğin yüzünü önceden görmüş kimileri vardır ki, giysilerine bakmaksızın tanırlar onu. Ve yine çirkinliğin yüzünü bilen kimileri vardır ki, gözlerinden tanırlar çirkinliği. - Halil Cibran
  • Bir kadının mutluluğu deniz feneri gibidir. Geleceği aydınlatır, aynı zamanda tatlı hatıraların maskeleri altındaki geçmişi de yansıtır. - Honore de Balzac
  • Bir şeyi, elde edebileceğin yerde ara. İnci arıyorsan, denizin derinliklerinde ara, yoksa sığ kıyılarda köpükten başka bir şey bulamazsın. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Birini "ölürcesine sevmek" marifet değildir. Seviyorsan ölümsüzce sev. Çünkü ölümsüzlük, ruhun denizinde gezen gemidir. Birini "delice sevmek" de marifet değildir. Seveceksen tüm aklınla sev. Çünkü sevgi, aklı başında olanların gönlünde filizlenen çiçektir.
  • Bu böyle sürüp gidecek. Seni sevmediğimi bileceksin. Öğrenemeyeceksin.  Ve ben bu gece, her Allah’ın gecesi yıldızlara seni sevdiğimi söyleyeceğim. Sana asla.  Çünkü aramızda denizler dağlar ve benim kör olası gururum var. - Victor Hugo
  • Büyüklüğün belli bir ölçüsü yoktur. Yükselten ya da alçaltan şey kıyaslamadır. Nehirde büyük görünen bir gemi, denizde küçüktür. - Seneca 
  • Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.  Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.  Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol. Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol. Hoşgörülülükte deniz gibi ol. Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Çay bardağında bırakılan dudak payı kadar bile uzak kalamam gözlerine. Yakın olsun isterim ellerime ellerin, yanındaki beton binaya yaslanması gibi köhne bir evin. Seni bir çivi gibi çaktım çünkü beynime ve toplayıp bütün kerpetenleri attım denize. - Sunay Akın
  • Deniz değil ki yüreğim öfkesini kayalara vursun.
  • Denizden bile yerine su koymadan devamlı su alsan, bu işin denizleri çöle çevirir.
  • Deniz martıya sevdalı, martı denize. Martı denize giderde tek kendi sevdalı sanır. Bilmez ki koca deniz onu bekler.
  • Deniz ne kadar dalgalı olsa sonunda durulur. - Johann Wolfgang von Goethe
  • Denize düşen yılana sarılır.
  • Denize sıfır evi hiç istemedim ben, ama hep gökyüzüne sıfır hayallerim vardı. - Yılmaz Erdoğan
  • Denizi seviyorsan dalgaları da seveceksin, uçmayı istiyorsan düşmeyi de bileceksin. Korkarak yaşarsan yalnızca hayatı seyredersin. - Friedrich Wilhelm Nietzsche
  • Denizin dibinde incilerle taşlar karışık bulunurlar. Övülecek şeyler de kusur ve yanlışların arasında bulunur. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Denizin kenarına kadar, ayakların izi vardır. Ama denize girdikten sonra ne iz kalır, ne işaret.
  • Denizin kenarında durup suya bakarak, denizi aşamazsınız.
  • Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin. Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin. Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin. Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin. - Friedrich Wilhelm Nietzsche
  • Dil, anlamlara bir oluktur adeta, fakat nereden sığacak oluğa deniz? 
  • Dost deniz kenarındaki taşlara benzer. Önce tek tek toplarsın sonra birer birer denize atarsın. Ancak bazılarına kıyamazsın. İşte sen o kıyamadıklarımdansın. 
  • Duyduğuma göre Sanço, alçaklara iyilik yapmak, denize su atmak gibiymiş. - Miguel de Cervantes  
  • Dünya köpüktür. Tanrı sıfatlarıysa denize benzer. Fakat şu cihan köpüğü, denizin arılığına, duruluğuna perdedir. 
  • Eğer kirli bir ırmağı içine alıyorsan, bozulmadan kalabilmen için deniz olmalısın. - Fyodor Mihaylovic Dostoyevski
  • En derin yaralarla başlar en derin gülücükler. En yüksek uçurumlardan düşerken öğrenirsin uçmayı. En derin denizlerde boğula boğula becerirsin tek bir nefesle yaşamayı. - Friedrich Wilhelm Nietzsche
  • En güzel deniz; henüz gidilmemiş olanıdır. En güzel günlerimiz; henüz yaşamadıklarımız. Ve sana söylemek istediğim en güzel söz; henüz söylememiş olduğum sözdür. - Nâzım Hikmet Ran
  • Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek, inciyle denizin varlığından da şüphe eder. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Ey bir aileye bile hükmedemeyen ilerici. Üç kıtaya, yedi denize hükmeden ecdadın mı gerici? - Necip Fazıl Kısakürek
  • Ey kalbim! Ey suları usul usul yükselen gizli deniz, içimiz damar damar parçalansa da; dışımız lal gibi sessiz. - İsmet Özel
  • Fırtına arifesinde, kabarıyorken deniz / Sığınacak gemilere, liman olanlardanız / İsrafil´in sur sesine, biat edenlerdeniz / Kıyametin peşrevine, keman olanlardanız.
  • Fırtınanın şiddeti ne olursa olsun; martı sevdiği denizden asla vazgeçmez. - Alfred Capus
  • Geldim sevgili. Sen dışında ne varsa kıyısız denizlere dökerek geldim. Dilimde dua ile kefenimi vuslatına çeyiz bilerek geldim. Aşkın demgahında ateşleri ıslatmak için neyim varsa yok bilerek geldim.  - Şems-i Tebrizi
  • Gemilerin çoğu bir insan yüzünden batmıştır, deniz yüzünden değil. - Özdemir Asaf
  • Gönül deniz, dil kıyıdır. Denizde ne varsa kıyıya o vurur.
  • Gün bir gün sevdalanmış geceye, gecede yakamoz düşürmüş denize, o günden bugüne geceyle gündüz ayrılmaz olmuş, ta ki güneş tutulup, gölge düşürene dek sevdalarına.
  • Hayal gücünüz denizi keşfedemiyorsa, denizi görmeden yüzmeyi öğrenmek istemeyeceksiniz. - Muhammed Bozdağ
  • Irmaklar kurusaydı, deniz olmazdı. Eğer aşk muteber olmasaydı seni senden daha iyi bilen Adem ve Havva´yı yaratmazdı. - Aşkın gözyaşları - Şems-i Tebrizi
  • İnci de denizin dibinde, taşlarla beraberdir. Övünçte, ayıpların arasındadır. 
  • İnsan kirli bir ırmaktır. Kirli bir ırmağı içine alabilmesi ve bozulmadan kalabilmesi için deniz olabilmeli kişi.
  • İnsan, kıyıyı gözden kaybetme cesareti olmadan yeni denizler keşfedemez. - Andre Gide
  • İnsanlar dağların zirvelerini, denizin dalgalarını, büyük nehirleri ve zengin okyanusu temaşa ederler; fakat en büyük mucize olan kendilerini görmeden geçip giderler. - Saint Augustin
  • İnsanlar denizde karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir.
  • İstese de çok uzağına gidemiyor insan kendisinin. Hangi trene binse içindeki bir adrese varıyor sonunda. Hangi rüzgara tutunsa kendine savruluyor. Hangi denize açılsa yine kendi kıyılarında buluyor kendini. - Burhan Eren
  • İyilik yap denize at. Balık bilmezse Halık bilir.
  • Kabre hazırlıksız giren, denize kayıksız açılmış gibidir. - Hz. Ebubekir (r.a.)
  • Kadın kısmının gemisi batsa batsa, sorumluluklar ambarında açılan gedikten azar azar su ala ala değil, beklenmedik bir anda hayaller mendireğine gümbür gümbür yağan güllelerden ötürü batardı. Erkek kısmının gemisi batsa batsa, gördüğü en parlak ışığı deniz feneri zannedip, dümeni sığ sulara kırmaktan ötürü batardı.- Elif Şafak -  Mahrem
  • Kalp deniz, dil kıyıdır. Denizde ne varsa kıyıya o vurur. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana) 
  • Kalp, denize benzer, fırtınaları, sakin zamanları ve taşkınlıkları vardır, bazen de derinliklerinde inciler gizlidir. - Heinrich Heine
  • Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılır mı? - Lukianos
  • Kirli bir ırmaktır insan. Kirli ırmakları içine alıp bozulmadan kalabilmesi için deniz olmalıdır kişi.
  • Kumsala herkes kumdan kale yapabilir. Ama önemli olan zoru başarmaktır. Denizin ortasına kaleyi yapıp, ayakta dimdik durmasını sağlamaktır.
  • Kuşlar gibi havada uçmayı öğrendik, balık gibi denizde yüzmeyi ama hala şu basit kardeş gibi yaşama sanatını öğrenemedik. - Martin Luther King Jr
  • Lâfla pilâv pişse, deniz kadar yağ benden.
  • Maddi hayata tapanlar, deniz suyu içenlere benzerler, içtikçe, susuzlukları artar. - Muhyiddin-i Arabi
  • Mevlana der ki; Ben bir balığım, aşk ise daldığım bir derya. Aşktan gözlerim yaşlı olsa da o derya gözyaşımı nerden bilir. Başımı o denizden çıkarayım desem, balığım ya; nefesim kesilir.
  • Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir, nasıl olur da güneş üflemekle söner? - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Ne kadar zengin olsan, ancak yiyebileceğin kadar yersin. Denize testiyi daldırsan, alabileceği kadar su alır, gerisi kalır. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Olumsuzlukları hoş görmek ne iyidir. Zira bütün ırmaklara su veren deniz bile her çöpü başının üstünde taşır, ama deniz bu kereminden dolayı eksilmez. Zaten sevgi ve hoşgörü insanlıktır. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Onlar korkularından denizi zincirleyecek kadar akıllı ise, biz gemileri karadan yürütebilecek kadar deliyiz. - Fatih Sultan Mehmet
  • Ötügen- yış durak olsu da bize, / Yürüsün ordular ordan denize / Çinli baş vermezse, gelmezse dize, / Kağan´ın buyruğu vardır: vuralım.
  • Rüzgârın şiddeti nasıl olursa olsun, martı sevdiği denizden asla vazgeçmez.
  • Sabırsızsın. Oysa bütün mahlûkat sabrın ipliğiyle bağlıdır birbirine. Dünya sabırla döner. Çünkü güneşin de, ayın da zamana ihtiyacı vardır. Sabırlı ol. Büyük sırlara ermek için sabır denizinde yüzmeyi öğrenmen lazım. Çünkü sırlar, sabır denizinin dibinde saklıdır. Uyum güzelliktir. Uyum, suyun özelliğidir. Su, sabrın simgesi, istiridyenin yurdudur. Su olmasaydı, inci de olmazdı. Sabırlı ol ki istiridye gibi inciler yapasın.
  • Sakin bir denizde herkes kaptan kesilir. - John Ray
  • Sığ suları en hafif rüzgârlar bile coşturabiliyor. Derin denizleri ise ancak derin sevdalar. Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor. Anladım ki susan her şey derin ve heybetli. -  Şems-i Tebrizi
  • Sus gönlüm. Bir elif miktarı sus. Az kaldı bahara. Dayan gönlüm. Denizin içinde meydana gelen görünmeyen dalgalar gibi yüreğini biliyorum. Beklemekten başka çare olsaydı, seni durdurmazdım. İnan bana. Ama yok. Başka çare yok. Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez, çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)´dan Şems´e
  • Susmak bazen her şeydir derdim. Bazen coşkun deniz gibi dökülsün kelimeler isterdim. Şu an susmak yada coşmak değil, sadece senin varlığın beni sana bağlayan.
  • Tarife kalkma bizi / Ne şuyuz ne de buyuz / Adem denen denizi / Arayan birer suyuz - E. B. Koryürek
  • Uzak denizlere açıl demiyorum, lakin bir kez açılmışsan tufandan korkma. - Sadi-i Şirazi
  • Uzaktan sevmek daha güzeldir bazen. Ne incitir, ne acıtır. Ne yaralar ne kanatır. Gözlerinle görmediğin ama sesini duyduğun, varlığıyla huzur bulduğun bir denizin yakınında yürümek gibidir böyle sevmek. Uzaktan sevmek en güzelidir bazen. - Elif Şafak
  • Yarı dalgalı olmamalı deniz ya durmalı ya kudurmalı.
  • Yaz beni ey kalem! Kalbim hüzün denizine öyle daldı ki, insanlar acımasız, vefasız. Yar´dan başka kimim kaldı ki, yâr hoş da! Yaradan daha hoş.
Deniz - Risale-i Nur Külliyatı
Güneş, ulviyetiyle beraber, bütün şeffaf ve parlak şeylere nihayet derecede yakın, belki onların zâtlarından onlara daha yakın olduğu; cilvesiyle ve timsâliyle ve tasarrufa benzer çok cihetlerle, onları müteessir ettiği halde, o şeffaf şeyler ise, binler sene ondan uzaktırlar. Onu hiçbir vecihle müteessir edemezler; kurbiyet dâvâ edemezler. Hem, o güneş, her şeffaf zerreye, hattâ ziyâsı nereye girmiş ise orada hâzır ve nâzır gibi olduğu, o zerrenin kabiliyet ve rengine göre güneşin aksi ve bir nevi timsâli görünmesiyle anlaşılır. Hem, güneşin azamet-i nurâniyeti derecesinde ihâtası, nüfûzu ziyâdeleşir. Nurâniyet azametindendir ki, en küçük ufak şeyler, ondan gizlenip kaçamazlar. Demek, azamet-i kibriyâsı, cüz´î ve ufak şeyleri, nurâniyet sırrıyla harice atmak değil, bilakis daire-i ihâtasına alıyor. 
Hem, güneşi, mazhar olduğu cilvelerde ve vazifelerde, farz-ı muhâl olarak, fâil-i muhtar farz etsek, o derece suhûlet ve sürat ve vüs´at içinde, zerreden, katreden, deniz yüzünden seyyârâta kadar izn-i İlâhî ile öyle işliyor ki, şu tasarrufât-ı azîmeyi yalnız bir mahz-ı emir ile yapar tahayyül edilebilir. Zerre ile seyyâre, emrine karşı müsâvidirler. Deniz yüzüne verdiği feyzi, zerreye de, kabiliyetine göre kemâl-i intizam ile verir. İşte, semâ denizinin yüzünde ziyâdar bir kabarcık ve Kadîr-i Mutlakın Nur isminin cilvesine kesif bir aynacık olan şu güneşin, bilmüşâhede, şu hakikatin üç esâsının numunelerine mazhar olduğunu görüyoruz.
Sözler | On Dördüncü Söz

Meselâ, güneşin kendi Halıkının izniyle ve emriyle üç çeşit tecellîsi ve in´ikâsı ve ifâzası var. Birisi çiçeklere, birisi kamere ve seyyârelere, birisi şişe ve su gibi parlaklara verdiği ayrı ayrı in´ikâslarıdır.
Birincisi üç tarzdadır:
Biri, küllî ve umumi bir tecellî ve in´ikâsdır ki, bütün çiçeklere birden ifâzasıdır.
Biri de has bir tecellîdir ki, her bir neve göre bir hususi in´ikâsı vardır.
Biri de cüzî bir tecellîdir ki, her bir çiçeğin şahsiyetine göre bir ifâzasıdır. Şu temsilimiz, o kavle göredir ki, çiçeklerin süslü renkleri güneşin ziyâsındaki yedi rengin istihâle-i in´ikâsiyesinden neşet ediyor; ve bu kavle göre, çiçekler dahi güneşin bir çeşit aynalarıdır.
İkincisi, güneşin kamere ve seyyârelere, Fâtır-ı Hakîmin izniyle verdiği nur ve feyizdir. Şu küllî ve geniş feyiz ve nurdan sonra Kamer, o ziyânın gölgesi hükmünde olan nuru güneşten küllî bir sûrette istifade eder. Sonra hususi bir tarzda denizlere ve havaya ve parlak toprağa ve bir sûret-i cüz´iyede denizin kabarcıklarına ve toprağın şeffaflarına ve havanın zerrelerine ifade ve ifâzasıdır.
Üçüncüsü, güneşin, emr-i İlâhî ile cevv-i havayı ve denizlerin yüzlerini birer ayna ederek, sâfî ve küllî ve gölgesiz bir in´ikâsı var. Sonra o güneş, denizin kabarcıklarına ve suyun katrelerine ve havanın reşhalarına ve karın şişeciklerine, her birine birer cüzî aksi, birer küçük timsâlini veriyor
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz