Çirkin - Ansiklopedik bilgi
Çirkin

1. Göze veya kulağa hoş gelmeyen, güzel karşıtı
2. Hoş olmayan, yakışık almayan (davranış veya söz)
3. Karanlık, dalavereli, şüpheli
Çirkin - Ayet mealleri
Bakara (Sığır) Suresi 169. ayet:
O, size yalnızca, kötülüğü, çirkin-hayasızlığı ve Allah´a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.

Araf (Orta Yer) Suresi 26. ayet:
Ey Ademoğulları, biz sizin çirkin yerlerinizi örtecek bir elbise ve size "süs kazandıracak bir giyim" indirdik (varettik). Takva ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah´ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler.

Araf (Orta Yer) Suresi 27. ayet:
Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık.

Tevbe (Tövbe) Suresi 46. ayet:
Eğer (savaşa) çıkmak isteselerdi, herhalde ona bir hazırlık yaparlardı. Ancak Allah, (savaşa) gönderilmelerini çirkin gördü de ayaklarını doladı ve; "(Onlara) Siz de oturanlarla birlikte oturun" denildi.

Tevbe (Tövbe) Suresi 81. ayet:
Allah´ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: "Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir kavrayıp-anlasalardı.

Nahl (Arı) Suresi 90. ayet:
Şüphesiz Allah, adaleti, ihsanı, yakınlara vermeyi emreder; çirkin utanmazlıklardan (fahşadan), kötülüklerden ve zorbalıklardan sakındırır. Size öğüt vermektedir, umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz.

Meryem Suresi 89. ayet:
Andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup-geldiniz.

Enbiya (Peygamberler) Suresi 74. ayet:
Lut´a da bir hüküm ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapmakta olan şehirden kurtardık. Şüphesiz onlar, bozulmaya uğrayan kötü bir kavimdi.

Nur (Işık) Suresi 21. ayet:
Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. Eğer Allah´ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiç biri ebedi olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir.

Neml (Karınca) Suresi 54. ayet:
Lut da; hani kavmine demişti ki: "Siz, açıkça gördüğünüz halde, yine de o çirkin utanmazlığı yapacak mısınız?"

Kasas (Tarihi Vakalar) Suresi 42. ayet:
Bu dünya hayatında onların arkasına lanet düşürdük; kıyamet gününde ise, onlar çirkinleştirilmiş olanlardır.

Ankebut (Dişi Örümcek) Suresi 29. ayet:
"Siz, (yine de) erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve bir araya gelişlerinizde çirkinlikler yapacak mısınız?" Bunun üzerine kavminin cevabı yalnızca: "Eğer doğru söylüyor isen, bize Allah´ın azabını getir" demek oldu.

Ankebut (Dişi Örümcek) Suresi 45. ayet:
Sana Kitap´tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah´ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir.

Lokman Suresi 19. ayet:
"Yürüyüşünde orta bir yol tut, sesinden de (yüksek perdeleri) eksilt. Çünkü, seslerin en çirkin olanı gerçekten eşeklerin sesidir."

Ahzab (Gruplar) Suresi 30. ayet:
Ey peygamberin kadınları, sizden kim açık bir çirkin-utanmazlıkta bulunursa, onun azabı iki kat olarak arttırılır. Bu da Allah´a göre pek kolaydır.

Şura (Danışma) Suresi 37. ayet:
(Bunlar,) Büyük günahlardan ve çirkin -utanmazlıklardan kaçınanlar ve gazablandıkları zaman bağışlayanlar,

Zuhruf (Gösteriş) Suresi 78. ayet:
"Andolsun, size hakkı getirdik, fakat sizin bir çoğunuz hakkı çirkin görüp-tiksinenlerdiniz."

Muhammed Suresi 9. ayet:
İşte böyle; çünkü onlar, Allah´ın indirdiğini çirkin (kerih) gördüler, bundan dolayı, O da, onların amellerini boşa çıkardı.

Muhammed Suresi 26. ayet:
İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah´ın indirdiğini çirkin karşılayanlara dediler ki: "Size bazı işlerde itaat edeceğiz." Oysa Allah, sakladıkları şeyleri (sır olarak konuştuklarını) biliyor.

Muhammed Suresi 28. ayet:
İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah´ı gazablandıran şeye uydular ve O´nu razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar; bundan dolayı (Allah,) amellerini boşa çıkardı.

Hucurat (Odalar) Suresi 7. ayet:
Ve bilin ki Allah´ın Resûlü içinizdedir. Eğer o, size birçok işlerde uysaydı, elbette sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkârı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar, doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır.

Necm (Yıldız) Suresi 32. ayet:
Ki onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir.

Mücadile (Mücadeleci Kadın) Suresi 2. ayet:
Sizden kadınlarına "zıhar"da bulunanlar (bilsinler ki, kadınları) onların anneleri değildir. Anneleri, yalnızca kendilerini doğuranlardır. Şüphesiz onlar, çirkin ve yalan söylemektedirler. Gerçekten Allah, çok affeden, çok bağışlayandır.
Çirkin - Bağlantılar
Çirkin Bildiklerimiz

Güzel Ahlâka Çağrı
Çirkin - Hadisler
Ebu Vehb el-Cüşemî (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Peygamberlerin isimleriyle isimlenin. Allah´ın çok sevdiği isimler Abdullah, Abdurrâhman´dır. En sâdık olanları da Hâris ve Hemmâm isimleridir. En çirkinleri de Harb ve Mürre isimleridir"
Ebu Dâvud, Edeb: 69, (4950). Metin Ebu Dâvud´a aittir, Nesaî´de muhtasar olarak kaydedilmiştir [Hayl: 3 (6, 218, 219)]; 

İbnu Mes´ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Mü”min ne ta´n edici, ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayasızdır." 
[Tirmizî, Birr 48, (1978).]

Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: 
"Benî İsrail´den üç kişi vardı: Biri alatenli, biri kel, biri de âma. Allah bunları imtihan etmek istedi. Bu maksadla onlara (insan suretinde) bir melek gönderdi.
Melek önce alatenliye geldi. Ve: "En çok neyi seversin?" dedi. Adam:
"Güzel bir renk, güzel bir cild, insanları benden tiksindiren halin gitmesini!" dedi. Melek onu meshetti. Derken çirkinliği gitti, güzel bir renk, güzel bir cild sahibi oldu. Melek ona tekrar sordu:
"Hangi mala kavuşmayı seversin?"
"Deveye!" dedi, adam. Anında ona on aylık hamile bir deve verildi. Melek:
"Allah bunları sana mübarek kılsın!" deyip (kayboldu) ve kelin yanına geldi.
"En ziyade istediğin şey nedir?" dedi. Adam:
"Güzel bir saç ve halkı ikrah ettiren şu halin benden gitmesi" dedi. Melek, keli elleriyle meshetti, adamın keli gitti. Kendisine güzel bir saç verildi. Melek tekrar:
"En çok hangi malı seversin?" diye sordu. Adam:
"Sığırı!" dedi. Hemen kendisine hamile bir inek verildi. Melek:
"Allah bu sığırı sana mübarek kılsın!" diye dua etti ve âmanın yanına gitti. Ona da: "En çok neyi seversin?" diye sordu. Adam:
"Allah´ın bana gözümü vermesini ve insanları görmeyi!" dedi. Melek onu meshetti ve Allah da gözlerini anında iade etti. Melek ona da:
"En çok hangi malı seversin?" diye sordu. Adam:
"Koyun!" dedi. Derhal doğurgan bir koyun verildi."
Derken sığır ve deve yavruladılar, koyun da kuzuladı. Çok geçmeden birinin bir vadi dolusu develeri, diğerinin bir vadi dolusu sığırları, öbürünün de bir vadi dolusu koyunları oldu.
Sonra melek, alatenliye, onun eski hali ve heyetine bürünmüş olarak geldi ve:
"Ben fakir bir kimseyim, yola devam imkânlarım kesildi. Şu anda Allah ve senden başka bana yardım edecek kimse yok! Sana şu güzel rengi, şu güzel cildi ve şu malı veren Allah aşkına bana bir deve vermeni talep ediyorum! Ta ki onunla yoluma devam edebileyim!" dedi. Adam:
"(Olmaz öyle şey, onda nicelerinin) hakları var!" dedi ve yardım talebini reddetti. Melek de:
"Sanki seni tanıyor gibiyim! Sen alatenli, herkesin ikrah ettiği, fakir birisi değil miydin? Allah sana (sıhhat ve mal) verdi" dedi. Ama adam:"
(Çok konuştun!) Ben bu malı büyüklerimden tevarüs ettim!" diyerek onu tersledi. Melek de:
"Eğer yalancı isen Allah seni eski haline çevirsin!" dedi ve onu bırakarak kel´in yanına geldi. Buna da onun eski halinde kel birisi olarak göründü. Ona da öbürüne  söylediklerini söyleyerek yardım talep etti. Bu da önceki gibi talebi reddetti. Melek buna da:"Eğer yalancıysan Allah seni eski haline çevirsin!" deyip, âmaya  uğradı. Buna da onun eski hali heyeti üzere (yani bir âma olarak) göründü. Buna da:
"Ben fakir bir adamım, yolcuyum, yola devam etme imkânı kalmadı. Bugün, evvel Allah sonra senden başka bana yardım edecek yok! Sana gözünü iade eden Allah aşkına senden bir koyun istiyorum; ta ki yolculuğuma devam edebileyim!" dedi. Âma cevaben:
"Ben de âma idim. Allah gözümü iade etti, fakirdim (mal verip) zengin etti. İstediğini al, istediğini bırak! Vallahi, bugün Allah adına her ne alırsan, sana zorluk çıkarmayacağım!" dedi. Melek de:
"Malın hep senin olsun! Sizler imtihan olundunuz. Senden memnun kalındı ama diğer iki arkadaşına gadap edildi" dedi (ve gözden kayboldu)." 
[Buhârî, Enbiya 50, Müslim, Zühd 10, (2964).]
Çirkin - Kitap Tanıtım
Dünyayı Çirkin Buluyorsan Kalbini Yokla

Güzin Osmancık 
AKIŞ YAYINLARI 

Allah´ın yarattığına sevgi duyulmadan Allah´ın zatına sevgi duyulmaz. Alemi seyredeyim derken Rabb-ül alemi bulur.
Alem ağır bastığında ise ne himmet kalır, ne keramet. Himmet isteyen vazgeçer dünyalıktan. Bir an kayarsa düşünce, tutkular geçerse öne, dön bak o zaman neler kaybettin.
Neyi, ne için kaybettin?
Garip Yunus´a Hacı Bayram Veli´nin kapısında Himmet mi, buğdayı mı? Dendiğinde Himmet ne işe yarar ki, ben buğdayı alayım demişti de, sonra neyi kaybettiğini anlayınca gerisin geriye dönüp gelmişti.. Bugün himmetle oldu Yunus.
Ya himmet, ya buğday..
Ya dostun aşkı, ya dünya..
Bir İlahi denge ki sorma. Kesilip her şeyden dönersen ona bak neler vazgeçtin?
Gitmez kalırsan burada düşün, hele neler kaybettin?

Çirkin - Muhtelif yazılar
Bir Elma ve İmam-ı Azamın Babası

Şemseddin-i Sivasi´nin Menakıh-i İmam-ı a’zam isimli eserinde şöyle yazılıdır:
İmam-ı a’zamın babası Sabit (rahmetullahi aleyh) küçük yaştan beri ahlakı temiz, takva ve vera sahibi idi. Yüzü gayet nurlu olup zühdü, salahı ve ilmi pek çok idi.
Bir gün bir dere kenarında abdest alıyordu. Suda bir elma gördü. Abdestten sonra suda çürüyüp gidecek olan bu elmayı alıp yedi. Fakat tükrüğünde kan gördü. Şimdiye kadar böyle bir hâl görmediği için tükrükteki kanın bu elmadan ileri geldiğini tahmin etti. Yediğine pişman oldu. Elmanın sahibini bulup helalleşmek için dere boyunca gitti. Nihayet yediği elmaya benzeyen bir meyve bahçesi gördü.
Sahibini sordu. Bu zatın gayet cömert ve ihsan sahibi olduğunu, hatta ağaçta bulunan bütün elmaları toplayıp götürülse yine bir şey demeyeceğini, bir elmanın ne ehemmiyeti olacağını söylediler. Buna rağmen elmanın sahibini buldu, meseleyi anlattı, ya parasını almasını veya helal etmesini istedi.
Bahçe sahibi gencin bu halini görünce takva ve verasının doğru olup olmadığını öğrenmek için şöyle dedi:
- Yediğin elmam için ne vereceksin?
- Altın gümüş neyim olsa veririm.
- Ben altın gümüş istemem ama, eğer kıyamette senden davacı olmamı istemezsen bir teklifim var, onu kabul etmen gerekir.
- Teklifin nedir?
- Yapacaksan söyliyeyim...
- Şeriata uygunsa yapabilirim.
- Kör, sağır, dilsiz ve kötürüm bir kızım var, bununla evlenmeye razı olursan o zaman elmayı sana helal edebilirim.
Sabit hazretleri ahirete kul hakkıyla gitmemek için bu teklifi kabul etti. Düğün hazırlığı yapıldı. Sabit hazretlerinin ilk gece odaya girmesiyle çıkması bir oldu. Hemen kayınpederine koşup, (Efendim, bir yanlışlık var galiba, içeride sizin bahsettiğiniz vasıflarda bir kız yok, tam tersi!) Kayınpederi tebessüm ederek, (Evladım o benim kızımdır, senin de helalindir. Ben sana kör dediysem, o hiç haram görmemiştir. Sağır dediysem, o hiç haram duymamıştır. Dilsiz dediysem, o hiç haram konuşmamıştır. Kötürüm dediysem, o hiç harama gitmemiştir. Var git helalinin yanına, ALLAHü teâlâ mübarek ve mesut etsin.)
İşte bu evlilikten, yani böyle ana babadan İmam-ı A’zam Ebu Hanife Hazretleri dünyaya geldi.

Kaynak : http://www.birhikaye.com/ibretli-hikayeler/bir-elma-ve-imam-i-azamin-babasi.html
Çirkin - Özlü sözler
  • Adam tamirciydi, eli yüzü kir içindeydi ama kalbi temizceydi. Adam politikacıydı, eli yüzü düzgünceydi ama kalbi çirkinceydi.
  • Allah-u Teala çirkin söz söyleyen, ağzı bozuk adamı sevmez. - İmam Muhammed Bakır 
  • Başkasında çirkin bildiğin şeyi kendin için de çirkin bil.
  • Bildiği halde susmak, bilmediği halde konuşmak kadar çirkindir. - Hz. Ali (r.a.)
  • Bir gün, güzellik ve çirkinlik bir deniz kıyısında karşılaştılar ve dediler, "haydi denize girelim." Giysilerini çıkartıp suda yüzdüler. Bir süre sonra, çirkinlik kıyıya dönüp, güzelliğin giysilerine büründü ve yoluna gitti. Güzellik de denizden çıktı, kendi giysilerini bulamadı; ama çıplak olmak utandırıyordu onu, çaresiz çirkinliğin giysilerine büründü ve yoluna devam etti güzellik. O gün bugündür, erkekler ve kadınlar onları birbirine karıştırır. Ancak içlerinden güzelliğin yüzünü önceden görmüş kimileri vardır ki, giysilerine bakmaksızın tanırlar onu. Ve yine çirkinliğin yüzünü bilen kimileri vardır ki, gözlerinden tanırlar çirkinliği. - Halil Cibran
  • Birine göre adaletli olan şey, diğerine göre haksızlıktır; birine göre güzel olan, diğerine göre çirkindir; birine göre bilgelik olan, diğerine göre çılgınlıktır.
  • Bizler bir desenin farklı renkleriyiz. Desen ve renk öyle bütünleşmiştir ki, onları ayırmak çirkinleşmesine neden olur.
  • Çirkin kadın yoktur, çok ışık vardır, yakın çekim vardır, yağmur yemiş saç vardır, şişkinlik vardır, akmış rumel vardır. Vardır bir şey ama çirkin kadın yoktur.
  • Çirkin olmakla ne kadar şanslısın bilemezsin, çünkü insanlar senden hoşlanıyorsa başka bir şey için olmadığını bilirsin. - Charles Bukowski
  • Çirkinlik, güzellik hepsi özdedir; kusur görüyorsa hata gözdedir.
  • En çirkin kişilik özelliği bencilliktir.
  • Ey dost! Aynaya iyi bak; bir güzelin ihtiyarlığındaki çirkinliğini düşün. Bir binanın harabeye nasıl dönüştüğünü hatırla. Aynadaki yalana güvenme. Aynada gördüğün fani güzelliklerin aldatıcılığını unutma. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Ey gördüğü güzele takılıp kalan kişi! Onun suretini görüyor, manasından, yâni, ahlâkının güzel mi, çirkin mi olduğundan gâfil bulunuyorsun. Eğer akıllı bir adam isen sedefteki inciyi bul. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Gönül aynası saf olmalı ki, orada çirkin suratı güzel surattan ayırt edebilsin.
  • Görünenle yetinirsen eğer, sadece tırtılı bilirsin. Çirkindir ya tırtıl, gönlünü çelmez. Görünenin ötesine geçmek istersen eğer, aradan örtüyü kaldırıp da gönül gözü ile bakarsan, kelebeği bulursun karşında. Güzeldir ya kelebek, gönlün ona akar. Lakin gönül gözünle görürsen eğer, kelebeğe değil tırtıla sevdalanırsın.
  • Güzel kelebeği görmek istiyorsan, çirkin tırtılı ezmeyeceksin.
  • Güzel, çirkin, şişman, zengin, fakir... dünyadaki tüm kadınların tek bir ortak derdi vardır: "Giyecek hiçbir şeyimiz yok". - Paul Auster
  • Hayâ sıyrılmış inmiş / Öyle yüzsüzlük ki, her yerde / Ne çirkin yüzler örtermiş / Meğer incecik bir perde - Mehmet Akif Ersoy
  • Hırs yüzünden küçük çirkinliklere fırtına koparan, ama küçük güzelliklerdeki mutluluğu göremeyen insanlar haline geliyoruz. - Muhammed Bozdağ
  • Hristiyanların yeni dünyayı çirkin ve kötü göstermeyi çözüm olarak görmesi, dünyayı kötü ve çirkin hale getirdi. - Friedrich Wilhelm Nietzsche
  • İnsanların olgunlaşarak güzelleştiremedikleri bir dünyada bütün güzellikler çirkindir.
  • Kimsenin sevgilisi çirkin değildir.
  • Moda denilen şey o kadar çirkindir ki onu her altı ayda bir değiştirirler. - Oscar Wilde
  • Ne kusursuz insan ara, ne de insanda kusur. Birincisini zaten bulamazsın, ikincisinde ise, bulduğun her kusur, öğrendiğin her ayıp sahibini değil, seni çirkinleştirir. Her ikisi de seni mutsuz eder. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Üç zümreye, üç şey çirkin düşer: 1. İdarecilere, sertlik, 2. Alimlere, mal sevdası, 3. Zenginlere ise cimrilik. - Molla Cami
  • Yüzün gözün güzel olsa ne fayda, çirkin söz dolaşıyorsa ağzında.
  • Zengin bir kalp yoksa servet çirkin bir dilencidir. - Ralph Waldo Emerson
Çirkin - Risale-i Nur Külliyatı
Suâlin Birinci Şıkkı: Bu makamda diyorsun ki: "Kâinatı hüsün ve cemâl ve güzellik ve adalet ihata etmiştir. Halbuki, gözümüz önünde bu kadar çirkinliklere ve musibetlere ve hastalıklara ve beliyyelere ve ölümlere ne diyeceksin?"
Elcevap: Çok güzellikleri intaç veya izhar eden bir çirkinlik dahi, dolayısıyla bir güzelliktir. Ve çok güzelliklerin görünmemesine ve gizlenmesine sebep olan bir çirkinliğin yok olması, görünmemesi, yalnız bir değil, belki müteaddit defa çirkindir. Meselâ, vâhid-i kıyasî gibi bir kubh bulunmazsa, hüsnün hakikatı bir tek nevi olur; pek çok mertebeleri gizli kalır. Ve kubhun tedahülü ile mertebeleri inkişaf eder. Nasıl ki soğuğun vücuduyla hararetin mertebeleri ve karanlığın bulunmasıyla ziyanın dereceleri tezahür eder. Aynen öyle de, cüzî şer ve zarar ve musibet ve çirkinliğin bulunmasıyla, küllî hayırlar ve küllî menfaatler ve küllî nimetler ve küllî güzellikler tezahür ederler.
Demek çirkinin icadı çirkin değil, güzeldir. Çünkü, neticelerin çoğu güzeldir. Evet, yağmurdan zarar gören tembel bir adam, yağmura rahmet namını verdiren hayırlı neticelerini hükümden iskat etmez, rahmeti zahmete çeviremez.
Şualar | İkinci Şuâ

Onun gibi, ubûdiyeti dahi, öteki dâr-ı saadetin açılmasına sebebiyet verdi. Acaba hiç mümkün müdür ki, bütün akılları hayrette bırakan şu intizam-ı âlem ve geniş rahmet içinde kusursuz hüsn-ü san´at, misilsiz Cemâl-i Rubûbiyet, o duâya icâbet etmemekle, böyle bir çirkinliği, böyle bir merhametsizliği, böyle bir intizamsızlığı kabul etsin? Yani, en cüzî, en ehemmiyetsiz arzuları, sesleri ehemmiyetle işitip ifâ etsin, yerine getirsin; en ehemmiyetli, lüzumlu arzuları ehemmiyetsiz görüp işitmesin, anlamasın, yapmasın; hâşâ ve kellâ! Yüz bin defa hâşâ! Böyle bir Cemâl, böyle bir çirkinliği kabul edip çirkin olamaz.Haşiye Demek, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, risâletiyle dünyanın kapısını açtığı gibi, ubûdiyetiyle de âhiretin kapısını açar.
Sözler | Onuncu Söz

Beşinci Suâl: Âdil ve Rahîm, Kadîr ve Hakîm, neden hususi hatâlara hususi ceza vermeyip, koca bir unsuru musallat eder. Bu hal cemâl-i rahmetine ve şümûl-ü kudretine nasıl muvâfık düşer?
Elcevap: Kadîr-i Zülcelâl, herbir unsura çok vazifeler vermiş ve herbir vazifede çok neticeler verdiriyor. Bir unsurun birtek vazifesinde, birtek neticesi çirkin ve şer ve musîbet olsa da, sâir güzel neticeler, bu neticeyi de güzel hükmüne getirir. Eğer, bu tek çirkin netice vücuda gelmemek için, insana karşı hiddete gelmiş o unsur, o vazifeden men edilse; o vakit o güzel neticeler adedince hayırlar terk edilir ve lüzumlu bir hayrı yapmamak, şer olması haysiyetiyle, o hayırlar adedince şerler yapılır. Tâ birtek şer gelmesin gibi; gayet çirkin ve hilâf-ı hikmet ve hilâf-ı hakikat ve kusurdur. Kudret ve hikmet ve hakikat kusurdan münezzehtirler. Mâdem bir kısım hatâlar, unsurları ve arzı hiddete getirecek derecede bir şümûllü isyandır ve çok mahlûkatın hukukuna bir tahkirli tecavüzdür. Elbette o cinâyetin fevkalâde çirkinliğini göstermek için, koca bir unsura, küllî vazifesi içinde "Onları terbiye et" diye emir verilmesi ayn-ı hikmettir ve adâlettir ve mazlumlara ayn-ı rahmettir.
Sözler | On Dördüncü Söz