Cemaat - Ansiklopedik bilgi
Cemaat

1. (din bilimleri) Bir imama uyup namaz kılan kişiler
2. İnsan kalabalığı, topluluk
3. Bir dinden veya bir soydan olanların topluluğu
Cemaat - Bağlantılar
Cemaat

Kur´ân´da Câmi Ve Cemaatin Önemi 

Cemaatle Namazın Önemi

Cemaat ve Cemaatleşme Kavramı

Cemaat ve Cemaatleşme Olgusunun İslamî Temelleri

Cemaat ve Şahs-ı Ma´nevî Kavramı
Cemaat - Hadisler
Arface İbnu Şureyh (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Siz bir kişinin etrafında birlik halinde iken, bir başkası gelip, kuvvetinizi kırmak veya cemaatinizi bölmek isterse, onu öldürün.
[Müslim, İmaret 60, (1852).]

Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Kim itaatten dışarı çıkar ve cemaatten ayrılır ve bu halde ölürse, cahiliye ölümü ile ölür." 
[Buhârî, Ahkâm 4; Müslim, İmâret 53, (1848); Nesâî, Tahrim 28, (7, 123); İbnu Mace, Fiten 7, (3948).]

Ebu Vail, Rebîa kabilesinden el-Haris İbnu Yezid el-Bekrî adında bir adamdan naklen anlatıyor:
"Medine´ye gelmiştim, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın yanına gittim. 
Mescid, cemaatle dolu idi. Orada dalgalanan siyah bayraklar vardı. 
Hz. Bilal (radıyallahu anh) kılıcını kuşanmış, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın yanında duruyordu. 
Ben: "Bu insanların derdi ne, (ne oluyor)?" diye sordum."
Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Amr İbnu´l-As´ı, Rebîa´ya doğru göndermek istiyor, (onun hazırlığı var)!" dediler. Ben:
"Âd elçisi gibi olmaktan Allah´a sığınırım" dedim. Aleyhissalâtu vesselâm: "Âd elçisi de nedir?" buyurdular. Ben: 
"Bunu çok iyi bilen kimseye düştünüz. Âd (kavmi) kıtlığa uğrayınca Kayl´ı kendileri için su aramaya gönderdi. 
Kayl da, Bekr İbnu Muaviye´ye uğradı. O, buna şarap içirdi ve Mekke´de o sıralarda seslerinin ve tegannisinin güzelliğiyle meşhur Cerade isminde iki cariye de şarkılar söyledi. 
[Bu suretle bir ay kadar kaldıktan sonra], Mühre (İbnu Haydân kabilesinin) dağına müteveccihen oradan ayrıldı. Dedi ki:
"Ey Allahım! Ben  sana ne  tedavi edeceğim bir hasta, ne de fidyesini ödeyeceğim bir esir için gelmedim. 
Sen kulunu, sulayıcı olduğun müddetçe sula. Onunla birlikte Bekr İbnu Muaviye´yi de sula. -Böylece kendisine içirdiği şarap için ona teşekür eder.-
Bunun üzerine onun için üç parça bulut yükseltildi. Biri kızıl, biri beyaz, biri de siyah. Ona: "Bunlardan birini seç!" denildi. O, bunlardan siyah olanını seçti. Ona:
"Âd kavminden tek kişiyi bırakmayıp helak edecek bu bulutu toz duman olarak al!" denildi."
Bunu söleyince (aleyhissalâtu vesselâm):
"(Onlara) sadece şu -yüzük halkası- miktarında rüzgâr gönderildi"  buyurdular ve arkasından şu mealdeki ayet-i kerimeyi tilavet ettiler: "Âd (kavminin helak edilmesinde) de (ibret vardır). Hani onların üzerine o kısır rüzgârı göndermiştik. Öyle bir rüzgâr ki, her uğradığı şeyi (yerinde) bırakmıyor, mutlaka onu kül gibi savuruyordu" (Zariyat 41-42). 
[Tirmizî, Tefsir, Zâriyat, (3269, 3270).]
Cemaat - Kitap Tanıtım
Din Kent ve Cemaat 
Fethullah Gülen Örneği

Ali Bulaç 
UFUK KİTAPLARI 

Farklı ilim disiplinleri açısından Gülen Hareketi araştırmaları devam ediyor. Fethullah Gülen üzerinde yapılan alan çalışmaları okuyucudan oldukça ilgi gördü. Bu çerçevede yayınlanan kitaplar üst üste baskılar yaptı.
Daha önce bu seride yayınlanan felsefe, fıkıh, hadis alanlarındaki çalışmalara şimdi de bir yenisi ekleniyor: Sosyoloji ilmi. Sosyal bilimler içinde önemli bir yere sahip olan sosyolojinin verileri ışığında bu konuda söylenecek daha çok şeyin olduğu görülüyor.
Gelişimini Türkiye’nin bağrından yapmış, yerel ölçekte başlayıp ancak artık küresel bir görünüm kazanan sivil ve sosyal bir oluşumun en çok da sosyologların ilgisini çekmesi boşuna değildir.
Aynı zamanda bir sosyolog olan Ali Bulaç’ın konuya ilgi duyması da bundandır. “Din, Kent ve Cemaat” dikkate alınması gereken kaynak bir eser. Çünkü kitap önemli tezler ileri sürüyor: Meselâ 1950’lerden itibaren köyden kente doğru kitlesel göçlerin başlaması, Türkiye’yi hem bir değişime hem de büyük bir dönüşüme uğratmış ve kent artık yeni bir görünüm kazanmıştır. Kentin yeniden yorumlanması ve bu yeni duruma “Fethullah Gülen Örneği”nin uygulanması bir tez olarak ortaya konmaktadır. Bir başka tez ise aydın ile ulema arasındaki belirgin özellikler üzerine inşa ediliyor. Kitapta başka tezler de var. Ancak şunu söylemek mümkün; yapılan analizler, sosyolojik tespitler şimdiye kadar söylenenlerden farklı, yeni ve kendi içinde bir orjinaliteye sahip.
Eseri özgün kılan hususlardan biri ortaya koyduğu tezler ve tesbitlerse bir diğer neden de yazarın kimliğiyle ilişkili.
Ali Bulaç, tanınan ve önemli okur kitlesine sahip bir gazeteci. Ancak o yalın bir gazeteci de değildir. Dini ilimlere vakıf, ilahiyat eğitiminden geçmiş ve bununla yetinmeyerek sosyoloji okumuş önemli bir aydın ve entelektüeldir. Yani “zül’cenaheyn”dir, hem İslâmî ilimler hem de sosyoloji okumuştur. Dünyayı ve özellikle İslam dünyasını yakından takip ediyor olması ve bu konularda imâl-î fikr etmesi de bir artı değerdir.
Dolayısıyla Gülen’in öncelikle bir din adamı, adıyla anılan hareketin ise doğrudan sosyolojinin ilgi alanına giriyor olması bu kitabın yazarını önemli kılan hususlardan biridir. Çünkü Müslüman bir din adamının küresel ölçekli etkisinin nedenlerini analiz edebilecek en iyi donanıma sahip olanlardan biridir.
Özetle, uzun süredir bu kitap üzerinde çalışan yazar, özellikle son bir yıl yoğun mesaisini bu kitaba teksif etti. Ortaya özgün ve emek mahsulü bir kitap çıktı.
Cemaat - Muhtelif yazılar
ARANIZDA MÜSLÜMAN OLAN VAR MI?

Adamın biri elinde büyük bir bıçakla camiye dalar ve yüksek sesle Cami Cemaatine sorar : 
- Aranızda müslüman olan var mı?  
Korkudan kimse bir şey diyemez. Bir müddet sonra yaşlı bir adam ayağa kalkar ve "ben Müslümanım" der. 
Bıçaklı adamla yaşlı adam camiden çıkarlar. Adam dışarıda ki koç sürüsünü gösterip: 
-Amca, şunları kurban edicem de ben beceremem yardım eder misin? der. 
Yaşlı adam bayağı bir hayvanı kestikten sonra ben yoruldum, artık başka birini bul der.
Adam bu sefer kanlı bıçakla yine camiye girer ve cemaate yüksek sesle tekrar sorar: 
-Aranızda başka Müslüman var mı, varsa yanıma gelsin?  
Az önceki giden yaşlı adamı doğradığını düşünen cemaat çok korkar ve herkes aynı anda imama bakar, imam:
- Ula bağa ne bakıp duraysunuz uşaklar? İki rekat namaz kıldurduk diye müslüman mı olduk.
Cemaat - Özlü sözler
  • Cemaat insan vücutlarının topluluğu değil, ruhların birlik içinde toplanmasıdır. - Jean Jacques Rousseau
  • Cemaat ne kadar çok olsa imam gene bildiğini okur.
Cemaat - Risale-i Nur Külliyatı
ÜÇÜNCÜ ESAS: Hikmet-i felsefe ile hikmet-i Kur´âniyenin hayat-ı içtimâiye-i beşeriyeye verdiği terbiyeler.
Ammâ hikmet-i felsefe ise, hayat-ı içtimâiyede nokta-i istinâdı "kuvvet" kabul eder. Hedefi "menfaat" bilir. Düstur-u hayatı "cidâl" tanır. Cemaatlerin râbıtasını "unsuriyet, menfî milliyeti" tutar. Semerâtı ise, "hevesât-ı nefsâniyeyi tatmin ve hâcât-ı beşeriyeyi tezyiddir."
Halbuki, kuvvetin şe´ni tecavüzdür. Menfaatin şe´ni, her arzuya kâfi gelmediğinden, üstünde boğuşmaktır. Düstur-u cidâlin şe´ni çarpışmaktır. Unsuriyetin şe´ni, başkasını yutmakla beslenmek olduğundan, tecavüzdür. İşte bu hikmettendir ki, beşerin saadeti selb olmuştur.
Ammâ hikmet-i Kur´âniye ise, nokta-i istinâdı, kuvvete bedel "hakkı" kabul eder. Gâyede menfaate bedel "fazîlet ve rızâ-i İlâhîyi" kabul eder. Hayatta düstur-u cidâl yerine "düstur-u teâvünü" esas tutar. Cemaatlerin râbıtalarında unsuriyet, milliyet yerine "râbıta-i dinî ve sınıfî ve vatanî" kabul eder. Gâyâtı, hevesât-ı nefsâniyenin tecavüzâtına sed çekip ruhu maâliyâta teşvik ve hissiyât-ı ulviyesini tatmin eder ve insanı kemâlât-ı insaniyeye sevk edip insan eder.
Sözler | On İkinci Söz 

DÖRDÜNCÜ NÜKTE
Üçüncü Nükte münasebetiyle, Şîalarla Ehl-i Sünnet ve Cemaatin medar-ı nizâı, hattâ akaid-i imaniye kitaplarına ve esasat-ı imaniye sırasına girecek derecede büyütülmüş bir meseleye kısaca bir işaret edeceğiz. Mesele şudur:
Ehl-i Sünnet ve Cemaat der ki: "Hazret-i Ali (r.a.) Hulefâ-i Erbaanın dördüncüsüdür. Hazret-i Sıddık (r.a.) daha efdaldir ve hilâfete daha müstehak idi ki, en evvel o geçti."
Şîalar derler ki: "Hak Hazret-i Ali´nin (r.a.) idi. Ona haksızlık edildi. Umumundan en efdal Hazret-i Ali´dir (r.a.)." Dâvâlarına getirdikleri delillerin hülâsası: Derler ki, Hazret-i Ali (r.a.) hakkında vârid ehâdis-i Nebeviye ve Hazret-i Ali´nin (r.a.) "Şah-ı Velâyet" ünvanıyla, ekseriyet-i mutlaka ile evliyanın ve tariklerin mercii ve ilim ve şecaat ve ibadette harikulâde sıfatları ve Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ona ve ondan teselsül eden Âl-i Beyte karşı şiddet-i alâkası gösteriyor ki, en efdal odur. Daima hilâfet onun hakkı idi, ondan gasp edildi.
Elcevap: Hazret-i Ali (r.a.) mükerreren, kendi ikrarı ve yirmi seneden ziyade o hulefâ-i selâseye ittibâ ederek onların şeyhülislâmlığı makamında bulunması, Şîaların bu dâvâlarını cerh ediyor. Hem hulefâ-i selâsenin zaman-ı hilâfetlerinde fütuhat-ı İslâmiye ve mücahede-i a´dâ hadiseleri ve Hazret-i Ali´nin (r.a.) zamanındaki vakıalar, yine hilâfet-i İslâmiye noktasında Şîaların dâvâlarını cerh ediyor. Demek Ehl-i Sünnet ve Cemaatin dâvâsı haktır.
Lemalar | Dördüncü Lem´a