Cami - Mescit - Ansiklopedik bilgi
Cami - Mescit

Cami: (din bilimleri) Müslümanların ibadet etmek için toplandıkları yer

Mescit: (din bilimleri) Genellikle minaresiz, küçük cami

Cami ve mescit ayrımı sadece Türkiye´de vardır. 
Diğer İslam ülkelerinde mescit kelimesi Türkiye´deki cami sözcüğünün karşılığı olarak kullanılır. 
Arapça’nın dışındaki dillere cami kelimesi mescit sözcüğünün değişik dillerdeki okunuş şekli olarak girmiştir.
Cami - Mescit - Ayet mealleri
Bakara (Sığır) Suresi 114. ayet:
Allah´ın mescidlerinde O´nun isminin anılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına çaba harcayandan daha zalim kim olabilir? Onların (durumu) içlerine korkarak girmekten başkası değildir. Onlar için dünyada bir aşağılanma, ahirette büyük bir azab vardır.

Bakara (Sığır) Suresi 187. ayet:
Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar, sizin örtüleriniz, siz de onlara örtüsünüz. Allah, gerçekten sizin, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın ve Allah´ın sizin için yazdıklarını dileyin. Fecir vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yiyin, için, sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescidlerde itikafta olduğunuz zamanlarda onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah´ın sınırlarıdır, (sakın) onlara yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki sakınırlar. 

Araf (Orta Yer) Suresi 29. ayet:
De ki: "Rabbim adaletle davranmayı emretti. Her mescid yanında (secde yerinde) yüzlerinizi (O´na) doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O´na dua edin. "Başlangıçta sizi yarattığı" gibi döneceksiniz."

Araf (Orta Yer) Suresi 31. ayet:
Ey Ademoğulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.

Tevbe (Tövbe) Suresi 17. ayet:
Şirk koşanların, kendi inkârlarına bizzat kendileri şahidler iken, Allah´ın mescidlerini onarmalarına (hak ve yetkileri) yoktur. İşte bunlar, yaptıkları boşa gitmiş olanlardır. Ve bunlar ateşte süresiz kalacak olanlardır.

Tevbe (Tövbe) Suresi 18. ayet:
Allah´ın mescidlerini, yalnızca Allah´a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah´tan başkasından korkmayanlar onarabilir. İşte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar bunlardır.

Tevbe (Tövbe) Suresi 107. ayet:
Zarar vermek, inkârı (pekiştirmek), mü´minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah´a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Allah onların şüphesiz  yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.

İsra (Gece Yürüyüşü) Suresi 7. ayet:
Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz o da (kendi) aleyhinizedir. Sonunda vaad geldiği zaman, (yine öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi "kötü duruma soksunlar", birincisinde ona girdikleri gibi mescid (Kudüs)e girsinler ve ele geçirdiklerini "darmadağın edip mahvetsinler."

Kehf (Mağara) Suresi 21. ayet:
Böylece, Allah´ın va´dinin hak olduğunu ve gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına) onları buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların üstüne bir bina inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir." Onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler. 

Hac Suresi 40. ayet:
Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah´tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah´ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah´ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır.

Cin Suresi 18. ayet:
Şüphesiz mescidler, (yalnızca) Allah´a aittir. Öyleyse, Allah ile beraber başka hiç bir şeye (ve kimseye) kulluk etmeyin (dua etmeyin, tapmayın).
Cami - Mescit - Bağlantılar
Orada Uzakta Bir Cami

Mescid Kresek

Mescid-i Aksa

CAMİ VE CEMAAT ADABI

Cami

Ulu cami Minberindeki sır  
Cami - Mescit - Hadisler
Hz. Âişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), benim yanımda iki cariye, Buas (savaşı ile ilgili hamasi) türküler söylerken çıkageldi. 
Gidip yatağın üzerine (yan üstü uzandı ve yüzünü de (aksi istikamete) çevirdi. Derken (babam) Hz. Ebû Bekr (radıyallahu anh) girdi. Derhal beni azarladı ve: 
"Resulullah´ın hane-i saadetlerinde şeytan çalgısı ha!" dedi. Bunun üzerine Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), ona yönelip:
"Bırak onları (söylesinler!)" buyurdu. (Onlar sohbete dalıp, bizden) dikkatlerini çekince, ben cariyelere göz işareti yaptım, kalkıp gittiler."
Hz. Aişe devamla der ki: "Bir bayram günüydü. Siyahiler, mescidde kılıçkalkan oyunu oynuyorlardı. 
Ben mi Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)´dan taleb etmiştim (bilemiyorum), yoksa o (kendiliğinden) mi, "Seyretmek ister misin?" buyurdular. Ben:
"Tabiî!" dedim. Kalktı, beni geri tarafına aldı yanağım yanağının üstünde olduğu halde durduk.
"Ey Erfideoğulları göreyim sizi (oynayın)!" diyordu. Ben usanınca(ya kadar böyle devam ettik. Usandığımı farkedince):
"Yeter mi?" buyurdular. Ben:
"Evet!" dedim. 
"Öyleyse git!" dediler." 
[Buhârî, Iydeyn 2, 3, 25, Cihad 81, Menâkıb 15, Menâkıbu´l-Ensâr 46, Nikah 82, 114; Müslim, Iydeyn 19, (892); Nesâî, Iydeyn 35-36, (3, 195-197).]

Hz. Osman (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Kim Allah´ın rızasını talep ederek bir mescid inşa ederse, Allah ona cennette bir ev inşa eder.
"Bir diğer rivayette: "...Allah, onun için, cennette bir mislini inşa eder"  buyrulmuştur. 
[Buhârî, Salat 65; Müslim, Mesacid 25, (533); Tirmizî, Salat 237, (318).]

İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)  buyurdular ki:
"Biriniz mescidde iken  uyuklayacak olursa, bulunduğu yerden bir başka yere gidip orayı değiştirsin." 
[Ebu Davud, Salat 239, (1119); Tirmizî, Salat 379, (526).]


Ka´b İbnu Ucre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Biriniz mescide gidince orada ellerini kenetlemesin, çünkü o namazdadır." 
[Ebu Davud, Salat 57, (562); Tirmizî, Salat 284, (386).]
Cami - Mescit - Kitap Tanıtım
Arkadaşım Cami

Mustafa Ökkeş Evren 
NAR YAYINLARI 

Ben bir camiyim. Müminlerin buluşma yeriyim. Benim olduğum yerde ne bir kimse kaybolur ne yabancılık çeker. Kubbemin altında huzur bulur müminler. Konuk etmek isterim herkesi en çok da çocukları. Bilseniz ne çok sevinirim bir çocuk açtığında kapımı Bir de babasının elinden sıkıca tutmuş benimle ilk kez tanışacak olan çocuklar geldiğinde elim ayağıma dolanır heyecanlanırım. Küt küt atar kalbim. Hoş geldin evine derim. Sonra tanıtırım kendimi Bak kubbeme ne kadar da büyük değil mi Ya minarelerim kalemine benzemez mi Bu mihraptır. Şu minber. Rengarenk tespihler zikretmek içindir Allahı... Çocuklar kuşlar gibi özgür hisseder kendilerini ve her namaz sonrası tespih dağıtmak için yarışırlar birbirleriyle. Kimse tespihsiz kalmaz onlar sayesinde. Okullar tatil olunca Kuran öğrenmek için sevinçle koşup gelirler. Ellerinde elifba dillerinde dua namaz kılarlar hep birlikte. Böylece çocuklar daha yakın olur Allaha.
Cami - Mescit - Muhtelif yazılar
Bursa Ulu Camii’nin yapımı

Yıldırım Bayezid Niğbolu zaferinde kazanılan ganimetlerle muhteşem bir mescit yaptırmak ister. Mimarlar bugün Ulucami’nin bulunduğu mevkide karar kılarlar. Söz konusu arsa üzerinde evi, bahçesi olanlara başka yerden muadil yer verilir. Hatta ceplerine birkaç kese altın sıkıştırılır gönülleri hoş edilir. Ancak yaşlı bir kadıncağız bir “Evim de evim” feryadı tutturur ki sormayın. Değerinin fevkinde ücretlere omuz silker, bütün tekliflere “olmaz” der. Önce vezirler, sonra bizzat Sultan, kadının ayağına gider, iknaya çalışırlar. Ama o direnir.
Sultan Bayezid caminin yerini sevmiştir. Hiç hesapta olmayan pürüz canını sıkar. Hatta divanı toplar, çözüm yolu arar. Kadılar “mal onun değil mi” derler, “satarsa satar, satmazsa satmaz!” Meclis çaresizlik içinde dağılırken Bayezid’in aklına damadı gelir. Emir Sultan’ı bulur meseleyi anlatır. Mübarek sadece tebessüm eder:
-Acele etme! der, bir gecede neler değişmez?
İhtiyar kadın o gece rüyasında mahşer meydanını görür. Annenin çocuğundan kaçtığı bir dehşet anıdır. Kalabalıkta korkunç bir azap endişesi vardır. O arada bir dalgalanma olur. İnsanlar alemlere rahmet olarak yaratılan Efendimiz’in yanına koşarlar. Şefaate kavuşan kavuşana. Kadıncağız da niyetlenir, ama bırakın yürümeye, kıpırdamaya mecali yoktur. Ayakları vücudunu taşıyamaz, ıstırapla yerleri tırmalar. Elinden kaçan büyük fırsat ciğerini dağlar. Feryat figan ağlamaya başlar. İşte tam o sırada Emir Sultan’ı görür:
-Herkes cennete gitti, der, ben bir başıma kaldım burada!
Mübarek o gönül ferahlatan tatlı sesiyle sorar:
- Kurtulmak istiyor musun?
Kadın nefes nefese cevap verir:
- Hiç istemez miyim?
- Öyleyse Sultanımızı üzme!
Ertesi gün kadın ayağı ile gelir, evini verir. Üstelik önüne konulan ücreti bağışlar camiye.
Cami - Mescit - Muhtelif yazılar
Camide Nargile

Eserleriyle Osmanlı Türk-İslâm tarihine damgasını vuran, Türk mimarlık tarihinin yüzakı Mimar Sinan, en büyük ve en muhteşem eseri Sûleymaniye camiinin inşasını tamamladıktan sonra bazı bakımlardan bu ulu mabedi testlere tâbi tutuyordu.
Bunlardan biri de cami içinde sesin dengeli bir şekilde dağılıp dağılmadığını, mihrapta Kur´an okuyan imamın sesinin en arkalardan ve diplerden duyulup duyulmadığının denenmesi idi. Bunun için Mimar Sinan nargile kullanıyordu. Nargileyi mihraba koyuyor, içindeki suyu fokurdatıyordu. Bu fokurtu cami içinde ahenkli bir şekilde dağılıyor mu, her yerden net olarak duyuluyor muydu, bunu kontrol ediyordu.
Her devirde eksik olmayan gammazlardan biri, Anadolu halkının evliya olarak bildiği bu büyük insanı Kanuni´ye ispiyon etmişti : 
- "Efendimiz, Mimar Sinan yeni yaptığı caminin mihrabında nargile fokurdatıyor"
Kanuni hiç ihtimal vermedi. Sinan´ın samimi bir Müslüman olduğuna, böyle bir şey yapmayacağına güveni tamdı. Ama usulen de olsa olayın üzerinde durmadığı takdirde yanlış anlamalara ve dedikodulara meydan vermiş olabilirdi. Bu sebeble bir gün aniden camiye geldi. Camii gezip dolaşırken mihraptaki nargileye gözü tesadüfen takılmış gibi yaptı. Sordu:
- "Bu da ne oluyor? Camide nargile kullanan mı var?" 
Sinan sakin, kendinden emin cevap" verdi :
- "Hâşâ hünkarım, beytullahta (Allah´ın evi) nargile içecek kadar din, iman yoksunu değiliz elhamdülillah. Burada bulundurmamızın sebebi, onu fokurdatmak suretiyle camiin ses düzenini kontrol etmektir. Dikkat buyurursanız nargilede tömbeki (tütün) bile yoktur." 
Herşeyin tahmin ettiği gibi çıktığını gören hükümdar Sinan´ın sırtını sıvazladı ve camiden ayrıldı.
Cami - Mescit - Muhtelif yazılar
SELİMİYE CAMİİ´NİN YAPILIŞ HİKAYESİ

Kıbrıs seferi sırasında II. Selim bir gece Peygamberimiz (s.a.v.) i rüyasında görür. 
Peygamberimiz: " Selim eğer Kıbrıs i feth edersen Edirne de su bizim işaret ettiğimiz yerde görkemli bir camii yaptıracaksın " der. 
II. Selim Kıbrıs seferinin meşgalesiyle bu rüyayı unutur. Daha sonra Lala Mustafa Pasa komutasındaki bir donanma Kıbrıs’ı fetheder. 
II. Selim Kıbrıs’ın fethinden çok memnun olur. Fakat bir gece tekrar Peygamberimiz : " Selim bize verdiğin sözü tutmadın. 
Sen Kıbrıs’ı fethedersen Edirne de cami yaptıracağına söz vermedin mi? " diye ikazda bulunur. 
Selim o günden sonra Mimar Sinan a bu camiyi yapma görevini tevdi eder. 
Böylece dünyaca tanınmış Selimiye Camii bir fetih müjdesinin meyvesi olarak Edirne ufuklarında tecessüm etmiş olur.

Selimiye’nin camisinin yapılışında en büyük sorun, tepedeki evlerin, bahçelerin satın alınarak cami alanının hazırlanmasıydı. 
Bunun için evlerin yıkımına girişildi. Ama içlerinden biri, yaşlı bir bahçıvan toprağını vermemekte direndi. 
Padişahîn buyruğuna göre, topraklarını vermemekte direnenlerin ne yapılıp edilip razı edilmeleri gerekiyordu. 
Yalnız bütün bunlar güzellikle olacaktı. Ne olursa olsun zor kullanmak yoktu. Buyruk böyleydi. 
Ne kese kese altınlar, ne de yalvarıp yakarmalar bu yaşlı bahçıvanı kandırabildi. 
Adam bahçesini vermiyordu. Ama Mimar Sinan sonunda bu zorluğu da yenip adamı bahçesini vermeye razı etti. 
Böylece uzun çalışmalardan sonra usta mimar, düşünü gerçekleştirmiş, yıllar önce gözüne kestirdiği tepeyi ulu bir yapıyla ölümsüzleştirmişti. 
Caminin yapımının bittiği sabah Mimar Sinan, bütün ustalarını, isçilerini, ırgatlarını avluda topladı. 
Hepsi de elbirliğiyle gerçekleştirdikleri yapıyı övünçle seyre koyuldular. 

O sırada, oradan, mahallenin çocuklarından biri geçiyordu. Birçok adamın meraklı meraklı  camiye baktığını görünce, o da onlar gibi ellerini arkasına bağlayıp durdu. 
Aynı yerde bakmaya başladı. Çocuğu gören Sinan, yanına yaklaştı. 
E, sen ne dersin bakalım küçük, diye sordu. Camimizi nasıl buldun, güzel olmuş mu? 
Çocuk, gözlerini kısarak baktığı minareyi parmağı ile gösterdi.
 Bak, o minare eğri olmuş dede, dedi Sinan’a. 
O ana kadar sesi çıkmayan bütün ustalarla isçiler, nasıl olur, parmak kadar çocuk nereden bilirmiş, diye homurdanmaya  başladılar. 
Sinan, elini kaldırarak, konuşanları susturdu. Ustalar, çocuk doğru söyledi, dedi. 
Hepsi Sinan’ın yüzüne şaşkınlıkla bakıyordu. Sinan aldırmadı. Kalfalardan birini yanına çağırdı. 
Kalfaya, palanganın kalın ipi alıp çocuğun gösterdiği minareye çıkmasını söyledi. 
İpi, üçüncü şerefenin üstünden minareye sıkıca bağlattı. Ucunun aşağı sarkıtmasını istedi. 
İpin  ucu aşağı ulaşınca adamlarına tutturdu. Şimdi var gücünüzle ipe asılın, dedi. 
Adamlar, bir anlam veremedikleri bu işi Sinan’ın buyruğu ile yaptılar. 
Sinan, adamları ipe asılırken küçük çocuğun saçlarını okşayarak sordu: 
Nasıl küçük minarenin eğriliği düzeldi mi dersin? 
Çocuk, dikkatle minareye bakıyordu. Adamlar, var güçleriyle ipe asılıyordu. 
Neden sonra çocuk, Tamam, şimdi düzeldi, dedi. Sinan, adamlarına ipi bırakmalarını söyledi. 
Çocuk minarenin düzeldiğinden emin olarak yanlarından uzaklaştı. 
Çocuk gider gitmez kalfalarla ustalar Sinan’ın çevresini aldılar. 
Yaşlı mimara biraz da kızmışlardı. Bu nasıl iştir? Diye sordular. 
Minarenin dümdüz olduğunu bizim kadar siz de biliyorsunuz. 
Kendi elinizle ölçüp biçtiğiniz minareyi ne diye iple çektirdiniz bize? Böyle gülünç bir şey görmedik şimdiye dek. 
Ak sakallı koskoca bir mimar bir çocuğun sözüne uyar mı hiç? 
Sinan, gülümseyerek, baktı yüzlerine. Minarenin doğru olduğundan ben de eminim. İple çekilerek düzeltilemeyeceğini ben de biliyorum. 
Ama bir çocuğun gözünde bile,  Selimiye’nin özürlü sanılmasını istemem. Onun için yaptım bunu. Bundan böyle hiç kimse Selimiye’nin herhangi bir özrü olduğunu söyleyemeyecektir. 
Yüzyıllar boyunca eksiksiz bir yapı olarak anılacaktır. Ustalar o zaman, Sinan’a hak verdiler. 
Bu bilgece davranışını yaşadıkları sürece, unutmayacaklarını söyleyerek saygıyla elini öpüp kucaklaştılar. Ve hep birlikte oradan uzaklaştılar.
Cami - Mescit - Özlü sözler
  • Camiye dikey olarak gel, yatay olarak zaten geleceksin. - Necip Fazıl Kısakürek
  • Ezanla birlikte camide olunuz cahiller sizden ileride bulunmasın. - Hacı Bayram Veli
  • İsyan etmiyorum, haşa haddim değil; ama bazen şu kalbimi cami avlusuna bırakıp, kaçasım geliyor. 
Cami - Mescit - Risale-i Nur Külliyatı
Birincisi
Bundan on iki sene evvel işittim ki, en dehşetli ve muannid bir zındık, Kur´ân´a karşı sû-i kastını, tercümesiyle yapmaya başlamış. Ve demiş ki: "Kur´ân tercüme edilsin, tâ ne mal olduğu bilinsin." Yani, lüzumsuz tekrarâtı herkes görsün ve tercümesi onun yerinde okunsun diye dehşetli bir plân çevirmiş.
Fakat Risâle-i Nur´un cerh edilmez hüccetleri katî ispat etmiş ki, Kur´ân´ın hakîki tercümesi kâbil değil. Ve lisân-ı nahvî olan lisân-ı Arabî yerinde Kur´ân´ın meziyetlerini ve nüktelerini başka lisân muhâfaza edemez. Ve herbir harfi on adetten bine kadar sevap veren kelimât-ı Kur´âniyenin mu´cizâne ve cemiyetli tâbirlerinin yerinde beşerin âdi ve cüz´î tercümeleri tutamaz, onun yerinde câmilerde okunmaz, diye Risâle-i Nur her tarafta intişârıyla o dehşetli plânı akîm bıraktı.
Fakat, o zındıktan ders alan münâfıklar, yine şeytan hesâbına Kur´ân güneşini üflemekle söndürmeye, ahmak çocuklar gibi, ahmakâne ve dîvânecesine çalışmaları sebebiyle, bana gâyet sıkı ve sıkıcı ve sıkıntılı bir hâlette bu Onuncu Mesele yazdırıldı tahmin ediyorum. Başkalar ile görüşemediğim için hakîkat-i hâli bilmiyorum.
Sözler | Yirmi Beşinci Söz

Elhâsıl: Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı; yarın ise, senin elinde senet yok ki, ona mâliksin. Öyle ise, hakiki ömrünü bulunduğun gün bil. Lâakal, günün bir saatini ihtiyat akçesi gibi, hakiki istikbâl için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccâdeye at.
Hem bil ki, her yeni gün, sana, hem herkese bir yeni âlemin kapısıdır. Eğer namaz kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümâtlı ve perişan bir halde gider. Senin aleyhinde âlem-i misâlde şehâdet eder. Zîrâ herkesin, her günde, şu âlemden, bir mahsus âlemi var. Hem o âlemin keyfiyeti o adamın kalbine ve ameline tâbidir. Nasıl ki aynanda görünen muhteşem bir saray, aynanın rengine bakar. Siyah ise, siyah görünür; kırmızı ise, kırmızı görünür.
Sözler | Yirmi Birinci Söz

Halbuki, bu dostlarım, güya vatandaşlarım ve dindaşlarım ve onların menfaat-i imaniyelerine uğraştığım adamlar, hiçbir sebep yokken, siyasetten ve dünyadan alâkamı kestiğimi bilirlerken, üç sene değil, belki beni altı sene sıkıntılı bir esaret altına aldılar, ihtilâttan men ettiler. Vesikam olduğu halde, dersten, hattâ odamda hususî dersimi de men ettiler, muhabereye sed çektiler. Hattâ, vesikam olduğu halde, kendim tamir ettiğim ve dört sene imamlık ettiğim mescidimden beni men ettiler. Şimdi dahi cemaat sevabından beni mahrum etmek için-daimî cemaatim ve âhiret kardeşlerim-mahsus üç adama dahi imamet etmemi kabul etmiyorlar. Hem, istemediğim halde birisi bana iyi dese, bana nezaret eden memur kıskanarak kızıyor, nüfuzunu kırayım diye vicdansızcasına tedbirler yapıyor, âmirlerinden iltifat görmek için beni tâciz ediyor. 
Şualar | On Dördüncü Şuâ