Bülbül - Ansiklopedik bilgi
Bülbül

1. (hayvan bilimi) Karatavukgillerden, sesinin güzelliği ile tanınmış olan ötücü kuş (Luscinia megarhynchos)
2. Sesi çok güzel olan kimse
Bülbül - Bağlantılar
Aşk Bülbül Hastalığı

Bülbül
Bülbül - Kitap Tanıtım
Gül ile Bülbül

Hüseyin Bayçöl 
TİMAŞ YAYINLARI 

Her şey cinleri, insanları, hayvanatı, nebatatı buyruğuna alan, hükmünün üstüne söz söylenemeyen o yüce Hükümdar’ın zamanında yaşandı.

Hikâyenin evveli de ahiri de Andelib’di. Yani Bülbül. Şahit olmadığı, adını bilmediği, kokusunu tanımadığı Gül’e âşık olan, aşkından o yüce Hükümdar’ın verdiği vazifeyi dahi unutan Bülbül.

Kuşlar âleminin rehberi Hüdhüd’den Simurg’a, Tuti’den Baykuş’a bu aşkı dillerinden düşürmeyen kuşlar. Bülbül’e aşkın yedi sırrını veren bilge Nilüfer.

Ama hepsinden öte, bu hikâyede âşıklığı sadece Bülbül’e bırakmayan, bağrı sevda yüklü ateşler güzeli Gül. Aşkın kor kırmızı keyfi yeti.

Daha önce Leyla ile Mecnun kitabıyla edebiyat dünyasında dikkat çeken Hüseyin Bayçöl, bu kez Gül ile Bülbül’ün masalsı aşkını anlatıyor. Zengin göndermelerle yüklü Gül ile Bülbül, bu kadim anlatıya yepyeni bir soluk getiriyor.
Bülbül - Özlü sözler
  • Aldırma söylenenlere: Varsın, görenler seni bir ot sansın. Sen gül ol da, uğruna ötmeyen bülbül utansın. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Aşkın hikayesini, durmaksızın feryat eden bülbüle değil; sessiz sedasız can veren pervanelere sor. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Ayıplarım seni ey gönül; hal bilmeze hal sorarsın, bülbül dururken kargadan gül sorarsın. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Bülbül güle bir gül dedi, gül gülmedi gitti / Bülbül güle, gül bülbüle yar olmadı gitti.
  • Bülbül kafeste şarkı söylemez. - Nazım Hikmet
  • Bülbül olamayı seçtiysen bir ömür boyu yanacaksın. Gül olmayı seçtiysen bir ömür boyu solacaksın. 
  • Bülbüller ötmeye başlayınca kargalar susar.
  • Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese? - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Bülbülün feryadı gonca güle, / İnsanın sevdası bir tatlı dile.
  • Demokratik ülkelerde, bülbüllere yem olarak dut verilmez.
  • Dildeşinden ayrı düşen, yüz türlü namesi olsa bile dilsizdir. Gül solup mevsim geçince artık bülbülden maceralar işitemezsin.
  • Doğa ve tabiat öyle büyük öyle geniş kalpli ki, otu çöpü de aynı yerde gülü bülbülü de.
  • Kargalar güz mevsiminde otağlarını kurdular mı, bülbüller susup gizlenirler. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Konduğu her gusn-i ter minberidir bülbülün, / Zemzeme addettiğin hutbesi, faslu´l-hitâb. / Reng-i hakikat nedir, fark eden ebsâr için, / Goncada matvi duran her varak ümmü´l-kitâb.
  • Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç? - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Ney sesleriyle beslenebilseydi serçeler, / Onlar da bir baharın olurlardı bülbülü.
  • Sen çiçek olup etrafa gülücükler saçmaya söz ver, toprak olup seni başının üstünde taşıyan bulunur. Gül olup etrafa rayihalar saçmaya söz ver, seni anlatmaya bağrı yanık bir bülbül bulunur. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Sen gül ol da varsın sen ot sansınlar. Sen gül olup açta uğruna ötmeyen bülbül utansın. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
Bülbül - Risale-i Nur Külliyatı
İşte, şu beş gâyeler gibi başka mânâlar da vardır. Şu mânâlar ve şu gâyeler, bülbülün Hak Sübhânehü ve Teâlânın hesâbına ettiği amelin gâyesidir. Bülbül kendi diliyle konuşur. Biz şu mânâları onun hazin sözlerinden fehmediyoruz. Melâike ve ruhâniyâtın fehmettikleri gibi kendisi kendi nağamâtının mânâsını tamamen bilmese de fehmimize zarar vermez. "Dinleyen söyleyenden daha iyi anlar" meşhurdur. Hem, bülbül şu gâyeleri tafsilâtıyla bilmemesinden, olmamasına delâlet etmiyor. Lâakal, saat gibi sana evkâtını bildirir; kendisi bilmiyor ne yapıyor. Bilmemesi senin bildiğine zarar vermez.
Ammâ o bülbülün cüz´î maaşı ise, o tebessüm eden ve gülen güzel gül çiçeklerinin müşâhedesiyle aldığı zevk ve onlarla muhâvere ve konuşmak ve dertlerini dökmekle aldığı telezzüzdür. Demek onun nağamât-ı hazinesi, hayvanî teellümâttan gelen teşekkiyât değil, belki atâyâ-i Rahmâniyeden gelen bir teşekkürâttır.
Bülbüle nahli, fahli, ankebût ve nemli; yani arı ve vâsıta-i nesil erkek hayvan ve örümcek ve karınca ve hevam ve küçük hayvanların bülbüllerini kıyas et. Herbirinin amellerinin bülbül gibi çok gâyeleri var. Onlar için de birer maaş-ı cüz´î hükmünde birer zevk-i mahsus, hizmetlerinin içinde derc edilmiştir. O zevk ile san´at-ı Rabbâniyedeki mühim gâyelere hizmet ediyorlar. Nasıl ki bir sefine-i sultaniyede bir nefer dümencilik edip, bir cüz´î maaş alır; öyle de, hizmet-i Sübhâniyede bulunan bu hayvanâtın, birer cüz´î maaşları vardır.
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz 

Rabian: Medrese-i Nuriye kahramanlarından marangoz Ahmed in bülbülü, gül fabrikasının mübarek gülcü katibinin bülbülünü tasdik etmesi pek latif olmuş. Zaten baharda umum kuşlar namına nebatat kafilelerinin erzak-ı hayvaniyeyi getirmelerine karşı bülbüller bir hatiptir ki, onları kuşlar namına alkışlıyor. Risale-i Nur´un kuşlar tarafından alakadarlıkları içinde, elbette yine başta bülbül görünmek lazım geliyor ki göründü. 
Emirdağ Lâhikası | Yirmi Yedinci Mektubun Lahikasının Zeyli 
Bülbül - Şiir türü
Bülbül

Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım:
Nihayet bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.

Şehirden çıkmak isterken sular zaten kararmıştı;
Pek ıssız bir karanlık sonradan vadiyi sarmıştı.

Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl...
Bu istiğrakı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl.

Muhitin hali "insaniyet"in timsalidir sandım;
Dönüp maziye tırmandım, ne hicranlar, neler andım!

Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryad.

O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu:
Ki vadiden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu.

Ne muhrik nağmeler, ya Rab, ne mevcamevc demlerdi:
Ağaçlar, taşlar ürpermişti, güya Sur-ı mahşerdi!

-Eşin var âşiyanın var, baharın var ki beklerdin.
Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin?

O zümrüt tahta kondun, bir semavi saltanat kurdun,
Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun!

Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen,
Gezersin hânumânın şen, için şen, kâinatın şen!

Hazansız bir zemin isterse, şayet ruh-ı serbâzın,
Ufuklar, bu´d-i mutlaklar bütün mahkûm-ı pervâzın.

Değil bir kayda, sığmazsın kanatlandın mı eb´ada
Hayatın en muhayyel gayedir âhrara dünyada.

Neden öyleyse matemlerle eyyâmın perişandır,
Niçin bir katrecik göğsünde bir umman huruşandır?

Hayır matem senin hakkın değil, matem benim hakkım;
Asırlar var ki aydınlık nedir hiç bilmez afakım.

Teselliden nasibim yok, hazan ağlar baharımda
Bugün bir hanumansız serseriyim öz diyarımda. 

Ne hüsrandır ki: Şark´ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
Seraba Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!

Hayalimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu,
Salahaddin-i Eyyubi´lerin, Fatih´lerin yurdu.

Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde Osman´ın;
Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ´nın!

Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâb olsun;
O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!

Çökük bir kubbe kalsın ma´bedinden Yıldırım Hân´ın;
Şenâatlerle çiğnensin muazzam Kabri Orhan´ın!

Ne heybettir ki: vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,
Sürünsün şimdi milyonlarca me´vâsız kalan dindaş!

Yıkılmış hânmânlar yerde işkenceyle kıvransın;
Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!

Dolaşsın, sonra, İslâm´ın harem-gâhında nâ-mahrem...
Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!

Mehmet Akif Ersoy