Bulut - Ansiklopedik bilgi
Bulut

1. Atmosferdeki su damlacıkları ve buz taneciklerinin görülebilir yoğunluk kazanmasıyla oluşan, biçimleri, yükseklikleri ve yol açtıkları hava olaylarıyla birbirinden ayrılan yığın
2. Herhangi bir şeyden oluşan yoğun yığın
3. Keder, endişe
Bulut - Ayet mealleri
Bakara (Sığır) Suresi 164. ayet:
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah´ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. 

Bakara (Sığır) Suresi 210. ayet:
Onlar, bulut gölgeleri içinde Allah´ın (azabının) meleklerle onlara gelmesini ve (azap) emrinin gerçekleşmesini mi gözlüyorlar? Oysa bütün işler Allah´a döner.

Araf (Orta Yer) Suresi 57. ayet:
Rahmetinin önünde rüzgarları bir müjde olarak gönderen O´dur. Bunlar ağırca bulutları kaldırıp yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir şehre sürükleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de böylelikle bütün ürünlerden çıkarırız. İşte biz, ölüleri de böyle diriltip-çıkarırız. Ki ibret alasınız.

Araf (Orta Yer) Suresi 160. ayet:
Biz onları (İsrailoğullarını) ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde Musa´ya: "Asan´la taşa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.

Rad (Gök Gürültüsü) Suresi 12. ayet:
O size şimşeği korku ve umut olarak gösteren, (yağmur yüklü) ağırlaşmış bulutları (inşa edip) ortaya çıkarandır.

Nur (Işık) Suresi 40. ayet:
Ya da (inkâr edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.

Nur (Işık) Suresi 43. ayet:
Görmedin mi ki, Allah bulutları sürmekte, sonra aralarını birleştirmekte, sonra da onları üst üste yığmaktadır; böylece, yağmurun bunların arasından akıp-çıktığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir.

Furkan (Ayırıcı) Suresi 25. ayet:
Göğün bulutlarla parçalanacağı ve meleklerin bir indirilme ile indirileceği gün;

Neml (Karınca) Suresi 88. ayet:
Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Her şeyi "sapasağlam ve yerli yerinde yapan" Allah´ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdârdır.

Rum (Romalılar) Suresi 48. ayet:
Allah, rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp-dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda kendi kullarından dilediğine verince, hemen sevince kapılıverirler.

Fatır (Yaratan) Suresi 9. ayet:
Allah, rüzgarları gönderir, onlar da bulutu kaldırır, böylece biz onu ölü bir beldeye sürükleriz, onunla, yeri ölümünden sonra diriltiriz. İşte (ölümden sonra) dirilip- yayılma da böyledir.

Ahkaf (Kum Tepeleri) Suresi 24. ayet:
Derken, onu (azabı) vadilerine doğru yönelerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, "Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur" dediler. Hayır, o, kendisi için acele ettiğiniz şeydir. Bir rüzgar; onda acı bir azab vardır.

Tur (Tur Dağı) Suresi 44. ayet:
Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur." derler.

Vakıa (Olay) Suresi 69. ayet:
Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz?
Bulut - Bağlantılar
Bulut Tohumları

Bulut

Meteoroloji Genel Müdürlüğü
Bulut - Hadisler
Hz. Abbas İbnu Abdilmuttalib (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Bathâ nâm mevkide, aralarında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın da bulunduğu bir grup insanla oturuyordum. Derken bir bulut geçti. Herkes ona baktı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
"Bunun ismi nedir bileniniz var mı?" diye sordu.
"Evet bu buluttur!" dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
"Buna müzn de denir" dedi. Oradakiler:
"Evet müzn de denir" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
"Anân da denir" buyurdu. Ashab da:
"Evet anân da denir" dediler. Sonra Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):
"Biliyor musunuz, sema ile arz arasındaki uzaklık ne kadardır?" diye sordu.
"Hayır, vallahi bilmiyoruz!" diye cevapladılar.
"Öyleyse bilin, ikisi arasındaki uzaklık ya yetmiş bir, ya yetmiş iki veya yetmiş üç senedir. Onun üstündeki sema(nın uzaklığı da) böyledir."
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yedi semayı sayarak her biri arasında bu şekilde uzaklık bulunduğunu söyledi. Sonra ilâve etti:
"Yedinci semânın ötesinde bir deniz var. Bunun üst sathı ile dibi arasında iki sema arasındaki mesafe kadar mesafe var. Bunun da gerisinde sekiz adet yabâni keçi (sûretinde melek) var. Bunların sınnakları ile dizleri arasında iki semâ arasındaki mesafe gibi uzaklık var, sonra bunların sırtlarının gerisinde Arş var, Arş´ın da alt kısmı ile üst kısmı arasında iki sema arasındaki uzaklık kadar mesafe var. Allah, bütün bunların fevkindedir." 
[Tirmizî, Tefsir, Hâkka, (3317); Ebû Dâvud, Sünnet 19, (4723); İbnu Mâve, Mukaddime 13, (193).]


İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Yahudiler, gök gürültüsünün ne olduğunu Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´ den sordular:
"Bulutlara müvekkel olan melektir. Berâberinde ateşten kamçılar var. Bununla bulutları Allah´ın dilediği yere sevkeder" diye cevap verdi. Onlar tekrar sordular:
"Ya şu işitilen ses, o nedir?"
"Bu, bulutların istenen yere gitmeleri için onlara yapılan bir sevkdir" dedi. Yahudiler:
"Doğru söyledin. Şimdi de İsrail´in [Yakub (aleyhisselam)] kendisine haram kıldığı şey nedir onu söyle?"  dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
"Hz. Yakub (ırku´nnesâ denen) uyluk mafsalından başlayıp dize, topuğa kadar inen bir ağrıdan muzdarib idi. Deve eti ve sütü dışında kendine uygun gelen (ne yiyecek, ne içecek) münâsip bir şey yoktu. Bu sebeple o da bunları haram etti" dedi. Yahudiler: "Doğru söyledin" dediler." 
[Tirmizî, Tefsir Ra´d, (3116).]
Bulut - Kitap Tanıtım
Bulut Otobüs

Nehir Aydın Gökduman 
NESİL YAYINLARI 

Her şey Tato’nun dünya rekoru kırmak istemesiyle başladı.
Trambolinde zıplarken kendini bir anda gökyüzünde buluverdi.
O da ne! 
Bir bulut… Hem de otobüs… Bulut Otobüs! 
Hemen üstüne atladı. 
Tato’nun bileti yok, yedek paraşütü de.
Ya bulut onu istemezse!
Acaba bu yolculuk nereye?
Bulut - Özlü sözler
  • Başka türlü bir şey benim istediğim, / Ne ağaca benzer ne de buluta benzer; / Burası gibi değil gideceğim memleket, / Denizi ayrı deniz, havası ayrı hava; / Nerde gördüklerim, nerde o beklediğim kız / Rengi başka, tadı başka. - Can Yücel
  • Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler? - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Gerçek sevgi ihanetin en tatlı en zevk verici güzelliği kadar ihtişamlıdır. Gerçek olmayan sevgi yalanın ve hıyanetin insanda bıraktığı burukluk kadar tatsız, karıştırılmış küllerden kalkan toz bulutu kadar gizemlidir.
  • Kendine ağlamaz elbette bulut. Her yağmur bir yeşil yaratmak içindir. Sanmasınlar yıkıldık, sanmasınlar çöktük. Bir başka bahar için sadece yaprak döktük.
  • Korkmayın kara kışlardan. Her yürek kışı da yaşar zamanı gelince baharı yaşadığı gibi. Kara bulutlar bırakın dolaşsın gökyüzünüzde.  Bırakın şimşekler aydınlatsın gecenizi bir süre. Sarılın umutlarınıza sımsıkı sarılın ki sahipsiz kalmasın sizi bekleyen beklenen baharlar. Yüzünüz bahara dönük olsun.
  • Ormanda kıvılcım çıkarmaya teşebüs edenler, yalnızca bir tutam aydınlık için övülebilirler. Aslında onlardan geriye kalan, kalın bir toz bulutu ve kendilerinin de karıştığı etten ve kemikten siyah kül yığınıdır. - Abraham Lincoln
  • Sabırlı olun zira bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl gülebilir? Aceleci olmayın! Maksada sabırla erişilir, acele ile değil. Alelade otlar iki ay içinde, kırmızı gül ancak bir yılda yetişir. Tencerede bile yavaş ve ustaca kaynayan yemek, delice kaynayandan daha lezizdir. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Şaşırdım kaldım nasıl atsam adım; gün kasvet gece kasvet. Bulutlar, sisler içinde bunaldım; gök mavisine hasret. Olmuyor seni düşünmemek. - Cahit Sıtkı Tarancı
  • Üzülme! Çünkü yaradan umudu en çaresiz anlarda yollar. Unutma; yağmurun en şiddetlisi en kara bulutlardan çıkar. Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
Bulut - Risale-i Nur Külliyatı
Hem, bu bahar haşrine benzeyen, dünyanın her devrinde, her asrında, hattâ gece gündüzün tebdilinde, hattâ cevv-i havada bulutların icâd ve ifnâsında haşre numune ve misâl ve emâre olacak ne kadar nakışlar yaptığını gözünle görüyorsun. Hattâ, eğer hayalen bin sene evvel kendini farz etsen, sonra zamanın iki cenâhı olan mâzi ile müstakbeli birbirine karşılaştırsan, asırlar, günler adedince misâl-i haşir ve Kıyâmetin numunelerini göreceksin. Sonra, bu kadar numune ve misâlleri müşâhede ettiğin halde, haşr-i cismânîyi akıldan uzak görüp istib´âd etmekle inkâr etsen, ne kadar divânelik olduğunu sen de anlarsın. Bak; ferman-ı âzam, bahsettiğimiz hakikate dâir ne diyor:
Sözler | Onuncu Söz

İşte, şu âyet, mu´cizât-ı rubûbiyetin en mühimlerinden ve hazîne-i rahmetin en acîb perdesi olan bulutların teşkilâtında yağmur yağdırmaktaki tasarrufât-ı acîbeyi beyân ederken, güyâ bulutun eczâları cevv-i havada dağılıp saklandığı vakit, istirahate giden neferât misillü, bir boru sesiyle toplandığı gibi, emr-i İlâhî ile toplanır, bulut teşkil eder. Sonra, küçük küçük tâifeler bir ordu teşkil eder gibi, o parça parça bulutları telif edip, kıyâmette seyyar dağlar cesâmet ve şeklinde ve rutûbet ve beyazlık cihetinde kar ve dolu keyfiyetinde olan o sehâb parçalarından, âb-ı hayatı bütün zîhayata gönderiyor. Fakat, o göndermekte bir irâde, bir kasd görünüyor. Hâcâta göre geliyor; demek gönderiliyor. Cevv berrak, sâfî, hiçbir şey yokken, bir mahşer-i acâib gibi, dağvârî parçalar kendi kendine toplanmıyor; belki, zîhayatı tanıyan Birisidir ki, gönderiyor. İşte şu mesafe-i mâneviyede Kadîr, Alîm, Mutasarrıf, Müdebbir, Mürebbî, Muğîs, Muhyî gibi esmâların matlaları görünüyor.
Sözler | Yirmi Beşinci Söz