Buğday - Ansiklopedik bilgi
Buğday

1. (bitki bilimi) Buğdaygillerin örnek bitkisi (Triticum)
2. Bu bitkinin başaktan ayrılıp öğütülmesiyle elde edilen tanesi
Buğday - Ayet mealleri
Araf (Orta Yer) Suresi 133. ayet: 
Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular.
Buğday - Bağlantılar
Buğday Başağı İle Mi Saklanmalı?

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği

Buğday
Buğday - Hadisler
Bir başka rivâyette de şöyle gelmiştir: "Halk (Hz. Muâviye´ nin bir hitabesi üzerine) yarım sa´ buğdayı bir sa´ hurmaya denk kıldılar. İbnu Ömer Hazretleri (radıyallâhu anhümâ) fıtır sadakasını hurmadan verirdi. (Bir sene) Medîne halkı hurmaya muhtaç oldu. İbnu Ömer (o yıl) sadaka-i fıtrını arpadan verdi." 
[Buhârî, Zekât 77.]

Hilâl İbnu Sirâc İbni Müccâa an ebîhi an ceddihî tarikinden anlattığına göre: "(Ceddi Müccâa) Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´e gelerek Benî Zühl kabîlesine mensup Benû Sedûs tarafından öldürülmüş olan kardeşinin diyetini taleb etti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona:
"Eğer ben bir müşrik için diyete hükmetseydim kardeşin için hükmederdim. Fakat ben sana (diyet değil, bunun yerini tutacak) bir bedel vereyim" dedi ve ona, aleyhissalâtu vesselâm, Benî Zühl müşriklerinden elde edilecek ilk humustan yüz deve vereceğine dâir (senet) yazdı.
(Müccâa bu yüz deveden) bir miktarını almıştı. (Tamamını almadan) Benî Zühl kabîlesi Müslüman oldu. Bilâhare Müccâa geri kalan develeri Hz. Ebû Bekr (radıyallâhu anh)´den taleb etmek üzere, ona geldi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın borç senedini gösterdi.
Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh) kendisine Yemâme´den gelecek zekattan ödenmek üzere on iki bin sa´, yani dört bin sa´ buğday, dört bin sa´ arpa, dört bin sa´ hurma yazdı. Resûlullah´ın verdiği yazıda (borç senedinde) şunlar yazılıydı: "Bismillahirrahmanirrahim. Bu Peygamber Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)´den Benî Süleymli Müccâa İbnu Mürâre´ye (verilmiş bir borç) senedidir. Ben kendisine (öldürülen) kardeşine bedel olarak, Benî Zülh müşriklerinden gelecek ilk humustan yüz deve vereceğim." 
[Ebû Dâvud, Harâc 20, (2990).]

Hz. Cerir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)´a üstü başı yok, ayakları çıplak, sadece kaplan postu gibi çizgili bedei peştamalı -veya abalarına- sarınmış, kılıçları boyunlarında asılı oldukları halde hepsi de Mudarlı olan bir grup geldi. 
Onların bu fakir ve sefil halini görmekten Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın yüzü değişti. 
Odasına girdi, tekrar geri geldi. Hz. Bilâl´e ezan okumasını söyledi. 
O da ezan okudu, sonra ikamet getirdi. Namaz kılındı.
Aleyhissalatu vesselam namazdan sonra cemaate hitabetti ve:
"Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratıp, ondan zevcesini halk eden ve ikisinden de pek çok erkek ve kadın var eden Rabbinizden korkun. 
Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah´ın ve akrabanın haklarına riayetsizlikten de sakının. 
Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir" (Nisâ 1) ayetini okudu. 
Bundan sonra Haşir sûresindeki şu âyeti okudu:
"Ey insanlar, Allah´tan korkun. Herkes yarına ne hazırladığına baksın. 
Allah´tan korkun, çünkü Allah işlediklerinizden haberdardır" (Haşr 18). 
Resulullah sözüne devamla: "Kişi dinarından, dirheminden, giyeceğinden, bir sa´ buğdayından, bir sa´ hurmasından tasaddukta bulunsun. 
Hiçbir şeyi olmayan, yarım hurma da olsa mutlaka bir bağışta bulunmaya gayret etsin" buyurdu. 
Derken Ensâr´dan bir zât, nerdeyse taşıyamayacağı kadar ağır bir bohça ile geldi. 
Sonra halk sökün ediverdi (herkes bir şey getirmeye başladı). 
Öyle ki, az sonra biri yiyecek, diğeri giyecek maddesinden müteşekkil iki yığının meydana geldiğini gördüm. 
Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) memnun kalmıştı, yüzünün yaldızlanmış gibi parladığını gördüm. 
Şöyle buyurdular:
"İslam´da kim bir hayırlı yol açarsa, ona bu hayrın ecri ile, kendisinden sonra o hayrı işleyenlerin ecrinin bir misli verilir. Bu, onların ecrinden hiçbir şey eksiltmez de. Kim de İslâm´da kötü bir yol açarsa, ona bunun günahı ile, kendinden sonra onu işleyenlerin günahı da verilir. Bu da onların günahından hiçbir eksilmeye sebep olmaz."
[Müslim, Zekât: 69, (1017); Nesâî, Zekât: 64, (5, 75-76); ]
Buğday - Kitap Tanıtım
Buğday Kamyonu / Bugünki Türkiye Dizisi

Mustafa Necati Sepetçioğlu 
İRFAN YAYINEVİ 

Sanat adamları ancak yeryüzünü güzelleştirebilmek uğrunda, çirkinde bile mevcut olan bütün güzellikleri insanların gönül gözünde yerleştirmek için çaba sarfetmek mecburiyetindedirler. Yeryüzünün güzelleşmesi dünki, bugünki, yarınki çabaların senteziyle olur.
Buğday - Muhtelif yazılar

Satranç Tahtasındaki Buğday

İş matematiğe geldiğinde, sezgilerimiz son derece önemli kuşkusuz. Birçok matematik buluşu ya da tezi sezgiye dayanarak üretiliyor. Ama yukarıdaki örneğe bakın. Katlana katlana giden buğday tanelerini, satranç tahtasının son karesinde tam 263e ulaştığını görürüz.Acaba satranç tahtasının üzerinde kaç buğday tanesi var?

Satranç tahtasındaki buğday taneleri:

20 + 21 + 22 + 23 + 24 + 25 + ... + 261 + 262 + 263 = 264 - 1

Tarım uzmanları 1000 buğday tanesinin yaklaşık 31g geldiğini söylüyor. Sonuç şaşırtıcı. (264 - 1) x 31 / 1000 g. Bu 570 milyar tondan daha çok buğdaya karşılık geliyor. Bir karşılaştırma yapabilmek için 2008 dünya buğday üretiminin 645 milyon ton olarak beklendiğini göz önüne getirelim. Ne dersiniz, kralın sezgisi başına büyük dert açmamış mı? Tam 885 yıl boyunca dünyanın bütün buğdayını bilgine vermesi lazım.

Ömür mü yeter?

Kaynak: Bilim ve Teknik dergisi, Yıldız Takımı Eki (Temmuz 2008)

Buğday - Muhtelif yazılar
En iyi Buğday
Her yıl yapılan "en iyi buğday" yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:
—Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.
—Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? Diye sorulduğunda,
—Neden olmasın, dedi çiftçi.
—Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.
Buğday - Özlü sözler
  • Dağlar üzerine buğday dağıtın; Müslüman bir ülkede aç kuş kaldı denilmesin. - Hz. Ömer (r.a.)
  • Dostları eli boş görmeye gitmek, değirmene buğdaysız gitmeye benzer. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Korkak insanlar, başaklı buğday sapını bile yılan sanır. - G. Gardony
  • Önce farenin şerrini defet, sonra buğday biriktirmeye çalış.
  • Topal bir karınca düşünün. Bir buğday için saatlerce uğraşır, didinir, tam yuvasının ağzına getirir ki taneyi kuş kapar. Ölüm kuşu da böyledir. Kimse dünyadaki emeline kavuşamaz. - Bişr-i Hafi
Buğday - Risale-i Nur Külliyatı
Mukaddime
Tahavvülât-ı zerrât, Nakkaş-ı Ezelînin kalem-i kudreti, kitâb-ı kâinatta yazdığı âyât-ı tekviniyenin hengâmındaki ihtizâzâtı ve cevelânıdır. Yoksa, maddiyyun ve tabiiyyunların tevehhüm ettikleri gibi tesadüf oyuncağı ve karışık, mânâsız bir hareket değildir. Çünkü, bütün mevcudât gibi, zerreler ve her bir zerre, mebde-i hareketinde "Bismillâh" der. Çünkü, nihayetsiz, kuvvetinden fazla yükleri kaldırır ve buğday tanesi kadar bir çekirdeğin koca bir çam ağacı gibi bir yükü omuzuna alması gibi. Hem vazifesinin hitâmında "Elhamdülillâh" der. Çünkü, bütün ukûlü hayrette bırakan hikmetli bir cemâl-i sanat, faydalı bir hüsn-ü nakış göstererek Sâni-i Zülcelâlin medâyihine bir kasîde-i medhiye gibi bir eser gösterir. Meselâ, nar ve mısıra dikkat et.
Sözler | Otuzuncu Söz

Bir şükr-ü mânevî olmakla beraber, korkuyorum ki, bir riya ve gururu ihsas ederek o mübarek bereket kesilsin. Çünkü müftehirâne gizli bereketi izhar etmek, kesilmesine sebep olur. Fakat, ne çare, söylemeye mecbur oldum.
İşte birisi: Şu altı aydır otuz altı ekmekten ibaret bir kile buğday bana kâfi geldi. Daha var, bitmemiş. Ne miktar kifayet Haşiye edecek, bilmiyorum.
İkincisi: Şu mübarek Ramazan´da, yalnız iki haneden bana yemek geldi; ikisi de beni hasta etti. Anladım ki, başkasının yemeğini yemekten memnûum. Mütebâkisi, bütün Ramazan´da benim idareme bakan mübarek bir hanenin ve sadık bir arkadaşım olan o hane sahibi Abdullah Çavuş´un ihbarı ve şehadetiyle, üç ekmek, bir kıyye pirinç bana kâfi gelmiştir. Hattâ o pirinç, on beş gün Ramazan´dan sonra bitmiştir.
Üçüncüsü: Dağda, üç ay, bana ve misafirlerime bir kıyye tereyağı, her gün ekmekle beraber yemek şartıyla, kâfi geldi. Hattâ, Süleyman isminde mübarek bir misafirim vardı. Benim ekmeğim de ve onun ekmeği de bitiyordu. Çarşamba günüydü, dedim ona: "Git, ekmek getir." İki saat, her tarafımızda kimse yok ki oradan ekmek alınsın. 
Mektubat | On Altıncı Mektup