Bidat - Ansiklopedik bilgi
Bidat

1. İslam dininde Hz. Muhammed zamanından sonra ortaya çıkan değişik yargılar ve ilkeler. 
2. Sonradan türeyen şey.
Bidat - Ayet mealleri
Hadid (Demir) Suresi 27. ayet:
Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa´yı da arkalarından gönderdik; ona İncil´i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık. (Bir bid´at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah´ın rızasını aramak için (türettiler) ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır.
Bidat - Bağlantılar
Bid’at ve Öze Bağlılık

Bid´at

Bid´at Nedir, Ne Değildir?

Bidat ve Yenilik

Sala okunması bid´at mıdır?

Kur´an ve Sünnet Perspektifinden Bid´at Kavramının Analizi - A. Celil CANDAN
Bidat - Hadisler
Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: "Biz Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´dan Kur´ân-ı Ker´îm ve bir de şu sahifede olandan başka bir şey yazmadık.. (Bu sahifede bulunana gelince) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurmuştu ki:
"Medine Ayr dağı ile Sevr dağı arasında kalan hudud içerisinde haramdır. Kim orada bir bid´atte bulunur veya bid´atçiyi himaye ederse, Allah, melekler ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah onun farz, ne nafile hiçbir hayrını kabul etmesin. Müslümanların garantisi birdir, en düşükleri de bu garantiye sahiptir. Kim bir müslümana garantisinde ihanet ederse, Allah´ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üzerine olsun. Onun (Kıyamet günü) ne farz ve ne nafile hiçbir hayrı kabul edilmez." 
[Buhârî, Fezâilu´l-Medine 1, Cizye 10, 17, Ferâiz 21, İ´tisam 5; Müslim, Hacc 467, (1370); Ebû Dâvud, Menasik 99, (2034, 2035), Tirmizî, Vela ve´l-Hibe 3, (2128). Bu rivayetin metni Sahiheyn´e uygundur.
Ebû Dâvud´da şu ziyade var: "Otu yolunmaz, av hayvanı ürkütülmez, yitik malı, onu ilan edecek olan alabilir. Hiç kimseye kıtal maksadıyla orada silah taşımak caiz olmaz. Oradan ağaç kesilmez. Kişi devesini otlatabilir."]

Ebu´t-Tufeyl (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ali İbnu Ebi Talib (radıyallahu anh)´e bir adam gelerek:
"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın sana tevdi ettiği sır nedir?"  diye sormuştu. Hz. Ali buna öfkelendi ve:
"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm),  halka gizlediği hiçbir şeyi bana sır olarak vermedi. Şu kadar var ki, bana dört kelime söyledi!" dedi. Adam: 
"Nedir onlar, söyler misin?" deyince, Hz. Ali:
"Allah´tan başkasının adına kesene Allah lanet etsin. Ebeveynine lanet edene Allah lanet etsin. Bid´atçıyı himaye edene Allah lanet etsin. Tarlanın sınır taşlarını değiştirene Allah lanet etsin!" 
[Müslim, Edahi 43, (1978); Nesâî, Dahaya 34, (7, 232).]


 Hz. Muâviye (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün) aramızda doğrulup buyurdular ki:
"Haberiniz olsun! Sizden önce Ehl-i Kitap, yetmiş iki millete (dine) bölündüler. Bu ümmet ise yetmiş üç fırkaya bölünecek. Bunlardan yetmiş ikisi ateşte, sadece biri cennettedir. Bu da (Ehl-i Sünnet ve´l-Cemaattir.") 
[Ebu Davud, Sünnet 1, (4597).]

Mücâhid (rahimehullah) anlatıyor: "Abdullah İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ)´le bir mescide girdim. Ezan çoktan okunmuştu. Biz namaz kılmak istiyorduk. Müezzin tesvîbte bulundu (ikâmet okudu). Abdullah mescidi terketti ve:
"Haydi bizi bu bid´atçinin yanından çıkar!" dedi ve orada namaz kılmadı."
[Ebû Dâvud, Salât: 45, (538); Tirmizî, Salât: 145, (198).]
Bidat - Kitap Tanıtım
Tasavvuf ve Bid´at

Prof. Dr. Abdülhakim Yüce 
NİL YAYINLARI 

Divan sahibi olan Niyazî ilim tahsiline devam ederken Ezher Camiinde de va´azlar veriyor, bir yandan da ilim adamları ve sofilerle, ilmî ve tasavvufî sohbetlerde bulunuyordu. Dört yıl kadar süren tahsil devresi sonunda bir gece rüyasında Abdülkadir-i Geylâni Hazretlerini görür ve rüyasını Kadirî şeyhine tabir ettirir. 
Şeyh, artık kendisinin olgunlaştığını, mürşidinin Anadolu´da kâmil bir insan olacağını bildirerek Mısır´dan ayrılmasına izin verir. 
Gayb ilmini Mısır´dan alması sebebiyle Mısrî lâkabını alır.
Bidat - Risale-i Nur Külliyatı
DÖRDÜNCÜ İŞARET
Tahribatçı ehl-i bid´a iki kısımdır.
Bir kısmı, güya din hesabına, İslâmiyete sadakat namına, güya dini milliyetle takviye etmek için, "Zaafa düşmüş din şecere-i nuraniyesini milliyet toprağında dikmek, kuvvetleştirmek istiyoruz" diye, dine taraftar vaziyeti gösteriyorlar.
İkinci kısım, millet namına, milliyet hesabına, unsuriyete kuvvet vermek fikrine binaen, "Milleti İslâmiyetle aşılamak istiyoruz" diye, bid´aları icad ediyorlar.
Birinci kısma deriz ki:
Ey "sadık ahmak" ıtlakına mâsadak biçare ulemâü´s-sû´ veya meczup, akılsız, cahil sufîler! Hakikat-i kâinat içinde kökü yerleşmiş ve hakaik-i kâinata kökler salmış olan şecere-i tûbâ-i İslâmiyet, mevhum, muvakkat, cüz´î, hususî, menfî, belki esassız, garazkâr, zulümkâr, zulmanî unsuriyet toprağına dikilmez. Onu oraya dikmeye çalışmak, ahmakane ve tahripkârâne, bid´akârâne bir teşebbüstür.
İkinci kısım milliyetçilere deriz ki:
Ey sarhoş hamiyetfuruşlar! Bir asır evvel milliyet asrı olabilirdi. Şu asır, unsuriyet asrı değil. Bolşevizm, sosyalizm meseleleri istilâ ediyor, unsuriyet fikrini kırıyor, unsuriyet asrı geçiyor. Ebedî ve daimî olan İslâmiyet milliyeti, muvakkat, dağdağalı unsuriyetle bağlanmaz ve aşılanmaz. Ve aşılamak olsa da, İslâm milletini ifsad ettiği gibi, unsuriyet milliyetini dahi ıslah edemez, ibka edemez.
Evet, muvakkat aşılamakta bir zevk ve bir muvakkat kuvvet görünüyor; fakat pek muvakkat ve âkıbeti hatarlıdır.
Mektubat | Yirmi Dokuzuncu Mektup

Hem şimdilik bazı ulemanın yeni eserlerinde meslek ve meşrep ayrı ve bid´atlara müsait gittiği için, Risaletü´n-Nur zındıkaya karşı hakaik-i imaniyeyi muhafazaya çalışması gibi, bid´ata karşı da huruf ve hatt-ı Kur´anı muhafaza etmek bir vazifesi iken, has talebelerden birisi bilfiil huruf ve hatt-ı Kur´aniye´yi ders verdiği halde, sırrı bilinmez bir hevesle, huruf ve hatt-ı Kur´aniyeye, ilm-i din perdesinde tesirli bir surette darbe vuran bazı hocaların darbede istimal ettikleri eserleri almışlar. Haberim olmadan, dağda, şiddetli bir tarzda o has talebelere karşı bir gerginlik hissettim, sonra ikaz ettim. Elhamdü lillâh ayıldılar. İnşaallah tamamen kurtuldular. 
Kastamonu Lâhikası | Birden İhtar Edilen Bir Mesele