Bela - Ansiklopedik bilgi
Bela

1. İçinden çıkılması güç, sakıncalı durum
2. Büyük zarar ve sıkıntıya yol açan olay veya kimse
3. Hak edilen ceza
Bela - Ayet mealleri
Araf (Orta Yer) Suresi 27. ayet:
Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık.

Tevbe (Tövbe) Suresi 126. ayet:
Görmüyorlar mı ki, gerçekten onlar her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar. 

Yunus Suresi 83. ayet:
Sonunda Musa´ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.

Rad (Gök Gürültüsü) Suresi 31. ayet:
Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir Kur´an olsaydı (yine bu Kur´an olurdu). Hayır, emrin tümü Allah´ındır. İman edenler hâlâ anlamadılar mı ki, eğer Allah dilemiş olsaydı, insanların tümünü hidayete erdirmiş olurdu. İnkâr edenler, Allah´ın va´di gelinceye kadar, yaptıkları dolayısıyla ya başlarına çetin bir bela çatacak veya yurtlarının yakınına inecek. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez. (Veya miadını şaşırmaz.)

Kamer (Ay) Suresi 46. ayet:
Daha doğrusu onlara va´dedilen (asıl azab) (kıyamet) saatidir. O saat, "kurtuluş olmayan daha korkunç bir bela" ve daha acıdır.

Kalem Suresi 17. ayet:
Gerçek şu ki, biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.

Kalem Suresi 19. ayet:
Fakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir bela onun üstünü sarıp-kuşatıverdi. 
Bela - Bağlantılar
Kâlû-belâ ne demektir?

KÂLÛ BELÂ

Kur-an´da kalu bela
Bela - Hadisler
Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Cenazede çabuk olun. Eğer sâlih biri ise, kendisine iyilik yapmış olursunuz. Böyle biri değilse, belayı bir an önce sırtınızdan atmış olursunuz.
[Buharî, Cenaiz 52; Müslim, Cenaiz 51, (944); Muvatta, Cenâiz 56, (1, 243); Ebu Dâvud, Cenâiz 50, (3181), Tirmizî, Cenâiz 30, (1015); Nesâî, Cenâiz 44, (4, 42).]

Hz. Muâz (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), bir kimsenin: "Ya Rabbi, senden nimetin kemâlini taleb ediyorum" dediğini işitmişti. Sordu:
"Nimetin kemâli nedir?"
"Bu bir duadır, onunla dua edip, onunla hayır (çok mal) ümîd ettim" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)
"Sordum, zîra, nimetin kemâli cennete girmektir, ateşten kurtulmaktır" dedi. Bir başkasının da şöyle dediğini işitti:
"Ey celâl ve ikrâb sâhibi Rabbim!" hemen şunu söyledi:
"Duana icâbet edilmiştir, (ne arzu ediyorsan) durma iste" Derken, bir başkasının:
"Ya Rabbi senden sabır istiyorum!" dediğini işitmişti, ona da:
"Allah´tan bela istedin, afiyet iste!" dedi. 
[Tirmizî, Daavât 99, (3524).]


Hz. Ömer ve Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anhümâ) anlatıyorlar: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim bir belaya uğrayanı görünce şu duayı okursa: "Seni imtihan ettiği şeyde bana âfiyet veren ve birçok yarattığından beni üstün kılan Allah´a hamdolsun!" Artık yaşadığı müddetçe, bu bela ne olursa olsun ona mâruz kalmaktan muaf kılınır." 
[(Tirmizî, Da´avât 38, (3427, 3428); İbnu Mâce, Dua 22, (3892).]
Bela - Kitap Tanıtım
Bela ve İmtihan

Prof. Dr. Seyyid Kutup 
RAVZA YAYINLARI 

"Deki: "Bize hiç bir zaman, Allahın bizim için yazdığından başka birşey ısbat etmez. O bizim Mevlamızdır. Onun için mü´minler yanlız Allah´a güvenip dayansınlar." ( Tevbe, 51)

Bela - Muhtelif yazılar
Belaya sabretmek

Bir gün bir adam Hz. Musa’ya geldi ve:
“Yâ Musa! Ne olur, dua et de, ben hayvanların dilinden anlayayım ve bundan kendime hisseler çıkararak daha iyi bir insan olayım” dedi.
Hz. Musa:
“İşine git, kaldıramayacağın bir yükün altına girmeye çalışma; bu halin senin için daha hayırlıdır” dedi.
Fakat adam dinlemedi, ısrar etti:
“Yâ Musa! Ne olur, hiç değilse kapımda yatan köpekle horozun dilini anlayayım” dedi.
Hz. Musa her ne kadar bundan vazgeçmesi için çalıştıysa da adam ısrar etti.
Bunun üzerine Musa aleyhisselam ona dua etti. Adam sevinerek evine döndü. Ertesi sabah hizmetçisi sofrayı kurarken bir parça ekmek fırlayıp düştü. Horoz koşarak bunu kaptı. Köpek buna kızdı:
“Be horoz, bu yaptığın doğru mu? Sen buğday da yiyebilirsin, arpa da. Mısır da yiyebilirsin, küçük taneleri de. Bense ekmekten başka birşey yiyemem, neden benim rızkımı kapıyorsun?” dedi.
Horoz cevap verdi:
“Haklısın, fakat hiç tasalanma. Yarın bizim efendinin eşeği ölecek, sen de böylece karnını iyice doyuracaksın” dedi.
Bunu duyan adam hemen eşeği pazara götürerek sattı. Ertesi sabah da, “Bakalım köpekle horoz ne konuşacaklar?” diye onların yanına geldi.
Köpek horoza sitem ediyor:
“Yahu horoz, hani eşek ölecekti, biz de karnımızı doyuracaktık” diyordu.
Horoz:
“Eşek ölmeye öldü, lâkin başka yerde. Çünkü sahibim onu sattı. Fakat hiç merak etme, yarın at ölecek, o zaman daha da büyük bir ziyafete konacaksın” dedi.
Bunu duyan adam hemen ahıra koştu, atı aldığı gibi pazara götürüp sattı. Sevinerek evine döndü:
“Bu hayvanların dilini öğrenmem çok iyi oldu. Böylece zarardan kurtuldum” diye düşünüyordu.
Ertesi sabah yine acaba ne konuşacaklar diye köpekle horozun yanına gitti. Köpek yine horoza sitem edip duruyordu:
“Yahu horoz, bu sefer de dediğin olmadı. Yoksa sen de mi yalana başladın?”
Horoz:
“Hayır ben yalan söylemedim” dedi. “At ölecekti, lâkin sahibimiz onu da sattı. Fakat merak etme, yarın sahibimizin çok değerli kölesi ölecek. O zaman onun hayrına yemekler, helvalar verilecek. Hepimiz doyacağız”
Bunu duyan adam o gün hiç beklemeden kölesini götürüp sattı.
“Bu horozla köpeğin dilini öğrenmem iyi oldu. Bölece birçok zarardan kurtuldum” diye düşünerek sevindi ve ertesi gün yine köpekle horozun yanına koştu.
İkisi yine konuşuyorlardı. Köpek bu sefer çok kızgındı:
“Yalancı horoz! Hani köle ölecek, bu sayede karnımız doyacaktı. Günlerdir beni yalanlarınla avutuyorsun. Bu sana yakışır mı?”
Horoz:
“Ben yalancı değilim ve yalan söylemem” dedi. “Köle öldü, fakat burada değil, başka yerde. Çünkü sahibimiz onu sattı. Fakat hiç iyi etmedi. Çünkü bu sefer sıra kendisine geldi. Zira ilkin kaza belâ eşeğe gelecek, böylece sahibimiz belâdan kazadan kurtulmuş olacaktı. Eşeği satınca onun yerine ata geldi, atı da satınca köleye geldi, köleyi satınca da bela ona gelecek. Sıra onda, yarın sahibimiz ölecek, o sayede hepimiz doyacağız” dedi.
Bunu duyan adam ah vah etti, başına vurdu. Fakat iş işten geçmişti.
Böylece, tamahkârlığının cezasını hayatıyla ödedi.
Bela - Muhtelif yazılar
Bela

Okyanus adlı dev bir lügati Arapçadan Türkçeye çeviren Asım Efendi, bir öğrencilik hatırasını şöyle anlatmaktadır: 

- Tahsilim zamanında bizim medreseye en yakın fırından ekmek alırdım.
Senelerce bu fırının müşterisi olmaya devam ettim. Bir sabah yine âdetim üzere ekmek almak maksadıyla bu fırına geldiğimde, fırında çalışan bir işçinin, bir haksızlığına maruz kaldım. Herkese ekmek veriyor, sıram gelip geçtiği halde bir türlü beni görmüyordu. Adamı şöyle ikaz ettim, böyle hatırlatmada bulundum ise de, hep bana ters cevap veriyordu. Ön sırada beni görmezlikten gelip, hep arka sıralardakileri tercih ediyordu. Artık canım burnuma gelmişti, bu haksızlık karşısında. Fırının yanında, ayak altında duran bir taşı kaptığım gibi, adamın üzerine yürümeye karar verdim. 

Ama tam o sırada birden aklıma geldi:
- Bu adam bir belâya müstahak hale gelmişse, neden bunu benim elimden bulsun? Ben de onu belâya atan adam suçunu yükleneyim? Sabredeyim, mutlaka bunun içinde bir hayır vardır, dedim. 

En nihayet herkes ekmeğini alıp gittikten sonra, bana da istediğimi verdi, dershaneme geri döndüm. Bir gün sonra fırına gittiğimde ise, adamın yerin de olmadığını gördüm. 

Sordum Dediler ki:
- O işçi, dün aniden hastalandı, şu anda ölümle burun burunadır. 

Fakat bir türlü ölemiyor, can çekişip duruyor. 

Hemen aklıma geldi, ona vurmayı niyet ettiğim taşı alıp, ziyaretine gittim. Taşı alnına değdirip yorganın üstüne koydum. Az sonra adam kolayca son nefesini veriverdi. Çünkü bu taşla onun eceli gelecekti. Bununla ömrü bitecekti. Fakat sabrım sebebiyle, o taşı ona vuran ben olmaktan kurtulmuştum. 
Bela - Özlü sözler
  • Acılar karşısında metin ol, belaya düşersen cesur ol, birini seversen mert ol, hakkın yenirse asi ol. Hepsi başına gelirse Allah´a emanet ol.
  • Aşkı taşıyan her kalbin muhkem olduğunu zannediyordum. Meğer aşk, indiği kalbi ihya ediyordu ya, ihya edemezse yok ediyordu. Kazasız belasız kurtulmanın imkânı yoktu. - Nazan Bekiroğlu
  • Belalardan çoğu peygamberlere gelir. Çünkü ham adamları yola getirmek, zaten beladır. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Bir insana gerektiğinden fazla değer verirsen ya onu kaybedersin, ya da başına bela edersin.
  • Çalışmak bizi şu üç beladan kurtarır; can sıkıntısı, kötü alışkanlıklar ve yoksulluk.  - François-Marie Arouet Voltaire
  • Dizginsiz dil bela getirir. - Aiskhylos
  • Edep bir taç imiş nur ü Huda’dan; giy o tacı, emin ol her beladan. 
  • Eğer bir insanı akıl yönünden eğitip de ahlak yönünden eğitmiyorsanız, toplumun başına yalnızca bir bela yetiştiriyorsunuz demektir.
  • Erkek yada kadın, ikisi de birinin canını yakabilir; ama bir kadının canı yandığında, bir erkeğin başı belaya girmek üzeredir. - Paul Auster
  • Ey burnu kanasa hemen kadere küsüp yüzünü ekşiten. Gülden hiç ders almıyor musun? Bütün yaprakları tek tek yolsan gül yine de gülmekten vazgeçmez.  Hale razı oluş şükürdür. Gül de daimi bir şükür makamındadır. Hem bilmez misin ki başına gelen sıkıntılar aslında daha büyük bir sıkıntıya set olur da başındaki belayı def ederler. O halde yüzün gülsün. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Gıybet, bela ve nefretin çekirdeğidir; mantar gibi çoğalan salgın bir hastalıktır. - Muhammed Bozdağ
  • Gönlümü aşk gamına düşüreceğim. Canımı bela okuna hedef yapacağım. Senin aşkında harcanmayan ömrüm, bugün kanına kaza edeceğim.  - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Gönlüne belalar geldikçe gülerek karşıla. Şükrü ve sabrı öğreniyorsun, korkma rıza makamı yakın sana.
  • Gönül yan, senin yanışın nice işler halleder, / Gece yarısı bir dua nice yüz belayı defeder. - Sadi-i Şirazi
  • Her şeyin bir belası vardır ve iyiliğin belası da kötü arkadaştır. Hz. Ali (r.a.)
  • Hüzün dalgası çarptıysa bir insanın yüreğine ya Mevla´sını özlemiştir ya da Mevla´sı onu. Mevla´yı özleyen gönül ya hüznü bekler yada hüzündedir. Bela gam keder Mevla´nın sevdiklerine gösterdiği kamçıdır. Vurdukça kendine çeker. - İmam Rabbani
  • Islak istemez kurumayı, göz istemez ağlamayı, kalp istemez yanmayı.  Bir bela vurur ki göremezsin bile kupkuru ağlayarak ıslak ıslak yandığını. 
  • İçimdeki beldenin her damında bir sala, / yokluk dipsiz felaket, varlıksa büyük bela. - Necip Fazıl Kısakürek
  • Kul bela görmez hak yazmadıkça;  hak bela yazmaz kul azmadıkça.
  • Para ya bizim başımızın belası veya bizim hizmetkârımızdır. - Horatius
  • Sabrın sonu selamet, sabır hayra alamet. / Bela sana kahretsin, sen belaya selam et. - Necip Fazıl Kısakürek
  • Sen görüş sahibi ol da dikende gül gör. Dikensiz gülü herkes görür. Başına gelen belanın ilahi bir lütuf olduğunu anla cüzde de küllü gör. Zaten ehliyet seziş de budur. - Hz. Rumi
  • Sıla i rahim, amelleri temizler, malları artırır, belayı uzaklaştırır, hesabı kolaylaştırır ve eceli erteler ömrü uzatır. - İmam Muhammed Bakır 
  • Sus ve düşün; dil belasından kurtulmanın devası bunlardır. - Lokman Hekim
  • Ya bela ve musibetlere sabredersin yahut nedamet edersin. - Hz. Osman (r.a.)
Bela - Risale-i Nur Külliyatı
Beşinci Nükte: İnsan fıtraten gayet zayıftır; halbuki herşey ona ilişir, onu müteessir ve müteellim eder. Hem gayet âcizdir; halbuki belâları ve düşmanları pekçoktur. Hem gayet fakirdir; halbuki ihtiyacâtı pek ziyâdedir. Hem tenbel ve iktidarsızdır; halbuki hayatın tekâlifi gayet ağırdır. Hem, insaniyet onu kâinatla alâkadar etmiştir; halbuki sevdiği, ünsiyet ettiği şeylerin zevâl ve firâkı mütemâdiyen onu incitiyor. Hem, akıl ona yüksek maksadlar ve bâkî meyveler gösteriyor; halbuki eli kısa, ömrü kısa, iktidarı kısa, sabrı kısadır.
Sözler | Dokuzuncu Söz 

Hem dahi, ey bedbaht ehl-i dalâlet ve gaflet! "Gayr-i meşrû bir muhabbetin neticesi, merhametsiz azab çekmektir" kaidesi sırrınca, siz, fıtratınızdaki Cenâb-ı Hakkın zât ve sıfat ve esmâsına sarf edilecek muhabbet ve mârifet istidadını ve şükür ve ibâdât cihazâtını nefsinize ve dünyaya gayr-i meşrû bir sûrette sarf ettiğinizden, bilistihkak cezasını çekiyorsunuz. Çünkü, Cenâb-ı Hakka âit muhabbeti nefsinize verdiniz; mahbubunuz olan nefsinizin hadsiz belâsını çekiyorsunuz. Çünkü, hakiki bir rahatı, o mahbubunuza vermiyorsunuz. Hem onu, hakiki mahbub olan Kadîr-i Mutlaka tevekkül ile teslim etmiyorsunuz, dâimâ elem çekiyorsunuz. Hem, Cenâb-ı Hakkın esmâ ve sıfatına âit muhabbeti dünyaya verdiniz ve âsâr-ı san´atını âlemin esbâbına taksim ettiniz; belâsını çekiyorsunuz. Çünkü, o hadsiz mahbublarınızın bir kısmı size Allahaısmarladık demeyip, size arkasını çevirip, bırakıp gidiyor. Bir kısmı sizi hiç tanımıyor, tanısa da sizi sevmiyor, sevse de size bir fayda vermiyor; dâimâ hadsiz firâklardan ve ümitsiz dönmemek üzere zevâllerden azab çekiyorsunuz.
Sözler | Otuz İkinci Söz