Bal - Ansiklopedik bilgi
Bal

1. Bal arılarının bitki ve çiçeklerden topladıkları bal özünden yapıp kovanlarındaki petek gözlerine doldurdukları, rengi beyazdan esmere kadar değişen tatlı, koyu, sıvı madde
2. Olgunlaşmış incirin, dışına sızan tatlısı
3. Ağaçların kabuğundan sızarak pıhtılaşan besi suyu
Bal - Ayet mealleri
Nahl (Arı) Suresi 68. ayet:
Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. 

Muhammed Suresi 15. ayet:
Takva sahiplerine va´dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır. Hiç (böyle mükafaatlanan bir kişi), ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını "parça parça koparan" kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu?
Bal - Bağlantılar
Bal

Yara İyileşmesinde Bal

Mikrobik Hastalıklarda Bal

Yara Tedavisinde Bal

Bal Peteğindeki Matematik Sırlar

Bal Peteğinde Mimarî Sanat

Yaralara Şifa: Bal Merhemi

Bal Mumundaki Şifa: PROPOLİS

Bal Arısına İlham Edilen Arı Sütü
Bal - Hadisler
Hz. Âişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) helva ve balı severdi."
[Tirmizî, Et´ime 29, (1832).]

Yine İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Ömer (radıyallâhu anh), Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın minberinde şu açıklamayı yaptı: "Emmâ ba´d, Ey insanlar! Hamr´ın haram olduğu hükmü inmiştir. Bilesiniz ki hamr (günümüzde ve çevremizde) beş şeyden yapılmaktadır: Üzümden, hurmadan, baldan, buğdaydan, arpadan. Hamr, aklı örten (her) şeydir."
[Buhârî, Eşribe: 2, 5; Tefsîr, Mâide: 10; Müslim, Tefsir: 32, (3032); Nesâî, Eşribe: 20, (8, 295); Ebû Dâvud, Eşribe: 1, (3669); Tirmizî, Eşribe: 8, (1873)] 
Bal - Kitap Tanıtım
Bal Arısı Biyolojisi ve Yetiştiriciliği

Doç. Dr. Sibel Silici 
EFİL YAYINEVİ 

Günümüzde gelişmiş teknolojiye sahip olmamıza rağmen çiçeklerden nektar toplayıp bal üretmemiz mümkün değildir. Mükemmel işbirliği, dayanışma, çalışma ve özveriyle öncelikle sofralarımızdan eksik etmediğimiz, şifa kaynağı bal ile çok değerli biyolojik aktivitelere sahip arı sütü, propolis, polen ve arı zehrini üreten bal arısının hayatımızda ne kadar önemli rolü olduğu tartışılmaz.
Doğayı ve doğadaki yaşamı iyi tanımak gerçek yaşamın ta kendisidir. İnsan ancak doğayla dost ve onunla iç içe olabildiği sürece var olabilecektir. 
Bu anlamda bal arısını iyi tanımanın ilk evresi bal arısı biyolojisini öğrenmek onun böcekler dünyasındaki yeri ve ilişkilerini iyi tanımaktır. 
Daha sonra da yetiştiricilik konusunda teknik bilgileri edinmek gerekir. Bu sebeplerle detaylı açıklamalarla ve resimlerle desteklenmiş bu kitabın bilimsel anlamda öğrencilerimiz, arıcılarımız ve bu işle uğraşanlar dışında da konuya ilgi duyan tüm insanlara faydalı olabileceğini düşünüyoruz.

Bal - Muhtelif yazılar
Ben de bal yemiştim

Oğlu fazla bal yiyen bir aile varmış. Yüzüne baktıkları ve üzerine titredikleri yavrunun bala düşkünlüğü, hastalık dere­cesinde imiş. Biricik oğullarının bu yüzden bir zarara uğramasından endişelenen ebeveyni, zamanın tabiblerinden bir fayda bulamayınca o devrin alim ve mutasavvıfı Abdülkadir Geylani hazretlerine götürmeye karar verirler. Devesine binen baba, çocuğunu yanına alarak Bağdat´ın yolunu tutar. Beş on saat yorucu bir yolculuktan sonra Bağdat´a varır. Abdülkadir Geylani Hazretlerinin huzuruna çıkarak meseleyi anlatır.
O büyük hazret:
- Çocuğu bana kırk gün sonra getir, dedi.
Adam bundaki hikmeti anlamayı, kırk gün sonraya bırakarak çocuğunu aldı ve aynı yoldan, gelişte katlandığı çile­lerle, köyüne döndü. Kırk gün sonra Bağdat´a Gavs-i Azamın beldesine ulaştı. Abdü´l-Kadir Geylani Hazretleri çocuğu karşısına alarak;
- "Evladım, sakın bir daha fazla miktarda bal yeme! dedi Sonra çocuğun babasına dönerek:
- "Al çocuğunu, götür köyüne" dedi. Şaşkın şaşkın bakan çocuğun babası;
- İş bu kadar kolay idiyse, neden ilk geldiğimiz zaman yapıvermediniz?
Abdülkadir Hazretlerinin cevabına dikkat ediniz:
- O gün ben, kendim de bal yemiştim. Çocuğa "Bal yeme!" desem, sözümün tesiri olmazdı. Vücudumda onun tesiri ol­dukça yapacağım nasihatin bir faydası olmayacağından, senin kırk gün sonra gelmeni söylemiştim, dedi.
Bal - Özlü sözler
  • Arı bal yapar, fakat balı izah edemez. Ağaçtan düşen elma da arz cazibesi kanunundan habersizdir. - Necip Fazıl Kısakürek
  • Asıl azmaz, bal kokmaz; kokarsa yağ kokar, onun da aslı ayrandır.
  • Bal arısı çiçeğe konan tek böcek değildir; fakat ondan bal çekmeyi bilen yalnız odur. - Johann Wolfgang von Goethe
  • Cahille oturup bal yiyeceğine âlimle oturup kuru ekmek ye.
  • Dünya da her gördüğün insandır. Ama kimi bal taşır. Kimi gül taşır. Kimisi de nal taşır.
  • Düşmanın tatlı sözlerine bakma; balın içinde zehir de bulunabilir. - Şeyh Said
  • Günah arıya benzer ağzı ballı, kuyruğu zehirli.
  • Güzel sözler petekten damla damla sızan bala benzer; insanın ruhuna tad verir. - Hz. Süleyman (a.s.)
  • Hayat, balı aşk olan çiçektir. - Victor Hugo
  • Herkes anlayacak ki; arı sabrı olmadan bal yapılamaz. Ve yine herkes anlayacak ki; derdi bal olanın, sabrı dağ olacak.
  • Kovan arısının olmasa balı / Kuru vızıltısı ile nola hali / İlahi gider bizden kilu kali (kilu kali: Dedikodu) / Cemi’ taklidimizi tahkika dönder. Eğer sen bal üretmemişsen, bir hizmet üretmemişsen. Orada burada dedi kodu yapmanın bir anlamı yoktur. Bal üretmemiş arının vızıltısına benzer onun gibi vız vız eder durursun.  Bu hastalıktan kurtulmanın çaresi de ehl-i tahkik olmaktır. Taklidi olan hal ve tavırlarımızı tahkike çevir İlahi derken buna parmak basmış oluyor.
  • Söz ola kese savaşı söz ola kestire başı, söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz. - Yunus Emre
  • Tahammül sana önce zehir gibi görünür fakat tabiatına kök salınca bal kesilir. - Sadi-i Şirazi
  • Unutma ki, ağzında bal olan arının, kuyruğunda da iğnesi vardır. - John Lyly
  • Zehir balla, sevgi de düşmanlıkla beraber gelir. - Firdevsi
Bal - Risale-i Nur Külliyatı
"Size bir tılsım, bir ders getirdim. Bunu okusanız, o helvayı yemezseniz, o darağacından kurtulursunuz. Bu tılsım ile, o emsâlsiz ikramiye biletinizi alırsınız. İşte bu darağacında, zâten gözünüzle görüyorsunuz ki, bal yiyenler oraya giriyorlar. Ve oraya girinceye kadar, o helvanın zehirinden dehşetli karın sancısı çekiyorlar. Ve o büyük ikramiye biletini alanlar, çendan görünmüyorlar ve zâhiren onlar da o darağacına çıktıkları görünüyor. Fakat onlar, asılmadıklarını, belki oradan kolayca ikramiye dairesine girmek için, basamak yaptıklarını milyonlar şâhidler var; haber veriyorlar. İşte pencerelerden bakınız. En büyük memurlar ve bu işle alâkadar büyük zâtlar yüksek sesle ilân ediyorlar ve haber veriyorlar ki, "O darağacına gidenleri, aynelyakîn, gözünüz ile gördüğünüz gibi, bu ikramiye biletini tılsımcılar aldıklarını, hiç şek ve şüphesiz gündüz gibi katî biliniz" dedi.
İşte bu temsil gibi, zehirli bir bal hükmünde olan gayr-i meşrû dairedeki gençliğin sefâhetkârâne zevkleri, hazîne-i ebediyenin ve saadet-i sermediyenin bileti ve vesîkası olan imânı kaybettiği için, darağacı hükmünde olan ölüm ve ebedî zulümât kapısı olan kabrin musîbetine, aynen zâhiren göründüğü gibi düşer. Ve ecel gizli olduğu için genç, ihtiyar fark etmeyerek, her vakit ecel celladı başını kesmek için gelebilir. Eğer o zehirli bal hükmünde olan hevesât-ı gayr-i meşrûayı terk edip, tılsım-ı Kur´ânî olan İmân ve ferâizi elde etmekle ve fevkalâde mukadderât-ı beşer piyangosundan çıkan saadet-i ebediye hazînesi biletini alacağına, yüz yirmi dört bin enbiyâ aleyhimüsselâm ile beraber hadd ü hesâba gelmeyen ehl-i velâyet ve ehl-i hakikat müttefikan haber veriyorlar ve âsârını gösteriyorlar.
Sözler | On Üçüncü Söz

Birinci suretteki adam, faraza hubb-u cahı kalbinden çıkarmazsa, fakat ihlâsı ve rıza-yı İlâhîyi esas tutmak ve hubb-u cahı hedef ittihaz etmemek şartıyla, bir nevi meşru makam-ı mânevî, hem muhteşem bir makam kazanır ki, o hubb-u cah damarını kemâliyle tatmin eder. Bu adam az, hem pek az ve ehemmiyetsiz bir şey kaybeder; ona mukabil, çok, hem pek çok kıymettar, zararsız şeyleri bulur. Belki birkaç yılanı kendinden kaçırır; ona bedel çok mübarek mahlûkları arkadaş bulur, onlarla ünsiyet eder. Veya ısırıcı yabanî eşek arılarını kaçırıp, mübarek rahmet şerbetçileri olan arıları kendine celb eder, onların ellerinden bal yer gibi, öyle dostlar bulur ki, daima dualarıyla ve âb-ı kevser gibi feyizler, Âlem-i İslâmın etrafından onun ruhuna içirilir ve defter-i a´maline geçirilir.
Mektubat | Yirmi Dokuzuncu Mektup

Evet, bir gözsüz akrep ve ayaksız bir yılan gibi haşerâta mağlûp olan insana bir küçük kurttan ipeği giydiren ve zehirli bir böcekten balı yediren, onun iktidarı değil, belki onun zaafının semeresi olan teshîr-i Rabbâniye ve ikram-ı Rahmânîdir.
Sözler | Yirmi Üçüncü Söz