Asker - Ansiklopedik bilgi
Asker

1. Orduda görev yapan erden generale kadar herkes
2. Askerlik görevi veya ödevi
3. Er
4. Topluluk düzenine saygısı olan, disiplinli
5. Yurdunu iyi koruyan, kahraman özelliği taşıyan
Asker - Ayet mealleri
Yunus Suresi 90. ayet:
Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrailoğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de müslümanlardanım" dedi.

Meryem Suresi 75. ayet:
De ki: "Kim sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah), ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine va´dedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri- gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir.

Kasas (Tarihi Vakalar) Suresi 6. ayet:
Ve (istiyoruz ki) onları yeryüzünde "iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım", Firavun´a, Haman´a ve askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim.

Kasas (Tarihi Vakalar) Suresi 8. ayet:
Nihayet Firavun´un ailesi, onu (ileride bilmeksizin) kendileri için bir düşman ve üzüntü konusu olsun diye sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi.

Kasas (Tarihi Vakalar) Suresi 39. ayet:
O ve askerleri, yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar.

Kasas (Tarihi Vakalar) Suresi 40. ayet:
Bunun üzerine, onu ve askerlerini tutup suya attık. Böylelikle zulmedenlerin nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.

YaSin Suresi 75. ayet:
Onların (o ilahların) kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir.

Zariyat (Tozutup Savuranlar) Suresi 39. ayet:
Fakat o, "bütün kişisel ve askeri gücüyle" yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi.
Asker - Bağlantılar
Milli Savunma Bakanlığı Askeralma Dairesi Başkanlığı (ASAL)



Asker


Asker Karıncalar

Asker - Hadisler
Bera İbnu Âzib (radıyallahu anh) anlatıyor: "O gün müşriklerle karşılaştık. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ok atıcılarından  müteşekkil [elli kişilik] bir grup askeri ayırıp, başlarına Adullah İbnu Cübeyr (radıyallahu anh)´ı tayin etti. Ve şu tenbihte bulundu."
"Hiç bir surette yerinizden ayrılmayın! Hatta bizim onlara galip geldiğimizi görseniz bile yerinizden ayrılmayın. Onların bize galebe çaldıklarını [ve kuşların cesetlerimize üşüştüklerini] görseniz dahi [ben size adam göndermedikçe] bize yardıma gelmeyin."
Müşriklerle karşılaştığımız zaman [Allah onları hezimete uğrattı ve]  kaçtılar. Hatta dağa hızla kaçan kadınların eteklerini topladıklarını gördüm. (Ayak bileklerindeki) halkaları bile gözüküyordu. (Bizimkiler) şöyle demeye başlamışlardı: "Ganimet, ganimet!"
Abdullah İbnu Cübeyr (radıyallahu anh):
"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)[ın size ne söylediğini unuttunuz mu?] "yerlerinizi terketmeyin" diye  tenbihledi!" dedi ise de (okçular) dinlemediler. ["Vallahi, biz de arkadaşlarımızın yanına gdip, ganimet alacağız" dediler.] Onlar bu emre itiraz edince, yüzleri ters çevrildi, (ne yapacağını bilemeyen şaşkınlara döndüler ve) [mağlup oldular]. Yetmiş ölü verildi. Ebu Süfyan ortaya çıkıp: "Aranızda Muhammed varmı?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm "Ona cevap vermeyin!" dedi. Ebu Süfyan tekrar sordu: "Aranızda İbnu Ebî Kuhâfe var mı?"
Resulullah yine: "Cevap vermeyin" buyurdu. Ebu Süfyan:
"Aranızda İbnu´l-Hattâb varmı?" diye sordu.Hiç kimse ona cevap vermedi. O zaman Ebu Süfyan: "Bunların hepsi öldürüldüler. Eğer sağ olsalardı cevap verirlerdi!" dedi. Bu söz karşısında Hz. Ömer (radıyallahu anh) kendini tutamadı: "Ey Allah düşmanı yalan söyledin. Sana üzüntü verecek şeyleri Allah ibkâ etsin!" dedi. Ebu Süfyan: "(Şanın) yüce olsun Ey Hübel!" dedi. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm):
"Buna cevap verin!" emretti. Ashab:
"Ne diyelim?" diye sordu.
"Allah mevlamızdır, sizin mevlanız yoktur!" deyin" dedi. Ebu Süfyan:
"Güne gün! [Uhud Bedir´e karşılıktır.] Harb (elden ele geçen) kova gibidir! Müsleye uğramış (uzuvları koparılmış) kimseler bulacaksınız. Bunu ben emretmedim, [Buna memnun olmadım, kızmadım da, yasaklamadığım gibi emir de etmedim] beni kötülemeyin!" dedi. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm):
"Buna cevap verin!" emrettiler. Ashab: "Ne söyleyelim?" diye sordu:
"Hayır eşitlik yok! Bizim ölülerimiz  cennette, sizinkiler cehennemde! deyin!" buyurdular. 
[Buhârî, Megâzî 17, 9, 20, Cihâd 164,  Tefsir, Âl-i İmrân 10, Ebu Dâvud, Cihad 116, (2662), "Beni kötülemeyin" den sonrasını Rezîn ilave etmiştir.]

Ali İbnu Ebî Tâlib (radıyallahu anh) anlatıyor:  "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir seriyye gönderdi ve birliğin başına Ensâr´ dan bir zat koydu ve askerlere komutanlarına itaat etmelerini emretti. (Sefer esnasında komutan, bir meseleden) öfkelenip:
"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana itaat etmenizi emretmedi mi?"dedi. Hepsi de: "Evet emretti!" dediler.
"Öyleyse, dedi, derhal bana odun toplayın!" Hemen odun toplanmıştı. Bu sefer:
"Ateş atın!" emretti. Ashab (odun yığınına) ateş attı. Komutan: 
"İçine girin!" emretti. Girmek üzere ilerlediler. Ancak birbirlerinden tutup:
"Biz, ateşten kaçarak Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´a geldik (şimdi ateşe girmemiz olur mu?)" diyerek girmediler. Öyle durdular. Ateş söndü. Komutanın da öfkesi geçti. Bu vak´a Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´a intikal edince:
"Eğer girselerdi, Kıyamet gününe kadar bir daha ondan çıkamazlardı! Allah´a isyanda (kula) itaat yok! Taat ma´ruftadır!" buyurdular! 
[Buhârî, Megâzi, 59, Ahkâm, 4, Haberu´l-Vâhid 1; Müslim, İmâret 40, (1840); Ebû Dâvud, Cihâd 96, (2625); Nesai, Bey´at 34, (7, 159).]
Asker - Kitap Tanıtım
Çanakkale´den Asker Mektupları

H. Murat Başbay 
ARA KİTAP
Asker - Muhtelif yazılar
GÜNEŞ TUTULMASI

Albay, binbaşıya :
-Yarın güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir şey değildir. Erleri talim elbiseleri ile talim meydanına getirin de olayı görsünler. Bende orada bulunup kendilerine gerekli bilgiyi verecegim. Şayet yağmur yağarsa, tabii bir şey göremeyiz .O zaman erleri, üstü kapalı talimgaha götürürsün.
Binbaşı, yüzbaşıya :
-Albayın emri ile yarın sabah saat dokuzda güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir olay değildir. Şayet hava kapalı olursa bir şey görülemeyecektir. Bu durumda tutulma, kapalı talimgahta gerekli talim elbisesiyle yapılacaktır.
Yüzbaşı, teğmene : 
-Albayın emri ile yarın sabah dokuzda taalim elbisesi ile güneş tutulmasının açılış merasimi yapılacaktır. Şayet yağmur yağarsa ki bu durum pek görülen bir olay değildir, Albay kapalı talimgahta gerekli bilgiyi verecektir.
Teğmen, başçavuşa :
-Yarın sabah dokuzda hava güzel olursa, talim kiyafeti ile albay tutulacak. Kapalı talimgahta yağmur yağarsa, alayın meydanında manevra yapılacak. Çünkü bu her zaman görülen bir olay değildir. 
Basçavuş, askere :
-Yarın sabah saat dokuzda kapalı talimgaahta Albayı tutacağız. Sabah hepiniz talim techizat ile hazır olun.
Askerler kendi aralarında :
-Yarın sabah bizim başçavus Albayı tutuklayacakmış.
Asker - Muhtelif yazılar
ASKER TEMEL

Asker Temel içki içmeyi çok severmiş. 
Bir gün komutan duvara bir yazı yazmış: "İÇKİ ÖLDÜRÜR" 
Asker Temel sabah bu yazıyı görünce yanına ekler: "ASKER ÖLÜMDEN KORKMAZ"
Asker - Özlü sözler
  • Asker olmanın en büyük avantajı düşmanınızı karşınızda görüyor olmanızdır.
  • Askeri harekat, siyasi faaliyetlerin ümitsiz olduğu noktada başlar. - Mustafa Kemal Atatürk
  • Bütün donanımıyla askere değil de elinde alfabesiyle öğretmene güvenirim. - Brougham
  • Eskiden, bir ülkeye karşı savaşmak için asker aranırdı. Bugün, askerleri savaştırmak için ülke aranıyor. - Montesquieu
  • Gerçek asker karşısındakinden nefret ettiği için değil, arkasındakini sevdiği için savaşır. - Gilbert K. Chesterton
  • Ve çok uzak,  çok uzaklardaki İstanbul limanında,  / Gecenin bu geç vakitlerinde,  / Kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen Laz takaları  / Hürriyet ve ümit,  /  Su ve rüzgârdılar. - Nazım Hikmet
  • Zorunlu askerlik sadece medeniyetin devamı için değil, aynı zamanda varlığımız için de ciddi bir tehlike oluşturur.- Albert Einstein
Asker - Risale-i Nur Külliyatı
İkinci cereyan ise: Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüt eden bir cereyan-ı nemrudâne, gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, Ulûhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir. Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zâbitan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmeyen vahşî bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir gûnâ hâkimiyet verir. Öyle de, Allah´ı inkâr eden o cereyan efradları, birer küçük Nemrud hükmünde nefislerine birer rububiyet verir. Ve onların başına geçen en büyükleri, ispritizma ve manyetizmanın hâdisâtı nevinden müthiş harikalara mazhar olan Deccal ise, daha ileri gidip, cebbârâne surî hükümetini bir nevi rububiyet tasavvur edip ulûhiyetini ilân eder. Bir sineğe mağlûp olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın ulûhiyet dâvâ etmesi ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malûmdur.
Mektubat | On Beşinci Mektup 

İkinci yol ki, Kur´ân-ı Hakîm hidayetiyle beşere hediye etmiştir, şöyledir:
Görüyoruz ki, o yolun her menzilinde, her mekânında, her şehrinde bir sultan-ı âdilin müstakim askerleri her tarafta bulunuyorlar, geziyorlar. Ara sıra o sultanın emriyle o askerlerin bir kısmını terhis ediyorlar. Silâhlarını, atlarını ve mîrî levazımatlarını alıyorlar, onlara izin tezkeresini veriyorlar. O terhis olunan neferler, çendan ünsiyet ettikleri at ve silâhların teslim alınmasından zâhiren mahzun oluyorlar; fakat hakikat noktasında, terhisle müferrah olup, sultanın ziyaretine ve padişahın pâyitahtına dönmesi ve padişahı ziyaret etmesi cihetinde gayet memnun oluyorlar.
Bazen terhis memurları acemî bir nefere rast geliyorlar. Nefer onları tanımıyor. "Silâhını teslim et" diyorlar. Nefer diyor: "Ben padişahın askeriyim, onun hizmetindeyim. Sonra onun yanına gideceğim. Siz neci oluyorsunuz? Eğer onun izin ve rızasıyla gelmişseniz, göz ve baş üstüne geldiniz. Emrinizi gösteriniz. Yoksa çekiliniz, benden uzak olunuz. Ben tek başımla kalsam, sizler binler dahi olsanız, yine sizinle dövüşeceğim. Kendi nefsim için değil, çünkü nefsim benim değil, benim sultanımındır. Belki bendeki nefsim ve silâhım, mâlikimin emanetidir. Emaneti muhafaza ve sultanımın haysiyetini himaye ve izzetini vikaye için size baş eğmeyeceğim!"
Lemalar | On Yedinci Lem’a
Asker - Şiir türü
Gel Tezkere

Gel tezkere, gel tezkere bitsin bu gurbet 
Evde baban anan yüzüne hasret 
Yolunu gözleyen yarin yüzüne hasret 
Bir yıl oldu davul zurna yolcu ettik seni 
Duvarın üstüne astık yırtık resmini 
Hiç gam yemem yaş dolsa da görür gözlerim 
Vatan borcu namus borcu derim beklerim 

Gel tezkere gel tezkere bitsin bu hasret 
Evde anan baban yüzüne hasret 
Mektup geldi selamın var yaşlı babana 
Bacı kardaş muhtar emmi garip anana
Koca öküz, sarı dana nasibin almış 
Mektubunda söz etmemiş bir yarin kalmış 

Gel tezkere gel tezkere bitsin bu hasret 
Yolunu bekleyen yarin yüzüne hasret 
Çeşmelerde odalarda adın okunur 
Okundukça yüreğime hancer sokulur 
Seni anmak günah değil, kırk kat ellere 
Söyleyemem ben derdimi kendime bile 

Gel tezkere gel tezkere bitsin bu hasret 
Evde baban anan bacın yüzüne hasret