Amel - Ansiklopedik bilgi
Amel

1. Yapılan iş, edim, fiil
2. (din bilgisi) Bir kimsenin dinin buyruklarını yerine getirmek için yaptıkları
3. İshal
Amel - Ayet mealleri
Tevbe (Tövbe) Suresi 120. ayet:
Medine halkına ve çevresindeki bedevilere, Allah´ın elçisinden geri kalmaları, kendi nefislerini onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. Bu, gerçekten onların Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, "dayanılmaz bir açlık" (çekmeleri), kâfirleri "kin ve öfkeyle ayaklandıracak" bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış olması nedeniyledir. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez.

Hud Suresi 7. ayet:
O´nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O´dur. Andolsun onlara: "Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz" dersen, inkâr edenler mutlaka: "Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" derler.

Fatır (Yaratan) Suresi 10. ayet:
Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah´ındır. Güzel söz O´na yükselir, salih amel de onu yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler ise; onlar için şiddetli biz azab vardır. Onların tasarladıkları "boşa çıkıp bozulur".

Mülk (Yönetim) Suresi 2. ayet:
O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.
Amel - Hadisler
İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
"Salih amellerin Allah´a en ziyade sevgili olduğu günler bu  on gündür!" buyurmuştu. Cemaatten:
"Allah yolundaki cihaddan da mı?" diye soran oldu.
"Cihaddan da! buyurdu. Ancak bir kimse, canını, malını muhataraya atarak çıkar, hiçbir şeyle dönmezse (yani cihad arasında ölürse) o kimse hariç." 
[Buharî,l Iydeyn 11; Ebû Davud, Savm 61, (2438); Tirmizî, Savm 52,l (7577.]

Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Bir kul, salih amel işlerken araya bir hastalık veya sefer girerek ameline mani olsa, Allah ona sıhhati yerinde ve mukim iken yapmakta olduğu salih amelin sevabını aynen yazar."  
[Buhârî Cihâd 134; Ebu Dâvud, Cenâiz 2, (3091).]

İnsanoğlu öldüğü zaman, bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat.
[Müslim, Vasiyyet 14. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vasâya 14; Tirmizi, Ahkâm 36; Nesâî, Vasâyâ 8.]
Amel - Kitap Tanıtım
Masum Değilim Ne Yapsam da Bağışlansam? 250 Salih Amel

Dr. Seyyid Bin Hüseyin El-Affani/ Dr. Ahmed Ferid 
POLEN YAYINLARI 

İşlediğimiz günahları gözlerimizin önüne getirdiğimizde bir anlık ya bağışlanmazsam? diye endişelenir zevklerimiz kursağımızda kalır. Bağışlanmadığımızda çetin geçecek hesap günü ve cehenneme konuk olanların feryadı olan "beni tekrar yaratsaydın da sana gece gündüz ibadet etseydim" ayeti aklımıza gelir titreriz.
Henüz ölüm meleğiyle tanışmadık..Nefes alıp verdiğimiz sürece bağışlanmamamız için hiç bir sebep yok..Tövbe kapısı geceli gündüzlü ardına kadar açık ve o kapıyı aralayacak yüzlerce sebep var.
İslam aleminin önde gelen alimleri tarafından hazırlanan bu kitap işlediğimiz günahların dünya ve ahiretteki karşılığı, Kur´an ve sahih hadisler ışığında bağışlanmamızı kolaylaştıracak 250 sahih amel sunuyor..
Amel - Özlü sözler
  • Açık yapmaya mecbur olduğun amelleri ancak ihlas ile yap, açıklamaya mecbur olmadıklarını ise Allah’tan başka kimsenin görmemesini iste Milletin gördüğü amelini amelden sayma. - Lokman hekim
  • Ahireti anan, hesap günü için amel eden, kendine yeten rızık ile kanaat eden ve Allah´tan hoşnut olan kişiye ne mutlu. - Hz. Ali (r.a.)
  • Akıp giden zaman içinde bir kafesteyim, / Her türlü amelde çok ahesteyim, / Kabrim beni bekliyorken dünyalık hevesteyim, / Uyandır artık Ya Rab! belki son nefesteyim. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
  • Alim, haramı, helali bilen değildir; alim, bildiği ile amel edendir. - Süfyan bin Uyeyne
  • Allahü Teala kulun ameline vermediği mükafatı niyetine verir, zira niyette riya söz konusu değildir. - İkrime (r.a.)
  • Amellerinin bilinmesini isteyen kişi akıllı değildir. - Eyyüb Es Sahtiyani Hazretleri
  • Bir kimse herhangi bir imamın mezhebinde olduğunu söyler, fakat o imamın yolundan gitmez ise, onun en büyük hasmı bağlı olduğunu söylediği imamın ta kendisidir. O imam Allah´ın huzurunda şöyle der: Benim mezhebim, istihraç ettiğim ahkâm ile amel etmektir. Dil ile "Ben şu mezhebe bağlıyım" demek değildir. Dil çalışmak içindir, hezeyan için değildir. O halde, madem sen benim mezhebimden olduğunu iddia ediyorsun, öyleyse neden amel ve ahlâkta bana muhalefet ettin? Oysa ona uyarak Allah´a yaklaşmayı düşündüğün mezhebin esası amel ve ahlâk idi. Bir de utanmadan benim mezhebimden olduğunu iddia ettin. Böyle bir iddia şeytanın kalbe girmesine yardım eden kapılardan biridir. Birçok âlim bu kapının açılması sebebiyle helak olup gitmişlerdir. - İmam-ı Gazali
  • El-cezâü min cinsi´l-amel - Her amel kendi cinsinden şeyle karşılık görür. (görmelidir.)
  • Esas alim, ilmi ile amel edendir. - İbrahim Havvas 
  • Gösterişçinin üç belirtisi vardır 1. Yalnız kaldı mı amelinde tembelleşir. 2. Halk içindeyken gayrete gelir. 3. Övüldüğü zaman amelini çoğaltır, yerildiği zaman amelinde gevşer. - Hz. Ali (r.a.)
  • Günahlara kefarettir gönüldeki keder. Niyetler halis olunca, ameller olmaz heder. Biraz sabreyle Allah ihmal etmez imtihan eder.
  • İlmiyle amel etmeyen âlim, itaatte bulunmayan bilgisizden beterdir. Hiç olmazsa ilmi olmayan; "Bilseydim böyle bir iş yapmazdım." der. - Burhaneddin Tirmizi 
  • Mümine en evvel lâzım olan helâl yemektir. Mideye helâl girerse, cevahire [organlara] amel-i salih kuvveti verir. Haram ise, ne kadar uğraşsa, salih amel yapamaz. - Abdülhakim Arvasi
  • Nefsimin hiçbir amelini güzel bilmedim ve karşılığında sevap ummadım. -   Davud-i Tai
  • Riya, amelinin karşılığını dünyada beklemektir. - Lokman hekim
  • Riyanın ilacı; ameli gizlemektir. - Lokman hekim
  • Selefi salihin yaptıkları amellerle gösteriş yapmazken şimdiki insanlar, yapmadıklarını yapmış gibi göstererek riyakârlık ediyorlar. - Fudayl (r.a.)
  • Söz dilinin sustuğu ve amel dilinin söylediği nasihat hiçbir kulak tarafından kovulmaz ve onun faydası ile hiçbir fayda bir olmaz.
Amel - Risale-i Nur Külliyatı
Dördüncü Vecih
Amelin en iyi sûretini taharrîden neş´et eden bir vesvesedir ki; takvâ zannıyla teşeddüd ettikçe, hal ona şiddetlenir, hattâ bir dereceye varır ki, o adam, amelin daha evlâsını ararken, harama düşer. Bâzan bir sünnetin araması, bir vâcibi terk ettiriyor. "Acaba amelim sahih oldu mu?" der, iâde eder. Bu hal devam eder. Gayet ye´se düşer. Şeytan şu halinden istifade eder, onu yaralar. Şu yaranın iki merhemi var.
Birinci merhem: Bu gibi vesvese, ehl-i îtizâle lâyıktır. Çünkü, onlar derler: "Medâr-ı teklif olan ef´âl ve eşya, kendi zâtında, âhiret itibâriyle, ya hüsnü var, sonra o hüsne binâen emredilmiş; veya kubhu var, sonra ona binâen nehyedilmiş. Demek eşyada, âhiret ve hakikat nokta-i nazarında olan hüsün ve kubh, zâtîdir; emir ve nehy-i İlâhî ona tâbidir." Bu mezhebe göre, insan her işlediği amelde şöyle bir vesvese gelir: "Acaba amelim nefsü´l-emirdeki güzel sûrette yapılmış mıdır?"
Sözler | Yirmi Birinci Söz

Birinci nevi, onun memlûk ve köleleridir. Bu nevin, ne maaşı var ve ne de ücreti var. Belki onlar seyyidlerinin emriyle işledikleri her amelde, onların gayet latîf bir zevk ve hoş bir şevkleri vardır. Seyyidlerinin methinden ve vasfından ne deseler onların zevkini ve şevkini ziyâde eder. Onlar o mukaddes seyyidlerine intisablarını büyük bir şeref bilerek onunla iktifâ ediyorlar. Hem o seyyidin nâmiyle, hesâbiyle, nazarıyla işlere bakmalarından da mânevî lezzet buluyorlar. Ücret ve rütbeye ve maaşa muhtaç olmuyorlar.
İkinci kısım ki, bâzı âmî hizmetkârlardır. Bilmiyorlar niçin işliyorlar. Belki o mâlik-i zîşan onları istimâl ediyor, kendi fikriyle ve ilmiyle onları çalıştırıyor. Onlara lâyık bir cüz´î ücret dahi veriyor. O hizmetkârlar bilmiyorlar ki, amellerine ne çeşit küllî gâyeler, âlî maslahatlar terettüb ediyor. Hattâ bâzıları tevehhüm ediyorlar ki, onların amelleri yalnız kendilerine âit o ücret ve maaşından başka gâyesi yoktur.
Üçüncü kısım: O mâlikü´l-mülkün bir kısım hayvanâtı var; onları o şehrin, o sarayın binâsında bâzı işlerde istihdam ediyor. Onlara yalnız bir yem veriyor. Onların da istidadlarına muvâfık işlerde çalışmaları, onlara bir telezzüz veriyor. Çünkü, bilkuvve bir kabiliyet ve bir istidad, fiil ve amel sûretine girse, inbisat ile teneffüs eder, bir lezzet verir; ve bütün faaliyetlerdeki lezzet bu sırdandır. Şu kısım hizmetkârların ücret ve maaşları yalnız yem ve şu lezzet-i mâneviyedir. Onunla iktifâ ederler.
Dördüncü kısım: Öyle amelelerdir ki, biliyorlar ne işliyorlar ve ne için işliyorlar ve kimin için işliyorlar ve sâir ameleler ne için işliyorlar ve o mâlikü´l-mülkün maksadı nedir, ne için işlettiriyor. İşte bu nevi amelelerin sâir amelelere bir riyâset ve nezâretleri var. Onların derecât ve rütbelerine göre derece derece maaşları var.
Aynen bunun gibi, semâvât ve arzın Mâlik-i Zülcelâli ve dünya ve âhiretin Bâni-i Zülcemâli olan Rabbü´l-âlemîn-değil ihtiyaç için, çünkü her şeyin Halıkı Odur; belki izzet ve azamet ve rubûbiyetin şuûnâtı gibi bâzı hikmetler için-şu kâinat sarayında, şu daire-i esbâb içinde hem melâikeyi, hem hayvanâtı, hem cemâdât ve nebâtâtı, hem insanları istihdam ediyor. Onlara ibâdet ettiriyor. Şu dört nevi, ayrı ayrı vezâif-i ubûdiyetle mükellef etmiştir.
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz