Aciz - Ansiklopedik bilgi
Aciz 

1. (isim) Gücü bir işe yetmez olanın durumu, güçsüzlük
2. Beceriksizlik
3. (hukuk) Kişinin ve kuruluşun borcunu vaktinde ödeyememesi durumu
Aciz - Ayet mealleri
Maide (Ziyafet) Suresi 31. ayet:
Derken, Allah, ona, yeri eşiyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık o, pişman olmuştu.

Enam (Davar) Suresi 134. ayet:
Hiç şüphesiz, size vadedilen mutlaka gelecektir. Ve siz aciz bırakılacak değilsiniz.

Enfal (Ganimetler) Suresi 59. ayet:
İnkâr edenler, kaçıp-kurtulduklarını sanmasınlar; gerçek şu ki, onlar (bizi) aciz bırakamazlar. 

Tevbe (Tövbe) Suresi 2. ayet:
Bundan böyle yeryüzünde (size tanınmış bir süre olarak) dört ay dolaşın. Ve bilin ki Allah´ı aciz bırakacak değilsiniz. Gerçekten Allah, inkâr edenleri hor ve aşağılık kılıcıdır.

Tevbe (Tövbe) Suresi 3. ayet:
Ve büyük Hacc (Hacc-ı Ekber) günü, Allah´tan ve Resûlü´nden insanlara bir duyuru: Kesin olarak Allah, müşriklerden uzaktır, O´nun Resûlü de... Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Allah´ı elbette aciz bırakacak değilsiniz. İnkâr edenleri acı bir azabla müjdele.

Yunus Suresi 53. ayet:
"Bu bir gerçek mi?" diye senden haber soracaklar. De ki: "Evet, Rabbime andolsun ki, şüphesiz gerçektir ve sizler aciz bırakacak değilsiniz."

Hud Suresi 20. ayet:
Bunlar, yeryüzünde (Allah´ı) aciz bırakacak değildir ve bunların Allah´tan başka velileri yoktur. Azab onlar için kat kat arttırılır. Bunlar (hakkı) işitmeye güç yetirmezlerdi ve görmezlerdi de.

Hud Suresi 33. ayet:
Dedi ki: "Eğer dilerse, onu size Allah getirir ve siz (O´nu) aciz bırakacak değilsiniz."

Yusuf Suresi 14. ayet:
Dediler ki: "Andolsun, biz, birbirini kollayan bir topluluk iken, kurt onu yerse, bu durumda şüphesiz kayba uğrayan (aciz) kimseler oluruz."

Nahl (Arı) Suresi 46. ayet:
Ya da onlar, dönüp-dolaşmaktalarken, onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar (bu konuda Allah´ı) aciz bırakacak değildirler.

Nur (Işık) Suresi 57. ayet:
İnkâra sapanların, yeryüzünde (Allah´ı) aciz bırakacaklarını sanma. Onların son barınma yerleri ateştir. Ne kötü bir dönüştür o.

Ankebut (Dişi Örümcek) Suresi 22. ayet:
Siz yerde ve gökte (Allah´ı) aciz bırakamazsınız. Sizin Allah´ın dışında veliniz yoktur, yardım edeniniz de yoktur.

Sebe Suresi 5. ayet:
(Sözde) Aciz bırakmak için ayetlerimiz hakkında çaba harcamış olanlar, işte onlar; onlar için de (en) iğrenç olanından acı bir azab vardır.

Fatır (Yaratan) Suresi 44. ayet:
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler; üstelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah´ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir, güç yetirendir.

Zümer (Yığınlar) Suresi 51. ayet:
Böylece, kazandıkları kötülükler(in acı sonucu) onlara isabet etti. Bunlardan zulmetmiş olanlara da, kazandıkları kötülükler isabet edecektir. Ve onlar (bunu kendilerine uygulamaktan Allah´ı) aciz bırakabilecekler değildirler.

Şura (Danışma) Suresi 31. ayet:
Siz yeryüzünde (O´nu) aciz bırakacak değilsiniz. Ve sizin Allah´ın dışında ne bir veliniz vardır, ne bir yardımcınız.

Ahkaf (Kum Tepeleri) Suresi 32. ayet:
"Kim Allah´a davet edene icabet etmezse, artık o, yeryüzünde (Allah´ı aciz bırakacak değildir ve onun O´ndan başka) velileri yoktur. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler." 

Cin Suresi 12. ayet:
"Biz şüphesiz, Allah´ı yeryüzünde asla aciz bırakamıyacağımızı, kaçmak suretiyle de O´nu hiç bir şekilde aciz bırakamıyacağımızı anladık."
Aciz - Bağlantılar
Bilim Kurgu Ve Yaratıcı(!) Hayalin Aczi

Acziyetin Dili

İnsan Acziyetiyle Rabbine Döner
Aciz - Hadisler
İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Sizden önce geçen ümmetlere nazaran sizin bekânız, ikindi vakti ile güneşin batması arasındaki müddet gibidir. Tevrat ehline Tevrat verildi, onlar gün ortasına kadar onunla amel ettiler. Daha fazla devam etmekten aciz kaldılar. Onlara kîrat kîrat  ücretleri verildi. Sonra Ehl-i incil´e incil verildi. Onlar da ikindi namazına kadar çalıştılar. O zaman onlar da  âciz kaldılar, kîrat kîrat onlara da ücretleri verildi. Sonra  bize Kur´ân verildi. Biz güneşin batmasına kadar çalışacağız. Bize ücretimiz ikişer kîrat, ikişer kîrat verildi. İki kitap mensupları:
"Ey Rabbimiz, sen bunlara ikişer kîrat, ikişer kîrat olarak verdin. Halbuki bize birer kîrat, birer kîrat vermiştin. Halbuki biz, amel yönüyle onlardan ileriyiz!" dediler. Allah Teâla Hazretleri:
"Ben ücretlerinizde bir haksızlık yaptım mı?" buyurdu. Onlar "Hayır!" dediler.
"Öyleyse, bu benim lütfumdur, onu ben dilediğime veririm" buyurdu." 
[Buhârî, İcâre 8, 9, Mevâkitu´s-Salât 17, Enbiya 50, Fezâilu´l-Kur´ân 17, Tevhîd 31, 47; Tirmizî, Emsâl 7, (2875).]

İbnu Zuğb el-Eyâdî anlatıyor: "Abdullah İbnu Havale el-Ezdî (radıyallahu anh)´nin yanına indim. Bana:
"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bizi, ganimet alalım diye yaya olarak gönderdi. Biz de  döndük ve hiçbir ganimet elde edemedik. Yorgunluğumuzu yüzlerimizden anlayıp aramızda doğrularak:
"Ey Allah´ım, onları bana tevkil etme; ben onları üzerime almaktan acizim! Onları kendilerine de tevkil etme, bu işten kendileri de acizdirler. Onları diğer insanlara da tevkil etme kendilerini onlara tercih ederler!" buyurdular. Sonra elini başımın üstüne koydu ve:
"Ey İbnu Havâle! Hilafetin (Medine´den) Arz-ı Mukaddese´ye (Suriye´ye) indiğini görürsen, bil ki artık  zelzeleler,  kederler, büyük hadiseler yakındır. O gün kıyamet, insanlara, şu elimin, başına olan yakınlığından daha yakındır" buyurdu." 
[Ebu Davud, Cihad 37, (2535).]
Aciz - Kitap Tanıtım
Aziz ve Aciz Emanetçi 
Faik Öcal

Aforizmalar, kimi yerde ustura ağzı dokunuşlar kimi yerde gül teni dokunuşlar bırakıyor belleğin çarmıhında. Her insan kendi çarmıhını taşıyorsa sırtında...

Büyük bir haz alırken, yitik ne varsa onu belki de uyandıracaksınız yüreğinizde, sorgulayan bir düş gibi dolaşan imge yüklü sözcükleri okurken Aziz ve Aciz Emanetçi´de...
(Önsözden)
Aciz - Kitap Tanıtım
Ümmetin Bilgisizliği ve Alimlerin Acizliği Arasında İslam

Abdülkadir Udeh 
ÖZGÜN YAYINCILIK 

Bu risalede kültürlü her müslümanın bilmekten uzak olmadığı islam şeriatının hükümlerin itopladım. Şeriatı bilmeyenlerin mantıksız ve mesnedsiz garip iddialarda bulundukları yerlerde hak olan şekil üzere konuyu açıkladım. Ben, bu risalenin, modern eğitim görmüş kardeşlerimizin zihinlerinde ters olarak duran bazı şer´i hükümleri doğrultacağını umuyorum.
Aciz - Muhtelif yazılar
Hz. Süleyman (a.s.) İle Karınca

Bir gün Süleyman Peygamber (a.s) bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar. Karınca da, 
- "Bir buğday tanesi yerim" diye cevap verir.
Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber (a.s) karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler.
Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Kendi kendine meraklanır. 
Acaba neden yemedi?
Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s) karıncaya buğday tanesini tamamen neden yemediğini sorar.
Karınca da, "Daha önce benim yiyeceğimi yüce Allah(c.c) verirdi. Ben de O´ na güvenerek bir buğday tanesini tamam olarak yerdim. Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi. Fakat bu işi sen üzerine alınca doğrusu nihayet bu aciz bir insandır diye sana pek güvenemedim. 
Belki beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirsin. O yüzden de bir yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek,diğer yarısını da ertesi yıla bıraktım" diye cevap verdi.

Yüce Allah (c.c) cümlemizi kul kapısına baktırmasın...
Günümüzde hepimiz iktisat etmeye (ç)alışalım.
Kaynak: Hikaye-Öykü-Masal Arşivi: www.hikayearsivi.net
Aciz - Özlü sözler
  • Aciz insan şikâyet eder, asil insan idare eder, basit insan iftira eder, sabırlı insan azim eder, şükürsüz insan beddua eder.
  • Acizliğini bilmeyen adam gerçekten kuvvetli değildir. - Cenap Şahabettin
  • Acz-i beşeri [insanın acizliği], fakr-ı insani [çok şeye muhtaç oluşu] değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer (insanın) yolculuğu kesilmiyor, sür’at peydâ ediyor. 
  • Aczini bilmek de bir meziyettir. - Ö. Seyfettin
  • Adi insan ihanet eder. Aciz insan şikayet eder. Asil insan idare eder.
  • Allah insanlar hakkındaki hükmünü bütün ömürleri bittikten sonra veriyor da, biz aciz insanlar, kim oluyoruz da, onları bir kez görmekle, iki-üç yazısını okumakla, bir kaç dedikodu dinlemekle, haklarında hüküm verebiliyoruz? - Dale Carnegie
  • Ecdat tarih yazmış evlat okumaktan aciz.
  • Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki; Faniyim; fani olanı istemem, Acizim; aciz olanı istemem, Ruhumu Rahman´a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yar-ı baki isterim, zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim. 
  • Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana. Güceniklik bize; gönül almak sana. Suçlamak bize; katlanmak sana. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar uyumsuzluklar anlaşmazlıklar bize; adalet sana. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana. Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak gayretlendirmek şekillendirmek sana. - Şeyh Edebali
  • Gereğinden fazla sevilen ve gereğinden fazla güzel görülen biri hala hevesleri için sesini çıkarmaktan aciz kalabiliyorsa,  ona hevesleri peşinde yaşayan birisi yakışır. Son söz olarak "mutlu ol" demek değil de şu söz daha çok yakışır: hak ettiğin gibi yaşa. 
  • Gidene kal demeyeceksin. Gidene kal demek zavallılara, kalana git demek terbiyesizlere, dönmeyene dön demek acizlere, hak edene git demek asillere yakışır. Kimseye hak ettiğinden fazla değer verme, yoksa değersiz olan hep sen olursun. - Friedrich Wilhelm Nietzsche
  • Güce dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan güç zalimdir. - Pascal
  • Hayat böyledir. Çaresizlik ve tehlike anları vardır ki, o zaman çırpınmaya ve haykırmaya gelmez. Batar insan ve boğulur. Marifet o anları geçirmektir. Sonrası gittikçe kolaylaşır. Kadere teslim olmak lazımdır o anlarda. Bu acizlik değildir. Dikkat et sözüme: Bu dünyada ölümden başka hemen her şeyin çaresi vardır. - Peyami Safa
  • Her ne var dünyada şerh eyler kalem; aşkı anlat derseniz çatlar o dem. Aşkı tefsir et desek; aciz kalır beşer, aşkı tefsir etse ancak aşk eder.
  • İnsanların en acizi dost edinemeyen, ondan daha acizi ise dost kaybedendir. - Charles Eguone
  • İnsanların en âcizi dua etmeyen, en cimrisi de selam vermeyendir.
  • Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir. - Blaise Pascal
  • Politika için yaratılmadım. Çünkü hasmın ölümünü istemekten ya da kabul etmekten acizim. - Albert Camus
  • Sakın kaybettiğin yerde bekleme, çünkü güçsüzler öyle yapar. Ve kapanan bir kapıyı bir daha çalma, kapanan kapıyı acizler çalar. - W. Butler 
  • Sen kendinle başa çıkamayınca, senin gibi aciz düşmana kim ehemmiyet verir? - Sadi-i Şirazi
  • Yürü kork ve kötüleri az kına; takdirin hüküm tuzağına karşı aczini bil. - Muhammed Celâleddin-i Rûmî (Mevlana)
Aciz - Risale-i Nur Külliyatı
Ya kâinatın herbir nev´i kendi kendine insanı tanıyor, ona itaat ediyor, muâvenetine koşuyor. Bu ise, yüz derece akıldan uzak olduğu gibi, çok muhâlâtı intâc ediyor. İnsan gibi bir âciz-i mutlakta, en kuvvetli bir Sultân-ı Mutlakın kudreti bulunmak lâzım geliyor. Veyahut, bu kâinatın perdesi arkasında bir Kadîr-i Mutlakın ilmi ile bu muâvenet oluyor. Demek kâinatın envâı insanı tanıyor değil; belki, insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir Zâtın tanımasının ve bilmesinin delilleridir.
Ey insan, aklını başına al! Hiç mümkün müdür ki, bütün envâ-ı mahlûkatı sana müteveccihen muâvenet ellerini uzattıran ve senin hâcetlerine "Lebbeyk!" dedirten Zât-ı Zülcelâl seni bilmesin, tanımasın, görmesin?
Mâdem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor; sen de Onu bil, hürmetle bildiğini bildir. Ve kat´iyen anla ki, senin gibi zaif-i mutlak, âciz-i mutlak, fakir-i mutlak, fânî, küçük bir mahlûka koca kâinatı musahhar etmek ve onun imdadına göndermek, elbette hikmet ve inâyet ve ilim ve kudreti tazammun eden hakikat-i rahmettir.

Sözler | On Dördüncü Lemanın İkinci Makamı 

İkinci Temsil: Meselâ iki kardeş var. Birisi cesur, kendine güvenir; diğeri hamiyetli, milliyetperverdir.
Bir muharebe zamanında, kendine güvenen adam devlete intisap etmez, kendi başıyla iş görmek ister. Kendi kuvvetinin membalarını belinde taşımaya mecbur olur. Teçhizatını, cephanelerini kendi kuvvetine göre çekmeye muztardır. O şahsî ve küçük kuvvet miktarınca, düşman ordusunun bir onbaşısıyla ancak mücadele eder; fazla birşey elinden gelmez.
Öteki kardeş kendine güvenmiyor ve kendisini âciz, kuvvetsiz biliyor; padişaha intisap etti, askere kaydedildi. O intisapla, koca bir ordu, ona nokta-i istinad oldu. Ve o istinadla, arkasında, padişahın himmetiyle bir ordunun mânevî kuvveti tahşid edilebilir bir kuvve-i mâneviye ile harbe atıldı. Tâ düşmanın mağlûp ordusu içindeki şahın büyük bir müşirine rast geldi. Kendi padişahı namına, "Seni esir ediyorum, gel" der, esir eder, getirir.

Mektubat | Yirminci Mektup