Şefkat - Ansiklopedik bilgi
Şefkat

Şefkat, (isim) Sevecenlik
Kökeninde sevgi, merhamet ve yardım duyguları bulunur.
Şefkat - Ayet mealleri
Haşr (Toplanma) Suresi 10. ayet:
Bir de onlardan sonra gelenler, derler ki: "Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin."

Hadid (Demir) Suresi 9. ayet:
Sizi karanlıklardan nura çıkarması için kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı elbette şefkatli olandır, esirgeyendir.

Hac suresi 65. ayet:
Görmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir.
Şefkat - Hadisler
[Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm)]: "Allah, arz ve semayı yarattığı gün, yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet göklerle yer arasını dolduracak kadardır. Ondan yeryüzüne tek bir rahmet indirmiştir. İşte anne, yavrusuna bununla şefkat eder. Vahşi hayvanlar ve kuşlar birbirlerine bununla merhamet ederler. Kıyamet günü geldiği vakit Allah, rahmetine bunu da ilâve ederek (tekrar yüze) tamamlayacaktır." 
[Müslim, Tevbe 21, (2753).]

Ömer İbnu´l-Hattâb (radıyallâhu anh) anlatıyor: 
"Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm)´a bir grup esir getirilmişti. İçlerinde bir kadın vardı, göğüsleri sütle dolu idi. 
Bu kadın (sağa sola) koşuyor, esirler arasında bir çocuk bulduğu zaman onu yakalayıp kucaklıyor, göğsüne bastırıyor ve emziriyordu. 
(Dikkatleri çeken bu manzara karşısında), aleyhissalâtu vesselâm:

"Bu kadının, çocuğunu ateşe atacağına kanaatiniz olur mu?" dedi. Bizler:

"Hayır!" diye cevap verince:

"(Bilin ki), Allah´ın kullarına olan rahmeti, bu kadının çocuğuna olan şefkatinden fazladır" buyurdu." 
[Buhârî, Edeb 18; Müslim, Tevbe 22, (2754).]
Şefkat - Kitap Tanıtım
Şefkat In Şiddet Out

Riccon Doğan
NESİL YAYINLARI

Şiddet ile şefkatin birbirine karıştığı bir kargaşa ortamında yaşıyoruz. Öyle ki neyin şiddet, neyin şefkat olduğunun ayrımını yapmada zorlanıyoruz. Alenen ve bilerek birbirinin yerine kullanıldığına da şahit olmaktayız.
Savaşı “barış için” yapanlara her gün yenileri ekleniyor. “Demokrasi yolunda taşların yerine oturması için” gönül rahatlığı içinde şiddetin en ağırına cevaz verenler az değil. Töre için kardeş veya evlat katili olanların da mazeretleri hazır.
Şiddet önlenmeli. Üstelik şiddetin önlenmesi için katı prensiplere, sert kanunlara, ağır müeyyidelere hiç ihtiyaç da yok. Şefkat bir sihirli değnek misali ortamı barış ve esenlikle doldurabilecek etkiye ve güce sahip zaten. Yeter ki “şefkatliymişiz” gibi davranmadan şefkate sımsıkı sarılalım. 
Şefkati tüm saflığıyla yaşamak da çok kolay.
Çünkü:
Şefkat yardımlaşmaktır, elini taşın altına koymaktır.
Şefkat yapmaktır, yapıcı olmaktır. Taşın üzerine taş koyabilmektir.
Şefkat bağışlamaktır, paylaşmaktır. 
Şefkat bilmektir, bilgilendirmektir, eğitmektir.
Şefkat yaraları sarmak, onarmaktır.
Şefkat bir karıncaya dahi zarar veremeyiştir.
İşte bu yüzden,
Şefkatin olduğu yerde şiddet,
Şiddetin olduğu yerde şefkat asla olmaz.
İşte evrensel formül:
Şefkat In, Şiddet Out!

Şefkat - Kitap Tanıtım
Sevgi ve Şefkat Öyküleri

Murat Çiftkaya
TİMAŞ YAYINLARI

Üzüm Salkımı

Bir zamanlar bir köylü bir medresenin kapısını çaldı. Kapılara bakan talebe gelip kapıyı açtığında, köylü ona nefis bir salkım üzüm uzattı.
Bunlar benim bağımın en güzel üzümleri. Size hediye olarak getirdim.
Teşekkür ederim, dedi talebe. Onları hemen hocamıza götüreceğim. İkramınızdan çok memnun olacaktır.
Hayır, hayır! diye atıldı köylü. Ben bunları sana getirdim.
Bana mı? Talebenin yüzü kızardı. Böyle güzel bir hediyeyi hak ettiğini düşünmüyordu.
Evet! diye ısrar etti köylü. Çünkü ne zaman bu kapıyı çalsam onu sen açıyorsun. Ne zaman ürünlerim kuraklıktan kırılsa, bana her gün sen yiyecek ekmek veriyorsun. İnşallah bu üzüm salkımı da sana güneş ışığı gibi ılık ve yağmur gibi güzel ilâhi rahmeti getirir. Çünkü bak, ne güzel yaratılmışlar.

Talebe o sabahı üzüm salkımını tefekkür ederek geçirdi. Üzümler gerçekten de harika yaratılmışlardı. O yüzden salkımı hocalarına ikram etmeye karar verdi. Çünkü kendilerine ilim ve hikmeti öğreten oydu.

Hoca, talebenin bu ikramıyla çok mutlu oldu. Ama sonra hemen medresedeki hasta talebesini hatırladı.
Üzümleri ona hediye edeyim. Kim bilir belki onlarla sevinir ve daha çabuk şifa bulur.
Düşündüğü gibi de yaptı. Ama üzümler hasta talebenin odasında da fazla kalmadı. Hasta talebe şöyle düşünmüştü:
Medresenin aşçısı beni günlerce en iyi yemeklerle besledi. Eminim bu üzümleri o daha çok hak ediyordur.

Aşçı ona öğle yemeğini getirdiğinde, üzüm salkımını ona hediye etti:

Allah’ın yarattığı sebze ve meyve gibi harika şeylere en yakın olan sensin ve dolayısıyla da bu ilâhi sanat eseriyle ne yapılacağını en iyi sen bilirsin.
Aşçı üzümlerin güzelliğine hayran olmuştu. Ama bu güzelliği ve harikalığı, kitaplardan sorumlu talebeden fazla kimse takdir edemezdi. O, tefekkürüyle ve ince düşünüşüyle medresede şöhret kazanmış bir gençti.

Üzümleri görür görmez en küçük şeyde bile ilâhi sanat ve nakışların en yüksek derecede yansıyabileceğini derinden kavradı o talebe de. Yüreği bu sanatın ve güzelliğin Sahibine sevgiyle doldu. Tam bu sırada, medreseye ilk geldiğinde kendisine kapıyı açan talebeyi hatırladı. Şefkatiyle, tevazuuyla, sevecenliğiyle, sıcaklığıyla benzer duyguları yaşamasına vesile olmuştu o arkadaşı. 
Ve böylece daha akşam olmadan, çiftçinin medreseye getirdiği üzüm salkımı kapıya bakan talebeye geri dönmüştü bile. İşte o zaman bu talebe bu üzümlerin gerçekten de kendi kısmeti olduğunu anladı. Ve bir şeyi daha anladı. Cömertlik, dostluğun en parlak nişanıydı.

Şefkat - Özlü sözler
  • Ben annemi nasıl sevmem ki; o, beni bir müddet karnında, uzun bir zaman da kucağında, ölünceye kadar kalbinin şefkat köşesinde taşımıştır. Ona saygısızlık göstermekten daha aşağılık bir şey bilmiyorum. - Abdurrahman Cami
  • Bir annenin kolları şefkatten yapılmıştır ve bu yüzden çocuklar kollarında usulca uyur. - Victor Hugo
  • Bütün annelerin kalplerini şefkatle dolduran sınırsız sultanın merhameti dayanılmazdır. - Muhammed Bozdağ
  • Cahilin ahmağın her konuda olduğu gibi şefkatinde de hayır yoktur.
  • Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.  Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.  Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol. Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol. Hoşgörülülükte deniz gibi ol. Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol. - Hz. Mevlana
  • Hiçbir sevgi, şefkat, anneninkinin yerini tutamaz. - Honore De Balzac
  • İnsan zeka karşısında eğilir ama şefkat karşısında diz çöker. - Voltaire
  • Piyasada değilim, prensiplerim yoktur. Ama seviyesiz değilim. Kuralları sevmem ama yersiz yere çiğnediğim görülmemiştir. Kinci değilim ama unutmam. Şefkat gösteririm ama şımartmam. Dalga geçerim ama kırmam. Ciddiye alırım ama kapılmam. Huzur veririm ama söz vermem. Sahip olurum ama ait olmam. Kimselere anlatamadım, kendime bile. Ola ki ağzımdan kaçırır, bir daha tutamam seni. - Nazım Hikmet Ran
  • Sen kendin, tüm evrendeki herkes kadar, kendi sevgi ve şefkatini hakediyorsun. - Buddha
  • Sık ve çok gülmek; zeki insanların saygısını ve çocukların sevgisini, şefkatini kazanmak; dürüst eleştirilerin taktirine layık olmak ve yanlış arkadaşların ihanetlerine katlanabilmek; güzelliği taktir edebilmek, başkalarındaki en iyiyi bulabilmek; sağlık. - Ralph Waldo Emerson
  • Şefkat öyle bir dil ki, sağır işitebilir, kör de okuyabilir. - Mark Twain
Şefkat - Risale-i Nur Külliyatı
BİRİNCİSİ
Bu biçare Said´dir. Her ne vakit hizmete fütur verir, neme lâzım deyip hususî, nefsime ait işlerle meşgul olduğum zaman tokat yemişim. Hem de kanaatim geliyor ki, ihmalimden tokat yedim. Çünkü, hangi maksadım beni iğfale sevk etmişse, onun aksiyle tokat yerdim. Sair hâlis arkadaşlarımın da yedikleri şefkat tokatları, dikkat ede ede, benim gibi, hangi maksat için ihmal etmişse, onun aksiyle şefkat tokatlarını yediklerinden, kanaatimiz gelmiş ki, o hadiseler hizmet-i Kur´âniyenin kerametindendir.
Lemalar | Onuncu Lem´a

BEŞİNCİSİ
Hakkı Efendidir. Şimdi burada olmadığı için, Hulûsi´ye vekâlet ettiğim gibi ona da vekâleten derim ki:
Hakkı Efendi talebelik vazifesini hakkıyla ifa ederken, ahlâksız bir kaymakam geldi. Hem Üstadına, hem de kendine zarar gelmemek için, yazdıklarını sakladı. Muvakkaten hizmet-i Nuriyeyi terk etti. Birden, bir şefkat tokadı mânâsında, bin lirayı vermeye mükellef olacak bir dâvâ başına açıldı. Bir sene o tehdit altında kaldı. Tâ geldi, burada görüştük, avdetinde hizmet-i Kur´âniyeye, talebelik vazifesine girdi. Şefkat tokadının hükmü kalktı, tebrie etti.
Lemalar | Onuncu Lem´a

ALTINCISI
Bekir Efendidir. Şimdi hazır olmadığı için, ben, kardeşim Abdülmecid´e vekâlet ettiğim gibi, onun itimat ve sadakatine itimadım ve Şamlı Hafız ve Süleyman Efendi gibi bütün has dostlarımın hükümlerine, bildiklerine istinaden diyorum ki: Bekir Efendi Onuncu Sözü tab etti. İ´câz-ı Kur´ân´a dair Yirmi Beşinci Sözü yeni huruf çıkmadan tab etmek için ona gönderdik. Onuncu Sözün matbaa fiyatını gönderdiğimiz gibi onu da göndereceğiz diye yazdık. Bekir Efendi, benim fakr-ı halimi düşünüp, matbaa fiyatı dört yüz banknot kadar olduğunu mülâhaza ederek ve kendi kesesinden vermek, belki Hoca razı olmaz diye, onun nefsi onu aldattı. Tab edilmedi. Hizmet-i Kur´âniyeye mühim bir zarar oldu. İki ay sonra, dokuz yüz lira hırsızların eline geçti. Şefkatli ve şiddetli bir tokat yedi. İnşaallah, zıyâa giden dokuz yüz lira, sadaka hükmüne geçti.
Lemalar | Onuncu Lem´a