İhtiyar - ihtiyarlık - Ansiklopedik bilgi
İhtiyar - ihtiyarlık

İhtiyar
1. (sıfat) Yaşlı, kocamış olan, pir (kimse), genç karşıtı
2. Cansız, sönük
3. Eski
4. (isim) Baba veya anne

İhtiyarlık
1. (isim) İhtiyar olma durumu, yaşlılık
2. Her bakımdan güçsüzlük, yetersizlik, zayıflık
İhtiyar - ihtiyarlık - Ayet mealleri
Bakara (Sığır) Suresi 266. ayet:
Hangi biriniz ister ki, altından ırmaklar akan hurmalardan, üzümlerden bir bahçesi olsun, içinde kendisinin olan bütün ürünler de bulunsun; fakat kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, (üstelik) zayıf ve küçük çocukları olsun (böyle bir durumda iken) ona (bahçesine) ateşli bir kasırga isabet etsin de yanıversin. İşte Allah size ayetleri böyle açıklar, ki düşünesiniz.

Ali İmran (İmran Ailesi) Suresi 40. ayet:
Dedi ki: "Rabbim, bana gerçekten ihtiyarlık ulaşmışken ve karım da kısırken nasıl bir oğlum olabilir?" "Böyledir" dedi, "Allah dilediğini yapar."

Hud Suresi 72. ayet:
"Vay bana" dedi (kadın). "Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten bu, şaşırtıcı bir şey!.."

İbrahim Suresi 39. ayet:
"Hamd, Allah´a aittir ki, O, bana ihtiyarlığa rağmen İsmail´i ve İshak´ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim, gerçekten duayı işitendir."

Hicr Suresi 54. ayet:
Dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz?"

Kasas (Tarihi Vakalar) Suresi 23. ayet:
Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: "Bu durumunuz ne?" "Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır." dediler.
İhtiyar - ihtiyarlık - Kitap Tanıtım
İhtiyarlar Risalesi

Yazar : Bediüzzaman Said Nursî
Hazırlayan : İsmail Mutlu

İnsan, ruhlar âleminden, anne rahminden başlayan; çocukluktan, gençlikten, ihtiyarlıktan, ölümden, kabirden, haşirden ve sırattan geçen uzun bir yolculuğa çıkmıştır. İhtiyarlık, bu yolculuğun önemli duraklarındandır. Bunun içindir ki, zâtın biri, “Gençliğim geri gelse, ihtiyarlığın başıma ne musibetler getirdiğini ona şikayet ederdim” diye ihtiyarlıktan dert yanmıştır. İşte bu kitap, şu anda insanın önündeki yolun bu en zor durağındaki insanları ve istikbalde bu durağa uğrayacağı endişesiyle kıvranan şimdinin “gençlerinin” yaralarına devalar sunuyor.
İhtiyar - ihtiyarlık - Risale-i Nur Külliyatı
DÖRDÜNCÜ RİCA

Bir zaman ihtiyarlığa ayak bastığımdan, gafleti idame ettiren sıhhat-i bedenim de bozulmuştu. İhtiyarlıkla hastalık müttefikan bana hücum etti. Başıma vura vura uykumu kaçırdılar. Çoluk çocuk, mal gibi beni dünya ile bağlayacak alâkalar da yoktu. Gençlik sersemliğiyle zayi ettiğim sermaye-i ömrümün meyvelerini, bütün günahlar, hatîatlar gördüm. Niyazi-i Mısrî gibi feryad eyleyerek dedim:

Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu hebâ,

Yola geldim, lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber.

Ağlayıp, nâlân edip, düştüm yola tenhâ, garip,

Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran, bîhaber.

O vakit gurbetteydim. Me´yûsâne bir hüzün ve nedametkârâne bir teessüf ve istimdatkârâne bir hasret hissettim.

Birden, Kur´ân-ı Mu´cizü´l-Beyan imdada yetişti. Bana o kadar kuvvetli bir rica kapısını açtı ve öyle hakikî bir teselli ziyasını verdi ki, o vaziyetimin yüz derece fevkindeki ye´si dahi izale eder ve o karanlıkları dağıtabilirdi.

Evet, ey benim gibi dünya ile alâkaları kesilmeye başlayan ve dünya ile bağlanan ipleri kopmaya yüz tutan muhterem ihtiyar ve ihtiyareler! Bu dünyayı en mükemmel ve muntazam bir şehir, bir saray hükmünde halk eden bir Sâni-i Zülcelâl, mümkün müdür ki, o şehirde, o sarayda, en ehemmiyetli misafirleriyle ve dostlarıyla konuşmasın, görüşmesin? Madem bilerek bu sarayı yapmış ve irade ve ihtiyar ile tanzim ve tezyin etmiş; elbette nasıl ki yapan bilir, öyle de bilen konuşur. Madem bu sarayı, bu şehri bize güzel bir misafirhane ve ticaretgâh yapmış; elbette bize karşı münasebâtını ve bizden arzularını gösterecek bir defteri, bir kitabı bulunacaktır.

İşte o kudsî defterin en mükemmeli, kırk vecihle mucize ve her dakikada hiç olmazsa yüz milyonun dillerinde gezen, nur serpen ve herbir harfinde asgarî olarak on sevap ve on hasene ve bazan on bin ve bazan da-Leyle-i Kadir sırrıyla-bir harfine otuz bin hasene ve meyve-i Cennet ve nur-u berzah veren Kur´ân-ı Mu´cizü´l-Beyandır. Bu makamda ona rekabet edecek, kâinatta hiçbir kitap yoktur ve hiçbir kimse gösteremez. Madem bu elimizdeki Kur´ân, semâvat ve arzın Hâlık-ı Zülcelâlinin rububiyet-i mutlakası noktasından ve azamet-i ulûhiyeti cihetinden ve ihata-i rahmeti cânibinden gelen kelâmıdır, fermanıdır, bir maden-i rahmetidir. Ona yapış; her derde bir deva, her zulmete bir ziya, her ye´se bir rica, içinde vardır.

İşte bu ebedî hazinenin anahtarı imandır ve teslimdir ve onu dinleyip kabul etmektir ve okumaktır.

Yirmi Altıncı Lem´a (İhtiyarlar Lem´ası)