Açgözlü olmak - Tamah - Ansiklopedik bilgi
Açgözlü olmak - Tamah

Açgözlü: (sıfat) Mala, yiyeceğe ve içeceğe doymak bilmeyen, açgöz, gözü aç, doymaz, gözü doymaz, tamahkâr, haris, hırslı, tokgözlü karşıtı.
Açgözlülük: (isim) Açgözlü olma durumu, doymazlık, gözü doymazlık, harislik, tamahkârlık, tamah
Tamah : (isim) Açgözlülük
Açgözlü olmak - Tamah - Ayet mealleri
Ahzab (Gruplar) Suresi 32. ayet:
Ey peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin.

Müdessir (Gizlenen) Suresi 15. ayet:
Sonra, daha arttırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur).

Mearic (Yükseliş Yolları) Suresi 19. ayet:
Gerçekten, insan, "bencil ve haris" olarak yaratıldı.
Açgözlü olmak - Tamah - Kitap Tanıtım
Az Tamah Çok Zarar Verir / Tutiname´den Masallar Dizisi

Sara Gürbüz Özeren
DAMLA YAYINLARI

Tutiname (Papağanname), her ne kadar Hint kökenli bir edebiyat eseri olsa da zaman içinde Türk halkı tarafından benimsenmiş, âdeta anonimleşmiştir.

Tutiname, akıllı filozof bir papağanın ağzından anlatılan tıpkı Binbir Gece Masalları’nda olduğu gibi birbirini takip eden, içiçe geçmiş masallardan oluşmuştur. 
Bu masallar insana doğruluğu, sadakati, güvenilir olmayı öğreten; tıpkı atasözleri gibi inbikten süzülmüş özlü sözlerdir.

Güleryüzlü olmanın erdemini, doğru olmanın mükâfatını, haramdan kaçınmanın faydalarını, çalışmanın başarı getireceğini çocuklarımız bu hikâyeleri okuyarak öğreneceklerdir.

Tutiname (Papağanname), her ne kadar Hint kökenli bir edebiyat eseri olsa da zaman içinde Türk halkı tarafından benimsenmiş, âdeta anonimleşmiştir.

Tutiname, akıllı filozof bir papağanın ağzından anlatılan tıpkı Binbir Gece Masalları’nda olduğu gibi birbirini takip eden, içiçe geçmiş masallardan oluşmuştur. 
Bu masallar insana doğruluğu, sadakati, güvenilir olmayı öğreten; tıpkı atasözleri gibi inbikten süzülmüş özlü sözlerdir.

Güleryüzlü olmanın erdemini, doğru olmanın mükâfatını, haramdan kaçınmanın faydalarını, çalışmanın başarı getireceğini çocuklarımız bu hikâyeleri okuyarak öğreneceklerdir.

Bu hikâyeleri okurken çocuklarımız geniş bir hayal gücüne ulaşacakları gibi, iyiliğin kötülüğe, doğruluğun hainliğe, alın terinin havadan kazanılmış paraya galip geldiğini öğrenecekler ve kelime hazinelerini zenginleştireceklerdir.

Bu eser hazırlanırken çocuklarımızın seviyesinde âdeta yeniden yazılmış, olaylar sık sık atasözlerimizle de desteklendiği için bir nevi pek çok atasözümüzün açıklaması niteliği de kazanmıştır.

Tarihimizin içinden süzülüp gelen ve bizi biz yapan kültür deryamızdan sizlere bir damla sunmakla gururluyuz.

Okuyan, eleştiren, düşünen, sorgulayan çocuklar yetiştirmede bir katkısı olacağını düşündüğümüz bu öyküleri takdim ediyoruz.
Açgözlü olmak - Tamah - Muhtelif yazılar
Son Nefeste Pazarlığa Girilince

Genç bir adam hafta sonu gölde balık tutuyordu. Oltasına değişik bir balık takıldı. Onu da sepetine, tuttuğu öteki balıkların yanına attı.
Fakat beklenmedik bir şey oldu ve bu değişik balık, zıplayıp, konuşmaya başladı.
- Beni hemen göle atarsan gerçekleşmesini istediğin üç dileğini yerine getireceğim. 
dedi.
Genç adam dudak kıvırdı. 
- Yalnızca üç dilek mi? 
diye sordu.
Genç adamın kafasından son model ve en pahalı arabalar, deste deste paralar, güzel güzel kadınlar geçti.
- Üç dilek bana yetmez konuşan balık.
dedi. 
- Gel anlaşalım; sen beş dileğimi yerine getirir, ben de seni göle geri atayım.
Konuşan balık pazarlıktan hoşlanmadı. 
- Kusura bakma, dostum. Yalnızca üç dileğini yerine getirebilirim.
Genç adam, eline geçen bu fırsattan sonuna dek yararlanmaya bakıyordu. 
- Madem beş dileğimi yerine getiremiyorsun. O halde dört dilekte anlaşalım.
Konuşan balık, bu kez zayıf bir sesle karşılık verdi. 
- Üç dilekten fazlasını yerine getirebilmem olanaksız.
dedi.
Genç adam üç dilek mi tutmalı, yoksa gölde bu balık gibi başka balıklar da var mıdır diye düşünürken sonunda kararını verdi. 
- Peki, sen kazandın konuşan balık. Anlaştık üç dilek tutmayı kabul ediyorum.
Onun bu sözlerine konuşan balık karşılık vermedi.
Genç adam balık sepetine döndü, baktı. 
Biraz önce konuştuğu balık artık yaşamıyordu.
Açgözlü olmak - Tamah - Özlü sözler
  • Aç gözlü ile dost olma: İkram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez; üzülürsün. - Şeyh Edebali
  • Bütün zorba hükümdarlar hep dini alet edindiler; Hakiki ulema, dini bütün alimler hiçbir vakit bu zorba hükümdarlara boyun eğmediler. Fakat gerçekte alim olmamakla beraber, sırf o kılıkta bulundukları için alim sanılan, çıkarına düşkün haris ve imansız bir takım hocalar da vardır. Hükümdarlar işte bunları ele aldılar ve işte bunlar dine uygundur diye fetva verdiler. Gerektikçe yanlış hadisler uydurmaktan çekinmediler. Gerçek ve imanlı ulema her vakit her devirde bunların kinine hedef oldu. 
  • Haris olanlar, bu dünyada fenalıktan kurtulamazlar. Kanâatkarlar ise, dâima rahat ve huzurludurlar. - Abdurrahman Camî (K.S.)
  • Kanâat eden azîz, aç gözlülük yapan zelîl olur. - Hz. Ali (r.a.)
  • Öfkeyi sevgiyle, kötülüğü iyilikle yen. Açgözlülüğü cömertlikle, yalanı gerçekle yen. - Buddha
  • Tüm dinler, dostlarım, sadece yalan dolan, korku, açgözlülük, hayalgücü ve şiirden ibarettir. - Edgar Allan Poe
Açgözlü olmak - Tamah - Risale-i Nur Külliyatı
Hakikatli bir rüya-i hayaliyede, Harb-i Umumînin beşinci senesinde, bir acip rüyada benden soruldu:
"Müslümanlara gelen bu açlık, bu zayiat-ı maliye ve meşakkat-i bedeniye nedendir?"
Rüyada demiştim:
"Cenâb-ı Hak bir kısım maldan onda bir veya bir kısım maldan kırkta bir, kendi verdiği malından birisini bizden istedi; tâ bize fukaraların dualarını kazandırsın ve kin ve hasetlerini men etsin. Biz, hırsımız için tamahkârlık edip vermedik. Cenâb-ı Hak, müterakim zekâ-tını, kırkta otuz, onda sekizini aldı.
"Hem senede yalnız bir ayda, yetmiş hikmetli bir açlık bizden istedi. Biz nefsimize acıdık; muvakkat ve lezzetli bir açlığı çekmedik. Cenâb-ı Hak, ceza olarak, yetmiş cihetle belâlı bir nevi orucu beş sene cebren bize tutturdu.
"Hem yirmi dört saatte birtek saati, hoş ve ulvî, nuranî ve faydalı bir nevi talimat-ı Rabbâniyeyi bizden istedi. Biz tembellik edip o namazı ve niyazı yerine getirmedik. O tek saati diğer saatlere katarak zayi ettik. Cenâb-ı Hak, onun kefareti olarak, beş sene talim ve talimat ve koşturmakla bize bir nevi namaz kıldırdı" demiştim.
Sonra ayıldım, düşündüm, anladım ki, o rüya-i hayaliyede pek mühim bir hakikat vardır. 

Mektubat | Yirmi İkinci Mektup


Mühim bir tüccar dostum otuz kuruşluk bir çay getirdi, kabul etmedim. "İstanbul´dan senin için getirdim, beni kırma" dedi. Kabul ettim. Fakat iki kat fiyatını verdim.
Dedi: Niçin böyle yapıyorsun, hikmeti nedir?
Dedim: Benden aldığın dersi, elmas derecesinden şişe derecesine indirmemektir. Senin menfaatin için, menfaatımı terk ediyorum. Çünkü, dünyaya tenezzül etmez, tamah ve zillete düşmez, hakikat mukabilinde dünya malını almaz, tasannua mecbur olmaz bir üstaddan alınan ders-i hakikat elmas kıymetinde ise, sadaka almaya mecbur olmuş, ehl-i servete tasannua muztar kalmış, tamah zilletiyle izzet-i ilmini feda etmiş, sadaka verenlere hoş görünmek için riyakârlığa temayül etmiş, âhiret meyvelerini dünyada yemeye cevaz göstermiş bir üstaddan alınan aynı ders-i hakikat, elmas derecesinden şişe derecesine iner. İşte, sana mânen otuz lira zarar vermekle, otuz kuruşluk menfaatimi aramak, bana ağır geliyor ve vicdansızlık telâkki ediyorum. Sen mâdem fedakârsın; ben de o fedakârlığa mukabil, menfaatinizi menfaatime tercih ediyorum, gücenme.
O da, bu sırrı anladıktan sonra kabul etti, gücenmedi.

Barla Lâhikası | Yirmi Yedinci Mektubun Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylinin Nihayeti