Bakmak - Görmek - Ansiklopedik bilgi
Bakmak - Görmek

Bakmak
1. Bakışı bir şey üzerine çevirmek
2. Aramak
3. Bir şeyin yüzü bir yöne doğru olmak
4. Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek
5. Beslemek, geçindirmek
6. Bir iş birinden beklenmek
7. Hastayı muayene etmek
8. Tedavi etmek için ilgilenmek
9. Yoklamak, incelemek, denemek
10. Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak
11. İlgilenmek
12. Uğraşmak, meşgul olmak
13. Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak
14. Gözetmek, korumak
15. Renklerde benzemek, andırmak
16. Anlamak, farkına varmak
17. Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak

Görmek
1. Göz yardımıyla bir şeyin varlığını algılamak, seçmek
2. Anlamak, kavramak, sezmek
3. Yanına gidip konuşmak
4. Bir şey hakkında bir yargıya varmak, değerlendirmek
5. Belirli bir zamanın içinde bir olaya tanık olmak, yaşamak
6. Yapmak, etmek
7. Kendisine yapılmak, bir davranışla karşılaşmak, maruz kalmak
8. Almak
9. Bir şeye erişmek
10. Çok değer vermek
11. Bir işleme uğramak
12. Yüzü bir yöne doğru olmak, bakmak
13. Ziyaret etmek
14. Karşılaşmak, rastlaşmak
15. Gözlerin görmediği durumlarda başka duyu organlarıyla algılamak
16. Sahne olmak, geçirmek
17. Saymak, herhangi bir şey gibi görmek
18. Gezmek
19. Vermek
20. (spor) Takım arkadaşlarından en uygun olanına pas atmak
Bakmak - Görmek - Ayet mealleri
Araf (Orta Yer) Suresi 27. ayet:
Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık.

Yusuf Suresi 36. ayet:
Onunla birlikte iki genç de zindana girmişti. Biri: "Ben (rüyamda) kendimi şarap sıkıyorken gördüm." dedi. Öbürü: "Ben de kendimi başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm; kuş da ondan yemekteydi" dedi. "Bunun yorumundan bize haber ver. Doğrusu biz seni, iyilik yapanlardan görmekteyiz."

Yusuf Suresi 78. ayet:
Dediler ki: "Ey Vezir, gerçek şu ki, bunun yaşlı (ve) büyük bir babası var; onun yerine bizden birisini alıkoy. Doğrusu biz, seni iyilik yapanlardan görmekteyiz."

Rad (Gök Gürültüsü) Suresi 2. ayet:
Allah O´dur ki, gökleri dayanak olmaksızın yükseltti; onları görmektesiniz. Sonra arşa istiva etti ve güneş ile aya boyun eğdirdi, her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız.

Kehf (Mağara) Suresi 26. ayet:
De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O´nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O´nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz."

Meryem Suresi 37. ayet:
İçlerinden (birtakım) gruplar ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten dolayı, vay inkâr edenlere.

TaHa Suresi 125. ayet:
"O da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?"

Lokman Suresi 10. ayet:
O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik.

Kasas (Tarihi Vakalar) Suresi 31. ayet:
"Asanı bırak." (Attıktan hemen sonra) onun şimdi bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı. "Ey Musa, dön ve korkuya kapılma. Şüphesiz güvendesin."

Ahzab (Gruplar) Suresi 19. ayet:
(Geldiklerinde de) Size karşı "cimri ve bencildirler." Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince, hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir; böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu Allah´a göre pek kolaydır.
Bakmak - Görmek - Kitap Tanıtım
Bakanlar ve Görenler
İsmet Özel
ŞULE YAYINLARI

Dünyaya bakmayı aşıp dünyayı görme noktasına ulaştığımızda neye talip olmamız gerektiğini de anlarız.
Bakmak - Görmek - Muhtelif yazılar
KİMSENİN GÖRMEDİĞİ YER 

Eski zamanda bir hoca, talebelerinden birini, çalışkanlığından, zeka ve anlayışından dolayı diğerlerinden daha çok seviyor ve takdir ediyordu.
Hocanın bu sevgi ve takdiri diğer öğrenciler tarafından biliniyor ve için için kıskanılıyordu 
- Hoca neden yalnız bu arkadaşa ilgi ve yakınlık gösteriyor, aramızdaki tek zeki ve çalışkan o mu? şeklinde laflar ediyorlardı. 
Hoca da onların bu tür düşüncelerinin farkındaydı.
Hoca efendi bir gün derse gelirken yanında öğrencilerinin sayısınca kuş getirdi.
Her öğrenciye bunlardan bir tane vererek, 
- Haydi yavrularım, bu kuşları hiç kimsenin görmediği bir yerde kesin getirin, ama dikkat edin hiç kimse görmesin haa! dedi. 
Bunun üzerine talebeler sağa sola dağıldılar. Bir müddet sonra da kuşları kesip kanlarını akıta akıta dönmeye başladılar.
Kimileri övünüyordu: 
- Ben falan yerde kestim, hiç kimse görmedi. gibi.
Hoca da böyle övünenlere bir "aferin" çekiyordu.
Biraz sonra bütün öğrenciler kuşları kesmiş olarak döndüler.
En sonra Hocanın sevdiği öğrenci geldi, üstelik kuşu da kesmemişti Hoca sordu: 
- Oğlum, kuşu niçin kesmedin, bak arkadaşlarının hepsi kestiler, yoksa kimsenin göremeyeceği bir yer bulamadın mı? 
- Evet hocam, insanların göremeyeceği yer ben de bulabilirdim, ama Allah´ın görmeyeceği yer bulamadım. O nedenle kuşu kesmeden döndüm.
Bu cevap diğer öğrencilerin akıllarını başlarına getirdi. Yaptıkları dikkatsizliği anladılar. Hepsi biliyordu Allah´ın göremeyeceği yer olmadığını, ama önemli olan onu düşünebilmekti. Bundan sonra arkadaşlarının farkını anlayıp hocalarının ona ilgisine hak verdiler.
Bakmak - Görmek - Muhtelif yazılar
PENCEREDEN GÖRÜLENLER

Bir hastanede ölümü bekleyen hastaların koğuşu, koğuşta bir oda, odada iki yatak, iki hasta. Birisi pencerenin önünde, öteki duvar dibinde. Yaşamlarının şu son döneminde pencere kenarındaki, sabahtan akşama pencereden bakıp, tüm gördüklerini duvar dibinde hiçbir şey görmeyen arkadaşına aktarır.
"Bugün deniz dünden daha durgun. Rüzgar hafif olmalı. Beyaz yelkenliler belli belirsiz ilerliyor... Park mı ? Park henüz tenha. Salıncakların ikisi dolu, ikisi boş" ya da "Geçen haftaki sevgililer yine geldiler. El eleler, bir sıraya oturdular. Hep erkek anlatıyor kız dinliyor. Şimdi erkek kızın saçlarını okşuyor... Ne kadar da güzeller."
"Erguvanlar bugün çıldırmış, öyle bir çiçek açtı ki; etraf mordan geçilmiyor. Erikler desen gelinden farksız..."
"Eyvah miniklerden biri düştü. Annesi yetişti bağrına basıyor çocuğu.
Neyse çocuk sustu.
Gülüyor şimdi"...
"Öğrenciler mi ? Onlar yine kitaplarına dalmışlar... dur bakayım haa... simitçi geldi. İki simit alıp beşe paylaştırıp yiyorlar. Şimdi de çocuklara katıldılar uçurtma uçurtmaya... Uçurtma yükseliyor yükseliyor"...
"Hayır yelkenliler henüz görünmedi, ama martıların keyfi yerinde. Baloncu da erkenci. Mavi, mor, yeşil, kırmızı, turuncu kocaman balonları var..."
Her gün böyle sürüp giderken, her gördüğünü anlatırken ansızın, müthiş bir kriz geçirir pencere yanındaki..! Duvar dibindeki düğmeye bassa, doktor çağırabilir. Ve belki de yanındaki arkadaşını kurtarabilir. Ama... ama... arkadaşı ölürse, pencerenin yanı boşalacaktır. Ve duvar dibindeki düğmeye basmaz, doktor çağırmaz. Arkadaşı ölür. Ertesi sabah duvar dibindekinin yatağını pencerenin yanına taşırlar. Beklediği an gelmiştir. Yattığı yerden pencereden dışarı bakar. Pencerenin dibinde kapkara duvardan başka hiçbir şey yoktur.
Bakmak - Görmek - Muhtelif yazılar
KENDİ ELLERİMLE YARATTIĞIM HAPİSHANE

İkinci Dünya Savaşı sırasında kocam, Kaliforniya´daki Mojave çölüne yakın bir askerî üste görev almıştı. Ona yakın olmak için ben de bu beldeye taşındım. Fakat bu yerden nefret ediyordum. Hayatımda bu kadar mutsuz olduğumu hiç hatırlamıyordum.
Derken,kocamın Mojave çölünde manevraya çıkmasıyla küçük bir evde tek başıma kaldım.
Sıcak tahammül edilemez bir dereceydi; nadir kaktüslerin gölgesinde, sıcaklık 52 dereceye kadar yükseliyordu. Etrafımda Meksikalılar ile Kızılderililerden başka kimse yoktu. Onlarda İngilizce bilmiyorlardı.  
Mütemadiyen rüzgâr esiyor; yediğim yemekler, soluduğum hava kumla doluyordu.
O kadar mutsuzdum ki, dayanamayıp annemlere bir mektup yazdım ve baba evine döneceğimi haber verdim. Bu hayata bir dakika daha tahammül edemeyeceğimi,hapishanelerdeki hayatın bile bundan bin kat iyi olduğunu söyledim.
Babam mektubuma iki satırla, evet, sadece iki satırla cevap verdi.
Öyle iki satır ki, onları ömrüm oldukça unutamayacağım. İşte hayatımı değiştiren iki satır:
İki Adam hapishane parmaklarından dışarı bakıyorlardı. Biri yerdeki çamurları, öteki gökteki yıldızları görüyordu.
O iki satırı defalarca okudum. Kendi kendimden utanıyordum. Babamın bu kısa AMA çok net uyarısı karşısında, benim durumumda neyin iyi olduğunu keşfetmeye karar verdim:
Benim de  yıldızlara bakmaya alışmam gerekiyordu.
İlk işim, yerli Kızılderililerle ahbaplık kurmaya çalışmam oldu. Onlar da bu çabamı boşa çıkarmadılar. Bilakis, yaptıkları dokumalar ve çanak çömleklerle ilgilenmem üzerine bana turistlere satmaya yanaşmadıkları en güzel parçalarını hediye ettiler.
Sonra, kaktüslerin ve diğer çöl bitkilerinin ayrı ayrı türlerini inceledim. Bozkır hayvanlarını öğrendim, çölde güneşin batışını seyrettim
ve çöl kumlarının okyanusun dibi gibi olduğu milyonlarca yıl öncesinden arta kalmış deniz kabuklarını aradım.
Bendeki bu büyük değişiklik neden ileri gelmişti? Mojave çölünden mi? Hayır, çöl daha önce NE idiyse, gene oydu. Kızılderililer de değişmemişlerdi. Değişen,bendim. Daha doğrusu, bakışımı değiştirmiştim. Böyle yaparken de, üzücü bir tecrübeyi hayatımın en heyecanlı bir macerası haline getirmiştim. Bu heyecanın tesiriyle oturup bir de roman yazdım.
Kendim için kendi ellerimle kurduğum hapishanenin dışarısına bakmış ve en sonunda yıldızları keşfetmiştim.. .
Thelma THOMPSON

Siz dışarı baktığınızda ne görüyorsunuz : Yıldızları mı, bataklığı mı? 
Bakmak - Görmek - Muhtelif yazılar

Leyla´nın aşkından seni göremedim

Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendini aşka çağıran çöldedir mecnun. Dolaşır bir baştan bir başa. Yüreğinden aşka ırmaklar akar, çöl kumlarında.. Gönlünü avutur. Dolaştığı günlerden bir gün...
Fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtiğini. Leyla´dan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez, namaz kılan dervişi...
Namaz biter.
Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş, kızar mecnuna.
Özür kuşanmış kelimelerin ardından, paslı vicdanlara bir hançer gibi saplanan sözler dökülür, Leyla kitabı okuyan mecnunun dudaklarından:
Kusura bakma derviş baba, ben Leyla´nın aşkından seni göremedim. Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevla´nın aşkından beni nasıl gördün?

Bakmak - Görmek - Özlü sözler
  • Aşk sadece birbirine bakmak değil, birlikte aynı yöne bakmaktır. - Antoine de Saint-Exupery
  • Aşk, kaçmaktan çok kovalamayı sever, görmekten çok özlemeyi, dokunmaktan çok düşlemeyi ve aşk öyle haindir ki; nerde imkansız varsa onu sever. - Özdemir Asaf
  • Aynalar türlü türlüdür. Yüzünü görmek isteyen cam´a bakar, özünü görmek isteyen can´a bakar. - Hz. Mevlana
  • Bazen susmak gerekiyormuş, bazen bomboş bakmak gerekiyormuş hayatın yalanlarına. Anlamaya çalışmak saçmalık. Anlamadan yaşamak gerekiyormuş. Ama bazen unutmak gerekiyormuş, unutulma pahasına. Zaman değilmiş gideni getiren, aslında zamanmış var olanı götüren. - Sunay AKIN
  • Birini sevmek Tanrı´nın suretini görmektir. - Victor Hugo  
  • Birini sevmek, onu tanrının istediği gibi görmektir. - Fyodor Dostoyevski  
  • Birinin gerçek yüzünü görmek istiyorsan, kendisine hiçbir iyiliği dokunmayan birisine nasıl davrandığına bak. - P. Coelho
  • Devrimin zamanını ve gelişimini öngörmek imkansızdır.O kendine has bayağı gizemli kurallarıyla yönetilir. - Vladimir Lenin  
  • Dünyada görmek istediğiniz değişim kendiniz olmalısınız. - Mahatma Gandhi
  • Eğer birinin ruhunu görmek istiyorsan, ona hayallerini sor. - William James 
  • Eğer sevmediğin kişilerin yüzüne bakmak zorundaysan ve istesende kaçamıyorsan; Gülümseyerek ağlamayı öğreniyorsun demektir. - B. Marley
  • En iyisi hava durumuna bir bakmaktır yağmur duasına çıkmadan önce. - Mark Twain
  • Gönül gitmek isterse gidilecek yol bitmez. Göz görmek isterse görülecek yer bitmez. İnsan çekilirse içindeki mağaraya her yanı karanlık bilir. Her yer ona mağara görünür. İçindeki aydınlığa yürümenin yolu yollara düşmektir. - Hz. Mevlana
  • Gördüğünüzü görmekten korkmayın. - Ronald Reagan  
  • Görmek her zaman inanmak değildir. - Martin Luther King Jr  
  • Güneş hayatından gitti diye ağlarsan, gözyaşların seni yıldızları görmekten alıkoyar. - Rabindranath Tagore
  • Güzel kelebeği görmek istiyorsan, çirkin tırtılı ezmeyeceksin.
  • Güzeli sevmek ışığı görmektir. - Victor Hugo  
  • Hatayı açıkça görmek insanı harekete geçirir. İnsan ancak düştüğünü fark ederse ayağa kalkabilir. - Alex Carrel
  • Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir. - İBN-İ SİNA
  • İki şey gelişmeni engeller; 1. Kendini yeterli görmek. 2. Felaket odaklı olmak.
  • İlk adımınızı inançla atın. Tüm merdiveni görmek zorunda değilsiniz, yeter ki siz ilk adımı atın. - Martin Luther King Jr  
  • İmkânın sınırını görmek için imkânsızı denemek lazım.(Gemilerin karadan yürütüleceğini söylerken) - Fatih Sultan Mehmet
  • İmkânsızlıkları yaşamak mıdır sevmek.?  Yoksa severken imkânsız mıdır yaşayabilmek? Zor mudur gözlerine bakarken sevgiyi görmek? Yoksa sevgi  midir gözlerindeki tek gerçek? Kolay mıdır bir anda vazgeçip gitmek? Yoksa gitmekten vazgeçip, sevmek mi  gerek? -  Özdemir Asaf
  • İnanç görmediğime inanmaktır. Bunun mükafatı da inandığımızı görmektir.- St. Augustinus
  • İnsanın en büyük hatası şudur; kendini olduğundan büyük görmek ya da kendine hak ettiğinden az değer vermek. - Goethe
  • İnsanlar ışığın çevresinde toplaşırlar. Daha iyi görmek için değil; daha iyi parıldamak için.
  • İnsanların ne kadar kötü olduğunu görmek beni hiç şaşırtmıyor fakat bu yüzden hiç utanmadıklarını görünce hayretler içinde kalıyorum. - Goethe
  • Kimsenin görmediği sen, şimdi, seni yoklukta göreni "görmekle" görevlendirilmişsin. Görmekle görevlendirilen sen, görünür değildin. - SENAİ DEMİRCİ
  • Kolay değildir, uğruna herşeyinizi verdiğiniz insana yabancı gibi bakmak.
  • Kuş bakışı bakmak güzeldir, fakat kuş gibi bakmamak kaydıyla. - Şeyh Sadi 
  • Küskünlüğüm hayata değil, içindeki beş para etmez insanlara. Bıkkınlığım ise, onların yüzüne bakmak zorunda kalmam aslında. - Yılmaz Erdoğan
  • Muvaffakiyetin bir sırrı varsa, başkasının fikrini anlamak ve herşeyi onun gözü ile görmektir. - Henry FORD 
  • Öğrenmenin üç kaynağı vardır; çok görmek, çok acı çekmek, çok çalışmaktır. - Catherall
  • Önemli olan ufku görmek değil, ufkun ötesini de görebilmektir. - M. Kemal Atatürk
  • Pırıl pırıl gökkuşağını görmek için önce yağmuru yaşamak gerekir. - Fransız Atasözü
  • Tanrı herkese iki ayak verdi yürümek için, iki el verdi tokalaşmak için, iki kulak verdi duymak için, iki göz verdi görmek için, fakat neden bir kalp verdi? Çünkü diğer kalbi başka birine verdi. Gidip bulmanız için.
  • Zamanla nasıl değişiyor insan / Hangi resmime baksam ben değilim. - C. S. Tarancı
Bakmak - Görmek - Risale-i Nur Külliyatı
Mâdem, bu fânî eşya başka yerde bâkî meyveler verirler ve dâimî sûretler bırakır ve başka cihette ebedî mânâlar ifade eder. Sermedî tesbihât yapar ve insan ise, onların şu cihetine bakan yüzlerine bakmakla insan olur. Fânîde, bâkîye yol bulur.

Sözler | Onuncu Söz

Evet, bir fende ve bir san´atta mütehassıs bir iki zâtın o fen ve o san´ata ait hükümleri ve fikirleri, onda ihtisası olmayan bin adamın, hattâ başka fenlerde âlim ve ehl-i ihtisas da olsalar, muhalif fikirlerini hükümden iskat ettikleri gibi; bir mes´elede, mesela, Ramazan hilâlini yevm-i şekte ispat etmek ve "Süt konservelerine benzeyen ceviz-i hindî bahçesi rû-yi zeminde var" diye dâvâ etmekte iki ispat edici, bin inkâr edici ve nefyedicilere galebe edip dâvâyı kazanıyorlar. Çünkü ispat eden yalnız bir ceviz-i hindîyi veyahut yerini gösterse kolayca dâvâyı kazanır. Onu nefiy ve inkâr eden bütün rû-yi zemini aramak, tamakla hiçbir yerde bulunmadığını göstermekle dâvâsını ispat edebildiği gibi; Cenneti ve dâr-ı saadeti ihbar ve ispat eden, yalnız bir izini sinemada gibi keşfen, bir gölgesini, bir tereşşuhunu göstermekle dâvâyı kazandığı halde; onu nefiy ve inkâr eden, bütün kâinatı ve ezelden ebede kadar zamanları görmek ve göstermekle ancak inkârını ve nefyini ispat ile dâvâyı kazanabilir. Ve bu ehemmiyetli sırdandır ki, "Hususi bir yere bakmayan ve İmân hakikatler gibi umum kâinata bakan nefiyler, inkârlar - zâtında muhâl olmamak şartıyla - ispat edilmez" diye ehl-i tahkik ittifak edip bir düstur-u esasî kabul etmişler.

Şualar | On Birinci Şuâ