İhlas - Ansiklopedik bilgi
İhlas

1. (isim) Temiz sevgi ve yürekten bağlılık
2. (din b.) İbadetlerdeki içtenlik
İhlas - Ayet mealleri
Meryem Suresi 51. ayet:
Kitap´ta Musa´yı da zikret. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.

Sad Suresi 46. ayet:
Gerçekten biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri kıldık.
İhlas - Kitap Tanıtım
İhlas Risalesi (Sadeleştirilmiş ve Açıklamalı)

Bediüzzaman Said Nursi
İsmail Mutlu
MUTLU YAYINCILIK

Bir müslümanın en büyük gayesi, Allah´ın rızasını kazanabilmektir. Bunun Yolu ise, "ibadetini ihlas ile O´na yönelerek sadece Allah için yap" emrini uymaktan; bir diğer ifadeyle kulluğun, hiçbir dünyevi karşılık ve menfaat beklemeden, sadece ve sadece Allah rızası için ve O´nun emri olması sebebiyle yapmaktan geçer. Böylece, rabbimizin ifadesiyle, şeytanın yoldan çıkaramayacağı kullardan olunur. İşte İhlas Risalesi, sizlere ihlasın nasıl kazanılacağını ve muhafaza edileceğini gösteren bir kılavuz olacaktır.
İhlas - Kitap Tanıtım
Sohbetler / İman, Amel ve İhlas´a Dair

Heyet
FAZİLET NEŞRİYAT

Dinimiz İslam´ın iman, amel ve ihlas olmak üzere üç esası vardır. 

Müslümanların önce itikatlarını tashih etmeleri; Ehl-i Sünnet ve Cemaat inanç ve itikadı üzere iman etmeleri icab eder. Sonra da ibadetlerini yerine getirmeleri ve bunu yaparken de ihlas ile; sırf Allah rızası için yapmaları gerekir. 
Elinizdeki bu eserde yukarıdaki hususlara ait muhtelif mevzular ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler, evliya ve ulemanın sözlerinden istifade ile hazırlanmıştır. 
İhlas - Muhtelif yazılar
Develerimi Kalbime Bağlamam
 
Biri İmam-ı Azam´a gelerek:

- Ey imam, ben namazlarımı huşu içerisinde kılamıyorum. Namazda iken develerimi otlatıyor, onlarla ilgileniyorum. Oysa siz benden daha zenginsiniz. Peki siz ibadet zevkine nasıl erişiyor, ibadetlerinizi huşu içerinde nasıl yapıyorsunuz? 
diye sormuş.

İmam-ı Azam Ebu Hanife şöyle cevap vermişler:

- Ben develerimi kalbime bağlamam ki, ahıra bağlarım.
İhlas - Muhtelif yazılar
DOĞRULUĞUN MAKBUL OLANI 

Aralarında Allah yolunda ilerlemeye karar veren iki kardeşten biri, bu amacına ancak kırlık bir yerde, bir dağ başında ulaşabileceğini düşündü ve bunun için bir dağ başına çekilip çobanlık yapmaya başladı.
Diğeri zorluklarına rağmen insanların kalabalık olarak yaşadığı bir yerde bu niyetini gerçekleştirmenin daha doğru ve sevaplı olacağını düşündü ve şehre yerleşip ayakkabı tamircisi oldu.
Sonra aradan yıllar geçti. İki kardeş de sözlerini tuttular. İşlerinde dürüstlükten ibadetlerinde ihlastan (samimiyetten) ayrılmayarak, haramlardan dikkatle kaçınarak Allah yolunda küçümsenmeyecek mesafe aldılar.
Artık herkes biliyor ve inanıyordu ki bu iki kardeş Allah´ın veli kulları arasındadır.
Durum bu aşamada iken bir gün çoban olan kardeş şehirdekini ziyaret etmek istedi.
Bez bir torbaya birkaç litre süt koyup şehrin yolunu tuttu.
Kardeşinin dükkanını bulup içeri girdi ve selam verdikten sonra elindeki içi süt dolu torbayı bir çengele astı.
İki kardeş hasretle kucaklaştıktan sonra derinden derine sohbete daldılar.
Bu sırada dükkana bir kadın geldi. Ayakkabısının sallanan topuğuna çivi çaktırmak istiyordu. Kadın ayakkabısını çıkartırken, giyerken ona bakmakta olan çoban kardeşin kalbi bozuldu. O âna kadar bir keramet işareti olarak torbada duran süt şıp şıp diye akmaya başladı.
Kadın işi bitip ayrıldıktan sonra ayakkabıcı olan tam fırsattır diye çoban olana önemli bir gerçeği açıkladı: 
- Ey kardeşim, gerek din, gerek dünya bakımından insanlardan uzak yaşamak kolaydır. Böyle, insanlardan soyutlanmış bir yaşayışta günaha girme tehlikesi yoktur. Allah yolunda daha rahat ilerlenir. Fakat önemli olan insanlarla sıkı ilişkiler sürdürürken dürüst kalabilmek, ortamın elverişli olmasına rağmen günaha düşmemektir. 
Allah katında dürüstlüğün makbul olanı budur. 
İhlas - Muhtelif yazılar
DEĞİŞEN SİZİN KALBİNİZ 

Bir padişah, bir iki vezirini ve diğer erkandan birkaçını yanına alarak payitahta (başkente) yakın yerleşim merkezlerinde bir gezintiye çıkmıştı. 
Payitahttan ayrılıp bir kaç saatlik bir yol kat ettikten sonra yolları üzerindeki bir nar bahçesinin kıyısında dinlenme molası verdiler. 
Olgunlaşmış, tam kıvamını bulmuş olan narlar insanın iştahını kabartıyordu. 
Padişah bahçe içinde çalışmakta olan yaşlı bir adamı yanına çağırdı sordu:  
- Bu güzel nar bahçesi kimin?  
- Bu nar bahçesi benimdir efendim, babamdan miras kaldı. 
- Oğlun, uşağın var mı?  
- Allah bize oğul uşak vermedi efendim, bir karı kocadan ibaret iki kişilik bir aileyiz.  
- Peki ben de bu ülkenin hükümdarıyım, şuradan bir nar şerbeti sıksan da içsek.  
İhtiyar "baş üstüne" dedi ve hemen gidip bahçe içindeki kulübeden kalaylı, tertemiz bir tas getirdi. En yakındaki ağaçtan iki nar kopardı ve sıktı. İki nar tam bir tası doldurdu Padişah içti ve çok beğendi. Bütün vücuduna bir zindelik ve ferahlık yayılmıştı. İhtiyar çiftçi padişahın beraberindeki herkese sırayla nar şerbeti ikram etti. Padişah ve adamları bedenlerinin kazandığı bu zindelikle biraz yol almak için ihtiyara veda edip yola koyuldular. 
Yolda şeytan padişahın kafasını karıştırmaya başladı. 
"Madem birer ayakları çukurda olan bu yaşlı karı-kocanın mirasçıları yok, ne yapacaklar böyle güzel nar bahçesini, karşılığında bir kaç kuruş verip de bu bahçeyi ellerinden alayım" diye düşündü.
Padişah ve adamları akşama doğru geri dönerlerken aynı bahçenin yanında yine konakladılar.
Padişah ihtiyardan bir tas daha nar şerbeti yapmasını istedi.
İhtiyar sabahki kadar candan ve gönülden olmasa da bir tas nar şerbeti yapıp sundu.
Fakat padişah bu defa nar şerbetinin tadını pek beğenmedi Sabahkine hiç benzemiyordu Sordu: 
- Baba ne oldu böyle, bu nar şerbeti sabahki ile aynı nardan değil mi? Bunun tadı hiç de hoş değil 
- Aynı nardan evlat, aslında tadında da bir değişiklik yok, asıl değişen sizin kalbiniz tebaanızın malına göz koydunuz, bunun için de narların tadı değişti. 
İhlas - Risale-i Nur Külliyatı
Evet, Kur´ân-ı Mu´cizü´l-Beyânın i´câz derecesindeki kemâl-i nizam ve intizamı ve kitâb-ı kâinattaki intizamât-ı san´atı, muntazam üslûblarıyla tefsir ettikleri halde, manzum olmadığının diğer bir sebebi de budur ki: Ayetlerinin herbir necmi, vezin kaydı altına girmeyip, tâ ekser âyetlere bir nevi merkez olsun ve kardeşi olsun ve mâbeynlerinde mevcud münâsebet-i mâneviyeye râbıta olmak için, o daire-i muhîta içindeki âyetlere birer hatt-ı münâsebet teşkil etmesidir. Güyâ, serbest herbir âyetin ekser âyetlere bakar birer gözü, müteveccih birer yüzü var. Kur´ân içinde, binler Kur´ân bulunur ki, herbir meşreb sahibine birisini verir. Nasıl ki, Yirmi Beşinci Sözde beyân edildiği gibi, Sûre-i İhlâs içinde otuz altı Sûre-i İhlâs miktarınca, herbiri zi´l-ecnihâ olan altı cümlenin terkibâtından müteşekkil bir hazîne-i ilm-i tevhid bulunur ve tazammun ediyor.

Sözler | On Üçüncü Söz

Şimdi, Kur´ân-ı Hakîmi nurânî, mukaddes bir mezraâ-i semâviye tasavvur ediyoruz. İşte her bir harfi asıl sevâbıyla birer habbe hükmündedir. Onların sümbülleri nazara alınmayacak. Sûre-i Yâsin, İhlâs, Fâtiha, Kul Yâ Eyyühe´l-Kâfirûn, İzâ Zülzileti´l-Ardu gibi sâir, fazîletlerine dâir rivâyet edilen sûre ve âyetlerle muvâzene edilebilir. Meselâ, Kur´ân-ı Hakîmin üç yüz bin altı yüz yirmi harfi olduğundan; Sûre-i İhlâs Besmele ile beraber altmış dokuzdur, üç defa altmış dokuz iki yüz yedi harftir; demek Sûre-i İhlâsın her bir harfinin haseneleri bin beş yüze yakındır. İşte Sûre-i Yâsin´in hurufâtı hesap edilse Kur´ân-ı Hakîmin mecmû hurufâtına nispet edilse ve on defa muzaaf olması nazara alınsa, şöyle bir netice çıkar ki, Yâsin-i Şerifin her bir harfi takrîben beş yüze yakın sevâbı vardır, yani o kadar hasene sayılabilir.

Sözler | Yirmi Dördüncü Söz