Fitne - Fesat - Ansiklopedik bilgi
Fitne - Fesat

Fitne
1. (isim) Karışıklık, kargaşa
2. (sıfat) Fitneci, ara bozucu

Fesat
1. (isim) Bozukluk
2. Karışıklık, kargaşalık, ara bozuculuk
3. Hile
4. (sıfat) Herhangi bir konuda iyimser olmayan, kötü yorumlayan (kimse)
5. (sıfat) Karıştırıcı, ara bozucu (kimse)
Fitne - Fesat - Ayet mealleri
Bakara (Sığır) Suresi 11. ayet:
Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler.

Bakara (Sığır) Suresi 191. ayet:
Onları, bulduğunuz yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, öldürmekten beterdir. Onlar, size karşı savaşıncaya kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kafirlerin cezası işte böyledir.

Bakara (Sığır) Suresi 193. ayet:
(Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya ve din (yalnız) Allah´ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur.

Zümer (Yığınlar) Suresi 49. ayet:
İnsana bir zarar dokunduğu zaman, bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettiğimizde, der ki: "Bu, bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla verildi." Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir. Ancak çoğu bilmiyorlar.

Zariyat (Tozutup Savuranlar) Suresi 14. ayet:
"Tadın fitnenizi. Bu, sizin pek acele isteyip durduğunuz şeydir."

Tegabun (Aldanış) Suresi 15. ayet:
Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir fitne (bir deneme)dir. Allah ise, büyük ecir (en güzel karşılık) O´nun katında olandır.

Enfal (Ganimetler) Suresi 73. ayet:
İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.

Fitne - Fesat - Hadisler
Hz. Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler var. Kişi o fitnelerde mü´min olarak sabaha erer, akşama kafir olur; mü´min olarak akşama erer, sabaha kafir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse Hz. Adem´in iki oğlundan hayırlısı olsun (ölen olsun, öldüren değil)" 
[Ebu Davud, Fiten 2, (4259, 4262); Tirmizî, Fiten 33, (2205).]
Ebu Davud, "koşandan" kelimesinden sonra şu ziyadeyi  kaydetmiştir: 
"Yanındakiler, "Bize ne emredersiniz (ey Allah´ın Resulü)?"  dediler. "Evinizin demirbaşları olun!" buyurdu."

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah buyurdular ki: "Sizden kimse kardeşine silahla işarette bulunmasın. Zîra, o bilemez, belki de şeytan elinde bir fesatta bulunur da ateşten bir çukura düşer." 
[Buharî, Fiten 7; Müslim, Birr 126, (2617); Tirmizî, Fiten 4, (2163).]

Fitne - Fesat - Kitap Tanıtım
Asr- ı Saadette Derin Fitne Resulüllah´ın (s.a.v) Derin Devlet Mücadelesi

Abdullah Kara
NESİL YAYINLARI

Allah Resulü`nün (a.s.m.) Derin Devlet Mücadelesi

Her zaman diliminde olduğu gibi Peygamber Efendimizin (a.s.m.) yaşadığı dönemde de fitne ve fesat çarkları büyük bir hızla dönüyordu. İlk vahyin geldiği andan itibaren hak ile batılın mücadelesi de başlamıştı.
Fitnenin kaynağında menfaate dayalı düzenin bozulmasını istemeyen güç odakları vardı.
Tıpkı günümüzde olduğu gibi.
Güç ve otoriteyi elinde tutmak isteyen menfaat ve çıkar grupları, İslâma düşmanlık ortak paydasında birleşmişlerdi. Bu şer odakları başta Resulüllah (a.s.m.) olmak üzere, Müslümanları yolundan çevirebilmek, İslâma meyilli olanları korkutarak caydırmak adına sürekli planlar hazırlayıp uygulamaya koymuşlardı. 
Kimi zaman korku damarını kullanmışlar, kimi zaman mal-mülk-makam teklif etmişler; başarısız kaldıklarında da hemen dedikodu, yalan, iftira silahına sarılmışlardı.
Tıpkı günümüzde olduğu gibi.
Asr-ı Saadette Derin Fitne kitabının satırlarında yolculuk yaparken, sadece fitne ateşini değil, o menhus ateşi yakan elleri ve o ellerin sahiplerini daha yakından tanıyacaksınız. İsimler, resimler ve mekanlar değişse de fitnenin karanlık ve derin dehlizlerinde aynı oyunların nasıl ve kimler tarafından, hangi yöntemlerle tezgahlandığına şahit olacaksınız.
En önemlisi de, yaşadığımız ve yaşayacak olduğumuz derin fitne tezgahları karşısında nasıl bir yol izleyeceğimize dair önemli ipuçları bulacaksınız.
Fitne - Fesat - Muhtelif yazılar
GERÇEK NEDEN 

Hz. Ali´nin halifeliği sırasında, Hz. Osman´ın şehit edilmesiyle sonuçlanan fitne, fesat daha da arttı. Bu durumdan üzülen, şikayetçi olan bir mümin Hz. Ali´ye gelip sordu: 
- Ya Ali neden Hz. Ebû Bekir ve Ömer zamanında meydana gelmeyen bu olaylar senin zamanında meydana geliyor, müminler birbirine düşüyor? 
Hz. Ali cevap verdi: 
- Hz. Ebû Bekir ve Ömer zamanında biz vardık, ama bizim zamanımızda onlar yok. 
Fitne - Fesat - Risale-i Nur Külliyatı
Eğer denilse: "Mübarek İslâmiyet ve nuranî Asr-ı Saadetin başına gelen o dehşetli, kanlı fitnenin hikmeti ve veçh-i rahmeti nedir? Çünkü onlar kahra lâyık değildiler."
Elcevap: Nasıl ki baharda dehşetli yağmurlu bir fırtına, her taife-i nebâtâtın, tohumların, ağaçların istidatlarını tahrik eder, inkişaf ettirir; herbiri kendine mahsus çiçek açar, fıtrî birer vazife başına geçer. Öyle de, Sahabe ve Tâbiînin başına gelen fitne dahi, çekirdekler hükmündeki muhtelif ayrı ayrı istidatları tahrik edip kamçıladı. "İslâmiyet tehlikededir, yangın var!" diye her taifeyi korkuttu, İslâmiyetin hıfzına koşturdu. Herbiri, kendi istidadına göre, câmia-i İslâmiyetin kesretli ve muhtelif vazifelerinden bir vazifeyi omuzuna aldı, kemâl-i ciddiyetle çalıştı. Bir kısmı hadislerin muhafazasına, bir kısmı şeriatın muhafazasına, bir kısmı hakaik-ı îmâniyenin muhafazasına, bir kısmı Kur´ân´ın muhafazasına çalıştı, ve hâkezâ, herbir taife bir hizmete girdi. Vezâif-i İslâmiyette hummâlı bir surette sa´y ettiler. Muhtelif renklerde çok çiçekler açıldı. Pek geniş olan âlem-i İslâmiyetin aktârına, o fırtına ile tohumlar atıldı, yarı yeri gülistana çevirdi. Fakat, maatteessüf, o güller ve gülistan içinde, ehl-i bid´a fırkalarının dikenleri dahi çıktı.

Mektubat | On Dokuzuncu Mektup

Evet, eğer tarihi bir nazarla sahife-i aleme bakacak olursan ve o sayfayı lekelendiren beşerin mesavisine, hatalarına dikkat edersen, heyet-i içtimaiyede görünen ihtilaller, fesatlar ve bütün ahlak-ı rezilenin iki kelimeden doğduğunu görürsün.
Birisi: "Ben tok olayım da, başkası açlığından ölürse ölsün, bana ne!"
İkincisi: "Sen zahmetler içinde boğul ki, ben nimetler ve lezzetler içinde rahat edeyim."
Alem-i insaniyeti zelzelelere maruz bırakmakla yıkılmaya yaklaştıran birinci kelimeyi sildiren ancak zekattır.
Nev-i beşeri umumi felaketlere sürükleyen ve bolşevikliğe sevk edip terakkiyatı, asayişi mahveden ikinci kelimeyi kökünden kesip atan, hurmet-i ribadır.

İşaratül-İcaz | Hurûf-u Mukattat