Kabir - Mezar - Ansiklopedik bilgi
Kabir - Mezar

Kabir, (isim) Mezar, sin

Mezar, (isim) Ölünün gömülü olduğu yer, kabir, sin, makber, gömüt

Kabir - Mezar - Ayet mealleri
Hac Suresi 7. ayet:
Gerçek şu ki, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir, onda şüphe yoktur. Gerçekten Allah kabirlerde olanları diriltecektir.

Fatır (Yaratan) Suresi 22. ayet:
Diri olanlarla ölüler de bir değildir. Gerçekten Allah, dilediğine işittirir; sen ise kabirlerde olanlara işittirecek değilsin.

YaSin Suresi 51. ayet:
Sur´a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler.

Zuhruf (Gösteriş) Suresi 11. ayet:
Ki O, belli bir miktar ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi "dirilttik (ve her yanına yeniden hayat) yaydık"; siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız.

Kaf Suresi 42. ayet:
O gün, o çığlığı bir gerçek (hak) olarak işitirler. İşte bu, (dirilip kabirlerden) çıkış günüdür.

Kamer (Ay) Suresi 7. ayet:
Gözleri "zillet ve dehşetten düşmüş olarak", sanki "yayılan" çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.

Mearic (Yükseliş Yolları) Suresi 43. ayet:
Kabirlerinden koşarcasına çıkarılacakları gün, sanki onlar dikili birşeye yönelmiş gibidirler.

İnfitar (Parçalanma) Suresi 4. ayet:
Ve kabirlerin içi "deşilip dışa atıldığı" zaman;

Adiyat (Nefes Nefese Koşmak) Suresi 9. ayet:
Yine de bilmeyecek mi? Kabirlerde olanların "deşilip dışa atıldığı,"

Tevbe (Tövbe) Suresi 84. ayet:
Onlardan ölen birinin namazını hiç bir zaman kılma, mezarı başında durma. Çünkü onlar, Allah´a ve elçisine (karşı) inkâra saptılar ve fasık kimseler olarak öldüler.

Mümtehine (Sorgulanan) Suresi 13. ayet:
Ey iman edenler, Allah´ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi veli (dost ve müttefik) edinmeyin; ki onlar, kafirlerin mezar halkından umut kesmeleri gibi ahiretten umut kesmişlerdir.

Tekasür (Çoğalma Yarışı) Suresi 2. ayet:
"Öyle ki (bu,) mezarı ziyaretinize (kabre gidişinize, ölümünüze) kadar sürdü."

Kabir - Mezar - Kitap Tanıtım
Ölmeden Okunacak Öyküler 1 
Sekerat- Ölüm- Kabir

Recep Bozdağ
ÖNEMLİ KİTAP

Savaş, olanca hızıyla sürüyordu… Düşman, var gücüyle bulundukları mevzileri ele geçirmek için, şiddetle ateşle devam ediyordu. Dinin, vatanın ve ezanın kurtulması, siperde bulunan Zabit Hasan ve askerlerinin elindeydi adeta. Kızıban ortam biraz sakinliyordu ki, serseri bir kurşun Zabit Hasan´a isabet etti. 
Osmanlı zabiti vurulmuş, ağır yaralanmış ve kanlar içinde yere serilmişti. Yanında birkaç askeri vardı. Yaralarından kanlar fışkırmakta, son anlarını yaşamaktadır. Birden: "Beni ayağa kaldırın!" dedi. Askerler, şehitlikle şereflenmek üzere olan sevgili kumandanlarının, bu son arzusunu yerine getirdiler. Mecalsiz vücudunu yerden kaldırıp, kollarına girdiler ve ayağa kaldırdılar. Zabit, kısık bir sesle kelime-i şehadet getirdi ve sonra: "Zahmet buyurdunuz, Ya Resûlallah (sav)!" diyerek son nefesini verdi. Ölüm gerçeğine daha farklı açılardan bakabilmek amacı ile hazırladığımız “Ölmeden Okunacak Öyküler” dizisinin faydalı olması dileği ile... 
Kabir - Mezar - Muhtelif yazılar
Günahlardan başka her şeyi örtmektedir 

Birisi Behlül-i Dânâ´ya gidip; 
"Ey Behlül! Oğlum vefât etti. Kabir taşına ne yazayım." dedi. 
Behlül hazretleri buna gülüp; 
"Dün altımda olan çimenler bugün üstümde yeşerdi. Ey yolcu, bil ki şu toprak, günahlardan başka her şeyi örtmektedir, yaz." dedi.
Kabir - Mezar - Özlü sözler
  • Ana rahminden geldik pazara / Bir kefen aldık döndük mezara. - Yunus Emre 
  • Bilgisiz, görgüsüz, duygusuz, hoşgörüsüz kuldan, ölülerin mezar taşı makbuldür. - Aziz Mahmut Hüdayi
  • Bir mezar taşıdır insandan yarına kalan; onu da başkası yaptırır, gerisi yalan.
  • Çok bıkarsan hayattan, bir mezarlığa git. Ölüler iyi bilir, yaşamak güzeldir.
  • Ey İnsan! İnsanların çokluğuna bakıpda aldanma. Çünkü sen! Yalnız ölecek, kabre yalnız girecek, yalnız kabirden kalkacak ve kendi hesabını yalnız vereceksin. - Hasan-ı Basri Hz.
  • Ey mezarcı! Çıkış ne taraftan! Çıkışlar kapalı! Dönüş yok o taraftan.
  • Ey,kendisinde kaybolmuş kişi / Bilmezsin, bedenin sana mezar olmuş, / Nefsini tanımadıkça, nefsin seni gömer olmuş.
  • Hasis sarraf, kendine bir başka kese diktir! / Mezarda geçer akça neyse, onu biriktir. - Necip Fazıl Kısakürek
  • İnsan her adımını mezardan uzaklaşmak için atar. Yine her adımda mezara bir adım daha yaklaşır. Nitekim her nefesi hayatı uzatmak için alır. Yine her nefeste hayatından bir nefeslik zamanı azalır. - NAMIK KEMAL
  • İnsan mezardan dönemez ama hatadan dönebilir.
  • İnsan ya acılarını unutmasını, ya da kendi mezarını kazmasını bilmeli. 
  • Kadın Mezarlığa girerken başını kapıyor, dışarı çıkarken açıyor, ölüye karşı kapayıp, diriye karşı açmak akıl almaz.    Necip Fazıl KISAKÜREK
  • Malın iyisi pazarda,insanın iyisi mezarda belli olurmuş.
  • Mezardaki gecenin gündüze dönmesini istiyorsan, gelirken mum getirmeyi unutma.
  • Mezardakilerin pişman oldukları şeyler için dünyadakiler birbirini kırıp geçiriyorlar. - İmam Gazali
  • Mezarlık ölülerin kimliklerini toprak üstünde bıraktıkları yerdir. (Paul Valery)
  • Mezarlıklar kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur.
  • Mezarlıklar toplum için gerekli insanlarla doludur. - Charles de Gaulle
  • Mezarlıklar, vazgeçilmez insanlarla doludur.
  • Nuranî âlemlere giden yol kabirden geçer ve en büyük saadetler büyük ve acı felâketlerin neticesidir. 
  • Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız. Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir. - Hz. Mevlana
  • Ölüyüm ama mezarda değilim. Diriyim ama hayatta değilim. Hz. Mevlana.
  • Şimdi Fatih kalksa mezarından ne ben onu tanırım ne o beni tanır. Ama İstanbul´u Bizanslılar almış deyip tekrar savaşır! - Necip Fazıl Kısakürek
  • Ya islamla yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün. - Necip Fazıl Kısakürek
  • Yâr olmaz servetinin, sana bir tek kuruşu; Secde yoksa, bekleme, kabirde kurtuluşu. (Cengiz Numanoğlu) 

Kabir - Mezar - Risale-i Nur Külliyatı
Ey nefis! Başta Habîbullah, bütün ahbabın kabrin öbür tarafındadırlar. Burada kalan bir iki tane ise, onlar da gidiyorlar. Ölümden ürküp, kabirden korkup, başını çevirme; merdâne kabre bak, dinle ne talep eder. Erkekçesine ölümün yüzüne gül; bak, ne ister. Sakın gâfil olup ikinci adama benzeme.

Sözler | On Dördüncü Söz 

Ehl-i keşf-i kuburun müşahedesiyle, müteaddit vâkıatla, tahsil-i ulûm ânında vefat eden bazı müştak ve ciddî bir talebe-i ulûm, şehidler gibi kendini hayatta ve kendi dersiyle meşgul görüyor. Hattâ meşhur bir ehl-i keşf-i´l-kubur, vefat eden ve ilm-i sarf ve nahvi okuyan bir talebenin kabrinde Münker, Nekir´e nasıl cevap verecek diye murakabe etmiş. Ve müşahede edip işitmiş ki, melek-i suâl, ondan sordu. "Men Rabbûke? Senin Rabbin kimdir?" dediği zaman, o nahv dersiyle iştigal ederken vefat eden talebe, o meleğin cevabında demiş: "Men mübtedâdır, Rabbûke onun haberidir." Nahiv ilmince cevap vermiş, kendini medresede zannetmiş. 
İşte bu vâkıaya muvafık olarak, ben merhum Hâfız Ali´yi aynen hayattaki gibi Risale-i Nur´la meşgul olarak en yüksek bir ilimde çalışan bir talebe-i ulûm vaziyetinde ve tam şehidler mertebesinde ve tarz-ı hayatlarında biliyorum ve o kanaatle ona ve onun gibi Mehmed Zühdü´ye ve Hâfız Mehmed´e bazı dualarımda derim: "Yâ Rabbî! Bunları kıyamete kadar Risale-i Nur kisvesinde hakaik-i imaniye ve esrar-ı Kur´âniye ile kemâl-i ferah ve sevinçle meşgul eyle. âmin. İnşaallah." 

Şualar | On Üçüncü Şuâ
Kabir - Mezar - Şiir türü
Beklenen

Ne hasta bekler sabahı, 
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan, bir günahı, 
Seni beklediğim kadar. 

Geçti istemem gelmeni, 
Yokluğunda buldum seni; 
Bırak vehmimde gölgeni 
Gelme, artık neye yarar?
 
Necip Fazıl Kısakürek

Kabir - Mezar - Şiir türü
Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? 
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi. 
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya- 
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. 
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! 
Nerde-gösterdiği vahşetle "bu: bir Avrupalı"
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, 
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! 
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer, 
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer. 
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında, 
Avusturalya´yla beraber bakıyorsun: Kanada! 
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk: 
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. 
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... 
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ! 
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil, 
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil, 
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına; 
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. 
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... 
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. 
Sonra mel´undaki tahribe müvekkel esbâb, 
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb. 

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; 
Beriden zelzeleler kaldırıyor a´mâkı; 
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; 
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. 
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, 
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam. 
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; 
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... 
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, 
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak. 
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, 
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. 
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, 
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre. 
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... 
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! 
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; 
Alınır kal´â mı göğsündeki kat kat iman? 
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? 
Çünkü te´sis-i İlahi o metin istihkâm. 

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, 
Beşerin azmini tevkif edemez sun´-i beşer; 
Bu göğüslerse Hudâ´nın ebedi serhaddi; 
"O benim sun´-i bedi´im, onu çiğnetme" dedi. 
Asım´ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek: 
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek. 
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... 
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar, 
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, 
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! 
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! 
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. 
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi... 
Bedr´in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. 
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? 
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın. 
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... 
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. 
"Bu, taşındır" diyerek Kâ´be´yi diksem başına; 
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; 
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle, 
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; 
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, 
Yedi kandilli Süreyyâ´yı uzatsam oradan; 
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına, 
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, 
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; 
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; 
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... 
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana. 
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, 
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin´i, 
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... 
Sen ki, İslam´ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, 
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; 
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın; 
Sen ki, a´sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât, 
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... 
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, 
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.
 
Mehmet Akif Ersoy