Hükümdar - Padişah - Kral - Sultan - Ansiklopedik bilgi
Hükümdar - Padişah - Kral - Sultan

Hükümdar, (isim) Padişah, kral, hakan gibi taht sahibi devlet başkanı 

Padişah, (isim, tarih) Osmanlı Devletinde devlet başkanına verilen unvan, hükümdar, sultan

Kral
1. (isim) En yüksek devlet otoritesini, bütün devlet başkanlığı yetkilerini kalıtım veya soylularca seçilme yoluyla elinde bulunduran kimse
2. Herhangi bir alanda başkalarından üstün, başarılı olan kimse
3. Çok başarılı ve zengin iş adamı
4. (sıfat) Üstün, çok iyi

Kraliçe
1. (isim) Kral karısı veya krallığı yöneten kadın, ece
2. Kendi cinsleri arasında herhangi bir bakımdan üstünlüğü olan kadın
3. İngiliz sterlini

Sultan
1. (isim, tarih) Müslüman, özellikle Sünni hükümdarların kullandıkları unvan, padişah
2. Padişahların erkek ve kız çocukları ile anne ve eşlerine verilen unvan
3. Bektaşi azizi
4. Belli bir alanda en üst düzeyde olanlar için kullanılan bir söz

Hakan
1. (isim, tarih) Türk, Moğol ve Tatar hanları için "hükümdarlar hükümdarı" anlamında kullanılan bir unvan
2. Osmanlı padişahlarına verilen unvan

Kayser, (isim, tarih) Roma ve Bizans imparatorlarına verilen san
Hükümdar - Padişah - Kral - Sultan - Ayet mealleri
Kehf (Mağara) Suresi 79. ayet:
"Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı."

Yusuf Suresi 54. ayet:
Hükümdar dedi ki: "Onu bana getirin, onu kendime bağlı kılayım." Onunla konuştuğunda da (şöyle) dedi: "Sen bugün bizim yanımızda (artık) önemli bir yer sahibisin, güvenilir (bir danışman-yönetici)sin."

Yusuf Suresi 72. ayet:
Dediler ki: "Hükümdarın su tasını kaybettik, kim onu (bulup) getirirse, (ona armağan olarak) bir deve yükü vardır. Ben de buna kefilim."

TaHa Suresi 114. ayet:
Hak olan, biricik hükümdar olan Allah yücedir. Onun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel, Kur´an´ı (okumada) acele etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi arttır."

Neml (Karınca) Suresi 34. ayet:
Dedi ki: "Gerçekten hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar, böyle yaparlar."

Hükümdar - Padişah - Kral - Sultan - Kitap Tanıtım
Abdülhamid  - Son Hükümdar
Okay Tiryakioğlu

Tarihi romanlarıyla bestseller listelerine taht kuran ödüllü yazar Okay Tiryakioğlu’dan çok konuşulacak, sürükleyici bir roman daha! “Abdülhamid” ile Osmanlı tarihinin en çok merak edilen yıllarına kapı aralamaya hazır olun! Sultan II. Abdülhamid’in sırlarla dolu dünyasına açılan bu kapıdan girdiğinizde kendinizi Ulu Sultan’ın tartışmalar yaratan politikaları arasında koştururken bulacaksınız. 

Yıllarca Kardeşlik Örgütü’nde eğitim almış üç anarşist yoldaş eşliğinde Paris’te başlayan bu gizli serüven, soluk soluğa bir kovalamacanın ardından İstanbul’daki suikasta uzanacak. Tam her şey bitti derken kendinizi asıl hikâyenin içinde, Sultan Abdülhamid’in karşısında bulacaksınız. İşte şimdi aklınıza takılan soruları sorma vaktidir: 93 Harbi’nde neler yaşandı? Filistin meselesi nedir? Meşrutiyet’e geçiş nasıl cereyan etti? Meclis-i Mebusan neden dağıtıldı? Ve 31 Mart Olayı… 

Padişah ile genç yoldaşlar hararet içerisinde tartışırken siz de bizzat saraydaymış gibi akıl oyunlarına kapılacak; dostun, düşmanın, ihanetin ve sevdanın nereden çıkacağı belli olmayan bu sürükleyici romanda başrolü oynayacaksınız.
Hükümdar - Padişah - Kral - Sultan - Muhtelif yazılar
Rüyâdaki pâdişâhlığa îtibâr olur mu? 

Bir gün Hârûn Reşîd, Behlül ile görüşmek, hikmetli sözlerini duymak istedi.
Bu şekilde adamlarını gönderip Behlül´ü getirmelerini söyledi.
Gidenler Behlül´ü boş bir mezar içinde uyur buldular. Uyandırdıklarında; 
"Siz ne yaptınız. Beni pâdişâhlık makâmından indirdiniz. Şimdi ben ne yapacağım." dedi. 
Görevliler gidip bu sözleri halîfeye bildirdiler. 
Hârûn Reşîd onun bu hâline bir mânâ veremedi, huzûruna geldiğinde; 
"Ey Behlül! Bu ne iş. Sen hangi pâdişâhlıktan indirildin?" dedi. 
O, bu soru üzerine; 
"Ey Halîfe! Rüyâmda kendimi hükümdâr olmuş gördüm. Tahtımda oturuyordum. Hizmetçilerim vardı. Saltanat ve ihtişam içinde idim. Lâkin senin adamların beni uyandırdı ve tahtımdan oldum." 
Bu sözlere Hârûn Reşîd güldü ve; "Ey Behlül! Rüyâdaki pâdişâhlığa îtibâr olur mu?" dedi. 
Bunun üzerine Behlül hazretleri;
"Ey müminlerin emîri! Benim hükümdarlığım ile seninki arasında ne fark var. Ben gözlerimi açınca hayat buldum. Sen gözlerini kapayacak olsan ebediyyen emirlikten düşecek saltanatından olacaksın ve nedâmet, pişmanlık günün başlayacak. O halde hangimizin hükümdârlığına îtibâr yoktur siz söyleyin." dedi. 
Bunun üzerine Hârûn Reşîd söyleyecek söz bulamadı.
Hükümdar - Padişah - Kral - Sultan - Muhtelif yazılar
DAHA SIRA GELMEDİ 

Sultan Mahmud Sebüktekin (XI. y.yılın ilk yarısı) tarihte ilk Müslüman Türk devletlerinden biri olan Gaznelilerin en büyük ve en dirayetli hükümdarı idi. 
Tarihte ilk defa "sultan" adını kullanan Gazneli Mahmud Sebüktekin idi. 
İslam´ı yaymak için Hindistan´a 17 sefer düzenlemiş olan Sultan Mahmud din ve ilim ulularıyla görüşür, hiç erinmeden ziyaretlerine gider, onların tavsiye ve irşadlarına göre kendini ayarlardı. 
Birgün vezirleri, kumandanları ile birlikte zamanın tanınmış evliyasından Şeyh Ebu´l-Hasen Harakani´nin ziyaretine gitti. 
Adamlarından bazıları önce gidip Şeyh´e, hükümdarın kendisini ziyarete gelmekte olduğunu, karşılaması gerektiğini haber verdiler. 
Şeyh Harakani kös dinlemiş gibi hiç aldırmadı. Yerinden bile kımıldamadı. Hükümdar ve adamları dergahın kapısına kadar geldi.
Baş vezir rica etti:
"Ey din ulusu, hiç değilse bu değerli hükümdarı odanızın kapısında karşılayın!" 
Harakani bu kadarını bile yapmadı. Vezir feryad etti. 
"Ey mübarek insan sen Allah´ın Kur´an´da 
"Allah´a, Peygambere ve içinizden emir sahibi olanlara itaat edin" buyurduğunu hiç görmedin mi?" 
Şeyh Harakani cevap mahiyetindeki şu açıklamada bulundu: 
"Biz o sözünü ettiğin Allah emrinin "Allah´a itaat ediniz" kısmına o kadar daldık ki, henüz peygambere bile sıra gelmedi.
Nerde kaldı hükümdara itaat edelim..." 
Sultan Mahmud bu açıklama karşısında, Şeyh´in başından beri takındığı tavra zerre kadar kızmadığı gibi, kendi de müritleri arasına katıldı. Yanındakilerle beraber büyük bir saygı göstererek huzurundan ayrıldı. 

Hükümdar - Padişah - Kral - Sultan - Muhtelif yazılar
Ormanlar kralı 

Bilge fare topladı yavru fareleri ve onlara ormanlar kralını anlattı:
-Ormanlar kralının pençeleri çok serttir,kulakları çok hassastır, gözleri çok keskindir....Onu uzaktan gördüğünüzde bile hemen tanıyacaksınız. Ormanlar kralı kükrediğinde   MİYAAVV!   diye ses çıkarır.
Hükümdar - Padişah - Kral - Sultan - Muhtelif yazılar
SATILAN OĞLAN

Uzaklarda bir yerde bir baba ile bir oğul yaşıyormuş. Onlar çok fakirlermiş. Evlerinde çok bir şey yokmuş ve çoğu gece aç yatarlarmış, ama baba hiç bir zaman ah uh etmezmiş. Bir akşam çocuk babasına:
- Baba beni neden satmıyorsun? demiş. Çocuğun babası bu sözler karşısında donakalmış.
- Seni kim alır ki! Sen küçük ve hiç bir şey bilmiyorsun!
- Fakat beni alırlar, ben dünyada üç önemli şeyi biliyorum: atı biliyorum, taşı biliyorum, insanı biliyorum.
Babası gülmüş. Çocuğun söylediklerine inanmamış. Ama çocuk durmadan ısrar ediyormuş.
Babasının da kendisinin de ömür boyu böyle sıkıntı ve ızdırap çekmesini istemiyormuş.
Babası çocuğun bu masumane ısrarına dayanamadı, onu şehre götürüp satmaya karar verdi. O sabah erkenden kalktılar. Çocuk en güzel giysilerini giyindi. Şehre gittiler. Şehrin en kalabalık yerine vardılar, herkes orada alış veriş yapıyordu. Köleler, alınıp satılıyordu. Baba körpe oğlunu dizlerinin dibine oturttu; fakat kimse onların yüzüne bile bakmıyordu. O gün akşama doğru bir kişi gelip sordu:
- Bu çocuğu pazara niye getirdin? Bu hiç bir şey yapamaz ki...
- Ama o dünyada üç şeyi çok iyi bilir: atı, insanı ve taşı, dedi çocuğun babası.
- Bu üç bilginin fiyatı kaçaymış? dedi adam.
Çocuğun babası:
Sen kıymet biç! dedi.
Adam çocuğun babasına biraz altın verdi ve oğlanı alıp evine götürdü. Evde oğlana altından kalkamayacağı işler yüklediler, köpeklerin bile yerken iğreneceği yemekleri koydular önüne, yine de satılmasından dolayı pişmanlık duymadı. Hep: "Olsun, hiç olmazsa bana karşılık aldığı parayla babam bari rahat yaşıyordur. Açlıktan yoksulluktan kıvranmıyordur." diyordu. Satın alan adam ise yoğun işlerinden dolayı çocukla hiç ilgilenmiyordu.
Bir gün adam kendine bir at almayı düşünüyordu, ancak atın iyiliği ya da kötülüğü hakkında hiçbir bilgiye sahip değildi. Bir anda çocuğu alırken söylenilenleri hatırladı. "Çocuk at hakkında bir çok bilgiye sahipti."
Oğlanla adam, at pazarına gittiler. Fakat adamın gözünün kestirdiği her atta çocuk mutlaka bir kusur buluyordu. Sonunda herkesin övdüğü fakat fiyatlı bir atın önünde durdular. Adam:
- Evveet, bu atın hiçbir kötülüğünü söyleyemezsin! dedi çocuğa, ama çocuk bu at hakkında da:
- Bu at gerçekten de iyi, fakat bir kötü yönü var ki senin ölümüne sebep olacak! dedi. Adam, tebessüm etti ve sonra:
- Bin yıl yaşamayacağım ya, bizim için biçilen ömür ne kadarsa onu yaşayacağız. O süreyi uzatıp ya da kısaltmak bizim elimizde değil. Sebepsiz ölüm olmaz; benim ölümüme de at sebep oluversin ne çıkar! dedi ve atı söylenilen fiyata aldı. Kendi ölümünü istemediğinden dolayı çocuktan adam, çok memnun kaldı. Eve geldiklerinde ev halkına bundan sonra çocuğa iyi yemeklerden verilmesini tembihledi. Çocuğun sevinci bir kat daha arttı. İçinden: "Artık babam gibi ben de rahat yaşayacağım." dedi. Babasına karşı evlatlık vazifesini yapma huzur ve mutluluğu adama daha da çok yaklaştırıyordu onu.
Bir gün evin güzel kızı parmağından yüzüğünü çıkarırken düşürdü ve yüzüğünün taşı kayboldu. Kız taş almak için pazara gitmeye hazırlanırken adam, oğlanı çağırdı ve kızıyla pazara gidip yüzüğe taş almakta yardımcı olmasını söyledi. Oğlan söylenilenleri yerine getirmek için kızla pazara gitti. Sarraf sarraf dolaştılar, kızın güzelliğine layık güzel ve kıymetli bir taş aradılar, fakat oğlan her taşta mutlaka bir kusur buluyordu. Sonunda göz kamaştırıcı, güzel mi güzel bir taş buldular; ancak oğlan:
- Dış görünüşüne aldanıp da sakın o taşı almayın! Dışı güzel olup da içi kötülüklerle dolu olan insanlar gibi o taşın da içinde senin başına ileride büyük bir musibet getirecek bir kurt var.
Kuyumcu, bu sözlere kızdı:
-Taşın içinde kurt mu olurmuş! Sen delisin! dedi.
Oğlan taşı alıp yere attı. Taş kırıldı, içinden gerçekten kurt çıktı.

Eve geldikleri vakit kız olup bitenleri bir bir babasına anlattı. Babası da oğlana artık her zaman daha iyi ve çok yiyecek, içecek verileceğini, çok iyi davranılacağını müjdeledi.
Küçük oğlan da kendi kendine:"İyilik yap, denize at, balık yesin! Balık bilmezse Halik bilir. Yüreğinde hep iyilik taşıyanlar mutlaka karşılığını görürler." dedi. Sonra:"Bana verilecek olan bu yiyecek ve içecekler, artık başkalarıyla paylaşmama da yetecek."

Herkes oğlan hakkında konuşuyor, yaşına rağmen bilgisinin büyüklüğünden, kabiliyetinden, yardımseverliğinden bahsediyordu. Adamsa böyle herkes tarafından övülen bir köleye sahip olduğu için adeta göklerde uçuyordu. Bir gün hem iltifat etmek hem de üçüncü bilgisinde ne kadar isabetli olduğunu öğrenmek maksadıyla küçük oğlanı yanına çağırıp:
- Bak bu memlekette herkes seni konuşuyor. Senin aklını, bilgini, kabiliyetini... Seninle ne kadar gururlansam azdır. Tebrik ederim seni, ancak baban seni satarken insanı da çok iyi bildiğini söylemişti. Söyle bakalım ben kimim?
Çocuk kızardı, bozardı, söylemek istemedi. Adam ısrar etti. Sonunda çocuk:
- Sen, kötü niyetli birisi değilsin ve bu ülkeleri yöneten bir padişahsın, -bu da bir ayıp değil ama, senin baban bir köleydi!     
Adam son sözler karşısında hiddetlendi, kızdı.
- Bir padişah nasıl bir kölenin oğlu olabilirmiş sana öğreteceğim! Bu hakaretinin hesabını ağır ödeyeceksin! dedi ve askerlerini çağırıp onu zindana atmalarını emretti. Askerler emri yerine getirdiler, fakat hanın öfkesi geçince oğlana verdiği cezadan dolayı vicdan azabı duymaya başladı. Bir kaç gün sonra annesinin yanına gitti ve babasının kim olduğunu sordu. Annesi de:
- Evet oğlum, sen bir padişahsın, emrinde bir çok insan var; bu nasıl gün ışık gibi açık ve doğruysa baban da alınıp satılan bir köleydi! Sen bir kölenin oğlusun!
Adam sevineceğini, üzüleceğini bilemedi. Bu gerçeği öğrenmemiş olsaydı bir masum çocuk zindanda çürüyüp gidecekti, öğrendi dünyalık şerefi ayaklar altına düşüyordu, bu ayıbı omzunda bir ömür boyu taşıyacaktı artık. Dalıp gitmişti bu düşünceler içinde. "Sen kölenin oğlusun!" hep bu söz yankılanıyordu kulağında.
- Sen de neticede bir köle değil misin? sözleriyle daldığı hayal uykusundan uyandı.
- Sen de halkının kölesisin, hakkıyla hizmet ediyorsan; yok halka hizmet etmiyor ve kendin için çalışıyorsan o zaman da nefsinin... Kim vardır ki dünyada köle olmayan. Mühim olan köleliği şereflendirmek. Baban seni insanlığa hizmet eden bir insan olarak görmek istiyordu. Evet, kendisi alınıp satılan bir köleydi.
Oğlanın söyledikleri tamı tamına doğruydu. Cahilliğine yenilmişti. Bilgi konuşunca cehalet hiddetlenmişti.
O dağlar ülkesinin ulu padişahı, boynunu büktü, annesinden izin isteyip ayrıldı.
İçi kan ağlıyordu. Bilmeden, çocuğa yaptığı bu haksızlık için.
Bir emir çıkararak fakirin oğlunun zindandan alınarak yanına getirilmesini istedi. Gelince oğlanı güzelce giyindirip kuşandırdı ve vezir yaptı. Oğlan çocuk denecek yaşta vezir oldu ve padişahla birlikte ülkeyi uzun yıllar adaletle yönettiler. Padişahın güzel kızı da genç vezire aşık olunca kız ile vezirin evlendirilmesine karar verildi. Düğün hazırlıkları yapıldı. Dillere destan bir düğünle vezir ile kız evlendiler. Düğün sonrasında kızın babası yıllar önce damadıyla birlikte aldıkları ata binerek sevinç gösterisi yaparken at birden bire dengesini kaybedince yıkıldı ve han öldü.
Böylece fakirinin oğlunun söyledikleri gerçekleşti; satılan oğlan ülkeye padişah oldu.
Hükümdar - Padişah - Kral - Sultan - Muhtelif yazılar
Kral ve Eşleri 

Bir zamanlar, büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten kralın 4 eşi varmış. Kral en çok dördüncü eşini severmiş, bir dediğini iki etmez her
şeyin en iyisini, en güzelini ona verirmiş.
Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edeceğinden korktuğu için, onu çok kıskanır, üzerine titrermiş.
İkinci eşini de severmiş kral. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, kralın ne zaman bir derdi olsa daima onun yanında bulunur sorunun çözümünde ona destek verirmiş.
Kraliçe olan birinci eşiymiş kralın. Onu en çok seven, karşılık beklemeden seven, sağlığına ve hükümdarlığına en büyük katkıyı sağlayan bu eşi olmasına rağmen, kral birinci eşini sevmezmiş ve onunla hiç ilgilenmezmiş.
Bir gün kral ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Yakında öleceğini anladığı ve öldükten sonra yapayalnız kalmaktan çok korktuğu için,
eşlerinden hangisinin ölüm yalnızlığını kendisi ile paylaşmak isteyebileceğini öğrenmek istemiş.
En çok sevdiği dördüncü eşine ölüm yolculuğunda kendisine eşlik etmek ister mi diye sorduğunda aldığı yanıt kalbine bıçak gibi saplanan kısa ve net “mümkün değil” olmuş...
Hayatım boyunca seni sevdim. Sen benimle birlikte ölmeyi kabul eder misin sorusuna üçüncü eşi de “hayır hayat çok güzel. Sen ölünce ben yeniden evleneceğim” diye yanıt vermiş.
Kral bir kez daha yıkılmış. 
Her sorunumda her zaman yanımda olan bana yardım eden sendin bu sorunumda da bana yardımcı olur musun talebine karşı ikinci eşinden; “bu sorunun için hiçbir şey yapamam, olsa olsa sana mezarına kadar eşlik eder, güzel bir cenaze töreni yaptırır ve yasını tutarım” karşılığını almış.
Büyük bir hayal kırıklığı yaşamakta olan kral birinci eşinin sesi ile irkilmiş.
- Nereye gidersen git seninle olurum, seni takip ederim.
Ah diye inlemiş kral: 
- Keşke bir şansım daha olsaydı.
Yaşamda Hepimiz 4 Eşliyiz Aslında;
Dördüncü eşimiz vücudumuz.
Onun güzel görünmesi için ne kadar zaman, kaynak ve çaba harcarsak harcayalım öldüğümüzde bizi terk edecektir. 
Üçüncü eşimiz sahip olduğumuz servetimiz ve statümüzdür.
Ölür ölmez başkalarına yar olacaktır. 
İkinci eş; ailemiz ve dostlarımızdır.
Tüm sorunlarımızı paylaştığımız bu kişilerin en son yapabilecekleri şey bu dünyadan gözleri yaşlı bizi uğurlamak olacaktır.
Birinci eş ise ruhumuzdur. 
Bizimle gelir.
Hükümdar - Padişah - Kral - Sultan - Özlü sözler
  • Açlık, ilaçların padişahıdır. Hekimler niye perhiz verir düşünsene. Hz. Mevlana.
  • Ben ölünce bir elimi tabutumun dışına atın. İnsanlar görsünler ki padişah olan Süleyman bile bu dünyadan eli boş gitmiştir. - Kanunî Sultan Süleyman
  • Gidiyor musun..? Git..! Soytarısı terk etti diye, kralın sarayı yıkılmaz. - Albert Camus 
  • Gönlü aydın bir kişiye kul olmak, padişahların başına tac olmaktan iyidir. Hz. Mevlana 
  • Hükümdar haksız olarak bir köylüden yumurta alırsa, adamları köylünün büyün tavuklarını alır.
  • İster kral, ister köylü olsun, dünyada en mutlu insan evinde huzur olandır.
  • İster padişah, ister derviş, ister komutan olsun, elindekiyle yetindikten sonra hepsi birdir.    Nasır-ı Hüsrev
  • Konuşacak zamanı bil; Krallara öğüt vermek tehlikelerin en büyüğüdür. HERRICK
  • Körler memleketinde tek gözlüler kral olur. - Erasmus
  • Kralda dilencide aynı iştahla acıkırlar. MONTAIGNE 
  • Kuyuya girmeden Mısır´a sultan olunmaz.
  • Namaz seni yolun yarısına ulaştırır, oruç da hükümdarın kapısına ulaştırır. Sadaka ise, hükümdarın huzuruna çıkarır. - Hz.Ömer (R.a.)
  • Size kafanız hükmediyorsa kralsınız, vücudunuz hükmediyorsa köle. - Cato
Hükümdar - Padişah - Kral - Sultan - Risale-i Nur Külliyatı
Hem meselâ, bir hükümdar-ı âdil, ihkak-ı hak için mazlumların hakkını zalimlerden almakla ve fakirleri kavîlerin şerrinden muhafaza etmekle ve herkese müstehak olduğu hakkı vermekle lezzet alması, iftihar etmesi, memnun olması, hükümdarlığın ve adaletin bir kaide-i esasiyesi olduğundan, elbette Hâkim-i Hakîm, Adl-i Âdil olan Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun bütün mahlûkatına, hususan zîhayatlara "hukuk-u hayat" tabir edilen şerâit-i hayatiyeyi vermekle; ve hayatlarını muhafaza için onlara cihazat ihsan etmekle; ve zayıfları kavîlerin şerrinden rahîmâne himaye etmekle; ve umum zîhayatlarda, bu dünyada ihkak-ı hak etmek nevi tamamen ve haksızlara ceza vermek nevi ise kısmen sırr-ı adaletin icrasından olmakla; ve bilhassa Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşirde adalet-i ekberin tecellîsinden hâsıl olan ve tabirinde âciz olduğumuz şuûnât-ı Rabbâniye ve maânî-i kudsiyedir ki, kâinatta bu faaliyet-i daimeyi iktiza ediyor.

Lemalar | Otuzuncu Lem´a 

"Oturma beyim! Hasmınla mürafaa-i şer´i olacaksın; ayakta beraber dur!"
Hızır Bey Çelebi; bu koca şanlı Padişah-ı maznuna, haksız el kestirdiği için, kendisinin de kısasa tabi olduğunu ve elinin kesileceğini bildirir.
Fakat, mimar kısası istemediği için, Büyük Fatih, günde on altın tazminata mahkum olur ve hatta kısastan kurtulduğu için, bu tazminatı kendiliğinden yirmi altına çıkarır.
İslam mahkemesinin adaletinin şanlı misallerinden biri olan şu misal, bize en haşmetli hükümdarlarla en aciz fertlerin huzur-u mehakimde müsavi olduğunu gösteriyor.
İşte ben de bugün, Fatih kadar şanlı, kahraman İslam hakimi Hızır Bey Çelebi´nin makamının mümessili olan ve hakiki adalet-i Kur´aniyeyi esas tutan bir makamın yerinde bulunan bir mahkemenin huzurunda bulunuyorum. Bütün kalbimi huzur ve sürura kalbeden memnuniyetim budur.

İşaratül-İcaz | Nurun Bir Talebesinin Müdafaasından