Ferahlamak - Ansiklopedik bilgi
Ferahlamak

1. Genişlemek, açılmak
2. Serinlemek
3. İç açıcı duruma gelmek
4. Sıkıntısı, tasası dağılmak
Ferahlamak - Ayet mealleri
Bakara (Sığır) suresi 69. ayet:
(Bu sefer) dediler ki: "Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin." O: "(Rabbim) diyor ki: O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir" dedi. 

Vakıa (Olay) Suresi 42-44. ayetler:
Hücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su, (42)
Ve kapkara dumandan bir gölge içindedirler. (43)
Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim). (44)
Ferahlamak - Hadisler
Tirmîzî dışındaki bir rivayette ise şöyle buyurulmuştur: 
Allah’ın emir ve yasaklarını gözet ki; O’nun yardım ve desteğini daima karşında bulasın. 
Bolluk zamanların da Allah’ın emirlerine bağlı kalmakla O’nu tanı ki; O da darlığa düşünce seni kurtarmak suretiyle seni tanısın. 
Bil ki senin hakkında yazılmamış olan birşey senin başına gelmez. Sana takdir edilen de seni atlayıp başkasına gitmez. 
Bil ki; yardım ve zafer sabırla beraberdir. tasa ve sıkıntının peşinde ferahlık, güçlüğün ardında da kolaylık vardır. 
[Müsned, I, 307]

Hz. İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Hz. Ali İbnu Ebî Tâlib (radıyallâhu anh) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´a gelerek: "Annem ve bâbam sana kurban olsun, şu Kur´an göğsümde durmayıp gidiyor. Kendimi onu ezberleyecek güçte göremiyorum" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona şu cevabı verdi: "Ey Ebûl-Hüseyin! (Bu meselede) Allah´ın sana faydalı kılacağı, öğrettiğin takdirde öğrenen kimsenin de istifade edeceği, öğrendiklerini de göğsünde sabit kılacak kelimeleri öğreteyim mi?"
Hz. Ali (radıyallâhu anh): "Evet, ey Allah´n Rasûlü, öğret bana!" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber şu tavsiyede bulundu:
"Cuma gecesi (perşembeyi cumaya bağlayan gece) olunca, gecenin son üçte birinde kalkabilirsen kalk. Çünkü o an (meleklerin de hazır bulunduğu) meşhûd bir andır. O anda yapılan dua müstecabtır. Kardeşim Ya´kub da evlatlarına şöyle söyledi: "Sizin için Rabbime istiğfâr edeceğim, hele cuma gecesi bir gelsin." Eğer o vakitte kalkamazsan gecenin ortasında kalk. Bunda da muvaffak olamazsan gecenin evvelinde kalk. Dört rek´at namaz kıl. Birinci rek´atte, Fâtiha ile Yâsin sûresini oku, ikinci rek´atte Fâtiha ile Hâmim, ed-Duhân sûresini oku, üçüncü rek´atte Fâtiha  ile Eliflâmmîm Tenzîlü´ssecde´yi oku, dördüncü rek´atte Fâtiha ile Tebâreke´l-Mufassal´ı oku. Teşehhüdden boşaldığın zaman Allah´a hamdet, Allah´a senayı da güzel yap, bana ve diğer peygamberlere salât oku, güzel yap. Mü´min erkekler ve mü´min kadınlar ve senden önce gelip geçen mü´min kardeşlerin için istiğfat et. Sonra bütün bu okuduğun duaların sonunda şu duayı oku:
"Allahım, bana günahları, beni hayatta baki kıldığın müddetçe ebediyen terkettirerek merhamet eyle. Bana faydası olmayan şeylere teşebbüsüm sebebiyle bana acı. Seni benden râzı kılacak şeylere hüsn-i nazar etmemi bana nasîb et. Ey semâvât ve arzın yaratıcısı olan celâl, ikram ve dil uzatılamayan izzetin sâhibi olan Allahım. Ey Allah! ey Rahman! celâlin hakkı için, yüzün nuru hakkı için kitabını bana öğrettiğin gibi hıfzına da kalbimi icbâr et. Seni benden razı kılacak şekilde okumamı nasîb et. Ey semâvât ve arzın yaratıcısı, celâlin ve yüzün nuru hakkı için kitabınla gözlerimi nurlandırmanı, onunla dilimi açmanı, onunla kalbimi yarmanı, göğsümü ferahlatmanı, bedenimi yıkamanı istiyorum. Çünkü, hakkı bulmakta bana ancak sen yardım edersin, onu bana ancak sen nasib edersin. Herşeye ulaşmada güç ve kuvvet ancak büyük ve yüce olan Allah´tandır." 
Ey Ebû´l-Hasan, bu söylediğimi üç veya yedi cuma yapacaksın. Allah´ın izniyle duana icâbet edilecektir. Beni hak üzere gönderen Zât-ı Zülcelâl´e yemin olsun bu duayı yapan hiçbir mü´min icâbetten mahrum kalmadı."
İbnu Abbâs (radıyallâhu anhüma) der ki: "Allah´a yemin olsun, Ali (radıyallâhu anh) beş veya yedi cuma geçti ki Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´a aynı önceki mecliste tekrar gelerek:
"Ey Allah´ın Resûlü! dedi, geçmişte dört beş âyet ancak öğrenebiliyordum. Kendi kendime okuyunca  onlar da (aklımda durmayıp) gidiyorlardı. Bugün ise, artık 40 kadar âyet öğrenebiliyorum ve onları kendi kendime  okuyunca  Kitabullah sanki gözümün önünde duruyor gibi oluyor. Eskiden hadisi dinliyordum da arkadan bir tekrar etmek istediğimde aklımdan çıkıp gidiyordu. Bugün hadis dinleyip sonra onu bir başkasına istediğimde  ondan tek bir harfi kaçırmadan anlatabiliyorum. 
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu söz üzerine Hz.Ali (radıyallâhu anh)´ye: "Ey Ebû´l-Hasan! Kâbenin Rabbine yemin olsun sen mü´ minsin!" dedi." 
[Tirmizî, Daavât 125, (3565).]
Ferahlamak - Kitap Tanıtım
Yüreğini Ferah Tut: Psihi Vathia

Celal Saçaklıoğlu
KIRMIZI YAYINLARI

Bir Ege kasabasından yola çıkarak, Yunanistan´ın kuzey bölgelerinde köklerini araştırmaya koyulur Arif. Onun bu yolculuğuna Yunanlı Eleni ile Bulgar Teodor da katılır. Bu üçünü buluşturan ortak geçmiş, resmi tarihin kayda almadığı destansı bir öyküye yaslanır. Üçünün de büyük dedeleri Selim, Yorgos ve Dimitar, Balkanların en çalkantılı döneminde omuz omuza dövüşmüşlerdir. Dedelerin dostluğu, halkların bir zamanlar nasıl da kardeş olduklarını anlatır bize. 
Osmanlı´nın son dönemi, Yunan iç savaşı ve Bulgaristan´ın işgaline karşı bu üç silahşör aynı cephededirler. 

Yazarın ilk ve son romanı bu. Celal Saçaklıoğlu´nu (onu herkes Şako diye bilir) 2008´de yitirdik. Şimdi ben de psihi vathia diyorum tüm sevenlerine.
Ferahlamak - Özlü sözler
  • Tebdili mekanda ferahlık vardır.
  • Tebdil-i mekanda ferahlık yokmuş aslında. Acının yüzölçümü yeryüzünden çokmuş aslında.
  • Uzaklar yakın, darlıklar ferah olacak. Ve mutlaka, Kerim olan, bir adım yaklaşana, on adım yaklaşacak.
Ferahlamak - Risale-i Nur Külliyatı
İşte, mâdem evsâf-ı âliyedeki hakiki lezzet ve hüsün ve saadet ve kemâl, akran ve ezdâda bakmıyor, belki mezâhir ve müteallikâtına bakıyor; elbette Hayy-ı Kayyûm ve Hannân-ı Mennân ve Rahîm ve Rahmân olan Zât-ı Zülcemâl ve Kemâlin rahmetindeki cemâl ise, merhumlara bakar. Merhametine mazhar olanların, hususan Cennet-i bâkiyede nihayetsiz enva-ı rahmet ve şefkatine mazhar olanların derece-i saadetlerine ve tena´umlarına ve ferahlarına göre, o Zât-ı Rahmânirrahîm, Ona lâyık bir tarzda bir muhabbet, bir sevmek gibi, Ona lâyık şuûnâtla tâbir edilen ulvî, kudsî, güzel, münezzeh mânâları vardır. "Lezzet-i kudsiye, aşk-ı mukaddes, ferah-ı münezzeh, mesrûriyet-i kudsiye" tâbir edilen, izn-i şer´î olmadığından yâd edemediğimiz gayet münezzeh, mukaddes şuûnâtı vardır ki, herbiri, kâinatta gördüğümüz ve mevcudât mâbeyninde hissettiğimiz aşk ve ferah ve mesrûriyetten nihayetsiz derecelerde daha yüksek, daha ulvî, daha mukaddes, daha münezzeh olduğunu çok yerlerde ispat etmişiz. 
Sözler | Otuz İkinci Söz

Sair ferahlı ve saadetli kıssaların âhirindeki zeval ve firak haberlerinin acıları ve elemi, kıssadan alınan hayalî lezzeti acılaştırıyor, kırıyor. Bahusus kemâl-i ferah ve saadet içinde bulunduğunu ihbar ettiği hengâmda mevtini ve firakını haber vermek daha elîmdir; dinleyenlere eyvah dedirtir. Halbuki şu âyet, kıssa-i Yusuf´un en parlak kısmı ki, Aziz-i Mısır olması, peder ve validesiyle görüşmesi, kardeşleriyle sevişip tanışması olan, dünyada en büyük saadetli ve ferahlı bir hengâmda, Hazret-i Yusuf´un mevtini şöyle bir surette haber veriyor ve diyor ki:
Şu ferahlı ve saadetli vaziyetten daha saadetli, daha parlak bir vaziyete mazhar olmak için, Hazret-i Yusuf kendisini Cenâb-ı Haktan vefatını istedi ve vefat etti, o saadete mazhar oldu.
Mektubat | Yirmi Üçüncü Mektup