Hediye etmek - Armağan vermek - Ansiklopedik bilgi
Hediye etmek - Armağan vermek

Hediye
1. (isim)  Armağan
2. Fiyat

Armağan
1. (isim) Birini sevindirmek, mutlu etmek, onurlandırmak, kutlamak için veya anı olarak verilen şey, hediye, dürü
2. Ödül
3. Bir bilim adamının emek verdiği dalda onu anmak için hazırlanan bilimsel eser
4. Bağış, ihsan
Hediye etmek - Armağan vermek - Ayet mealleri
Neml (Karınca) Suresi 35. ayet:
"Ben onlara bir hediye göndereyim de, bir bakayım elçiler neyle dönerler."

Neml (Karınca) Suresi 36. ayet:
(Elçi hediyelerle) Süleyman´a geldiği zaman: "Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah´ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz" dedi.

Fetih (Fethetmek) Suresi 25. ayet:
Ki onlar, inkâr ettiler, sizi Mescid-i Haram´dan ve durdurulmakta (bekletilmekte) olan hediyeleri (kurbanları), yerlerine varmaktan alıkoydular. Eğer kendilerini bilmediğiniz mü´min erkekler ve mü´min kadınları, bilgisizlik dolayısıyla darmadağın edip de bu yüzden size "dayanılmaz bir sıkıntı" dokunmayacak olsaydı (o zaman durum farklı olurdu. Durumunun böyle olması,) Allah´ın dilediğini rahmetine sokması içindir. Eğer (karışık yaşayan mü´minler), seçilip ayrılmış olsalardı, muhakkak içlerinden inkâr edenleri acı bir azab ile azablandırırdık.

Ali İmran (İmran Ailesi) Suresi 38. ayet:
Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim, bana katından tertemiz bir soy armağan et. Doğrusu Sen, duaları işitensin" dedi.

Enam (Davar) Suresi 84. ayet:
Ve ona İshak´ı ve Yakub´u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh´u ve onun soyundan Davud´u, Süleyman´ı, Eyyub´u, Yusuf´u, Musa´yı ve Harun´u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz. 

Sad Suresi 35. ayet:
"Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz sen, karşılıksız armağan edensin."

Şura (Danışma) Suresi 49. ayet:
Göklerin ve yerin mülkü Allah´ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler armağan eder, dilediğine de erkek armağan eder.

Hediye etmek - Armağan vermek - Kitap Tanıtım
Hediye / Güzel Davranış Hikayeleri 10

Ahmet Özdemir
MUŞTU YAYINLARI

Yıllar önceydi… “Bir dergi çıkacak, siz de bir hikâye verir misiniz?” dediler. 
Yeni dergi, yeni bir heyecan, yol arkadaşı, dost ve sırdaş demekti. İlk sayısı da çok önemliydi. Özene bezene bir hikâye yazıp -bilmem ki, istediğim gibi oldu mu- adını da “Hediye” koydum.

Geçtiğimiz aylarda aynı dergiden, “Hikâyelerinizi kitap olarak basmak istiyoruz.” dediler… 
Teşbihte hata olmasın, kızı ilk defa istemeye gelinen babalar gibi hissettim kendimi. 
Yıl yıl büyür de, gözünüzde hep çocuktur. “Bir kitaplık oldular mı?” dedim gayri ihtiyarî. Sonra da, “Hayırlısı olsun!” dedim. İsmi mi? İsmi de “Hediye” olsun.
Hediye etmek - Armağan vermek - Muhtelif yazılar
Bunun hesâbını senden soracak

Behlül Dânâ yine; "Bağdât ve etrafını nûrlandırıp aydınlatacak hediyeler götürüyor musun?" dedi. 
Halîfe; "Bu hediyeler nasıl olur?" deyince, Behlül hazretleri; 
"İnsanlara Allahü teâlânın sevgisini, O´ndan korkmayı, onlara örnek olacak şekilde hâl ve hareketler, onlar hakkında temiz ve güzel düşüncelere sâhib olmak en güzel hediyedir." dedi. 
Bunu dinleyen Hârûn Reşîd ağlayarak; Ey Behlül, biraz daha anlat!" dedi. Behlül: 
"Memleketinin bir köşesinde bir mazlum zulme uğrasa, sen memleketin diğer köşesinde bile olsan, Allahü teâlâ bunun hesâbını senden soracak. 
Allahü teâlâ Kur´ân-ı kerîmde meâlen; "Şüphesiz ki iyiler Naîm Cenneti´ndedir. Kötüler ise Cehennem´dedir." buyurdu (İnfitar sûresi: 13-14). 
Âhirette, Cennet veya Cehennem dışında gidilecek üçüncü bir yer yoktur. 
O hâlde hazırlığını buna göre yap." dedi. 
Halîfe; "Amellerimiz hakkında ne dersiniz?" diye sordu. 
Behlül hazretleri; "Allahü teâlâdan korkarak ve emrettiğine uygun olarak yapılan amel makbuldür." buyurdu. 
Halîfe; "Peygamber efendimizle, akrabâlık olarak yakınlığımız hakkında ne dersiniz?" diye sordu. 
Behlül; "Peygamber efendimize akrabâlıktan ziyâde, bildirdiği hükümlere bağlılıkta yakın olmak daha mühimdir." dedi. 
Halîfe; "Peygamber efendimizin şefâatine kavuşabilecek miyiz?" deyince de, Behlül;
"Onu Allahü teâlâ bilir." buyurdu. Halîfe; Nasıl yaşayalım?" diye sordu. 
Behlül; "Allah´tan kork. Her hâlinde Muhammed aleyhisselâmın sünnetine tâbi ol. 
Bu durumda en kârlı yolu seçmiş olursun." dedi. 
Halîfe; "Çok güzel söylüyorsun, şu hediyemi kabûl et." dedi. 
Behlül hazretleri de; "Onu kimden aldınsa ona ver. 
Dünyâdaki sâhipleri yakana yapışmadan önce, verenin yoluna harca. 
Bunu burada yap. Âhirete kalırsa onlara bir şey bulup veremezsin, râzı edemezsin." diye cevap verdi. 
Parayı almayınca, Hârûn Reşîd; "Para borcun varsa onu ödeyelim." dedi. Behlül: 
"Kûfe´de birçok ilim sâhipleri vardır. Borç ile borcun ödenmeyeceğinde ittifak etmişlerdir." dedi. 
Hârûn Reşîd: 
"Bâri ihtiyâcını temin edelim." deyince, Behlül hazretleri; 
"Allahü teâlâ senin Rabbin olduğu gibi, benim de Rabbim´dir. 
Seni hatırlayıp beni unutması muhâldir." buyurdu. 
Hârûn Reşîd, bu sözleri işitince ağladı.
Hediye etmek - Armağan vermek - Muhtelif yazılar
HEDİYE 

En büyük velilerden biri olduğunda şüphe bulunmayan Bayezid-ı Bestâmi´yi ölümünden sonra bir dostu rüyasında gördü ve kendisine sordu: 
- İlahi huzurda seni nasıl karşıladılar? Bayezid-i Bestami cevap verdi: 
- Bana, "ne getirdin?" diye sordular. Ben de dedim ki "Bir dilenci bir padişahın huzuruna çıkınca ona ne getirdin diye sormazlar, dile bizden ne dilersen" derler. 
Sözüme Rabbimin cevabı erişti: "Doğru söylüyor, doğru söylüyor." 
Hediye etmek - Armağan vermek - Muhtelif yazılar
HEDİYE KİMİN 
 
Bir zamanlar Uzakdoğu´da büyük bir savaşçı yaşardı. Artık yaşlanan bu Samurai vaktini gençlere manevi dersler vererek geçiriyordu, ilerlemiş yaşına rağmen, insanlar onu kimsenin mağlup edemediğine inanıyordu,

Bir gün, yaşlı Samurai´nin kasabasına vicdansızlığıyla tanınan bir savaşçı geldi. Adam, rakibini kışkırtma teknikleriyle tanınıyordu. Değişmez şekilde, kışkırttığı ve kızdırdığı rakibine ilk hareketi yaptırır, sonra da en küçük bir hatayı affetmeden rüzgâr hızıyla karşı hücuma geçerek mücadeleyi kazanırdı. Bu genç ve sabırsız savaşçı hiç kimseye yenilmemişti.

Samurai´nin   adını duyarak buraya gelmişti ve onu da yenerek şöhretini büyütmeyi amaçlıyordu. Bütün öğrencileri böyle bir müsabakaya karşı çıktıysa da, yaşlı savaşçı onun kavga davetini kabul etti.

Herkes, kasaba meydanında toplandı. Genç savaşçı rakibine hakaretler yağdırmaya başladı. Ona doğru taşlar attı, yüzüne tükürdü, akla gelebilecek her türlü aşağılamada bulundu. Yaşlı savaşçının atalarına bile dil uzattı. Onu kızdırıp ilk hareketi yaptırmak için saatlerce uğraştı. Fakat yaşlı adam hep sessiz ve hareketsiz kaldı.

İkindiye gelindiğinde durum değişmemişti. Artık yorgun düşmüş, kibri kırılmış, aceleci savaşçı dayanamayıp müsabaka meydanını terk etti. Öğrencileri, hocalarının bu kadar hakarete karşı tek kelime etmemesiyle hayal kırıklığına uğramışlardı. Dayanamayıp sordular:

"Böylesi bir aşağılamaya nasıl dayanabildiniz? Neden, kaybedebileceğinizi bilseniz de kılıcınızı kullanmadınız? Onun yerine, hepimizi utandırarak korkaklığı seçtiniz?"

Yaşlı Samurai sükûnetle şöyle dedi:

"Birisi size bir hediye getirse ve siz de kabul etmeseniz,  hediye kime ait olur?"

"Hediyeyi vermeye çalışana" diye cevap verdi öğrencilerden birisi.

"Aynı şey kıskançlık, öfke ve hakaretler için de geçerlidir" diyerek son noktayı koydu bilge savaşçı. "Eğer kabul edilmezlerse, onları taşıyana ait olmaya devam ederler."
Hediye etmek - Armağan vermek - Muhtelif yazılar
KÜÇÜK BİR ÇAMUR DENİZİ SULANDIRMAZ 

Sultan Ahmed´le Aziz Mahmud Hüdayi birbirlerini o kadar sever sayarlar, birbirlerine o kadar bağlıdırlar ki, bu sevgi saygı ve bağlılıktan kaynaklanan bir çok olay ilgili kitaplarda yer almıştır.
Sultan Ahmed, Şeyhi Aziz Mahmud´a bir hediye sunmak istiyordu.
Mürşidinin kendisinden bu hediyeyi kabul etmesi onu çok mutlu edecekti.
Sultan Ahmed bir gün kendine uygun gördüğü bir hediyeyi Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerine gönderdi.
Ama Şeyh Hazretleri kabul etmedi. Şüphesiz bu kabul etmeyiş, sultana karşı bir tavır anlamına gelmiyordu. Gerçek din büyüklerinden çoğu prensip olarak hediye kabul etmezdi.
Bu, büyük insanların dünya malına hangi gözle baktıklarını, başkaları için ulaşılmaz sayılan şeylerin nazarlarında hiçbir değer taşımadığını ifade etmenin bir yoluydu.
Sultan Ahmed şeyhi Hüdayi´nin kabul etmediği hediyeyi yine bu devrin maneviyat ulularından Abdülmecit Sivasî´ye gönderdi.
Sivasî kabul etti. Kendisine, padişahın aynı hediyeyi Aziz Mahmud Hüdayi´e sunduğu ama kabul etmediği de hatırlatıldı. 
Sivasi Hazretleri gerçek büyüklere yakışır bir tutum ortaya koydu:
- Hüdayi Hazretleri bir karga değildir ki leşi kabul etsin.
 dedi.
Aziz Mahmud Hüdayi´ye de 
- Sizin kabul etmediğiniz hediyeyi Şeyh Sivasî kabul etti.
 dediler. 
Onun tepkisi de şöyle oldu: 
- Onun için hiç bir sakıncası yoktur. Çünkü o öyle büyük bir umman (okyanus) dur ki bir parçacık çamurun kendini bulandırmayacağını bilir.
Hediye etmek - Armağan vermek - Özlü sözler
  • Bir BABANIN , çocuklarına verebileceği en büyük hediye; ANNELERİNİ sevmektir.
  • Bir hediyeyi verirken davranışımız hediyenin kendisinden daha çok anlam taşır. - Pierre Cornielle
  • Birini sevmek; ömürden koca bir parça vermektr. Kendine saklayacağın, öğreneceğin, eğleneceğin vakti başkasına hediye etmektir. - C. Palahniuk
  • Dün geçmiştir, yarın bir bilmece, bugün ise bir hediye.
  • Dürüstlük çok pahalı bir hediyedir, ucuz insanlardan beklemeyin.  — Warren Buffett
  • Güzellik, kadınlara verilen ilk hediye, aynı zamanda geri alınanilk şeydir. ŞİLİ atasözü
  • Hayat Tanrının bize sunduğu bir armağandır, onu değerlendirme şeklimiz ise, bizim Tanrıya sunduğumuz bir armağandır. Mark Twain   
  • Hayatın çeşitli güçlüklerine karşı üç şey hediye edilmiştir; ümit, uyku ve gülmek. Immanuel Kant
  • Hayatın sana verebileceği en büyük armağan tutabileceğin bir eldir, bir insanın verebileceği en güzel armağan bir yürektir.
  • İnsan hediyesini kalbiyle beraber vermezse onun ne değeri vardır.     Charles Tschopp
  • İnsanlar için en güzel hediye, hiçbir masrafa ihtiyaç göstermeyen tatlı bir gülümseyiştir.
  • İyi bir arkadaş kendine vereceğin en değerli hediyedir. 
  • Küçük hediyeler dostluk,büyük hediyeler sevgi meydana getirir. LICTERBERG 
  • Ne verildiği değil nasıl verildiği önemlidir.     Corneille
  • Özgürlük medeniyetin insana bir armağanı değildir.Hiç medeniyet yokken insanoğlu çok daha özgürdü.
  • Sağlık en büyük hediyedir, Tok gözlülük en büyük zenginlik, güven en iyi akrabalıktır. Sevgi ise en büyük mutluluktur.
  • Sevdiklerimize vereceğimiz en değerli hediye ne altındır ne de mücehver. Yalnız kendimizden bir küçük parça.     Emerson
  • Sevgi; sevilen kişiye sunulan bir armağandır. Kabul edilmesi ya da geri çevrilmesi değil, önemli olan sevginin sunulmuş olmasıdır.
  • Sevinçlerini erteleme, sevdiklerine küçük beklenmedik hediyelerle sürpriz yap.
  • Tanrı kadınlara geçmişi ve geleceği, erkeklere ise yaşadığı günü armağan etti. Kadınlar geniş bir zamana yayıldıkları için huzursuz, erkekler daracık bir zamana sıkıştıkları için anlayışsız olurlar.
  • UNUTMA! Zaman hiç kimse için durmaz!Geçmiş zaman tarih,gelecek zaman ise gizemli,Şu an ise sana verilen gerçek bir ARMAĞANDIR.
  • Yaşamınızdaki her sorun , içinde bir armağan saklar. - RICHARD BACH
  • Yeni yıl, dünyanın beklenen veliahtı gibi karşılanır, partilerle, hediyeler kutlamalarla. - Charles Dickens

Hediye etmek - Armağan vermek - Risale-i Nur Külliyatı
İkinci cemaat ve heyet, ellerinde terbiyenameler ve helâl yemekler ve mübarek şerbetler var. Bize hediye veriyorlar ve bil´ittifak beraber, pek ciddî ve kat´î diyorlar ki:
"Eğer o evvelki heyetin sizi tecrübe için verilen hediyelerini alsanız, yeseniz, bu gözümüz önündeki şu darağaçlarda başka gördükleriniz gibi asılacaksınız. Eğer bizim bu memleket hâkiminin fermanıyla getirdiğimiz hediyeleri evvelkinin yerine kabul edip ve terbiyenamelerdeki duaları ve evradları okusanız, o asılmaktan kurtulacaksınız. O piyango dairesinde ihsan-ı şâhâne olarak herbiriniz milyon altın biletini alacağınızı, görür gibi ve gündüz gibi inanınız. Eğe o haram ve şüpheli ve zehirli tatlıları yeseniz, asılmaya gittiğiniz zamana kadar dahi o zehirin sancısını çekeceğinizi, bu fermanlar ve bizler müttefikan size kat´î haber veriyoruz" diyorlar.

Şualar | On Birinci Şuâ 

İkinci cihet: Nasıl ki çok mübarek ve kudsi, büyük bir zat, gayet fakir ve muhtaç bir adama, ümit edilmediği bir tarzda, iltifatkârane, bir kapta, bazı kâğıtlara sarılı bir hediye ihsan etse, elbette o bîçare adam, o pek büyük zâta karşı hediyenin binler mislinden fazla teşekkür etmek ister. Ve bin o hediye kadar kıymetli bulunan o hediyeyle gösterilen iltifatına karşı ne kadar teşekkürde israf ve ifrat etse de makbuldür. Ve o çok mübarek zâtın o hediyesine sardığı kâğıtları da teberrük deyip şeker gibi yese, hatta o hediye içindeki cevizlerin sert kabuklarını da teberrük diye ekmek gibi yutsa ve o hediyenin kabını mübarek bir kitap gibi öpse ve başına koysa, israf olmadığı gibi; aynen öyle de, Risale-i Nur yüzünde irade-i âmme, inayet-i hâssa, iltifatını tevafuk zarfıyla ihsan edilmiş. Elbette tevafuka dair tafsilât, tasvirat, fiilî teşekküratın bir nev´idir ve sevincin ve minnettarlığın heyecanlı tereşşuhatıdır. Kusura bakılmaz. Evet, böyle bir zâtın iltifatını gösteren maddî kırk para ihsanına karşı kırk bin teşekkür edilse israf değil.

Kastamonu Lâhikası | Emin İle Feyzi´nin Sordukları Bir Suale Üstaddan Aldıkları Cevap