Kanaat - Kanaat etmek - Ansiklopedik bilgi
Kanaat - Kanaat etmek

1. (isim) Elindekinden hoşnut olma durumu, kanıklık, yeter bulma, yetinme, fazlasını istememe, doyum
2. Kanma, inanma
3. Kanış, kanı, inanç, düşünce
Kanaat - Kanaat etmek - Ayet mealleri
Hac Suresi 36. ayet:
İri cüsseli develeri size Allah´ın işaretlerinden kıldık, sizler için onlarda bir hayır vardır. Öyleyse onlar bir dizi halinde (veya saf tutmuşcasına ayakta durup) boğazlanırken Allah´ın adını anın; yanları üzerine yattıkları zaman da onlardan yiyin, kanaatkara ve isteyene yedirin. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirdik, umulur ki şükredersiniz.

Müminun (İnananlar) Suresi 53. ayet:
Ancak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.
Kanaat - Kanaat etmek - Kitap Tanıtım
Bediüzzaman´dan Şükür ve Kanaat Hakkında 99 Tavsiye / Bediüzzaman´dan Tavsiyeler Serisi- 9

Halil Dülgar
MORALİTE YAYINLARI
Kanaat - Kanaat etmek - Kitap Tanıtım
İdare Edemem Anne 
Ailede Şükür ve Kanaat Eğitimi

Prof. Dr. Hüseyin Peker
TİMAŞ YAYINLARI

Şükür ve kanaat. Çok önemli iki ahlaki değer. Mutlu olmanın, çevreye mutluluk yaymanın belirgin iki özelliği. 
Kendini tanımanın, hayatı anlamanın, ümitvar olmanın, sevmenin sevilmenin temel şartı. Kendinle, Allah´la toplumla ve tabiatla barışık olmanın göstergesi. Fakat ne yazık ki günümüzde aşınmaya yüz tutan kavramlardan ikisi aynı zamanda.

Elinizdeki kitap bu iki değerin önemini bir kere daha hatırlamak ve çocuklarımızı şükür ve kanaat sahibi bireyler olarak yetiştirmek niyetiyle hazırlandı. Prof.Dr.Hüseyin Peker, çocuklarımızda şükür ve kanaatle beslenen huzur dolu ve ferah bir kalp oluşturabilmenin yöntemlerini, çocuk, aile, çevre ekseninde örneklerle, sade bir anlatımla ortaya koydu. "İdare Edemem Anne!" çocuklarımıza, modern hayatın maddeye odaklanmış zihniyetiyle büyük oranda aşınan "şükür ve kanaat"i benimsetebilmeyi hedefleyen bir kılavuz kitap.
Kanaat - Kanaat etmek - Muhtelif yazılar
KANAAT

Bir talebe, hikmet sahibi bir zât ile sohbet ederken:
- Cennet´te küçük bir yerim olsa bana yeter deyince, o zât şu cevabı verdi:
- Âhiret için ettiğin kanaati, keşke dünya için de etseydin.
Kanaat - Kanaat etmek - Muhtelif yazılar
GÜL BAHÇESİ

Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış. 
Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak ülkelerden ve şehirlerden çok zengin, çok yakışıklı, asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş. 
Kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi, nice şövalyeyi reddeden güzel kız; kimseleri beğenmezmiş. 
Bu arada aynı kasabada yaşayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş. 
Ama kız onu da reddetmiş. Aradan uzun yıllar geçmiş. 
Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış. Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış. 
Bir gün yolu bir zamanlar yaşadığı güzel, küçük kasabaya düşmüş. 
Orada tanıdık birine rastladığında aklına dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş. 
Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş. 
Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın kocasını pek merak etmiş.
Bir gün gizlenip kocasını evden çıkarken görmüş. 
Kızın kocası şişman, kel, ve çirkin mi çirkin bir adammış.
Üstelik zengin de değilmiş. Çok merak etmiş ve kocası gittikten sonra evin kapısını çalmış. 
Kız kapıyı açınca kendini tanıtmış ve neden böyle bir adamla evlenmiş olduğunu sormuş. 
Kız da ona arkasındaki gül bahçesinden en güzel gülü koparıp getirirse cevabı vereceğini, bu arada tek şartının bahçede ilerlerken geriye dönmemesi olduğunu söylemiş. 
Adam da bunun üzerine yüzlerce güzel gülün olduğu bahçede ilerlemeye başlamış. 
Birden çok güzel sarı bir gül görmüş. Tam ona doğru eğilirken çok güzel pembe bir gül gözüne çarpmış. 
Tam ona uzanacakken biraz ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası görmüş.
Derken bir bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş ve mecburen oradaki bir gülü koparıp kıza götürmüş. 
Bahçenin en güzel gülünü getirmesini beklerken kız bir de ne görsün; yaprakları solmuş cılız bir gül. 
Bunun üzerine adama dönen kız şöyle demiş:
- Bak gördün mü? Her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür geçer ve sen de en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın. Bu yüzden gençlik gitmeden elindekiyle yetinmeyi öğrenmek gerekir.
Kanaat - Kanaat etmek - Özlü sözler
  • Ahireti anan, hesap günü için amel eden, kendine yeten rızık ile kanaat eden ve Allah´tan hoşnut olan kişiye ne mutlu!
  • Allah´a en yakın olanlar, en fazla kanâat edenlerdir.     Sokrates
  • Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz.
  • Azla mutluluk, çokla didişmekten iyidir.    Benjamin Franklin
  • Çıplak ayaklı olmak, ayaksız olmaktan çok daha iyidir.    Herbert
  • Dost istersen Allah yeter, arkadaş istersen Ku´ran yeter, düşman istersen nefis yeter, zenginlik istersen kanaat yeter, nasihat istersen ÖLÜM yeter.
  • Dünya, hırs gösterenlerin sırtında, kanaat gösterenlerinin ayaklarının altındadır.    Muhammed BOZDAĞ
  • Dünyada iyi yaşamak isteyenler için Kanâat bir neşe ve sürûr kâşânesi değil midir.    NÂBÎ
  • Elinde olandan memnun ol, insan her şeyde birinci olamaz.    Aesop
  • Harîs olanlar, bu dünyada fenalıktan kurtulamazlar. Kanâatkarlar ise, dâima rahat ve huzurludurlar.     Abdurrahman Camî (K.S.)
  • Her istek karşısında insan, kendine şunu sormalıdır: Bu istek elde edilirse ne olur, elde edilmezse ne olur?    Epikür
  • Hırslı insan, kendini güneş sanan ateşböceğidir. Kanaat ise ateşböceği olan insanı güneşe dönüştürür.    Muhammed BOZDAĞ
  • İnsanlar bütün arzularına nail oldukları zaman mutlu olamazlar.    Aesop
  • İnsanların en mutlusu kalbi ilimle dolu ve bedeni sabırla süslü olup elindeki ile yetinen kişidir.     Süfyan-ı Sevri
  • İnsanların hırsı ve tamahı, mesut olmamalarının tek sebebidir.    FENELON
  • İster padişah, ister derviş, ister komutan olsun, elindekiyle yetindikten sonra hepsi birdir.    Nasır-ı Hüsrev
  • Kanâat eden azîz, aç gözlülük yapan zelîl olur.    Hz. Ali (r.a.)
  • Kanaat etmekten hiç kimse ölmemiştir. Hırs besleyerek hiç kimse padişah olmamıştır.    Mevlana
  • Kanaat; çılgınca istemek ve çalışmak; ama, elde edilen her sonuca razı olmaktır.    Muhammed Bozdağ
  • Kanaatkâr olmak, rahatlığa kavuşturur.    İmam Şafii
  • Kanaatten hiç kimse ölmedi, hırsla da hiç kimse padişah olmadı.    Mevlana
  • Kanaatten nasibi olmayanı dünya malı nasıl zengin etsin?    Feridüddin-i Attar
  • Kime yeteri kadarı az gelirse, ona hiçbir şey yetmez.    Epikuros
  • Neşe, kanaat ve sükunet, doktora evin kapılarını kapar.     Logav
  • Olmasa hâle munâsîp hâne, çok dayanmaz tez olur vîrâne, Muntazaman olmak için ahvâlin, dâimâ musâvî eyle hâlin.    Vehbi
  • Yeryüzünde bütün ızdıraplar, aza kanaat etmemekten doğar.     Firdevsi
  • Zengin kişi elindekini yeterli görendir    Emerson

Kanaat - Kanaat etmek - Risale-i Nur Külliyatı
"Şu âciz ve nihayetsiz zayıf ve nihayetsiz fakir ve nihayetsiz muhtaç ve yalnız cüz´î bir ihtiyâr ile icada kabiliyeti olmayan zayıf bir kisb ile mücehhez benîâdem´e karşı şedid şikâyât-ı Kur´âniyesi ve azîm tehdidâtı ve müthiş vaîdleri ne hikmete binâendir ve ne vecihle tevfîk edilir, ne sûretle münâsip düşer?" demek olan derin ve yüksek hakikate kanaat getirmek için, şu gelecek iki temsile bak.
Birinci temsil: Meselâ, şâhâne bir bağ var ki, nihayetsiz meyvedar ve çiçekdar masnular içinde bulunuyorlar. Ona nezâret etmek için pekçok hademeler tâyin edilmiş. Bir hizmetkârın vazifesi dahi, yalnız o bağa yayılacak ve içilecek suyun mecrâsındaki deliğin kapağını açmaktadır ve şu hizmetkâr ise, tembellik etti, deliğin kapağını açmadı. O bağın tekemmülüne halel geldi veyahut kurudu. O vakit, Hâlık´ın san´at-ı Rabbâniyesinden ve Sultanın nezâret-i şâhânesinden ve ziyâ ve hava ve toprağın hizmet-i bendegânesinden başka bütün hademelerin, o sersemden şekvâya hakları vardır. Zîrâ, hizmetlerini akîm bıraktı veya zarar verdi.

Sözler | On Dördüncü Söz 

Aziz, sıddık kardeşlerim, 
Ehl-i vukufun insafsızca ve hatâlı ve haksız tenkitleri, Vehhâbîlik damarıyla İmam-ı Ali´nin (radiyallahu anh) Nurlara ciddî alâkasını ve takdirini çekemeyerek ve geçen sene zemzem suyunu döktüren ve bu sene haccı men eden evhamın tesiri altında o yanlış ve hasûdâne itirazları Beşinci Şuaya etmişler. Bu sırada, böyle evhamlı ve telâşlı bir zamanda, bizim için en selâmetli yer hapistir. İnşaallah Nurlar hem kendimizin, hem kendilerinin serbestiyetini kazandıracaklar. Madem emsalsiz bir tarzda, çok ağır şerait altında, pekçok muarızlar karşısında bu derece Nurlar kendilerini okutturuyorlar, talebelerini hapiste çeşit çeşit suretlerde çalıştırıyor, perişaniyetlerine inâyet-i İlâhiye ile meydan vermiyorlar; biz bu dereceye kanaat edip şekvâ yerinde şükretmekle mükellefiz. Benim bütün şiddetli sıkıntılara karşı tahammülüm bu kanaatten geliyor. Vazife-i İlâhiyeye karışmam. 
Said Nursî 

Şualar | On Dördüncü Şuâ