Ümmet - Ansiklopedik bilgi
Ümmet

Ümmet, (isim, din b.) Hz. Muhammed´e inanarak, onun yaptıklarını ve söylediklerini uygulayarak çevresinde toplanan Müslümanların tümü

Ümmet - Ayet mealleri
Bakara (Sığır) Suresi 128. ayet:
"Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin."

Bakara (Sığır) Suresi 134. ayet:
Onlar bir ümmetti; gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz. 

Hicr Suresi 5. ayet:
Hiç bir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler.

Müminun (İnananlar) Suresi 52. ayet:
İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse benden korkup-sakının.

Casiye (Diz Çöküş) Suresi 28. ayet:
O gün sen, her ümmeti diz üstü çökmüş (veya toplanmış) olarak görürsün. Her ümmet, kendi kitabına çağrılır. "Bugün yaptıklarınızla karşılık göreceksiniz."

Ahkaf (Kum Tepeleri) Suresi 18. ayet:
İşte bunlar, cinlerden ve insanlardan kendilerinden evvel gelip-geçmiş ümmetler içinde (azab) sözü üzerlerine hak olmuş kimselerdir. Gerçekten onlar, ziyana uğrayanlardır.

Ümmet - Kitap Tanıtım
Tek Başına Bir Ümmet

Necmettin Şahinler
İNSAN YAYINLARI

Geçirdiği rûhanî seyrin amacı Hz. İbrâhim’in gökler/rûh ve yer/nefs, zâhir ve bâtın hakkında yakîn sâhibi olmasını sağlamaktır. O “Ben Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştıranlardan değilim” diyerek yüzünü Fâtır’a yani “her ân yeni bir şe’nde” olan Allah’a çevirir. Böylece ona göklerin ve yerin melekûtu/gizlilikleri gösterilir. Zira Tevhîd/Hakîkat Bilgisi’nin çeşitli mertebeleri vardır. Önceleri gerçek, bir yıldız gibi bir doğar, bir batar idrâkimizde. Sonra Ay, sonra Güneş gibi daha uzun ve etkili aydınlanmalar olur. 
Öyle birgün gelir ki, artık bu idrâk hiç kaybolmadan devamlı bizi etkisi altında tutar. Bu idrâkin zindeliği her dem devâm eder. 
Hz. İbrâhim’de bu idrâk de dâhil bütün a’râzın idrâki de silinmiş, tüm varlığı ile kendini bütün bu görünenin ardındaki Hakîkat’e teslim ederek, O’nun Zât’ının ummanında şu kelimeleri terennüm ederek bir katre gibi yok olmuştur: “Ey kavmim! Ben, her ne olursa olsun, sizin Hakka şerik/ortak kıldığınız şeylerden uzağım. Çünkü Hakk’tan başkasının varlığı yoktur. Bu kadar hakîkatlerin tecellîsinden sonra Hakk’tan başkasına varlık isnat etmekle müşrik olamam. Ben yüzümü/özümü Zât-ı Hakk’a çevirdim. Her türlü mâsivâdan uzağım; kendi varlığımdan bile geçtim. Bu hâlimle rûh göklerini ve nefs yerlerini var eden Zât-ı Hakk’a teslim oldum. Artık O’nun vechinden gayri her şey’in helâkte olduğunu ilme’l-yakîn, ayne’l-yakîn ve hakka’l-yakîn idrâk etmiş olanlardanım.”

Sonunda ise hem kesrette Vahdet’i, hem Vahdet’te kesreti idrâk edecek bir mârîfete ulaşmıştır. Söz Hz. İbrâhim ve ona uyanların duâsıdır: “Ey Rabbimiz! Sana güveniyor ve Sana yöneliyoruz: Çünkü bütün yolların varışı Sana’dır. Ey Rabbimiz! Bizi hakîkati inkâr edenler için bir oyun ve eğlence aracı yapma. Ve günahlarımızı bağışla. Çünkü Sensin tek Kudret ve Hikmet sâhibi!”
Ümmet - Muhtelif yazılar
YETMEZ Mİ?

Asr-ı saadetteki muhteşem hadiselerden duygulanan bir genç:
- "Keşke Peygamberimiz´in (s.a.v.) devesi olsaydım" deyince, Ali Suad atılmış:
- Ümmeti olman yetmiyor mu?

Ümmet - Özlü sözler
  • Ana ve babanın evlatlarına duaları,bir peygamberin ümmetine duası gibidir. (Bişr-i Hafi Hz.)
  • Şu ümmet üzerine en çok korktuğum şey, dili ve sözleri ile âlim, kalbi ile cahil olan kimselerdir. (Hz. Ömer)
Ümmet - Risale-i Nur Külliyatı
Birinci kafile olan süedâ ve ebrâr ise, zülcenâheyn olan Üstadı dinlediler. O Üstad hem abddir; ubûdiyet noktasında Rabbini tavsif ve tarif eder ki, Cenâb-ı Hakkın dergâhında ümmetinin elçisi hükmündedir. Hem resûldür; risâlet noktasında Rabbinin ahkâmını Kur´ân vâsıtasıyla cin ve inse tebliğ eder.

Sözler | On Birinci Söz

Melâike bir ümmettir; şeriat-ı fıtriye ile memurdur

Şeriat-ı İlâhî ikidir. Hem iki sıfattan gelmiş iki insan muhatap, hem de mükellef olmuş. Sıfat-ı irâdeden gelen şer´-i tekvinî.
İnsan-ı ekber olan âlemin ahvâlini, hem de harekâtını, ki ihtiyârî değil, tanzim eden şer´dir. O meşîet-i Rabbânî,
Yanlış bir ıstılahla "tabiat" da denilir. Sıfat-ı kelâmından gelen şeriat ise, âlem-i asgar olan insanın ef´âlini,
Ki ihtiyârî olmuş, tanzim eden şer´dir. İki şer´ bir yerde bâzan eder içtimâ. Melâike-i İlâhî, bir ümmet-i azîme, hem bir cünd-ü Sübhânî,
Birinci şer´e olmuş hamele-i mümtesil, amele-i mümessil. Hem onlardan bir kısmı ibâd-ı müsebbihtir; bir kısmı da müstağrak, arşın mukarrebîni.

Sözler | Lemeât