Hırs - Ansiklopedik bilgi
Hırs

1. (isim) Sonu gelmeyen istek, aşırı tutku
2. Öfke, kızgınlık

Hırs - Ayet mealleri
Fecir (Tan Vakti) Suresi 20. ayet:
Malı "bir yığma tutkusu ve hırsıyla" seviyorsunuz.

Adiyat (Nefes Nefese Koşmak) Suresi 8. ayet:
Muhakkak o, mal sevgisinden dolayı (bencil ve cimri tutumundan) çok katıdır.

Ali İmran (İmran Ailesi) Suresi 14. ayet:
Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara "süslü ve çekici" kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır. 

Bakara (Sığır) Suresi 96. ayet:
Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azabtan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir. 
Hırs - Hadisler
Hakîm ibni Hizam (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’den mal istedim verdi, bir daha istedim yine verdi, tekrar istedim yine verdi ve sonra şöyle buyurdu: 
Ey Hakîm şu dünya malı gerçekten çekici ve tatlıdır. Kim onu hırslanmaksızın gönül hoşluğuyla tok gözlülükle alırsa onun hesabına bereketli olur. Kim de ona göz dikerek aç gözlülükle alırsa o malın bereketi olmaz. 
Böylesi kişi yediği halde doymayan kimse gibidir. Veren el alan elden daha üstün ve hayırlıdır. 
Hakîm diyor ki: 
Bunun üzerine ben:
- Ya Rasulallah, yaşadığım sürece senden başka kimseden bir şey almıyacağım, dedim. Gün geçti Ebubekir halife oldu. Hakîm’i kendisine ganimet malından hisse vermek için çağırdı. Fakat Hakîm onu almadı. 
Sonra Hz. Ömer halifeliği döneminde kendisine bir şeyler vermek istedi. Ondan da hiçbir şey almayınca Hz. Ömer:
- Ey müslümanlar, Hakîm hakkında şahid olunuz bu ganimetten Allah’ın ona ayırdığı hissesini veriyorum da o almak istemiyor, dedi.
İşte bu şekilde Hakîm Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in vefatından sonra ölünceye kadar kimseden bir şey kabul etmedi. 
[Buhari, Vesaya 9, Müslim, Zekat 96]

Ebu Musa el Eşari (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: 
Amcamın oğullarından iki kimseyle Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in yanına girdik.
Onlardan biri Ya Rasûlullah Allah’ın emrinize verdiği vazifelerden birine beni tayin etseniz dedi. 
Diğeri de buna benzer bir istekte bulundu. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
Vallahi biz isteyen veya göreve karşı hırslı bulunanı yönetici yapmıyoruz memuriyet vermiyoruz. 
[Buhari Ahkam 7 Müslim İmara 15]
Hırs - Kitap Tanıtım
Hırs Ateşi / Mesnevi´den Hikayeler - 4

Doç. Dr. Kadir Özköse
UFUK KİTAPLARI

Mesnevi hikâyelerinin bu dördüncü kitabında hırs ve hasedin tutuşturduğu ateşin, kendi heva ve heveslerini ilah edinenlerin dünya ve ahiretlerini nasıl kasıp kavurduğunu, yakıp yok ettiğini okuyacaksınız.

Mevlana Hazretleri, Hıristiyanları yaptığı baskı ve zulümle sindiremeyen Yahudi Padişahı ile vezirinin çevirdikleri entrikayı anlatan uzun hikâye örgüsü içinde hem Ehl-i Kitabın hakikat postuna bürünen yalanlar ve tefrika ile imtihanını hem de çeşitli temsillerle insanın iç dünyasındaki manevi dinamiklerin mücadelesini anlatıyor. Müminlerin imanı ateş dolu kuyuların kıyısında test ediliyor. Ama ateş, nar-ı aşk ile yanıp İbrahimleşenleri yakamıyor. Annesinin kendisine şefkatinden dolayı puta secde edeceğinden endişe eden bebek dahi ateşe düşerken dile geliyor:

Sen de buraya gel, anneciğim, gerçi ben görünüşte ateş içindeyim ama... Burada iyiyim, hoşum.

Bu ateş, hakikati örten, göstermeyen bir göz bağıdır. Aslında bu ateş, mânâ yakasından başını çıkaran bir rahmettir, bir lütuftur.
Anne, korkma, ateşe atıl, ateşe gir de, Hakk’ın iyiliğini, ihsanını gör. Has kullarının zevk ve sefasını seyret.

Su gibi görünen, fakat aslında yakıcı bir ateş âlemi olan şu dünyadan çık da, ateşe benzeyen, ateş gibi görünen suya dal.
Anne korkma, ateşe gir de, ateş içinde yâseminler, güller, serviler bulan Hz. İbrâhim’in sırlarını gör.

Hazreti Mevlana, Hıristiyanların fitneye kapılıp parçalanmasından nefis ve hevanın oyunlarına, irade ve kaderden ilahi tecelli ve sıfatlara,  Hazreti İsa’nın nefesinden Efendimiz’in ism-i şeriflerinin sırlarına ışık tayflarıyla cehalet ve gafletin karanlığını dağıtıyor.
Hırs - Muhtelif yazılar
On iki daireli fakir adam

Bakalım, insan ele geçiremediği şeylere karşı ne kadar hırslı, ele geçirdiği nimetlere karşı da ne kadar şükürsüz olabiliyor, bir görelim. Öğle namazını kıldığımız caminin avlusunda karşılaştığım bir zat, beni kendi yaşına yakın görmüş olacak ki, sorusunu şöyle sordu:
Buralara eskiden gelmişe benziyorsun.
Evet, dedim. Elli seneyi geçti Yozgat tan geleli.
Ben de Nevşehir den geleli elli seneyi geçti, dedikten sonra hemen ekledi:
Ne yazık ki ben kafayı çalıştıramadım, ömrüm boşa geçti. İnşallah sen kafayı çalıştırmış, ömrünü boşa geçirmemiş, köşeyi dönmüşsündür! 
Anlayamadım köşeyi dönme işini, dedim. Elli sene önce gelince köşe mi dönülür?
Elbette, dedi. Ben buraların elli sene öncesini biliyorum. O zaman tarlaydı şimdi şu apartmanların yükseldiği yerler. Kolayca satın alınırdı buralar. Onun için diyorum, sen erken geldiğine göre arazi almış, belki şu apartmanlar gibi apartmanlar da dikmişsindir buralarda. 
Rabbime şükürler olsun, dedim, kirada değilim. Başımı sokacak dairem var. Bundan dolayı şükür duyguları içindeyim. Kirada olsaydım zorlanırdım diye düşünüyor, hep şükrediyorum. Rabbimiz olmayanlara da ihsan eylesin, diyorum. 
İnanmıyor gibi baktı yüzüme. Sonra da kelimelere basa basa sordu: 
Yani senin sadece başını sokacak bir dairen mi var şimdi? 
Öyle, dedim. 
Geldiğin senelerde buralardan üç beş tarla alıp da şimdi daireleri dizemedin mi? 
Hayır, dedim. İstanbul a 1950 de geldiğimde öyle bir düşüncem de yoktu, imkanım da. Ben buraya okumak için geldim. Cami harabelerinde kalıyor, okumaya çalışıyordum. Başka meselem yoktu o günlerde. 
Yüzünü buruşturup dudaklarını büktü. Mazeretimi hiç de meşru bulmamıştı anlaşılan. Derinden bir nefes aldıktan sonra söylenmeye başladı: 
Demek sen de benim gibi kafayı dövüyorsun şimdi! 
Hayır, dedim, ben asla kafamı dövmüyorum. Tam aksine başımı sokacak bir daire ihsan ettiği için Rabbime şükrediyorum. Sen kafanı niye dövüyorsun? Yoksa başını sokacak bir dairen yok mu, kirada mısın hala?
Yok canım, olur mu öyle şey dedi? Dairelerim var. Hem de en değerli yerlerde. Ne yazık ki, bir türlü ilerleyemedik, on iki dairede çakılıp kaldık, üzerine ilaveler yapamadık. Kafamı dövüşüm bundan dolayı. Vaktiyle ele geçen fırsatları değerlendiremeyip on iki dairede kalışımdan dolayı. Şaşırarak sordum:
Yani on iki dairenin sahibi olduğun halde mi, fırsatı değerlendiremedim, diyorsun? Elini boşlukta salladıktan sonra: 
On iki daire ne ki? dedi. Aslında ben on iki gökdelenin sahibi olmalıydım şimdi. Gerekçesini de şöyle açıkladı:
Ben buraların tarla olduğunu, bedava denecek kadar ucuza satıldığını biliyorum! Ama bunu bilmenin bir faydası yok ki şimdi. Kafayı vaktiyle çalıştırmadıktan sonra, kalırsın işte böyle on iki daireyle! Yumruklarsın kafanı durmadan!.. Bir ürperti geldi içime:
Beyefendi kusura bakma, dedim senin düşüncenden korkmaya başladım. On iki daireye sahip olmuşsun hala mutlu ve huzurlu değilsin. Şükür duyguları taşımıyorsun. Hemen uzaklaşıyorum bu türlü düşüncenin yanından.. diyerek yürüdüm kendi istikametime doğru. O da, sahip olamadığı gökdelenlerin hasreti içinde kafasını yumruklayarak yürüdü kendi istikametine doğru Yol boyunca Efendimiz (s.a.s.) in ikazlarını düşündüm. Şöyle tarif ediyordu ademoğlunun hırsını.
Kendi ihtiyarladığı halde hırsı hep genç kalan ademoğulları vardır. Bunların iki dere dolusu altını olsa, yine doymaz da der ki: Keşke bir üçüncü dere dolusu altınım daha olsaydı! Böyle insanların gözünü ancak toprak doldurur

Kaynak: www.damlalar.org

Hırs - Özlü sözler
  • Ölmezden önce ölmek, dünyanın zevklerinden ve hayvani hırs ve şehvetlerinden sakınmaktır. Onu yapabilen insan, şüphesiz ki; hakiki varlık ile birleşir. Ve sonsuz hayat ile diri olur. Ancak insanlar dünyanın bin bir türlü çekici ve aldatıcı zevkinden, çeşit çeşit yakıcı hırslarından ayrılmadıkları için buna gönül vermezler.    Şeyh Bedreddin
  • Hırs deyip geçmeyin; bu dünyada büyük olarak ne yapılırsa onun sayesinde yapılır.    Anatole France
  • Hırs ve tamahın başladığı noktada saf duygular sona erer.     Balzac
  • Kanaatten hiç kimse ölmedi, hırsla da hiç kimse padişah olmadı.    Mevlana
  • Nice balık vardır ki su içinde her şeyden eminken boğazının hırsı yüzünden oltaya tutulmuştur.     Mevlana
  • Hırsları kökünden atmak mümkün değildir. Onları sadece asıl ülkülerine doğru yöneltmeğe çalışmalı.    Tolstoy
  • Hırs, Bir Sandalın Yelkenini Şişiren Rüzgara Benzer; Fazlası Gemiyi Batırır, Azı Da Gemiyi Olduğu Yerde Tutar.    Voltaire
  • İnsanlar büyük hırslar gütmesinler, küçük şeylerle pekâla mesut olurlar.    Henry LONGFELOW
  • Ben merkezli yaşayan insanlar, hırs bataklığına saplanmaya mahkumdurlar.    Muhammed BOZDAĞ
  • Hırs yüzünden küçük çirkinliklere fırtına koparan, ama küçük güzelliklerdeki mutluluğu göremeyen insanlar haline geliyoruz.    Muhammed BOZDAĞ
  • Hırslı insan, kendini güneş sanan ateşböceğidir. Kanaat ise ateşböceği olan insanı güneşe dönüştürür.    Muhammed BOZDAĞ
  • Bir insanda, kendini yüksek görme, hırs ve şehvet varsa, bunlar, konuşurken soğan yemiş gibi kokar.    George Meredith
  • Dünya, hırs gösterenlerin sırtında, kanaat gösterenlerinin ayaklarının altındadır.    Muhammed BOZDAĞ
  • Hırstan kurtulmanın yolu; kendi için istediğini aynı anda herkes için istemektir.    Muhammed BOZDAĞ
  • Salih adam dilenirse ancak kendi nefsinden dilenir ve ondan hırsı terk etmesini ister. Çünkü, her saat ver diyen bir nefis, sahibini zillet içinde köy köy dolaştırır.    Sadi

Hırs - Risale-i Nur Külliyatı
Hem mala ve câha karşı şiddetli bir hırs gösterir. Bakar ki, muvakkaten onun nezaretine verilmiş o fâni mal ve âfetli şöhret ve tehlikeli ve riyaya medar olan câh, o şiddetli hırsa değmiyor. Ondan, hakikî câh olan merâtib-i mâneviyeye ve derecât-ı kurbiyeye ve zâd-ı âhirete ve hakikî mal olan a´mâl-i salihaya teveccüh eder. Fena haslet olan hırs-ı mecazî ise, âli bir haslet olan hırs-ı hakikîye inkılâp eder.
Mektubat | Dokuzuncu Mektup 

Hem, en cüz´î işlerde de herkes hırsın sû-i tesirini hissedebilir.
Meselâ, iki dilenci birşey istedikleri vakit, hırsla ilhah eden dilenciden istiskal edip vermemek, diğer sakin dilenciye merhamet edip vermek, herkes kalbinde hisseder.
Hem meselâ, gecede uykun kaçmış; sen yatmak istesen, lâkayt kalsan, uykun gelebilir. Eğer hırsla uyku istesen, "Aman yatayım, aman yatayım" dersen, bütün bütün uykunu kaçırırsın.
Hem meselâ, mühim bir netice için birisini hırsla beklersin. "Aman gelmedi, aman gelmedi" deyip, en nihayet hırs senin sabrını tüketip, kalkar gidersin. Bir dakika sonra o adam gelir; fakat beklediğin o mühim netice bozulur.
Şu hâdisâtın sırrı şudur ki: Nasıl ki bir ekmeğin vücudu, tarla, harman, değirmen, fırına terettüp eder. Öyle de, tertib-i eşyada bir teennî-i hikmet vardır. Hırs sebebiyle, teennî ile hareket edilmediği için, o tertipli eşyadaki mânevî basamakları müraat etmez; ya atlar, düşer veyahut bir basamağı noksan bırakır, maksada çıkamaz.
Mektubat | Yirmi İkinci Mektup