Akıl - Zeka - Ansiklopedik bilgi
Akıl - Zeka

Akıl
1. (isim) Düşünme, anlama ve kavrama gücü, us
2. Öğüt, salık verilen yol
3. Düşünce, kanı
4. (ruh bilimi) Bellek

Zeka, (isim, ruh bilimi) İnsanın düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamı, anlak, dirayet, zeyreklik, feraset

Akıl - Zeka - Ayet mealleri
Hac Suresi 46. ayet:
Yer yüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir.

Bakara (Sığır) Suresi 13. ayet:
Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler.

Bakara (Sığır) Suresi 44. ayet:
Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız?

Mülk (Yönetim) Suresi 10. ayet:
Ve derler ki: "Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık."

Gafir (Bağışlayan) Suresi 54. ayet:
(Ki o,) Temiz akıl sahipleri için bir hidayet rehberi ve bir zikirdir.

Zümer (Yığınlar) Suresi 18. ayet:
Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah´ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.
Akıl - Zeka - Kitap Tanıtım
Akıl Oyunları 
Daniel Palmer
KORİDOR YAYINCILIK

Charlie Giles, kariyerinin zirvesinde bir yönetici. Kendisine şifreli notlar bıraktığını asla hatırlamıyor. Kimi öldüreceğini tek tek sıraladığı listeye ilk defa görmüşçesine bakıyor. 
Nasıl olur da en yakınındaki insanı bile öldürmek ister? Anlam veremediği bu şifreli notları kendisinin yazdığından emin. 
Gelebilecek tehlikelere karşı onu uyaran Anne Pedersen adında biriyle konuşuyor fakat kadının adı kayıtlarda yok. 
Ölmüş bir adam görüyor ancak polisi oraya götürdüğünde ceset ardında hiçbir iz bırakmadan ortadan yok oluyor. 
İşler daha da çığırından çıkmaya başladığında Charlie, kardeşi ve babası gibi şizofren olduğunu düşünmeye başlıyor.
Kendisini durdurabilecek mi yoksa bu sonu olmayan akıl oyunlarına yenileri mi eklenecek? 
Çözebilmesi için halüsinasyonlar arasında tek bir gerçeğe ihtiyacı var ya da gerçeğe aykırı tek bir ayrıntıya.

“Umulmadık sürprizler ve zihninizi kurcalayacak oyunlarla dolu bir roman. Muhteşem bir yapıt.”
Tess Gerritsen

 “Daniel Palmer okuyucuyu can evinden vuracak bir kitapla karşımızda. Karakter tahlilleri enfes. Son sayfaya kadar bitmek bilmeyen bir heyecan dalgası ve zekice düşünülmüş bir olay örgüsü.”
John Lescroart 

“Akıp giden bir konu, algılarınızı zorlayacak karakterler; net ve zekice kurgulanmış diyaloglar. Bir romandan başka ne beklersiniz? 
Çok yönlü bir yetenekten başlangıç vuruşu gibi bir ilk roman. 
Okuyucuyu daha da iştahlandıracak yazım tarzı ile tüylerinizi diken diken edecek bir okuma serüveni. Daniel Palmer, takip edilecek yazarlar arasındaki yerini bu kitapla perçinliyor.”
Steve Berry
Akıl - Zeka - Kitap Tanıtım
Zeka Temelli Ders Çalışma Teknikleri

Dr. Eriman Topbaş
BERİKAN YAYINEVİ

Ders çalışmak bir sanattır. Her sanat gibi, ders çalışma sanatının da kendine göre incelikleri vardır. Bu inceliklere sahip olan kişiler derslerini iyi çalışırlar ve istedikleri sonuçlara mutlaka ulaşırlar. Verimli ders çalışma, yalnızca okul başarısını artırmaya hizmet etmez, aynı zamanda hayat boyu öğrenmeye de hizmet eder.
Akıl - Zeka - Muhtelif yazılar
SADECE AKIL YETER Mİ?

Bazı filozoflar ve sapık mezhepler, "İnsanların doğru yolu bulması için akıl kafi, peygamber gönderilmesine ihtiyaç ve lüzum yoktur" diyerek peygamberlik müessesesini inkar yoluna gitmişlerdir.
Halbuki insanlar, akıllarıyla Allah´ın varlığını ve birliğini anlayabilseler bile, O´na mahsus isim ve sıfatları kavrayamaz, ne şekilde ibadet edeceklerini bilemezler. 
Ahiret işlerini ve sorumluluğunu idrak edemezler.
İşte Allah, insanların bu ihtiyaçlarını karşılamak üzere peygamberler göndermiştir. 
İnsanlık "hiçbir şeyi bilmez" durumda iken, her şeyi, her sanatı ve her hüneri peygamberlerden öğrenmiştir. 
Dünya ve ahirette mutlu olmanın yollarını birbirleriyle hoş geçinmenin düsturlarını, ahlak ve görgü kaidelerini insanlara öğreten, yine peygamberler olmuştur.
İmam-ı Gazali bu hususta şöyle der :
- İnsan aklı, öldürücü zehirle faydalı ilaçları birbirinden ayırmaya yeterli olmadığı ve bunun için bir doktora veya eczacıya ihtiyaç duyduğu gibi dünya ve ahirette kendisini kurtuluşa erdirecek inanç ve amelleri de kendi başına bilip bulamaz. 
Kendisini felakete ve şekavete düşürecek işler ile saadete ulaştıracak işleri birbirinden ayıramaz. 
Mutlak bir mürşide ihtiyaç vardır. O mürşid de peygamberdir.
Bediüzaman da bu sırra işareten :
- Karıncayı emirsiz, arıyı ya´supsuz bırakmayan kudret-i ezeliye, elbet beşeri nasibsiz bırakmaz demişti. 
Diğer bütün canlılarda rehberlik hiç bir şekilde ihmal edilmediğine göre, din ve fennin beraberce üstünlük ve yüceliğini kabul ettiği insanlık acaba, yaratılıştan bu yana asli rehberler olan nebilerden ve resullerden ve onların hidayetlerinden ayrı kalmış olabilir mi ? 
Yani insanlık alemini peygambersiz ve kitapsız düşünmek mümkün müdür ?
Elbette ki hayır.
Akıl - Zeka - Muhtelif yazılar
Aklını kullanan kazandı

Yaşlı tüccar emekliye ayrılıyordu.işini iki oğlundan hangisine bırakacağına ,karar vermek istedi.
Bu sebeple her ikisine de aynı miktarda çok az bir para verdi.ve:
-Bu para ile evi dolduracak herhangi bir şey alınız dedi.
Büyük çocuk,hemen pazara gitti. Elindeki az parayla çok miktarda alınabilecek şeyin saman olduğunu düşündü.Samanların evin her tarafını kaplayamadığını gördü.
Küçük çocuk, akıl ve zeka ile yerine getirilebilecek bir iş verdiğini düşündü.Elindeki para ile,yeterli sayıda mum satın aldı.Onları eve götürüp tüm odalara koydu. Geceleyin mumların ışığı tüm evi aydınlatmıştı.
Baba işi küçük oğluna bıraktı çünkü o,aklını kullanmayı başarmıştı.
Akıl - Zeka - Muhtelif yazılar

AKIL OKULU

Bir gün ülkenin küçük kasabalarından olan Yitan´da şöyle bir haber yayılmış:
- Güzel başkentimizde bir Akıl Okulu varmış. Her kim o okula giderse orada akıl öğretiliyormuş. 

Herkes bu haberi şaşkınlıkla birbirine anlatıyormuş. Kasabanın en zenginlerinden olan bir adam da bu haberi duyunca kahkahalarla gülmeye başlamış:

- Efendim, hayatımda hiç bu kadar komik bir şey duymamıştım. Bir insan akıllıysa akıllıdır. Sonradan akıl kazanılır mı hiç? Olacak şey midir? Duyulmuş mudur? Görülmüş müdür?

Bu adam çok zengin olduğu için çocuklarının hiçbirisini okutmamış. Öyle çok parası varmış ki, istese kasabanın tamamını satın alabilirmiş. Fakat çocuklarına devamlı şöyle diyormuş:

- Şükürler olsun çok paramız var. Yine de paramıza para katmalıyız. Ne kadar çok kazanırsak o kadar güçlü oluruz.Çocuklarından biri ise, babasının bu düşüncesine katılmıyormuş. Devamlı:

- Babacığım, okumak gibisi var mıdır? diyormuş. Bak ne çok paramız var. Ama bu parayla bilgi satın alamayız. Buna kimsenin de gücü yetmez. Neden okumayı kötü görüyorsun? Adam, çocuğunun bu sözlerini günlerce, gecelerce düşünmüş durmuş. Sabahlara kadar sayıklar olmuş: 

- "Akıl okulu? Akıl okulu?" 

Bir sabah dayanamamış ve kararını vermiş:

- Böyle olmayacak. Şu Akıl Okulu neymiş gidip göreceğim.Adam yolculuk için hazırlanmış. Atına binmiş ve yola koyulmuş.

Günler geçmiş. Geceler geçmiş. Memleketinden ayrılalı tam otuz iki gün olmuş. Günün birinde, yolda ağır ağır yürüyen bir ihtiyara rastlamış. İhtiyarın gözleri görmüyormuş. Adam bu ihtiyarın haline acımış. Yanına yaklaşarak:

- Ey yolcu, nereye gidiyorsun? diye sormuş.İhtiyar da başkente gitmek istediğini söylemiş. Bunun üzerine adam atından inmiş ve ihtiyarı atına bindirmiş:

- Ben de başkente gidiyorum. demiş. Bir günlük yolum kaldı. Birlikte konuşa konuşa gideriz. İhtiyar atın üzerinde, adam yaya yolculuklarına devam etmişler. Şehre vardıkları zaman adam ihtiyara:

- İşte başkente geldik, demiş. Burada inebilirsin. Fakat ihtiyar, adama şunları söylemiş:

- Madem bir iyilik yaptın, bunun gerisini de getir. Beni şehrin meydanına kadar götür. Ondan sonra var git nereye gideceksen.Adam hiç karşı çıkmamış ve tamam demiş. Beş-on dakika sonra şehrin meydanına gelmişler. Tam bu sırada ihtiyar bağırmaya başlamış:

- İmdat!.. Yardım edin. Bu adam atımı çalmak istiyor. Bu garibana yardım elini uzatacak yok mu? İmdat!..Meydandaki insanlar koşa koşa gelmişler onların yanına. İhtiyar kör olduğu için ona acımışlar ve adamı suçlamışlar:

- Utanmıyor musun bu yaşta hırsızlık yapmaya! Hem de kör bir adamın atını çalmaya çalışıyorsun. Adam haykırıyormuş:

- Hayır yalan söylüyor. Bu at benim. Onu yoldan ben aldım. İhtiyardır, yorulmasın, bir iyilik yapmış olayım, dedim. Bu at benim. Ben hayatımda hırsızlık yapmadım. O yalancıdır.

Fakat gel gelelim insanlar adamı dinlememişler. Atı, kör ihtiyarı ve adamı doğruca şehrin hakimine götürmüşler. Hakim önce kör ihtiyarı, sonra adamı dinlemiş. Ardından da şöyle demiş:

- Bana bir baytar, bir nalbant, bir de saraç çağırın. Hemen gelsinler. Bekliyoruz.Adam bu üç kişinin neden çağrıldığını bir türlü anlayamamış. Kimseye de soramamış. Mecburen çağrılanların gelmesini beklemiş. Kısa bir zaman sonra da hep beraber gelmişler. Hakim gelenleri tek tek huzuruna kabul etmiş. Önce baytar alınmış odaya. Hakim ona sormuş:

- Ata bak. Bu at hangi memlekete aittir? Baytar şöyle karşılık vermiş:

- Çok fazla incelemeye gerek yok. Bu at bu şehirden alınmamış. Yitan yöresine ait bir attır.Adam kendi memleketinin ismini duyunca hayretler içinde kalmış. Bu sefer de hakim nalbantı çağırmış ve ona:

- Sen de bu atın nerede nallandığına bak, demiş. Nalbant biraz inceledikten sonra şunları söylemiş:

- Bu at burada nallanmamış. Yitan yöresinde atlar böyle nallanır. Bizimkine benzemez.Adam yine şaşırmış. Kendi kendine, "Nasıl bilebilirler?" diye sorup duruyormuş. Hakim son olarak saraca:

- Bu atın koşumlarını incele, demiş. Nasıl eyerlenmiş? Saraç hiç beklemeden cevap vermiş:

- Efendim, ilk bakışta bizim yöremize ait olmadığı anlaşılıyor. Yitan yöresinin koşum şeklidir.Hakim cevapları aldıktan sonra atın sahibine dönerek:

- Evet, sen doğru söylüyordun, demiş. Bu at senin. Artık atını alıp gidebilirsin. İhtiyara da gereken ceza verilecektir. Hiç meraklanma. Fakat adam dayanamayarak hakime sormuş:

- Siz böyle bir şey yapmayı nasıl düşündünüz? Bu adamlar, bu atın Yitan yöresine ait olduğunu nereden anladılar? Lütfen bana söyler misiniz bütün bunlar nasıl olabiliyor?Hakim adamın sorusuna gülerek cevap vermiş:

- Ben ve bu gördüğün herkes, bu şehirdeki Akıl Okulunu bitirdik. Her şeyi o okulda öğrendik. Orada doğrunun nerede ve nasıl bulunacağı öğretilir.Adam böylece Akıl Okulunun ne anlama geldiğini yaşayarak öğrenmiş. Heyecanla memleketi olan Yitan´a dönmüş. Bütün olanları ailesine ve arkadaşlarına anlatmış. Sonra da bütün çocuklarını bu Akıl Okuluna göndermiş. Anlamış ki, herkeste akıl var, ama onu kullanabilmek için eğitim gerekiyor.

Akıl - Zeka - Muhtelif yazılar
Senin karın kambur olacak

Moses Mendelssohn hiç yakışıklı bir adam değildi. Çok kısa boylu olmasının yanı sıra çok garip bir de kamburu vardı. 
Moses günün birinde Hamburg´da yaşayan bir işadamını ziyarete gitti. 
İşadamının Frumtje adında kızı vardı. Moses kıza umutsuz bir aşkla tutuldu. Fakat kız onun çirkin görünüşünden ürkmüştü. 
Değil onun sevgisine karşılık vermek, yüzüne bile bakmak istemiyordu. 
Ayrılma zamanı geldiğinde Moses bütün cesaretini toplayarak onunla son defa konuşma girişiminde bulundu. 
Fakat kızın başını kaldırıp da yüzüne bakmamaktaki direnci Moses´i çok üzdü. 
Güçlükle başarabildiği konuşması sırasında çirkin âşık bu güzel kıza bir soru sordu: 
- Evliliklerin kutsal bir özelliği olduğuna inanır mısınız?
- Elbette! diyerek cevapladı kız ve gözlerini yine kaldırmayıp Moses´in yüzüne yine bakmadan ona bir soru sordu: 
- Peki ya siz inanır mısınız buna? 
Moses bir an bile duraksamadı: 
- "Evet, ben de inanırım!" dedi ve ekledi: 
- Biliyor musunuz? Her çocuk doğduğunda Allah onun evleneceği kişiyi belirlermiş. Benim doğumumda da evleneceğim kızı belirlemiş ve bana "Senin karın kambur olacak" demiş. O zaman ben bir istekte bulunmuşum Allah´tan: "Allah’ım! Kambur kadın bir trajedi olur. Ne olursun, onun kamburunu bana ver ve onu güzel bir hanım yap!" demişim. 
Moses´in bu sözlerinden sonra Frumtje gözlerini yerden kaldırdı, onun gözlerinin içine baktı ve gülümsedi. 
Daha sonra da onun sevgili eşi oldu. 
Bu anlattığımız bir "peri masalı" değil, ünlü Alman besteci Mendessohn´un büyükbabasıyla büyükannesinin evlenmelerinin hikâyesidir. 
İnsan isteyince; sonsuz problem çözme yeteneğine sahip olarak yaratılan beynin sınırsız gücü sayesinde az bir düşünce, pratik zekâyla neleri halledemez ki?
Akıl - Zeka - Özlü sözler
  • Dün zekiydim, dünyayı değiştirmek isterdim. Ama bugün akıllıyım, kendimi değiştiriyorum.
  • Akıllı insan düşündüğü her şeyi söylemez, fakat söylediği her şeyi düşünür. 
  • Dünyanın sorunu, akıllı insanların şüphelerle, aptalların özgüvenle dolu olması.  — Charles Bukowski
  • Herhangi bir insan, zamanını nasıl sarf edeceğini düşünür; akıllı bir insan, nasıl tasarruf edeceğini düşünür.
  • Onlar korkularından denizi zincirleyecek kadar akıllı ise, biz gemileri karadan yürütebilecek kadar deliyiz. FATİH SULTAN MEHMET 
  • Politika ile uğraşmayacak kadar akıllı olanlar, aptal olanlar tarafından yönetilerek cezalandırılırlar. - Platon (Eflatun)
  • Her  insan hiç olmazsa hergün 5 dakikalık aptallık eder. Akıllı olmak, bu sınırı geçmemekten ibarettir. (Elbert Hubbard)
  • Akıllılar, sebepler konusunda tartışır; aptallar da karar verir.  (Anarchasis)
  • Tabiatta öylesine yüksek bir akıl kendini gösteriyor ki, insanın en ince düşünceleri ve buluşları bu aklın yanında sönük bir gölge gibi kalır. (Albert Einstein)
  • Cesaret, tehlike anında akıl ve zekanın kullanılmasıdır.
  • Sahip olmadığı şeylere üzülmeyen, sahip olduklarına sevinen insan, akıllı bir insandır.
  • Akıllı olmak da bir şey değil. Mühim olan o aklı yerinde kullanmaktır.
  • Akıl yalnız doğrulukta bulunur.
  • Ben bilemediğimi bildiğim için diğer insanlardan akıllıyım.
  • Duygu, akıldan daha fazla, daha çabuk ruha yol bulur.
  • Akıllı adam, aklını kullanan adamdır. Daha da akıllı adam başkalarının aklını da kullanandır.
  • Akıl kendi başına cenneti, cehennem, cehennemi cennet yapabilir.
  • İnsan zekası üç çeşittir: Kendiliğinden anlayanlar, kendilerine açıklanan şeyleri anlayanlar ve ne kendiliğinden, ne de başkalarının aracılığıyla anlayanlar.
  • Çok zeki olduğumdan değil, sadece sorunların üstünde daha çok duruyorum. (Albert Einstein)
  • Zekânın en üst derecesi yaratıcı düşünme, yaratıcı düşünmenin en üst seviyesi ise mizahtır. (Melik Duyar)

Akıl - Zeka - Risale-i Nur Külliyatı
Ve keza, kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabavettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki, hakkı batıl, batılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekaya malik olur. Vasat mertebesi ise hikmettir ki, hakkı hak bilir, imtisal eder; batılı batıl bilir, içtinap eder.
(İşaratül-İcaz | Besmele ve Fatiha Sûresinin Tefsiri)