Vermek - Ansiklopedik bilgi
Vermek

1. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek
2. Bırakmak veya bağışlamak
3. Ondan bilmek, atfetmek
4. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek
5. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek
6. Herhangi bir duruma yol açmak
7. Satmak
8. Kızı, kadını biriyle evlendirmek
9. Ödemek
10. Yaymak
11. Bitki ve ağaç, ürün üretmek
12. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak
13. Hepsini herhangi bir duruma sokmak
14. Sahip olmasını sağlamak
15. Bir şey üzerinde etki yapmak, biçimini değiştirmek
16. Tespit etmek
17. Kazandırmak, katmak
18. Ayırmak, harcamak
19. Dayamak
20. Doğurmak
21. Cinsel yönden kendisini kullandırmak
Vermek - Ayet mealleri
Bakara (Sığır) Suresi 26. ayet:
Şüphesiz Allah, bir sivrisineği de, ondan üstün olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten çekinmez. Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu  bilirler; inkâr edenler ise, "Allah, bu örnekle neyi amaçlamış?" derler. (Oysa Allah,) Bununla birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak O, fasıklardan başkasını saptırmaz. 

Beyyine (Kanıt) Suresi 5. ayet:
Oysa onlar, dini yalnızca O´na halis kılan hanifler (Allah´ı birleyenler) olarak sadece Allah´a kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten başkasıyla emrolunmadılar. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam) din budur.

Naziat (Söküp Çıkaranlar) Suresi 43. ayet:
Onunla ilgili bilgi vermekten yana, sende ne var ki...

Mearic (Yükseliş Yolları) Suresi 11. ayet:
Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister;

Kaf Suresi 16. ayet:
Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.

Ankebut (Dişi Örümcek) Suresi 43. ayet:
İşte bu örnekler; biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak alimlerden başkası bunlara akıl erdirmez.

Nur (Işık) Suresi 17. ayet:
Eğer iman edenlerden iseniz, bunun gibisine bir daha dönmemeniz için Allah size öğüt vermektedir.

Vermek - Kitap Tanıtım
Vermek Üzerine Sohbetler

Fatma Özden Özkişi
YENİ ASYA NEŞRİYAT

İnsan yeter ki, başkalarına faydalı olmak, onlara bir şeyler yapmak istesin...
Yayılacak neler yok ki?.. Fedakarlık, cömertlik, sabır, vefa, dostluk, anlayış...
 
İnsan akıl, kalp, ruh ve duygularıyla pek çok güzelliği almak için yaratılmış bir varlık.
Güzellikleri, iyilikleri almak isteyen pek çok insan var çevremizde.
 
Peki ya vermek isteyenler? Verecek bir şey arayıp da bulamayanlar...
Vermek - Muhtelif yazılar
Vermeyince Mabud, neylesin Sultan Mahmut!

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor. Tıkandı baba, çay getir, Tıkandı baba, kahve getir, vs. 

Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş; “Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?”, “Uzun mesele evlat” demiş Tıkandı baba. “Anlat baba anlat merak ettim” deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;

Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. “Benimki de onlarınki kadar aksın” diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer içimden “Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın” dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve “Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık” dedi. O gün bu gün adım “Tıkandı baba”ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. şimdide burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.

Tıkandı baba’nın anlattıkları Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş. çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına; “Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz” demiş. Sultan Mahmut’un adamları “peki” demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba’ya baklavaları vermişler. Tıkandı baba baklavayı almış , bakmış baklava nefis. “Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim” diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken “Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim” demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya; “Taze baklava, güzel baklava!” Bu esnada oradan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. şaşırmış, diğer dilim, diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. 

Ertesi akşam Yahudi acaba yine gelir mi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey olmamış gibi “Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım” demiş, Tıkandı baba da “Peki” demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı baba’dan baklavaları satın almış. 

Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut; “Bizim Tıkandı baba’ya bir bakalım”, deyip Tıkandı baba’nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan; “Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi mi?” demiş, “Geldi sultanım”, “Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?”, “Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağ olasınız, duacınızım…”

Sultan şöyle bir tebessüm etmiş. “Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel” deyip almış ve Devletin hazine odasına götürmüş. “Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir” demiş. Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek. Sultan demiş; “Baba senin buradan da nasibin yok”. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış “Alın bu adamı Üsküdar’ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin” demiş. 

Padişahın adamları “peki” deyip adamı alıp Üsküdar’a götürmüşler. “Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım” demişler. Baba, “Niçin ?” demiş. Askerler “Hele sen bir beğen bakalım” demişler. 

Baba, şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline “Ne olacak şimdi?” demiş, “Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı” demişler. Adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş:

Vermeyince Mabud, neylesin Sultan Mahmut!..
Vermek - Muhtelif yazılar

BİZE VERİLENLERE DİKKAT EDİYOR MUYUZ?

Daha henüz 18 yaşındaydı, ama hayatının sonundaydı.
Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmıştı.
Kahır içinde eve kapamıştı kendini..
Sokağa çıkmıyordu. Annesi.. Bir de kendisi.. O kadardı bütün hayatı..
Bir gün fena halde sıkıldı, dayanamadı, attı kendini sokağa..Bir yığın vitrinin önünden geçti..
Tam bir CD satan dükkanı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu.
Geri döndü, kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genç kıza bir daha baktı.
Kendi yaşlarında harika bir genç kızdı tezgahtar..
Hani ilk bakışta aşk derler ya, öyle takılıp kalmıştı işte..
İçeri girdi..Kız gülümseyerek koştu ona..
"Size nasıl yardım edebilirim" diye..Nasıl bir gülümsemeydi o..
Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı..Kekeledi, geveledi, sonra
"Evet" diyebildi..
Rast gele bir plağı işaret ederek..
"Evet.. Şu CD´yi bana sarar mısınız?.."
Kız CD´yi aldı, içeri gitti.
Az sonra paket edilmiş geri geldi.
Aldı paketi, çıktı dükkandan, evine döndü, açmadan dolabına attı..
Ertesi sabah gene gitti aynı dükkana..
Gene bir CD gösterdi kıza, sardırdı, aldı eve getirdi, attı paketi dolaba, gene açmadan..
Günler hep alınıp sardırılan CD´lerle geçti..
Kıza açılmaya bir türlü cesaret edemiyordu.
Annesine açıldı sonunda..Annesi "Git konuş oğlum, ne var bunda"
dedi..
Ertesi sabah bütün cesaretini topladı.
Erkenden dükkana gitti. Bir CD seçti. Kız gülerek aldı plağı.
Arkaya gitti, paketlemeye.
Kız içerdeyken bir kağıda "Sizinle bir gece çıkabilir miyiz" diye yazdı, altına telefon numarasını ekledi, notu kasanın yanına koydu gizlice..
Sonra paketini alıp kaçtı gene dükkandan..İki gün sonra evin telefonu çaldı..
Anne açtı telefonu.. CD Dükkanındaki tezgahtar kızdı arayan..
Delikanlıyı istedi.. Notunu daha yeni bulmuştu
..Anne ağlıyordu..Duymadınız mı" dedi..
"Dün kaybettik oğlumu.." Cenazeden birkaç gün sonra, anne oğlunun odasına girebildi sonunda..
Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı..
Oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü..
Paketleri aldı, oğlunun yatağına oturdu ve bir tanesini açtı..İçinde bir CD vardı,bir de minik not..
"Merhaba.. Sizi öyle tatlı buldum ki.. Daha yakından tanımak itiyorum..
Bir akşam birlikte çıkalım mı.. Sevgiler.. Jacelyn!."
Anne bir paketi daha açtı.. Onda da bir CD ve bir not vardı..
 
"Siz gerçekten çok tatlı birisiniz, hadi beni bu gece davet edin, artık.. Sevgiler.. Jacelyn!.."

Bundan sonra BANA VERİLEN ŞEYLERE daha fazla dikkat edeceğim.

Vermek - Özlü sözler
  • Vermekten korkmayın, eğer gönülden veriyorsanız,hiç bir zaman çok fazla vermiş olmazsınız.
  • Bazen insanlar başkalarını uzak tutmak için değil, kim yıkacak kadar değer veriyor görmek için duvar koyarlar.
  • İnsan en az kendi şahsında konuşurken kendisidir.Ona bir maske verin, ve size gerçeği söyleyecektir. — Oscar Wilde
  • Düşmanların mı var ? Ne güzel.Demek ki; hayatının bir zamanında, bir şey için savaş vermişsin. - Winston Churchill 
  • Başarılı bir insan olmaya çalışmayın, değerli bir insan olmaya çalışın; başarılı bir insan, hayattan verdiğinden fazlasını alır, değerli insan ise hayattan aldığından fazlasını verir. (Albert Einstein)
  • Dünyadaki hayatının hesabını ahirette laikliğe göre değil şeriata göre vereceksin. - Timurtaş Uçar Hocaefendi
  • Bir adama silah verirseniz bankayı, banka verirseniz dünyayı soyar.
  • Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir. - Eflatun
  • Hayat sana her zaman ikinci şansı verir; adına "yarın" denir.
  • Tecrübe insanların hatalarına verdiği isimdir. Oscar Wilde
  • İnsanı verdiği cevaplarla değil, sorduğu sorularla yargılayın. - Voltaire
  • Aklı az olanın verdiği öğüt çok olur. (Boileau)
  • Akıllılar, sebepler konusunda tartışır; aptallar da karar verir.  (Anarchasis)
  • Yönetici dediğin karar veren kişidir. Kimi zamanlar doğru karar verebilir ama mühim olan her zaman karar vermesidir.  (John Patterson)
  • Değişim, yaşamın kuralıdır. Sadece geçmişe ya da şimdiki zamana önem verenler geleceği kaçırırlar.  (John F. Kennedy)
  • Akıllı ve iyi niyetli insanlara özgü bir ada olması için neler vermezdim; öyle bir yer olsa ben bile vatansever kesilirdim. (Albert Einstein)
  • Büyük idealler uğruna önce küçük bir azınlık savaşım vermiştir. (Albert Einstein)
  • DEMOKRASİ çoğunluğa, cahil olduğu konularda karar vermek cesaretini verir.(John Simon)
  • Bu dünyada insana sevdiğinden başka en çok acı veren kimse yoktur.
  • Ağrı; yanlış kararlar vermemize yol açar… Ama ağrı korkusu; büyük bir motivasyon kaynağıdır…
  • Öğretmen mum gibidir, kendini tüketerek başkasına ışık verir.
  • Tek taraf dinlenerek verilen kararlar doğru olsa bile adaletli olmaz.
  • Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli,   sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir.
  • Güzellik, kadınlara verilen ilk hediye, aynı zamanda geri alınan ilk şeydir. - ŞİLİ atasözü
  • Komşun hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü! - CHEYENNE KABİLESİ
  • Ne verildiği değil, nasıl verildiği önemlidir.
  • Herkes iyiliğimi istiyor! - Vermiyeceğim işte...

Vermek - Risale-i Nur Külliyatı
Hem, adâlet ve mîzan ile iş görüldüğüne bürhan mı istersin? her şeye hassas mîzanlarla, mahsus ölçülerle vücud vermek, sûret giydirmek, yerli yerine koymak, nihayetsiz bir adâlet ve mîzan ile iş görüldüğünü gösterir.
Hem, her hak sahibine istidadı nisbetinde hakkını vermek, yani vücudunun bütün levâzımâtını, bekâsının bütün cihazâtını en münâsip bir tarzda vermek, nihayetsiz bir adâlet elini gösterir.
Hem, istidad lisâniyle, ihtiyac-ı fıtrî lisâniyle, ıztırâr lisâniyle suâl edilen ve istenilen her şeye dâimî cevap vermek, nihayet derecede bir adl ve hikmeti gösteriyor.

Sözler | Onuncu Söz

Haydi, farz-ı muhal olarak, tabiata bir matbaa nazarıyla baktık. Fakat bir matbaaya ait olan tanzim ve basmak, yani, muayyen intizamını kalıba sokmaktan başka, o tanzimin icadından, icadları yüz derece daha müşkül bir zîhayatın cismindeki maddeleri aktâr-ı âlemden mizan-ı mahsusla ve has bir intizamla icad etmek ve getirmek ve matbaa eline vermek için, yine o matbaayı icad eden Kadîr-i Mutlakın kudret ve iradesine muhtaçtır. Demek bu matbaalık ihtimali ve farzı, bütün bütün mânâsız bir hurafedir.

Lemalar | Yirmi Üçüncü Lem´a