Misafir - Konuk - Ansiklopedik bilgi
Misafir - Konuk

Misafir
1. (isim) Konuk
2. (tıp) Gözün saydam tabakasında herhangi bir sebeple oluşan beyaz leke

Konuk
1. (isim) Bir yere veya birinin evine kısa bir süre kalmak için gelen kimse, misafir, mihman
2. (hayvan bilimi) Konakçının üzerindeki asalak

Misafir - Konuk - Ayet mealleri
Hud Suresi 78. ayet:
Kavmi ona doğru koşarak geldi; onlar daha önceden kötülükler işlemekteydiler. "Ey kavmim" dedi. "İşte benim kızlarım, bunlar sizler için daha temizdir. Artık Allah´tan korkun ve beni misafirim önünde küçük düşürmeyin. İçinizde hiç aklı başında olan (reşid) bir adam yok mu?"

Yusuf Suresi 59. ayet:
Onların erzak yüklerini hazırlayınca dedi ki: "Bana babanızdan olan kardeşinizi getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçüyü tam tutarım ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım."

Hicr Suresi 51. ayet:
Onlara İbrahim´in konuklarından haber ver. 

Kehf (Mağara) Suresi 77. ayet:
(Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin."

Müminun (İnananlar) Suresi 29. ayet:
Ve de ki: "Rabbim, beni kutlu bir konakta indir, sen konuklayanların en hayırlısısın." 

Zariyat (Tozutup Savuranlar) Suresi 24. ayet:
Sana İbrahim´in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi?

Kamer (Ay) Suresi 37. ayet:
Andolsun onlar, onun konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. "İşte azabımı ve uyarmamı tadın."
Misafir - Konuk - Kitap Tanıtım
Misafir

TİMAŞ YAYINLARI

Törelerimiz vardır iyilik ve güzellikle yoğrulan. Çiçek çiçek güzellikler açmış altın ülkemizde ve derilip demet demet nasihat olmuş insanlarımıza bu çiçek çiçek güzellikler. 
İbretli hikayelerde çocuklarımız bu güzellikleri bulacak ve yaşayacaklar. Kıssalardan hisse alacak, kişiliklerinin temelini sağlam bir şekilde atmış olacaklardır.
Misafir - Konuk - Muhtelif yazılar
Misafire İkramın Değeri

Eskilerden biri akşam yemeğini sarayda yemek üzere halifenin davetlisiydi. Hızlı hızlı saraya doğru giderken önüne biri çıktı. Önüne çıkan adama kim olduğunu sordu. Adam:
- Ben yolcuyum. Buranın yabancısıyım. Aç ve yorgunum, dedi. O da:
- Ben halifenin davetlisiyim. Gel beraber gidelim, dediyse de misafir:
- Benim halife ile ne işim olacak. Senin bana vereceğin bir tas çorban varsa ver, yoksa bırak, deyince fazla ilgilenmeyip saraya doğru yöneldi.
Davetten sonra dönüşte baktı ki, adam bir kenara kıvrılmış uyuyor. Uyandırmak istemedi ve “Sabah uyanacağı vakitte gelir ve karnını doyururum” diye düşündü, evine gitti, yattı ve uyudu. 
O gece bir rüya gördü. Kendisi bir çöldeydi. Yüzünden ışıklar saçılan büyük bir kalabalık ve o kalabalığın önünde de daha nurlu bir zat bulunuyordu. Bunların kimler olduğunu sordu. Kendisine:
- Bunlar 124 bin Peygamberdir. En önde olan da son Peygamber Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) dır, dediler.
Hemen Peygamberimiz’in elini öpmek istediyse de, Peygamberimiz elini vermedi. Ve buyurdu ki:
- Biz, sevdiklerimizden bir tas çorbayı esirgeyenlere elimizi vermeyiz.
Uyanır uyanmaz hemen akşamki yabancıyı bulmak için koştu. O, henüz kalkmış ve yola koyulmuştu. Geri çevirmeye uğraştı ve “Ne olur bir tas çorbamı iç” diye yalvardı. Yabancı adam ısrarlara rağmen kabul etmedi ve şöyle dedi.
- Senin bir tas çorba vermen için illâ da 124 bin Peygamberi seferber mi etmek lâzım? O güçte olmayanlar ne yapacaklar?
Bundan sonra o zat rastladığı hiç bir misafire yemek ikram etmeden göndermezdi. Hatta kendisine misafir olup yemeğini yemesi için yalvarırdı.

Misafir - Konuk - Risale-i Nur Külliyatı
Şu hakikate, şu temsil dürbünüyle bak ki:
Meselâ, sen yolda gidiyorsun. Görüyorsun ki, yol içinde bir han var. Bir büyük zât, o hanı kendine gelen misafirlerine yapmış. O misafirlerin bir gece tenezzüh ve ibretleri için, o hanın tezyinâtına milyonlar altınlar sarf ediyor. Hem, o misafirler, o tezyinâttan pek azına az bir zamanda bakıp, o nimetlerden pek az bir vakitte az birşey tadıp, doymadan gidiyorlar. Fakat, her misafir kendine mahsus fotoğrafıyla, o handaki şeylerin sûretlerini alıyorlar. Hem, o büyük zâtın hizmetkârları da, misafirlerin sûret-i muâmelelerini gayet dikkat ile alıyorlar ve kaydediyorlar. Hem, görüyorsun ki, o zât, hergünde o kıymettar tezyinâtın çoğunu tahrip eder, yeni gelecek misafirlere yeni tezyinâtı icâd eder. Bunu gördükten sonra, hiç şüphen kalır mı ki, bu yolda bu hanı yapan zâtın dâimî, pek âlî menzilleri, hem tükenmez pek kıymetli hazîneleri, hem müstemir pek büyük bir sehâveti vardır. Şu handa gösterdiği ikram ile, misafirlerinin, kendi yanında bulunan şeylere iştihâlarını açıyor ve onlara hazırladığı hediyelere rağbetlerini uyandırıyor.
Aynen onun gibi, şu misafirhâne-i dünyadaki vaziyeti, sarhoş olmadan dikkat etsen, şu dokuz esâsı anlarsın:

Sözler | Onuncu Söz 

Evet, bir melikin gelip giden misafirleri için yolda yaptığı şu menzile ve o menzilde oturan misafirlere bakıldığı zaman görülüyor ki, milyonlarca lirayla yapılan o menzil, pek az bir zaman içindir. Ve ondaki ziynetler, kıymetli şeyler, hep suret ve örneklerdir. Ve misafirler o nefis taam ve yemeklerin yalnız tadına bakıp, karınlarını doyuracak derecede yemiyorlar. Ve herbir misafir, hususî makinesiyle o menzildeki zînetlerin resimlerini alırlar. Ve melikin de gizli memurları onların bütün harekât, ef´al ve muamelelerini yazıyorlar. Ve o melik her mevsimde milyonlarca o ziynetleri, o güzel şeyleri yeni gelecek misafirler için tahrip ve tecdit ediyor. Ve hakeza, pek çok garip ve acip şeyler görünüyor.
İşte bu vaziyet gösterir ki, o muvakkat menzil sahibinin pek yüksek kıymetli menzilleri, daireleri ve ebedî, sermedî sarayları vardır. Bu küçük menzilde görünen şeyler, haller, misafirleri ebedî menzillerdeki yüksek şeylere teşvik için gösterilen nümunelerdir.

Mesnevi-i Nuriye | Lâsiyyemâlar