Deli - Delilik - Ansiklopedik bilgi
Deli - Delilik

Deli
1. (sıfat) Aklını yitirmiş olan, akli dengesi bozulmuş olan, mecnun
2. Coşkun, azgın (hayvan, duygu vb.)
3. Davranışları aşırı ve taşkın olan (kimse), çılgın

Delilik, (isim) Deli olma durumu, cinnet
Deli - Delilik - Ayet mealleri
Tekvir (Dolama) Suresi 22. ayet:
Sizin sahibiniz bir deli değildir.

Müdessir (Gizlenen) Suresi 29. ayet:
Beşere delicesine susamıştır.

Kalem Suresi 51. ayet:
O inkâr edenler, zikri (Kur´an´ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir delidir" diyorlar.

Kamer (Ay) Suresi 9. ayet:
Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O "baskı altına alınıp engellenmişti."

Zariyat (Tozutup Savuranlar) Suresi 39. ayet:
Fakat o, "bütün kişisel ve askeri gücüyle" yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi.

Duhan (Duman) Suresi 14. ayet:
Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir." 

Sebe Suresi 8. ayet:
" Allah´a karşı yalan mı düzüp uyduruyor, yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Hayır, ahirete inanmayanlar, azabta ve uzak bir sapıklık içindedirler.

Sebe Suresi 46. ayet:
De ki: "Size bir tek öğüt veriyorum: "Allah için ikişer ikişer ve teker teker kıyam etmeniz, sonra düşünmeniz. Sizin sahibiniz (veya arkadaşınız olan Peygamber)de hiç bir delilik yoktur. O, yalnızca sizi, şiddetli bir azabın öncesinde  uyarandır."
Deli - Delilik - Kitap Tanıtım
Deli

Halil Cibran
ARAF YAYINLARI

Dostum, göründüğüm gibi değilim. görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. senin sorgularından beni, benim kayıtsızlığımdan seni koruyan, özenle örülmüş bir elbise. benim içimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa  dek  kalacak  orada,  doyulmaz,  erişilmez. ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni  isterim çünkü  sözlerim  senin  aklından  geçen- lerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir.. 
Deli - Delilik - Kitap Tanıtım
Delilik Ülkesinden Notlar

Ayşe Şasa
TİMAŞ YAYINLARI

Akıllılar dünyasının bir kıyısında, sisli bir dağ başında çöreklenmiş, dünyayı kendimce anlamlandırmaya çalışan bir deliyim. Akıllılardan çok farklı olduğumun bilincini her an taşıyarak, onları gözetliyorum. Sürekli, duygularımı ve düşüncelerimi, akıllıların dünyasına özgü tarzda kodlamaya çalışıyorum.  
Başka türlü, iletişim kurmak, konuşmak imkânsız olur. Ben başkalarını gözetlerken, bir başka göz beni gözetliyor. Beni gözetleyen o gözü gözetleyen başka bir göz daha var. Daha ötelerde, onu da gözetleyen bir göz var. 
Mutlak’a kadar zincirleme giden bu korkunç yabancılaşma ve gözaltı duygusu içinde, ancak Allah, en uçta Allah’ın var olduğu inancı güven verebilir.

Ayşe Şasa, Yeşilçam’ın ünlü ve yetkin senaristlerinden biri. 1963 yılından itibaren Türk sinemasında Murat’ın Türküsü, Son Kuşlar, Ah Güzel İstanbul, Utanç ve Gramofon Avrat gibi filmlere imza attı. Şasa, İstanbul’un seçkin ailelerinden birine mensuptu. Ancak evde bulunmayan anne ve baba, baktığı çocuğu çocuk diye sevmek yerine, başarılı bir projeyi tamamlamak hırsıyla ele alan mürebbiyeler, çok kişinin imrendiği bir hayat yaşayan Ayşe Şasa’yı derinden etkiledi. Modern Batı düşüncesinin aklı kutsayan yapısı onun sorularına cevap veremiyordu. 
On sekiz yıl boyunca şizofreniyle başa çıkmaya çalıştı. Ve sonunda İbn Arabî’yle tanıştı. 
Bundan sonraki hayatı, öncekinden çok farklı olacaktı. "Delilik Ülkesinden Notlar", Ayşe Şasa’nın reddettiği ve sonradan tanıştığı iki dünya arasındaki serüveninden notlar içeriyor.

Akif Emre’nin söylediği gibi, "Ayşe Şasa, modern Batının tek geçer akçe saydığı aklı aşmanın tehlikeli yolculuğu sırasında tuttuğu seyir defterinin sayfalarını okuyucuya açıyor. Delilik Ülkesinden Notlar, adeta aklı akılla yenerek sahile ulaşmanın öyküsü." Şasa’nın "delilik ülkesi" derken, şizofreniye mi yoksa modern batının yaslandığı aklın tükenişine mi gönderme yaptığı kitabın satırları arasında..
Deli - Delilik - Muhtelif yazılar
DELİNİN VELİYE TAVSİYESİ

Bayezid-i Bestamî hazretleri. Büyük velilerden. Bir gün tımarhanenin önünden geçiyor. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla bir şeyler dövdüğünü görüyor:
-Ne yapıyorsun?
Hizmetçi:
-Burası tımarhanedir. Delilere ilâç yapıyorum.
-Benim hastalığıma da bir ilâç tavsiye eder misin?
-Hastalığını söyle.
-Benim hastalığım günah hastalığı... Çok günah işliyorum..
-Ben günah hastalığından anlamam... Ben delilere ilâç hazırlıyorum..
Parmaklığının arasından konuşulanları duyan bir deli,(!) Bayezid-i Bestamî hazretlerine:
-Gel dede, gel! Senin hastalığının çaresini ben söyleyeyim, diye seslendi.
Bayezid-i Bestamî hazretleri, delinin yanına sokularak:
-Söyle bakalım, benim derdime çare nedir? dedi.
Deli(!) şu ilâcı tavsiye etti:
-Tevbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır... Kalb havanında tevhîd tokmağı ile döv, insaf eleğinden geçir, göz yaşıyla yoğur, aşk fırınında pişir... Akşam-sabah bol miktarda ye... O zaman göreceksin senin hastalığından eser kalmaz, dedi.
Bu güzel ilâcı öğrenen Bayezid hazretleri:
-Hey gidi dünya hey! Demek, seni de deli diye buraya getirmişler, deyip oradan ayrıldı.
Bu ilâç, halen günah hastası olanlara tavsiye olunmaya değer bir ilâçtır. 
Yani bu formülün hükmü hâlâ devam etmektedir.
Deli - Delilik - Özlü sözler
  • Ve dans ederken görülenler deli sanıldı müziği duyamayanlar tarafından.  — Friedrich Nietzsche
  • Deliyi adam edemiyorsak, adamı deli ederiz sıkıntı yok yani:)
  • Delilik: aynı şeyi tekrar tekrar yapıp, farklı sonuçlar beklemektir. — Albert Einstein
  • Mizah, mantığın delirmiş halidir. — Groucho Marx 
  • Deliligini topluma kabul ettirebilene DAHi derler ben ettiremedim tımarhanedeyim.
  • Onlar korkularından denizi zincirleyecek kadar akıllı ise, biz gemileri karadan yürütebilecek kadar deliyiz! - FATİH SULTAN MEHMET
  • Deli dediğimiz kişilerin kusurları bizim büyütülmüş kusurlarımızdan başka bir şey değildir. (Alain)
  • Ben onu deli gibi sevdim, o beni deliyim diye sevmedi.
  • Sen tanrıyla konuşursan dindarsındır, tanrı seninle konuşursa delisindir.
Deli - Delilik - Risale-i Nur Külliyatı
Azîz, sıddîk kardeşlerim, 
Bu günlerde sabah namazı tesbihatında, İstanbul´daki ihtiyarın garazkarane ve şahsıma karşı galîz gıybeti üzerine" Eski Said damarıyla nefs-i emmarem heyecana geldi, "Mazlumum, bu nevî zulüm çekilmez" dedi, intikamını almak istedi. Birden kalbime geldi: "Belki Risale-i Nur´un İstanbul´da neşrine bir vesîle olur. Sen madem hayat-ı dünyeviyeni ve hayat-ı uhreviyeni dahi Risale-i Nur´a feda ediyorsun, bu izzet-i nefis damarını dahi feda et." Hem, "Sebeb-i hilkat-i kainat Fahr-i Alem Aleyhissalatü Vesselama mecnun tabiri istimal eden insanlar bulunduğu gibi; senin, o güneşe nisbeten zerrecik bir izzet-i nefsinin kırılmasına ehemmiyet verme" diye ihtar edildi, benim de kalbim rahat etti. 
Said Nursî

Tarihçe-i Hayat | Dördüncü Kısım : Kastamonu Hayatı

Ahmed Râmiz der:
Üç yüz yirmi üç senesi zarfında idi ki, şarkın yalçın, sarp, âhenîn mâverâ-i şevâhik-i cibalinde tulû etmiş Said Nursî isminde nevâdir-i hilkatten mâdud bir ateşpâre-i zekânın İstanbul âfâkında rüyet edildiği haberi etrafa aksetmiş ve fıtraten mütecessis olan bazı kimseler o harika-i fıtratı peyapey gördükçe, mâder-i hilkatin hazâin-i lâ-tefnâsındaki sehaveti bir türlü hazmedemeyenler, Şarkî Anadolu kıyafetinde, o şal ve şalvar altında öyle bir kanun-u dehânın ihtifa edebileceğini bir türlü anlayamayarak, bir kısım adamlar ona, "mecnun" demişlerdi.

Divan-ı Harb-i Örfi | Divan-ı Harb-i Örfi