Sadaka - Sadaka vermek - Ansiklopedik bilgi
Sadaka

1. (isim) Dilenciye verilen para
2. Yardım amacıyla karşılıksız verilen şey

Sadaka - Sadaka vermek - Ayet mealleri
Bakara (Sığır) Suresi 196. ayet:
Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve buna benzer nedenlerle) kuşatılırsanız, artık size kolay gelen kurban(ı gönderin). Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. Kim sizden hasta ise veya başından şikayeti varsa, onun ya oruç ya sadaka veya kurban olarak fidye (vermesi gerekir). Güvenliğe kavuşursanız, hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, kolayına gelen bir kurban(ı kesmek gerekir). Bulamayana da, hacc´da üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, bunlar, tamı tamına on (gün) oruç vardır. Bu, ailesi Mescid-i Haram´da olmayanlar içindir. Allah´tan korkun ve bilin ki Allah, muhakkak cezası pek çetin olandır.

Bakara (Sığır) Suresi 263. ayet:
Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır.

Bakara (Sığır) Suresi 280. ayet:
Eğer (borçlu) zorluk içindeyse, ona elverişli bir zamana kadar süre (verin). (Borcu) Sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.

Münafikun (İkiyüzlüler) Suresi 10. ayet:
Sizden birinize ölüm gelip de: "Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin.

Mücadile (Mücadeleci Kadın) Suresi 12. ayet:
Ey iman edenler, Peygamber´e gizli bir şey arzedeceğiniz zaman, gizli konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet (buna imkan) bulamazsanız, artık şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.

Tevbe (Tövbe) Suresi 104. ayet:
Onlar bilmiyorlar mı ki, gerçekten Allah kullarından tevbeleri kabul edecek ve sadakaları alacak olan O´dur. Şüphesiz, tevbeleri kabul eden, esirgeyen O´dur.

Sadaka - Sadaka vermek - Kitap Tanıtım
Canla Ba (ğı)şla 
Sadaka Kitabı

Senai Demirci
TİMAŞ YAYINLARI

Her birimizi sessizce kül eden ‘SözYangını’nı haber veren Senai Demirci, şimdi de bu yangını söndürmek için Canla Başla infaka çağırıyor bizi. 

Her birimizi gül edecek bir fırsat olarak anlatıyor “verme”yi. “İnsan insanın kurdudur” diyerek krizler üreten küresel vurdumduymazlığa inat, “insan insanın yurdudur” gerçeğini hatırlatıyor. 

Zekât, en yapışkan kirimiz bencillikten aklıyor bizi. Sadaka, en büyük belâmız kibirlenmekten kurtarıyor bizi. Seve seve vererek, ebedî sevinçler kazanıyoruz. Canla başla kendimizden eksilterek, canımızı sonsuzluğa taşıyoruz, başımıza ‘ebed kuşu’ konduruyoruz. 

Canla başla okuyacağımız satırlar, tebessümümüze muhtaç, tesellimize aç çaresizleri; yardımımızı bekleyen, ikramımızı uman yetim, öksüz ve yoksulları “cennet”imiz olarak yeniden tanıştırıyor bizlere.
Sadaka - Sadaka vermek - Muhtelif yazılar
Yusuf´un Devesi 

Yusuf, Diyarbakır´da zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Babası o mahallenin ağası olarak bilinir, herkesin yardımına koşmak için elinden geleni yapardı.

Yusuf´un anlattığına göre kendisi henüz beş yaşındayken evlerinin civarına bir derviş gelmiş ve bir duvar dibinde mekân tutmuştu. Yusuf´un babası: -"0´na bakmak bize düşer, diyordu. Ama incinmemesi için, ihtiyaç duyduğu şeyleri sakın hizmetkârlarla göndermeyin. "

Derviş babaya yemek götürmek, artık Yusuf´un işiydi. Küçük çocuk, ilk önceleri tereddüt ettiği bu işten daha sonraları büyük bir lezzet almaya başlamış ve yaşlı adamla derin bir gönül bağı kurmuştu. 0´nunla yaptığı sohbetler, çocuk yaştaki Yusuf´un kalbinde bahar çiçekleri açtırıyordu.

Derviş baba bir gün:

-Yusuf, dedi. "Sana bir deve yapayım, ister misin?"

Bir çocuğun böyle bir teklife "hayır" demesi mümkün değildi. Yaşlı adam bunu bildiği için isteklerini şöyle sıraladı:

-Evden sana verilen fındık, üzüm ve leblebi gibi çerezlerden küçük bir kısmını bana getireceksin. Ve bunu da kimseye söylemeyeceksin. Fakat bana getireceğin şeyler, sadece sana verilenlerden olmalı. Sağdan soldan bulup aldıklarınla deve yapılmaz. Yusuf bu işin gizli olmasından da hoşlanmıştı.

Her getirdiği çerezden sonra: -Devem yapılıyor mu? diye soruyor ve Derviş Baba´dan;

-Elbette, cevabını alıyordu. Getirdiğin her bir çerez, devenin bir başka yanını oluşturuyor. Günler birbirini kovaladı ve Yusuf´un sabrı tükenmek üzereyken, beklediği müjde geldi: -Deve tamamlandı Yusuf, sadece gözleri kaldı. Eğer iki badem getirirsen, bu iş biter.

Yusuf, sabaha kadar sevinçten uyuyamadı ve bir kenara depoladığı leblebileri bademlerle değiş-tokuş ederek Derviş Baba´ya koştu. Ancak yaşlı adam, derme çatma kulübesinde o akşam vefat etmişti.

Cenaze işlerini yine Yusuf´un babası üstlenmiş. 0´nu küçük çocuğun gözyaşları arasında yakın bir mezarlığa defnetmişler.

Aradan 12 yıl daha geçmiş ve Yusuf delikanlı olmuş. Ne yazık ki şizofreni adı verilen hastalığa da bu yaşlarda yakalanmış. Yıl, 1910-15 civarı olduğundan, hastalık çok kısa sürede öldürücü bir hâle dönüşüyormuş. Yusuf´un babası zengin olduğu için, yavrusunu ilk önce İstanbul´a, daha sonra da Paris´e götürmüş. Ama verilen cevap her yerde aynı olmuş: -"Bu hastalığın tedavisi henüz mümkün değil. Maddi imkânlarınız iyi olduğuna göre, Yusuf´u İstanbul´daki akıl hastanesine yatırabilir ve 0´na bir bakıcı tutabilirsiniz. "

Yusuf´un babası denilenleri aynen yapmış ve bir bakıcıya 2 altın maaş bağlayıp oğlunu, sık sık ziyaretine gitmiş. Ancak 6 ay sonra Yusuf iyice ağırlaşmış ve kendisi diğer hastalardan tecrit edilip ölüme terkedilirken, babasına da "Oğlunuzun kurtulma ümidi kalmadı" diye telgraf çekilmiş. Yusuf, bundan sonrasını şöyle anlatıyordu:

-Kırk derecenin üzerinde bir ateşle kıvranırken, kendimi korkunç bir çölde görüyordum. Güneş her zerremi ayrı ayrı kavuruyor ve yangın yerini andıran kızgın kumların üzerinde sürünürken, bir damla suyun hasretiyle kıvranıyordum. Öleceğimi anlayıp son bir defa daha ufuklara baktığımda, gördüklerime inanamadım. Çocukluğumun Derviş Babası yularını tuttuğu bir deve ile birlikte bana doğru geliyordu. İyice yaklaştığında: -Yusuf´um, evlâdım, dedi. "Deven hazır binebilirsin. "

Yattığım yerden güçlükle doğrulup onun yardımıyla deveme bindiğimde, susuzluğum ve hastalığım bir anda geçmişti. 0 anda gözümü açmış ve:

-Ben neredeyim? diye sormuşum.

Etrafımdaki bakıcı ve doktorlar, iyileştiğime asla inanamıyordu. Çünkü şizofreni ile zatürreeden kurtulmuş, dünyaya sanki yeniden gelmiştim. Yusuf, başından geçen bu hâdiseyi anlatırken bir çocuk gibi ağlıyor ve:

-"Derviş Baba, kalp gözüyle başıma gelecekleri hissetmiş ve bunun için de "Sadaka Ömrü Uzatır" hadisinden yardım istemiş olmalı. diyordu. Bu yüzden sadece bana âit olan çerezleri isteyerek bana sadaka ibadeti yaptırdı. Ve ömrümün ziyadeleşmesine vesile oldu. "

Haşirde tek tek bütün ümmetinin imdadına koşacak olan o şefkâtli Resûlün (S. A. S. ) dünyada iken de bize yardım elini uzatması, 0´nun şanının bir gereği değil mi zaten? 

Sadaka - Sadaka vermek - Muhtelif yazılar
Fakir sahabilerin üzüntüsü

Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:

Fakir Müslümanlar, Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına giderek,
- “Varlıklı Müslümanlar, cennetin en yüksek derecelerini ve ebedi nimetleri alıp götürdüler” diye dert yandılar. Hz. Peygamber:
- “Nasıl olmuş o?” diye sorunca da, 
- “Bizim kıldığımız namazları onlar da kılıyorlar. Tuttuğumuz oruçları onlar da tutuyorlar. Fazla malları olduğu için hac ve umre yapıyorlar, cihad edip sadaka veriyorlar ve köle azat ediyorlar; biz ise imkanımız olmadığı için bunları yapamıyoruz” dediler. 
Bunun üzerine Resul-i Ekrem onlara, 
- “Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz, sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar dışında herkesten üstün olacağınız bir şeyi öğreteyim mi?” diye sordu. 
- “Evet, öğret ey Allah’ın Elçisi!” dediler. Resul-i Ekrem şöyle buyurdu: 
- “Her namazın ardından otuz üçer defa ‘Sübhanallah’ diyerek Allah’ı tesbih eder, ‘Elhamdülillah’ diyerek O’na hamdeder ve ‘Allahü ekber’ diyerek tekbir getirirsiniz.” 
Peygamber Efendimiz’in yanından ayrıldıktan sonra bu zikirleri kaçar defa söyleyeceğimiz konusunda anlaşmazlığa düştük. İçimizden biri, otuz üç defa Sübhanallah, otuz üç defa Elhamdülillah, otuz dört defa Allahü ekber diyeceğimizi söyledi. Bunun üzerine ben Hz. Peygamber’in huzuruna çıkarak konuyu arz ettim. şöyle buyurdu: 
- “Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahü Ekber; bu zikirlerin her birini otuz üçer defa söyleyeceksiniz.” 
Birkaç gün sonra fakir Müslümanlar Resul-i Ekrem’e tekrar gelerek, 
- “Zengin kardeşlerimiz bizim yaptığımız zikirleri duymuş; aynını onlar da yapıyorlar” dediler. Bunun üzerine Allah’ın Elçisi şöyle buyurdu: 
- “Ne yapalım! Artık bu Allah’ın bir lütfudur, Allah lütfunu dilediğine verir.” 
Sadaka - Sadaka vermek - Muhtelif yazılar
İYİLİK YAP DENİZE AT 

Bir adam "Bu gece mutlaka bir sadaka vereceğim!" deyip, sadakasıyla çıktı. Fakat gece karanlığında farkına varmadan onu bir hırsızın avucuna sıkıştırdı. Sabah olunca herkes:

"Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş!" diye dedikodu yaptı. Adam:

"Ya Rabbi bir hırsıza sadaka verdiğim için Sana hamd ediyorum" dedi ve ilave etti:

"Ancak mutlaka bir sadaka daha vereceğim!"

Yine sadakasıyla çıktı. Gece karanlığında bu sefer de parayı bir fahişenin [zina yapan bir kadının) avucuna sıkıştırdı. Sabahleyin herkes:

"Bu gece bir fahişeye sadaka verilmiş!" diye dedikodu yaptı. Adam:

"Allah´ım bir hırsıza ve fahişeye sadaka verdiğim için Sana hamdolsun! Ancak yine de bir sadakada bulunacağım!" dedi.

Sadakasıyla birlikte sokağa çıktı. Karanlıkta bu sefer sadakayı bir zenginin eline sıkıştırdı. Sabahleyin herkes: "Bu gece bir zengine sadaka verilmiş!" diye dedikodu yaptı. Adam:

"Allah´ım, bir hırsıza, bir fahişeye ve bir zengine sadaka verdiğim için Sana hamd ediyorum!" dedi.

Daha sonra rüyasında ona şöyle denildi:

"Senin sadakaların kabul edildi. Şöyle ki: Sırf Allah rızası için vermen sebebiyle hırsızın hırsızlıktan vazgeçip namuslu bir hayat sürmesi, fahişenin zinadan vazgeçmesi ve zenginin ibret alıp Allah´ın kendine verdiklerinden Allah yolunda sadaka vermesi umulur."      (BUHARİ, ZEKAT, 14)
Sadaka - Sadaka vermek - Muhtelif yazılar
Sadaka Belayı Savar
 
Genç adamın nikâhına tanıklık eden bir Allah dostu, törenden sonra, arkadaşlarına, delikanlının öleceğini duyurdu.

Sabah mescide gelenler damadı namazı bekliyorken görünce şaşırdılar. Derviş de bir anlam veremedi duruma ve dostlarının kuşkulu bakışları altında, Genç adamın yanına giderek, eğildi,

"Sen..."dedi. "Sabah yatağını toplamadın mı?"

Delikanlı, "Toplamadım efendim!" dedi.

Namazdan sonra, Genç Adamın evine gittiler. Derviş, yatağını toplamasını istedi. Delikanlı şilteyi kaldırdı ki ne görsün, büyükçe bir zehirli yılan kıvrılmış yatıyor.

Derviş yılana; "Neden buradasın, ne işin var?" diye sordu. Yılan;

Bu gece, delikanlıyı sokmak üzere görevlendirilmiştim. Lakin bir zincirle bağlandım. Kımıldayamadan öylece kaldım! dedi.

Derviş, adama dönerek, "Dün gece neler oldu?" diye sordu. Genç adam, "Mutfakta eşime yardım ediyordum. Kapı çalındı, açtım, bir yoksul. Yiyecek istedi. Eşimle yemek üzere hazırladığımız yemeği ona verdim." dedi.

Dervişin gözleri parladı, "Şimdi anlaşıldı."dedi dostlarına dönerek. "Sadaka belayı savar!"
Sadaka - Sadaka vermek - Risale-i Nur Külliyatı
Üçüncü nümune: Eski Said´in çocukluk zamanından beri hem kendisi, hem babası fakir oldukları halde, başkalarının sadaka ve hediyelerini almadığının ve alamadığının ve şiddetli muhtaç olduğu halde hediyeleri mukabilsiz kabul etmediğinin ve Kürdistan âdeti talebelerin tayinatı ahalinin evlerinden verildiği ve zekâtla masrafları yapıldığı halde, Said hiçbir vakit tayin almaya gitmediğinin ve zekâtı dahi bilerek almadığının bir hikmeti, şimdi kat´î kanaatimle şudur ki: 
Âhir ömrümde Risale-i Nur gibi sırf imanî ve uhrevî bir hizmet-i kudsiyeyi dünyaya âlet etmemek ve menâfi-i şahsiyeye vesile yapmamak için, o makbul âdete ve o zararsız seciyeye karşı bana bir nefret ve bir kaçınmak ve şiddet-i fakr ve zarureti kabul edip elini insanlara açmamak hâleti verilmişti ki, Risale-i Nur´un hakikî bir kuvveti olan hakikî ihlâs kırılmasın. Ve bunda bir işaret-i mânevî hissediyordum ki, gelecek zamanda maişet derdiyle ehl-i ilmin mağlûbiyeti bu ihtiyaçtan gelecektir. 

Emirdağ Lâhikası | Demokrat Dindar Millet Vekillerine Bir Hakikati İhtar 

Beşinci nokta: Risale-i Nur, bu Anadolu memleketine, belaların def´ine ehemmiyetli bir vesiledir. Sadaka nasıl belayı def ediyor; onun intişarı ve okunması külli bir sadaka nev inde semavi ve arzi belaların def´ine çok emareler ve çok hadiselerle tebeyyün etmiş. Hatta Kur´ân ın işaretiyle tahakkuk etmiş. Ve yazmasını ve intişarını men etmek zamanlarında dört defa zelzelelerin başlaması ve intişarıyla durmaları ve Anadolu da ekser okunması İkinci Harb-i Umuminin Anadolu ya girmemesine bir vesile olduğu Sure-i Ve l-Asr işaret ettiği, bu iki ay kuraklık zamanında mahkemenin Risale-i Nur´un beraatine ve vatana menfaatli olduğuna dair kararını Mahkeme-i Temyiz tasdik ederek tam bir serbestiyetle Risale-i Nur´un intişar ve okunmasını beklerken, bütün bütün aksine olarak men edilmesi ve mahkemedeki risalelerin sahiplerine iade edilmemesi ve bizi de o cihetle konuşmaktan men etmeleri cihetiyle, belaların def´ine vesile olan bu külli sadaka-i maneviye karşı çıkamadı, günahımız neticesi kuraklık başladı. 
Biz Risale-i Nur şakirtleri dünyaya çok ehemmiyet vermediğimizden, dünyaya yalnız Risale-i Nur için baktığımızdan, bu yağmursuzlukta dahi o noktadan bakıyoruz. 

Sikke-i Tasdik-i Gaybi | Risale-i Nurdan Parlak Fıkralar ve Bir Kısım Güzel Mektuplar