Hayır - Ansiklopedik bilgi
Hayır

1. (isim) İyilik, karşılık beklenmeden yapılan yardım
2. (sıfat) İyi, hayırlı, yararlı, faydalı
Hayır - Ayet mealleri
Bakara (Sığır) Suresi 216. ayet:
Savaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı (farz kılındı). Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.

Bakara (Sığır) Suresi 158. ayet:
Şüphesiz, "Safa" ile "Merve" Allah´ın işaretlerindendir. Böylece kim Evi (Ka´be´yi) hacceder veya umre yaparsa, artık bu ikisini tavaf etmesinde kendisi için bir sakınca yoktur. Kim de gönülden bir hayır yaparsa (karşılığını alır). Şüphesiz Allah, şükrün karşılığını verendir, bilendir.

Bakara (Sığır) Suresi 184. ayet:
(Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.

Beyyine (Kanıt) Suresi 7. ayet:
İman edip salih amellerde bulunanlar ise; işte onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır.

Kalem Suresi 32. ayet: 
"Belki Rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimize rağbet eden kimseleriz."

Saff (Saf Tutmak) Suresi 11. ayet:
Allah´a ve O´nun Resulü´ne iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.
Hayır - Kitap Tanıtım
Hayırda Yarışanlar

Ali Demirel
IŞIK YAYINLARI

Günümüzde kazandıkça veren, verdikçe kazanan nice infak sevdalısı var: 

Henüz kazanılmış bir kuruşu olmadığı hâlde, "Allah kerim, kazanır veririm!" diyen esnaflar.. 

İş yerine giderken otobüse binmeyip yaya giden ve "Bilet parası verirsem burs veremem." diyen işçiler.. 

Aldığı bursun bir kısmını himmet eden öğrenciler.. 

Yıllarca gözü gibi sakladıkları, nişan ve düğünlerinden kalan ziynetlerini bir çırpıda ortaya döken hanımlar.. 

Lüzum olsa canlarını bir keseye koyup hiç tereddüt etmeden vermeye âmâde bekleyenler ve daha niceleri... 

Kitapta "Örnekleri Kendinden Bir Hareket" mülahazasıyla günümüzde yaşayan destansı infak örneklerine yer veriliyor. 
Bunu yaparken ülke sınırları içinde yaşanan örnekler dışında bugün dünyanın dört bir tarafına yayılan infak kahramanlarının yaşadığı verme hikâyelerinden de kesitler sunuluyor.

Bu kitapta okuyacağınız bütün hikâyeler gerçek. Okurken onların ne kadar içimizden olduğunu anlayacaksınız zaten.
Hayır - Muhtelif yazılar
Hayır mı? Şer mi?

Sizin hayır sandıklarınızda şer, şer sandıklarınızda hayırlar vardır. 
Soğuk bir kış sabahı sahilde bulunan küçük bir koydan bir balıkçı filosu denize açıldı. Öğleden sonra büyük bir fırtına koptu ve gece olduğunda balıkçı teknelerinden hiçbirisi limana dönememişti. Bütün gece boyunca eşler, anneler ve çocuklar ellerini ovuşturup, kaybolan sevdiklerini kurtarması için Allah´a yakararak rüzgâra açık kıyıda bir aşağı bir yukarı dolandılar. Bu sıkıntılı durumda, bir de kulübelerden birinde yangın çıktı, erkekler olmadığı için yangını söndürüp kulübeyi kurtarmak mümkün olmadı. 

Ancak gün ışıdığında, herkesin sevinçle gördüğü gibi, balıkçı teknelerinin tümü de sağlam olarak limana döndü. Fakat orada ümitsiz bir kişi vardı. 
Bu kişi yangında evi kül olan adamın eşiydi. 

Kocası karaya çıkarken şöyle bağırıyordu, "Aman Allah´ım, mahvolduk! Evimiz, içindeki her şeyle birlikte yangında kül oldu!" 

Adam ise, kadını şaşırtan şu sözleri haykırdı, "Allah´a şükürler olsun! Yanan kulübemizin ışığı sayesinde bütün tekneler yolunu buldu ve salimen limana döndük." 
Hayır - Muhtelif yazılar
HER ŞEY DE BİR HAYIR VARDIR
 
Bir zamanlar Afrika´daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü.
Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:
"Bunda da bir hayır var!"
Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın başparmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki sözünü söyledi:
"Bunda da bir hayır var!"
Kral acı ve öfkeyle bağırdı:
"Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?"
Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı.
Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler.
Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.
"Haklıymışsın!" dedi.
"Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi."
"Hayır" diye karşılık verdi arkadaşı.
"Bunda da bir hayır var."
"Ne diyorsun Allah aşkına?" diye hayretle bağırdı kral.
"Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir."
"Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi? Ve sonrasını düşünsene!!!..."
Hayır - Muhtelif yazılar
TÜM MAHLUKATA MERHAMET
 
 Cüneyd-i Bağdadî (k.s.) bir kış gününde bir mecûsînin kuşlara yem dağıttığını görür ve aralarında şöyle bir konuşma geçer:
-Sen hayır yapıyorum diye kendini boşuna aldatıyorsun. Allah evvelâ îmanı farz kılmış, geri kalan hayır-hasenatı ondan sonra emretmiştir. İman etmedikçe senin bu yaptığın iyilik Allah indinde makbule geçmez
-Ben de biliyorum kabul olunmayacağını. Fakat Allah bu yaptığımı görmez, bilmez mi? dedi.
-Elbette görür ve bilir.
-Öyleyse o da bana yeter, der ve bildiğine devam eder.
Aradan zaman geçer. Cüneyd-i Bağdadî Hazretler bir hac mevsiminde Mescid-i Haram´ı tavaf ederken bir adamın ellerini açmış Allaha yalvarmakta olduğunu, hatta gözlerinden sel gibi yaşlar akıttığını görür. İyice dikkat eder, o zatın karlı bir havada kuşlara yem veren Mecûsî olduğunu anlar. Tavaftan sonra yanına yaklaşıp hemen kollarından yakalar. Mecûsî de onu tanır ve şöyle der:
-İşte Allah gördü ve bildi, deyip kelime-i şehadet getirip ruhunu oracıkta teslim eder.
O anda Cüneyd-i Bağdadî (k.s.) Allah tarafından şöyle hitap olunur:
-Ya Cüneyd! Sen Beytimi arzu ederek geldin ona kavuştun. O ise beni arzu ederek geldi bana kavuştu.
Hayır - Risale-i Nur Külliyatı
Ben de bu hakikatli ihtardan kemâl-i ferah ve şükürle, bu yeni medrese-i Yusufiyede durmaya, hattâ aleyhimde olanlara yardım etmek için, kendime mucib-i ceza, zararsız bir suç yapmaya karar verdim. Hem benim gibi yetmiş beş yaşında ve alâkasız ve dünyada sevdiği dostlarından, yetmişten ancak hayatta beşi kalmış ve onun vazife-i Nuriyesini görecek yetmiş bin Nur nüshaları bâki kalıp serbest geziyorlar ve bir dile bedel binler dille hizmet-i imaniyeyi yapacak kardeşleri, vârisleri bulunan benim gibi bir adama, kabir bu hapisten yüz derece ziyade hayırlıdır. Ve bu hapis dahi, haricinde hürriyetsiz tahakkümler altındaki serbestiyetten yüz derece daha rahat, daha faydalıdır. Çünkü, haricinde, tek başıyla yüzer alâkadar memurların tahakkümlerini çekmeye mukabil, hapiste yüzer mahpuslarla beraber, yalnız müdür ve başgardiyan gibi bir iki zâtın, maslahata binaen hafif tahakkümlerini çekmeye mecbur olur. 

Lemalar | Yirmi Altıncı Lem´a 

Cenab-ı Hakkın ef´ali, hikmetlerden, maslahatlardan hali değildir. Öyleyse mevcudat, halkın malumatında münhasır değildir. Öyleyse melaikenin adem-i ilimleri, beşerin adem-i vücuduna delil olamaz. Ve keza, Cenab-ı Hak, hayr-ı mahz olarak melaikeyi yaratmıştır, şerr-i mahz olarak da şeytanı yaratmıştır, hayır ve şerden mahrum olarak behaim ve hayvanatı halk etmiştir. Hikmetin iktizasına göre, hayır ve şerre kadir ve cami olarak dördüncü kısmı teşkil eden beşerin yaratılması da lazımdır ki, beşerin şeheviye ve gadabiye kuvvetleri kuvve-i akliyesine münkad ve mağlup olursa, beşer, mücahedesinden dolayı melaikeye tefevvuk eder. Aksi halde, hayvanattan daha aşağı olur; çünkü özrü yoktur.

İşaratül-İcaz | Melaikeye Îman ve İnsanın Yaratılışına Dair