Arapça Dil Bilgisi - 6 Nasb Edatları

Arapçada Nasb Edatları

Arapçada muzâri fiilin (şimdiki ve geniş zamanın) irâbında üç farklı durum söz konusudur.
Bunlar:
1. Ref durumu: Muzâri fiil herhangi bir ön ek/edat almadığında ref durumunda (merfû) olur.
2. Nasb durumu: Muzâri fiilin başına nasb edatlarından biri geldiğinde nasb durumunda (mansûb) olur.
3. Cezm durumu: Muzâri fiilin başına cezm edatlarından biri geldiğinde cezm durumunda (meczûm) olur.
Nasb, hem isimlerle hem de fiillerle ilgili bir kavramdır.
İsimlerin nasb durumlarını Arapça 1 kitabının 3. Bölümünde ele almıştık.
Fiillerin nasb durumları ise kendilerinden önce nasb edatlarının gelmesiyle oluşur.
Belli başlı nasb edatları: حَتَّ ,لِ ,لِكَيْ ,كَيْ ,لَنْ ,أَنْ ’dır.
Fiillerin nasb durumları yani mansûb oluşları fiillerin son harflerinin harekeleri veya son ekleriyle alakalıdır.
Bir fiilin nasb olması “Fiilin sonunun ‘fetha’ ile harekelenmesi veya ‘fetha’ harekesinin yerine geçecek başka bir alâmeti barındırması durumudur.”
Üzerinde nasb alâmeti barındıran bir fiile “mansûb” (yani nasb edildilmiş) denir.
Her fiil kipi için nasb söz konusu değildir, yalnızca başında nasb edatı bulunan muzâri fiiller mansûbdur. Kısaca sadece muzâri fiiller nasb edilebilir.

Nasb Alâmetleri

Merfû haldeki muzâri fiil başında bir nasb edatı kullanıldığında aşağıdaki işlemlerden biri ile mansûb yapılır.
Başka bir deyişle, aşağıdaki işlemler, bir muzâri fiilin nasb edilmiş olduğunun göstergeleri, alâmetleridir:
1. Muzâri fiilin son harfinin damme harekesinin fethaya çevrilmesi:
Bildiğiniz gibi bir muzâri fiilin 3. tekil şahıs eril ve dişil, 2. tekil şahıs eril ve 1. tekil ve 1. çoğul şahıs yapıları sonlarına ek almazlar, son harflerinin harekeleri damme’dir.
Aslında bu damme, fiilin merfû oluşunun alâmetidir ve “fetha” harekesine dönüştüğünde fiil mansûb olmuş olur.
Fiilin nasb edilmiş olduğunun alâmeti, yani nasb alâmeti, damme harekesinin fethaya dönüşmüş olmasıdır.
Ama biz kısaca, nasb alâmeti “fetha” deriz.
Şimdi bunu, ilgili muzâri fiil yapılarının başına bir nasb edatı, mesela ( أَنْ ) getirerek örneklendirelim:
هو يَكْتُبُ أَنْ يَكْتُبَ
هي تَكْتُبُ أَنْ تَكْتُبَ
أنتَ تَكْتُبُ أَنْ تَكْتُب
أنا أَكْتُبُ أَنْ أَكْتُبَ
نحن نَكْتُبُأَنْ نَكْتُبَ

Dikkat edileceği üzere, yukarıdaki örneklerde damme ile merfû olan muzâri fiiller, bir nasb edatı olan ( أَنْ ) dolayısıyla mansûb oldular.
Bu örneklerde mansûb fiillerin nasb alâmetleri, sonlarındaki damme harekesinin “fetha”ya dönüşmüş olmasıdır; kısaca “fetha”dır.
2. Merfû haldeki muzâri fiilin sonunda bulunan ( ان ), ( ون ), ( ين ) eklerindeki nûn’ların düşürülmesi.
3. ikil eril ve dişil şahıslarda, 3. ve 2. çoğul eril şahıslarda ve 2. tekil dişil şahısta fiilin sonuna gelen eklerdeki nûn’ların varlığı ref alâmeti iken, düşürülmesi nasb alâmetidir.
Şunu da unutmayalım ki, eril çoğullarda düşürülen nûn harfinin yerine vâv’lardan sonra mutlaka bir elif harfi getirilir.
Şimdi bunları yine muzâri fiilin ilgili yapılarını ( أَنْ ) ile kullanarak örneklendirelim:
هما يَكْتُبَانِأَنْ يَكْتُبَا
هما تَكْتُبَانِأَنْ تَكْتُبَا
أنتِ تَكْتُبِينَأَنْ تَكْتُبِ
أنتما تَكْتُبَانِأَنْ تَكْتُبَا
هم يَكْتُبُونَأَنْ يَكْتُبُوا
أنتم تَكْتُبُونَأَنْ تَكْتُبُوا

Dikkat edileceği üzere, yukarıdaki örneklerde nûn’ların varlığı ile merfû olan muzâri fiiller, bir nasb edatı olan ( أَنْ ) dolayısıyla mansûb oldular.
Bu örneklerde mansûb fiillerin nasb alâmetleri, sonlarındaki nûn’ların düşmüş olmasıdır (hazfu’n-nûn veya sukûtu’n-nûn).
Fiilin 3. ve 2. çoğul eril formlarında nûn’ların düşürülmesinden sonra yerlerine elif getirilmiş olduğunu fark etmiş olmalıyız.
Hatırlayacağınız üzere nûn’ların düşürülmesi, aynı zamanda cezm alâmetidir.
Nûn’u düşmüş bir fiil meczûm diye irap edilebileceği gibi, mansûb diye de irap edilebilir.
O halde fiilin meczûm mu yoksa mansûb mu olduğunu nereden anlayacağız biçiminde bir soru akla gelebilir.
Cevabı oldukça basit:
Muzâri fiilin başındaki edat nasb edatı ise fiil mansûb; cezm edatı ise fiil meczûm olarak irap edilir.
Burada belirleyici olan, nûn’un düşmesine neden olan edatın türüdür.
Not: Muzâri fiilin 3. ve 2. Çoğul dişil formlarındaki nunlar (nûn-u nisveler) fiile bitişik özne zamiri olmaları dolayısıyla hiçbir zaman düşmezler, her durumda varlıklarını muhafaza ederler.
Örnek:
هُنّ يَكْتُبْنَ أَنْ يَكْتُبْنَ
أنتُّ تَكْتُبْنَ أَنْ تَكْتُبْنَ
هو يَدْعُوأَنْ يَدْعُوَ
هو يَرْمِيأَنْ يَرْمِيَ
هُو يَرْضَىأَنْ يَرْضَى

Şimdi muzâri bir fiili ( أَنْ ) ile çekelim ve muzâri fiilin sonunda meydana gelen değişimi nasb alâmetleri yönünden inceleyelim:
Çoğul (Cem) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
أَنْ يَكْتُبُواأَنْ يَكْتُباأَنْ يَكْتُبَGaib
yazmak, (onların) yazmalarıyazmak, (o ikisinin) yazmasıyazmak, (onun) yazmasıGaib
أَنْ يَكْتُبْنَأَنْ تَكْتُباأَنْ تَكْتُبَGaibe
yazmak, (onların) yazmalarıyazmak, (o ikisinin) yazmasıyazmak, (onun) yazmasıGaibe
أَنْ تَكْتُبُواأَنْ تَكْتُباأَنْ تَكْتُبَMuhatab
yazmak, (sizin) yazmanızyazmak, (ikinizin) yazmasıyazmak, (senin) yazmanMuhatab
أنْ تَكْتُبْنَأَنْ تَكْتُباأَنْ تَكْتُبِيMuhataba
yazmak, (sizin) yazmanızyazmak, (ikinizin) yazmasıyazmak, (senin) yazmanMuhataba
أَنْ نَكْتُبَأنْ أَكْتُبَMütekellim
yazmak, (bizim) yazmamızyazmak, (benim) yazmamMütekellim

Arap gramerinde bunlara “nasb edatları” ( أدوات النَّصْب ) denmesine rağmen, ön ek işlevinde olan لَنْ hariç bunlar birer bağlaçtır.
Bu edatları bir araya getiren özellik, anlamları değil muzâri fiil üzerindeki etkilerinin aynı oluşudur.
Dikkat ederseniz أنتِ، هُا، أنتُما، هُمْ، أنْتُمْ çekimlerinde fiillerin sonlarındaki “nun” ( ن ) harfleri düşmüştür.
Öte yandan هُمْ، أنْتُمْ çekimlerinde düşen “nun”un yerine telaffuz edilmeyen ve yalnızca şekil olarak yazımda var olan bir “elif ” ( ا ) getirilmiştir.
Nasb edatlarından her birinin kendine özgü anlamı vardır.
Nasb edatlarını anlam bakımından dört kategoriye ayırabiliriz:
لَنْ . 1 “–meyecek, -mayacak”
Bir işin gelecekte yapılmayacağını ifade eder.
( لَنْ ) ’li kullanımda anlamı pekiştirmek amacıyla bazen (أبدًا) - aslâ sözcüğü de kullanılır.
لَنْ أَسْكُتَSusmayacağım.
لَنْ أُدَخِّنَ أبدًاAsla sigara içmeyeceğim.
لَن نَنامَ نهارًا بَعْدَ الآنBundan sonra gündüz uyumayacağız.
لَنْ يَسْكُنوا في المَدينةِŞehirde kalmayacaklar.
لَنْ يُشاهِدْنَ أفلامَ الرُّعْبِKorku filmlerini izlemeyecekler - bayanlar.
لَنْ يَنْتَقِلوا إلى شَقَّة جَديدة هذه السَّنةBu yıl yeni bir daireye taşınmayacaklar.

أنْ . 2 “–mek, -mak; -meyi, -mayı”
Fiile mastar anlamı veren bu edatın anlamsal olarak farklı kullanımları vardır:
a. Genel olarak istemek, sevmek, hoşlanmamak, ummak, istemek, ihtiyaç duymak, çabalamak gibi fiillerle birlikte kullanılır.
أُريدُ أنْ أَدْرُسَ الأَدَبَEdebiyat eğitimi almak istiyorum.
لا يُحِبّونَ أنْ يَقرَؤوا رِوايات بُوليسيةPolisiye romanlar okumayı sevmiyorlar.
آمُلُ أنْ أَقْرَأَ مُذَكِّراتِهِ قَريبًاYakında anılarını okumayı umuyorum.

b. Yapılabilirlik, gereklilik, olasılık vb. durumlarını ifade etmek için kullanılır.
Bu tür kullanımların Türkçeve çevirisinde mansûb fiilin –me’li veya –ma’lı mastarına özneye ait iyelik zamiri bitişir:
konuşmam, konuşman, konuşması, konuşmamız, konuşmanız, konuşmaları gibi.
مِن الممكن أنْ أذهبَ إلى القاهرةKahire’ye gitmem mümkün.
مِن الممكن أنْ تَذْهبَ إلى القاهرةKahire’ye gitmen mümkün.
مِن الممكن أنْ يَذْهَبَ إلى القاهرةKahire’ye gitmesi mümkün.
مِن الممكن أنْ نَذهبَ إلى القاهرةKahire’ye gitmemiz mümkün.
مِن الممكن أنْ تَذْهَبُوا إلى القاهرةKahire’ye gitmeniz mümkün.
مِن الممكن أنْ يَذْهَبُوا إلى القاهرةKahire’ye gitmeleri mümkün.
لا يُمْكِنُ أنْ أتَحَدَّثَ عَنْ هذا المَوْضوعBu konu hakkında konuşmam mümkün değil.
عَلَيْكِ أنْ تَفْهَمي وَضْعي يا عائشَةDurumumu anlaman gerekiyor Ayşe.
مِنَ المُسْتَحيلِ أنْ أَتَنازَلَ عَنْكِSenden vazgeçmem imkânsız.
يَجِبُ أنْ لا يَشْعُروا بِقَلَقEndişe duymamaları gerekir.

لِ / كَيْ / لِكَيْ / حَتَّ . 3 “–mesi için, -ması için; -sın, -sin, -sun, -sün diye”
a. لِ
سافَرَ سَليمٌ إلى القاهِرة لِيَدْرُسَ الأدَبَ العَرَبِيَّSelim, Arap edebiyatı eğitimi almak için/üzere Kahire’ye gitti.
هَلْ دَخَلْتِ المَطْبَخَ لِتَشْرَبي ماءً؟ Su içmek için mutfağa girdin mi?

b. كَيْ
سافَرَ سَليمٌ إلى القاهِرة كَيْ يَدْرُسَ الأدَبَ العَرَبِيَّSelim, Arap edebiyatı eğitimi almak için/üzere Kahire’ye gitti.
هُمْ دَرَسوا جَيِّدًا كَيْ يَنْجَحُوا في الامتِحانِSınavda başarılı olmak için iyice ders çalıştılar.
فَتَحْتُ التلفاز كَيْ أُشاهِدَ نَشْرَةَ الأَخْبارHaber yayınını-bültenini izlemek için televizyonu açtım.

Şimdi muzâri bir fiilin ( كَيْ ) ile çekimini inceleyelim:
Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
کَيْ يَكْتُبُواکَيْ يَكْتُباکَيْ يَكْتُبَGaib
(onların) yazmaları için(o ikisinin) yazması için(onun) yazması içinGaib
کَيْ يَكْتُبْنَکَيْ تَكْتُباکَيْ تَكْتُبَGaibe
(onların) yazmaları için(o ikisinin) yazması için(onun) yazması içinGaibe
کَيْ تَكْتُبُواکَيْ تَكْتُباکَيْ تَكْتُبَMuhatab
(sizin) yazmanız için(ikinizin) yazması için(senin) yazman içinMuhatab
کَيْ تَكْتُبْنَکَيْ تَكْتُباکَيْ تَكْتُبِيMuhataba
(sizin) yazmanız için(ikinizin) yazması için(senin) yazman içinMuhataba
کَيْ نَكْتُبَکَيْ أَكْتُبَMütekellim
(bizim) yazmamız için(benim) yazmam içinMütekellim

c. لِكَيْ : Bu edat, esas itibariyle anlam ve etki bakımından birbirinin aynı olan ( لِ ) ve ( كَيْ )’in birleştirilmiş biçimidir.
Fasih Arapçada yeri olmamakla birlikte galat-ı meşhur olarak sıklıkla karşımıza çıktığından burada ayrıca yer verilmiştir.
سافَرَ سَليمٌ إلى القاهِرة لِكَيْ يَدْرُسَ الأدَبَ العَرَبِيَّSelim, Arap edebiyatı eğitimi almak için/üzere Kahire’ye gitti.
يَعْمَلُ الإنسانُ لِكَيْ يَعيشَİnsan yaşamak için çalışır.

d. حَتّ
سافَرَ سَليمٌ إلى القاهِرة حَتّ يَدْرُسَ الأدَبَ العَرَبِيَّSelim, Arap edebiyatı eğitimi almak için/üzere Kahire’ye gitti.
أسوقُ بِبُطْءٍ حَتّ أَتجنَّبَ الحَوادِثَTrafik kazalarından kaçınmak için yavaş araba sürerim.
هُمْ يَدْرُسونَ حتّ يَنْجَحُوا في الامSınavda başarılı olmak için ders çalışıyorlar.

Şimdi yukarıda geçen bazı cümlelerin irâblarını yapalım:
لَنْ يَسْكُنوا في المَدينةِŞehirde kalmayacaklar.

لَنْ : Nasb edatı
يَسْكُنوا : Muzâri fiil, üçüncü çoğul şahıs eril, kendisinden önce gelen nasb edatı لن dolayısıyla mansûb, nasb alâmeti sondaki nûn harfinin hazfi, fâili bitişik özne zamiri olan vâvu’l-cemâ‘a ( و )
في : Harf-i cer
المَدينةِ : Mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra.
أُريدُ أنْ أَدْرُسَ الأَدَبَEdebiyat öğrenimi görmek istiyorum.

أُريدُ : Muzâri fiil, birinci tekil şahıs, fâil gizli zamir olan ( أنا )
أنْ : Nasb edatı
أَدْرُسَ : Muzâri fiil, fâil gizli zamir olan ( أنا ), kendisinden önce gelen nasb edatı أن dolayısıyla mansûb, nasb alâmeti sondaki fetha, أنْ أَدْرُسَ mastar (masdar-ı muevvel - 142. sayfada açıklanacak), ( أُريدُ ) fiilinin mef‘ûlun bihi, mahallen mansûb.
أَدْرُسَ) : الأَدَبَ ) fiilinin mef ‘ûlun bihi, mansûb, nasb alâmeti fetha.
فَتَحْتُ التِّلفازَ كَيْ أُشاهِدَ نَشْرَةَ الأَخْبارِHaber yayını izlemek için televizyonu açtım.

فَتَحْتُ : Mâzi fiil, birinci tekil şahıs, fâil bitişik zamir olan tâu’l-muteharrike ( ت )
التِّلفازَ : Mef‘ûlun bih mansûb, nasb alâmeti sondaki fetha.
كَيْ : Nasb edatı
أُشاهِدَ : Muzâri fiil, birinci tekil şahıs, kendisinden önce gelen nasb edatı كَيْ dolayısıyla mansûb, nasb alâmeti sondaki fetha, fâil gizli zamir olan ( أنا )
نَشْرَةَ : Mef ‘ûlun bih, mansûb, nasb alâmeti sondaki fetha, aynı zamanda muzâf.
الأَخْبارِ : Muzâfun ileyh, mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra.
Şimdi nasb edatlarını tabloda görelim.
لَنْGelecek bir şeyi yapmamayı bildirir: -meyecek, -mayacak
أنْMastar anlamı verir (-meyi, mayı, -mek, mak)
لِ-ması için, ... nedeniyle, -den dolayı
كَيْ-mek için, -ması için ... nedeniyle, -den dolayı
لِكَيْ-mek için, -ması için ... nedeniyle, -den dolayı
حَتَّ-mek için, -ması için ... nedeniyle, -den dolayı








http://2kelime.com/     -     tkuzan@gmail.com