Arapça Dil Bilgisi - 14 İsm-i Mevsûller

İsm-i Mevsûller

İsm-i Mevsûl, bir dilbilgisi terimi olarak, “bağlaç” anlamına gelir.
Fakat Türkçedeki bağlaçlardan farklılık gösterir.
Arapçadaki ism-i mevsûl, kendinden sonraki bir cümleyi kendinden önceki bir isme bağlayan kelimedir.
Tek başına anlamları yoktur.
Kendisinden sonraki cümlenin anlamını … olan, -an, -en, -dığı, -diği gibi eklerle kendisinden önceki isme bağlar.
İsm-i mevsûller kendisinden sonra gelen cümleyi kendisinden önceki ismi niteleyen bir sıfat cümlesi konumuna getirirler.
İsm-i mevsûller, özel (hâs) ve genel (müşterek) olmak üzere iki gruba ayrılırlar.

Özel İsm-i Mevsûller (Hâss İsm-i Mevsûller)

Bu gruptaki ism-i mevsûller, bağladığı ismin tekil, ikil, çoğul, eril ve dişil durumuna özgü kullanımlar olmaları dolayısıyla “özel” veya “hâs” diye adlandırılırlar.
Dolayısıyla kendileri de tekil, ikil ve çoğul formda eril ve dişil olarak çeşitlilik gösterir.
Şimdi önce eril olanların merfû, mansûb ve mecrûr durumunu inceleyelim:

Eril
Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
الّذينَاللّذانِالّذيMERFÛ
الّذينَاللَّذَيْنِالّذيMANSÛB VE MECRÛR

Yukarıda verilen eril ism-i mevsûllerin tekilleri ve çoğulları mebnîdir, harekeleri veya biçimleri değişmez.
İkilleri ise mu‘rebtir ve ikil bir kelimenin irap biçimiyle irap edilir.
Bir başka ifadeyle ikil olan ism-i mevsûllerin
ref alâmeti elif ( ا ),
nasb ve cer alâmeti ye ( ي )’dir.
Eril ism-i mevsûllerin ikil formlarının yazım biçimindeki farklılığı görmüş olmalısınız.
Tekil ve çoğullar, tek bir “lâm” ile yazılırken, ikiller çift “lâm” ile yazılmaktadır.

Şimdi de hâs ism-i mevsûllerin dişil biçimlerini görelim:

Dişil
Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
اللَّواتي / اللَّتي/ اللائياللَّتانِالَّتيMERFÛ
اللَّواتي / ال تَّلي/ اللائياللَّتَيْنِالّتيMANSÛB VE MECRÛR

Erillerinde olduğu gibi dişil ism-i mevsûllerin tekil ve çoğul biçimleri de mebnîdir, harekeleri veya biçimleri değişmez.
İkil formları ise mu'rebdir, yani ikil bir kelimenin irap edildiği gibi irap edilirler.
Dolayısıyla bunların
ref alâmeti elif ( ا ),
nasb ve cer alâmeti ye ( ي )’dir.
Dişil çoğullarından اللَّواتي daha sık kullanılırken, اللَّتي ve اللائي daha az kullanılır.
Dişil ism-i mevsûllerin tekil formlarının tek “lâm” ile yazılırken, ikil ve çoğul formlarının çift “lâm” ile yazılmış olduğunu da fark etmiş olmalısınız.
Hâs ism-i mevsulleri kullanabilmek için önceki ismin belirli olma zorunluluğu vardır.
Eril ve dişil formlarıyla gördüğümüz bu ism-i mevsûllerin tekilleri ve ikilleri, hem âkil hem gayr-ı âkil için kullanılır.
Fakat çoğulları yalnız âkiller, yani insanlar için kullanılır.
Hâs ism-i mevsûller, kendilerinden önceki isme sıfat oldukları için onun irâbına, sayısına ve cinsiyetine uymak zorundadır.
Şimdi anlatılanları bir örnek üzerinde inceleyelim.
Aşağıda tablo içinde iki ayrı cümle bulunmaktadır.
حَضَرَ الطِّفْلُÇocuk geldi.
رَأَيْتُ الطِّفْلَ في اَلْديقَةِÇocuğu parkta gördüm.

Şimdi ilk cümledeki الطّفل (çocuk) sözcüğünü ikinci cümle ile bağlantılayarak
“Parkta gördüğüm çocuk geldi”
anlamı verecek şekilde yeni bir cümle kurmaya çalışalım.
Burada ilgi kurulan sözcük الطّفل sözcüğüdür, cümlede özne konumunda olup tekil ve erildir.
Bu sözcüğe uygun ism-i mevsûl, sizin de tahmin ettiğiniz üzere الذّي ism-i mevsûlüdür.
حَضَرَ الطِّفْلُ الّذي رَأَيْتُه في اَلْديقَةِ Çocuk geldi.

Şimdi yukarıdaki cümlede kendisiyle sonraki cümle arasında ilgi kurulan “et-tıfl” sözcüğünü ikil, çoğul ve dişil formda kullanarak cümlede meydana gelen değişimleri inceleyelim:
رَأَيْتُهُ في الحَديقةِالّذيحَضَرَ الطِّفلُ
رَأَيْتُهُما في الحَديقةِاللّذانِحَضَرَ الطِّفلانِ
رَأَيْتُهُم في الحَديقةِاللّذِينَحَضَرَ الأطْفالُ
رَأَيْتُها في الحَديقةِالّتيحَضَرَتْ الطِّفلة
رَأَيْتُهُما في الحَديقةِاللّتانِحَضَرَتْ الطِّفلتانِ
رَأَيْتُهُن في الحَديقةِاللّواتِحَضَرَتْ الطِفلاتُ

Yukarıdaki cümlelerde ism-i mevsûlden sonra gelen fiillerde öznenin yapısına uygun olarak değişen bitişik nesne zamirlerine de dikkat ediniz.
Şimdi de aşağıdaki iki cümleyi inceleyelim:
شَكَرْتُ التِّلْميذَ الَّذِي ساعَدَنيBana yardım eden öğrenciye teşekkür ettim.
شَكَرْتُ تِلْميذًا ساعَدَنيBana yardım eden bir öğrenciye teşekkür ettim.

Hâs ism-i mevsûller, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi ancak belirli bir isimden sonra kullanılabilirler ve bu ismin sıfatı olurlar.
Yukarıda biri ismi mevsûlle kurulan, diğeri belirsiz bir sözcük sonrasında kullanılan sıfat cümlelerinin nasıl anlamlandırılmış olduğuna bakarak iki cümle arasındaki anlam farkını görünüz.

Sıla Cümlesi ve Âid Zamiri

İsm-i mevsûllerin kullanıldığı cümleler ism-i mevsûl, sıla cümlesi ve âid zamir adı verilen bir bütünden oluşur.
Sıla cümlesi, ism-i mevsûlden sonra gelen cümledir.
İsmi mevsûl kendinden önceki isimle sıla cümlesini birbirine bağlar.
Dolayısıyla sıla cümlesi ism-i mevsûlden önceki ismi açıklar, niteler, bir bakıma özelleştirir. Sıla cümlesinin irâbta yeri yoktur.
Âid zamir, sıla cümlesinde nitelenen sözcüğe ait olan zamirdir.
Bu zamir, nitelenen sözcüğün eril, dişil ve sayı bakımından yapısına uygun kullanılır.
Aşağıdaki cümlede “Gördüğüm çocuk” anlamındaki Arapça söz öbeğinin her bir öğesinin nasıl adlandırıldığını inceleyelim:
أَعْجَبَني الطِّفْلُ الذي رَأَيْتُهُGördüğüm çocuğu beğendim.

Sıla cümlesiİsm-i mevsûlBelirli İsim
4321
هُ‍رَأَيْتُالَّذيالطِّفْلُأَعْجَبَني
Âid Zamir

ذَهَبَ الرِّجالُ الَّذِينَ عَمِلْناَ معهُمBirlikte çalıştığımız adamlar gitti.
خَرجَ المريضُ الَّذي اِنْتَظَرَ الطَّبيبَDoktoru bekleyen hasta çıktı.

Hâss İsm-İ Mevsûllerin Cümlede Bir Ögenin Sıfatı Olarak Bulunması

Hâss İsm-İ Mevsûlun Mubtedanın Sıfatı Oluşu

İsm-i mevsûl sıla cümlesiyle birlikte mubteda ile haber arasına girerek mubtedanın sıfatı olur:
مُتْعَبٌالْمُوَظَّفُMemur yorgundur.
HaberMubteda

مُتْعَبٌالّذِي يَعْمَلُ في مَكْتَبِ الْبَيدِالْمُوَظَّفُ
Haberİsm-i mevsûl ve sıla cümlesiMubteda
Yorgundur.Postanede çalışanMemur

مُتْعَباناللّذان يَعْمَلانِ في مَكْتَبِ الْبَيدِالْمُوَظَّفانِ
Haberİsm-i mevsûl ve sıla cümlesiMubteda
Yorgundur.Postanede çalışanİki memur

مُتْعَبونَالّذينَ يَعْمَلون في مَكْتَبِ الْبَيدِالْمُوَظَّفونَ
Haberİsm-i mevsûl ve sıla cümlesiMubteda
Yorgundur.Postanede çalışanMemurlar

Şimdi aşağıdaki cümlenin irâbını yapalım:
الْمُوَظَّفونَ الّذينَ يَعْمَلون في مَكْتَبِ الْبَيدِ مُتْعَبونَPostanede çalışan memurlar yorgundur.

الْمُوَظَّفونَ : Mubteda merfû, ref alâmeti vâv, çünkü düzenli eril çoğul.
الّذينَ : İsm-i mevsûl, fetha üzerine mebnî, mahallen merfû, çünkü mubtedanın sıfatı.
يَعْمَلون في مَكْتَبِ الْبَيدِ : Sıla cümlesi, irapta yeri yoktur.
(Sıla cümlesi irap edilmez, bu yüzden “irapta yeri yoktur” anlamında “lâ mahalle lehâ mine’l-i‘râb” denir.)
مُتْعَبونَ : Haber, merfû ref alâmeti vâv, çünkü düzenli eril çoğul.
Şimdi de aşağıdaki cümlelerde ism-i mevsûllerin nasıl kullanılmış olduğunu inceleyelim:
الكِتابُ الذي أَخَذْتُه مِنْ صَديقي هُوَ قِصَّةُ حبٍّArkadaşımdan aldığım kitap bir aşk hikâyesidir.
الْقِصَّةُ التي قَرَأْتهُا أَمسِ كانَتْ مُحْزِنَةًDün okuduğum hikâye üzücüydü.
الوَلَدانِ اللّذَانِ رَأيْتَهما تَوْأمانِGördüğün iki çocuk ikizdir.
الفَتاتانِ اللّتانِ فازتا بِالجائزةِ مِن كُلِّيَّتِناÖdülü kazanan iki kız bizim fakültedendir.
الطَّبيباتُ اللّواتي يتَخصَّصْنَ في الأمْراضِ الدَّاخِلِيَّةِ كثيراتٌİç hastalıklarında ihtisas yapan bayan doktorlar çoktur.

Yukarıda tekil, ikil ve çoğulları verilen eril ism-i mevsûller mubtedanın sıfatıdırlar.

Hâss İsm-i Mevsûlün Haberin Sıfatı Oluşu

İsim cümlesinde mubteda belirli ve onu izleyen haber çoğunlukla belirsiz olur.
Ancak haberin belirli olduğu durumlarda herhangi bir karışıklığa yer vermemek için mubteda ile haber arasına mubteda ile uyumlu bir zamir getirilir.
Zamîru’l-Fasl adı verilen bu zamirin irapta yeri yoktur, yani irap edilmez.
الرَّجُلُهوهذاBu adamdır.
HaberZamîru’l-FaslMubteda

هذا هو الرَّجُلُ الّذي تَحَدَّثْنا عَنْهُBu, kendisinden söz ettiğimiz adamdır.
هذانِ هما الرَّجُلانِ اللّذانِ تَحَدَّثْنا عَنْهُماBu ikisi, kendilerinden söz ettiğimiz adamlardır.
هؤُلاءِ هُم الرِّجالُ الّذين تَحَدَّثْنا عَنْهُمْBunlar, kendilerinden söz ettiğimiz adamlardır.
هذه هي الْمَرْأةُ التي تَحَدَّثْنا عَنْهاBu, kendisinden söz ettiğimiz kadındır.
هاتان هما الْمَرْأتانِ اللّتانِ تَحَدَّثْنا عَنْهُماBu ikisi, kendilerinden söz ettiğimiz kadınlardır.
هؤُلاءِ هُنَّ النِّساءُ اللّتي تَحَدَّثْنا عَنْهُنَّBunlar, kendilerinden söz ettiğimiz kadınlardır.
هَذِهِ هِيَ الْكُتُبُ الَّتِ كُنْتَ تَبْحَثُ عَنْهَاBunlar aradığın kitaplardır.
هذه هي الجامعة التي یَنْتَظِرُ صَديقي أَمامَهاBu arkadaşımın önünde beklediği üniversitedir.
هذا هو القَلَمُ الَّذي اِشْتَرَيْتُهُBu satın aldığım kalemdir.

İsm-i mevsûl sıla cümlesiyle birlikte isim cümlesinde mubteda ve haberin sıfatı olabildiği gibi fiil cümlesinde fâilin ya da mef‘ûlun bih’in sıfatı da olabilir.
Aşağıdaki örnekleri inceleyelim:
1. حَضَرَ الطَّبيبُ الذي فَحَصَ الطَّالبَ المريضَHasta öğrenciyi muayene eden doktor geldi.
2. حَضَرَ الطَّبيبانِ اللّذانِ فَحَصَا الطالبَ المريضَHasta öğrenciyi muayene eden iki doktor geldi.
3. رَأيْتُ الطَّالِبَ الّذي يَتَكَلَّمُ الْعَرَبيَّةَArapça konuşan öğrenciyi gördüm.
4. رَأيْتُ الطَّالِبَيْنِ اللّذَيْنِ يَتَكَلَّمانِ الْعَرَبيَّةَArapça konuşan iki öğrenciyi gördüm.

Yukarıdaki örneklerde 1. ve 2. cümlelerdeki ism-i mevsûller, fâilin sıfatı;
3. ve 4. cümlelerdeki ism-i mevsûller mef‘ûlun bih’in sıfatıdır.
1. cümledeki ism-i mevsûlün fâilin sıfatı olarak mahallen merfû,
2. cümledeki ism-i mevsûlün fâilin sıfatı olarak ( ا ) elif ile merfû olduğuna dikkat ediniz.
3. cümlede ise ism-i mevsûl mef‘ûlun bih’in sıfatı olarak mahallen mansûb iken,
4. cümledeki ism-i mevsûlün mef‘ûlun bih’in sıfatı olarak ( ي ) ile mansûb olduğuna dikkat ediniz.
İsm-i mevsûller cümlede mecrûr isimlerin sıfatı da olabilir.
اِرْتَفَعَ عَدَدُ الْشْخَاصِ الَّذِينَ يُعَانُونَ مِنْ مَرَضِ الْقَلْبِKalp hastalığı çeken şahısların sayısı yükseldi.
أتَمَنَّ لَكَ النَّجَاحَ فِ الْعُثُورِ عَلَى الْوَظِيفَةِ الَّتِ تُرِيدُهَاİstediğin işi bulmakta sana başarılar dilerim.

Hâss İsm-i Mevsûllerin Cümlede Bir Öge Olarak Bulunması

Hâs ism-i mevsûllerden önce isim bulunmazsa ism-i mevsûllerin kendileri cümlede bir öge olarak bulunurlar.
İsm-i Mevsûlün Mubteda Olarak Kullanılması
Cümle doğrudan ism-i mevsûl ile başlarsa, bu durumda ism-i mevsûlün kendisi cümlenin mubtedası olur ve sıla cümlesi doğrudan kendisini niteler.
الَّذي لا يَرحَمُ لا يُرحَمُAcımayana acınmaz.
الَّذِينَ آمَنوا صَدَقُواİnananlar doğru söyledi.
الَّتي فَحَصَتْ أُمي هي طَبيبةٌ ماهرةٌAnnemi muayene eden, becerikli bir doktordur.
اللّتانِ كَتَبَتا هذا التَّقريرَ هما مُديرَتانِBu raporu yazan iki kadın, müdürdür.

İsm-i Mevsûlün Haber Olarak Kullanılması<

Hâs ism-i mevsûlün haber olarak kullanılması durumunda baştaki mubteda ile kendisi arasına mubteda ile uyumlu bir zamîru’l-fasl gelmelidir.
Bu tarz cümlelerin çevirisinde haber olan ism-i mevsûl ve onu niteleyen sıla cümlesi sanki cümlenin öznesi gibi değerlendirilir ve imek fiilleri (-dir, -dır) mubtedanın sonuna getirilir.
أُمِّي هي الَّتي تَرْعَى الْبيتَEve bakan annemdir.

Bu cümlenin, “Annem o kişidir ki, eve bakmaktadır” biçimindeki kelime çevirisi yerine, haber sanki mubteda imişçesine, “Eve bakan annemdir” biçiminde, imek fiili mubtedanın sonunda kullanılarak Türkçeye çevrilmiş olduğunu fark ediniz.
هؤلاء هُنَّ اللاتي فُزْنَ بالجائزةِÖdülü kazanan kadınlar bunlardır.
الجُنودُ هم الّذِينَ يَحْمُونَ الوطنَVatanı koruyanlar askerlerdir.
الطالِبانِ هُا اللّذانِ تَفَوَّقا في الاِمْتِحانِSınavda başarılı olan, bu iki öğrencidir.

İsm-i mevsûller fiil cümlelerinde fâil, mef ‘ûlun bih konumunda veya harfi cerden sonra da bulunabilirler.
Aşağıdaki cümleler bu durumlara örnektir.
İsm-i Mevsûlün Fâil Olma Durumu
يَكْسَبُ الذي يَعْمَلُ بِجِدٍّCiddiyetle çalışan kazanır.
نَحَح الذينَ اِجْتَهَدواÇalışanlar başardı.
تَكَلَّمَتْ التي اسْمُها ناديةُAdı Nâdiye olan (kişi) konuştu.
عادَ اللذان سافرا إلى بلادهماÜlkelerine giden iki (kişi) döndü.
زارَني الذي لمْ أَرَهُ منذُ زمنٍ بعيدٍUzun zamandır görmediğim (kişi) beni ziyaret etti.
أَعْجَبَني الذي كتبتَهُ في رِسالتِكَMektupta yazdığın (şey) hoşuma gitti.
هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَ يَعْلَمُونَHiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? (Zumer Sûresi 9. Ayet)

İsm-i Mevsûlün Mef‘ûlun Bih Olma Durumu
أحِبُّ الّذي يَعمَلُ بإخْلاصDürüst çalışanı severim.
أُكافِئُ اللذَيْنِ يَعْمَلانِ بجدٍّCiddiyetle çalışan iki (kişi)yi ödüllendiririm.
أَعْرِفُ اللتَيْنِ تَتَكلَّمانِ العربيةَArapça konuşan iki (kadın)ı tanıyorum.
أَبْعَدْتُ الّذِينَ يَلْعَبونَ أمامَ البيتِEvin önünde oynayanları uzaklaştırdım.

İsm-i Mevsûlün Harf-i Cerden Sonra Gelme Durumu
سَلَّمْتُ عَلى الذينَ يَقِفونَ على البابِKapıda duranlara selam verdim.
عَليْكَ أنْ تُعَامِلَ الناسَ بِالَّتِ هِيَ أحْسَنُİnsanlara en iyi olanla muamele etmen gerekir.
لا تَبْحَثْ عن الذي تَرَكَنَاBizi terkedeni arama.

Genel İsm-i Mevsûller (Müşterek İsm-i Mevsûller)

Bu gruptaki ism-i mevsûller, özel (hâs) olanlardan farklı olarak tekil, ikil, çoğul, eril ve dişil için tek bir lafzı olan ism-i mevsûllerdir.
Bu nedenle bunlara “Müşterek”, yani ortak ism-i mevsuller de denir.
Bu ism-i mevsûller daha önce soru edatı olarak gördüğümüz مَنْ ve ما edatlarıdır.
مَنْ insanlar (âkil) için kullanılırken, ما diğer varlıklar, hayvan ve cansızlar (gayr-i âkil) için kullanılır.
Bu ism-i mevsûller, hâs olanlardan farklı olarak cümlede hiç sıfat olarak bulunmayıp mubtedâ, haber, fâil, mefulün bih veya mecrûr isim gibi cümlenin bir ögesi olarak bulunurlar.
Mebnî olduklarından irapları cümledeki yerine göre ya mahallen merfû, ya mahallen mansûb, ya da mahallen mecrûr olur.

1. (مَنْ)

(مَنْ) İsm-i Mevsûlünün Cümlede Mubteda Konumunda Olması

مَنْ لا يَرحَمُ لا يُرحَمُAcımayan(a) acınmaz.
مَنْ آمَنوا صَدَقُواİman edenler doğru söyledi.
في النَّاسِ مَنْ هُوَ شرٌّİnsanlar arasında kötü olan da vardır.
مَنْ آمَنَ باللهِ لا يَكْذِبُAllah’a inanan yalan söylemez.

(مَنْ) İsm-i Mevsûlünün Cümlede Haber Konumunda Olması

الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ المُسْلِمون مِنْ لِسانِهِ ويَدِهِ.Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden emin oldukları kişidir. (Hadîs-i Şerîf )
هؤلاءِ مَنْ أَخْلَصُوا في عَمَلِهِمْBunlar, işlerini iyi yapanlardır.
الأُسْتاذُ مَنْ أَعْرِفُهُ جيِّداًHoca, iyi tanıdığım biridir.
هؤلاءِ مَنْ أعْدَدْنَ الطعامَBunlar, yemeği pişiren kadınlardır.
الإِنْسانُ مَنْ لا يَبيعُ شَرَفَهُİnsan, şerefini satmayan kişidir.

(مَنْ) İsm-i Mevsûlünün Cümlede Fâil Konumunda Olması

Bu ism-i mevsûl fiil cümlesinin fâili olarak kullanılabilir.
Bu durumda mahallen merfû olur.
اِسْتَقْبَلَنِ فِ الْفُنْدُقِ مَنْ يَتَكَلَّمُ التُّرْكِيّةَOtelde beni Türkçe konuşan kişi (eril) karşıladı.
اِسْتَقْبَلَنِ فِ الْفُنْدُقِ مَنْ يَتَكَلَّمون التُّرْكِيّةَOtelde beni Türkçe konuşanlar (eril-çoğul) karşıladı.
اِسْتَقْبَلَتْنِ فِ الْفُنْدُقِ مَنْ تَتَكَلَّمُ التُّرْكِيّةَOtelde beni Türkçe konuşan kişi (dişil) karşıladı.
اِسْتَقْبَلَتْنِ فِ الْفُنْدُقِ مَنْ يَتَكَلَّمْنَ التُّرْكِيّةَOtelde beni Türkçe konuşanlar (dişil-çoğul) karşıladı.
فَرِحَ مَنْ رأى أُسْتاذَنا هُناHocamızı burada gören sevindi.
حَضَرَ مَنْ أحْسَنَ إليناBize iyilik yapan geldi.

(مَنْ) İsm-i Mevsûlünün Cümlede Mef‘ûlun Bih Konumunda Olması

Bu ism-i mevsûl fiil cümlesinin mef‘ûlun bihi olarak kullanılabilir.
Bu durumda mahallen mansûb olur.
أُحِبُّ مَنْ يَعْمَلُ بإخْلاصٍDürüst çalışanı (eril) severim.
أُحِبُّ مَنْ تَعْمَلُ بإخْلاصٍDürüst çalışanı (dişil) severim.
أُحِبُّ مَنْ يَعْمَلون بإخْلاصٍDürüst çalışanları (eril-çoğul) severim.
أُحِبُّ مَنْ يَعْمَلْنَ بإخْلاصٍDürüst çalışanları (dişil-çoğul) severim.

(مَنْ) İsm-i Mevsûlünün Cümlede Mecrûr Konumunda Olması

Bir ismin tamlayanı (muzâfun ileyhi) olduğunda veya bir harf-i cerden sonra geldiğinde, kendisi sükûn üzere mebnî olduğundan mahallen mecrûr olur.
اِتَّقِ شَرَّ مَنْ أَحسَنْتَ إليهİyilik ettiğin kişinin kötülüğünden sakın.
التّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لا ذَنْبَ لَهُGünahtan tevbe eden günahsız biri gibidir. (Hadis-i Şerîf )
لَحِقَ العَدَّاءُ بِمَنْ سَبَقَهُAtlet kendisini geçene yetişti.
السلامُ عَلَى مَنْ اِتَّبَعَ الهُدَىSelam yol göstericiye uyanın üzerine olsun.

2. (ما)

Cansız varlıklar ve hayvanlar (gayr-ı âkil) için kullanılan ( ما ) ism-i mevsûlü de tıpkı insanlar için kullanılan ( مَنْ ) ism-i mevsûlü gibi cümlede mubtedâ, haber, fâil, mef ‘ûlun bih, muzâfun ileyh konumunda olabilir veya harf-i cerden sonra kullanılabilir.
Kendisi mebnîdir, değişmez, bu yüzden irâbı hep mahallen yapılır.

(ما) İsm-i Mevsûlünün Cümlede Mubteda Konumunda Olması

ما عِنْدَ اللهِ باقٍAllah katında olan kalıcıdır. (Nahl Sûresi, 96)
ما فَعَلْتَهُ حَسَنٌYaptığın iyidir.

(ما) İsm-i Mevsûlünün Haber Olarak Gelmesi

خَيْرُ الْعِلْمِ ما يَنْفَعُ النّاسَİlmin en hayırlısı insanlara yarar sağlayanıdır.
الُحْلْمُ ما يَراه النائِمُRüya, uyuyan kişinin gördüğü şeydir.

(ما) İsm-i Mevsûlünün Fâil Olarak Gelmesi:

Geçişsiz (lâzım) bir fiilden sonra kullanıldığında fâil olur.
حَدَثَ ما لَمْ يَكُنْ في الحِسابِHesapta olmayan bir şey oldu.
أَعْجَبَني ما اشْتَرَيْتَهُSatın aldığın şey hoşuma gitti.
ظَهَرَ ما كان يَكْتُمُهُSakladığı şey ortaya çıktı.

(ما) İsm-i Mevsûlünün Mef’ûlun Bih Olarak Gelmesi:

Geçişli (mute‘addî) bir fiilden sonra kullanıldığında mef‘ûlun bih olur.
اِقْرأْ ما في الكتابِKitaptakini oku.
لَنْ أَفعَلَ مَا يُسِيءُ إِلَيْكَ أبَداًSeni üzecek bir şeyi asla yapmayacağım.
سَأحْفَظُ ما أسْمَعُهُ في الدَّرْسِDerste duyduğumu ezberleyeceğim.

(ما) İsm-i Mevsûlünün Mecrûr Konumunda Gelmesi

Başına bir harf-i cer geldiğinde veya bir isme muzâf olduğunda mecrûr konumunda olur.
أَشْكُرُكَ عَلَى مَا قَدَّمْتَ لِ مِنْ خِدْمَةٍBana sunduğun hizmetten dolayı sana teşekkür ederim.
فكَّرتُ فيما فَكَّرْتَ فيهDüşündüğün konuda düşündüm.
اِسْتَهْلَكْنا كُلَّ ما عِنْدَنا مِنْ مَوَادٍّ غِذائِيّةٍYanımızda bulunan bütün gıda maddelerini tükettik.
هذا النجاحُ فَوْقَ ما تَوَقَّعْتُهُBu başarı, beklediğimin üstünde.

İrâb Örnekleri

مَنْ آمَنَ باللهِ لا يَكْذِبُAllah’a inanan yalan söylemez.

مَنْ : Mubteda mahallen merfû, çünkü sükûn üzerine mebnî bir ism-i mevsûl.
آمَنَ باللهِ : Sıla cümlesi, cümle olarak irapta yeri yoktur.
أَفْعَل : آمَنَ kalıbında mîzî fiil, üçüncü tekil, eril; öznesi gizli zamir ( هُو )’dir.
ب : باللهِ harf-i cer, ( اللهِ ) mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra.
لا يَكْذِبُ : Fiil cümlesi olarak mubtedanın haberidir, mahallen merfûdur (Çünkü cümlelerin irâbı mahallendir).
( لا ) olumsuzluk lâ’sıdır (lâ en-nâfiye),
( يَكْذِبُ ) muzâri fiil, üçüncü tekil, eril; fâili gizli zamir ( هُو )’dir.
هؤلاءِ مَنْ أَخْلَصُوا في عَمَلِهِمْBunlar işlerini iyi yapanlardır.

هؤلاءِ : Mubteda, mahallen merfû, çünkü kesra üzere mebnî bir işaret sıfatı (ismu’l-işâra).
مَنْ : Haber, mahallen merfû, çünkü sükûn üzerine mebnî bir ism-i mevsûl.
أَخْلَصُوا في عَمَلِهِمْ : Sıla cümlesi, cümle olarak irapta yeri yoktur.
أَفْعَلَ): أَخْلَصُوا ) kalıbında mazi fiil, üçüncü çoğul, eril; öznesi bitişik zamir ( و)’dır.
في : Harf-i cer
عَمَل : عَمَلِهِمْ Mecrûr, cer alameti sondaki kesra; ayrıca muzâf;
( هِمْ ) muzâfun ileyh, mahallen mecrûr, çünkü zamir.
جاءَ إلى الْفُنْدُقِ مَنْ يَتَكَلَّمون التُّرْكِيّةَOtele Türkçe konuşanlar geldi.

جاءَ : Mâzî fiil, üçüncü tekil, eril.
إلى : Harf-i cer
الْفُنْدُقِ : Mecrûr, cer alâmeti sonundaki kesra.
مَنْ : Fâil, mahallen merfû, çünkü sükûn üzerine mebnî bir ism-i mevsûl.
يَتَكَلَّمون التُّرْكِيّةَ : Sıla cümlesi, cümle olarak irapta yeri yoktur.
تَفَعَّلَ : يَتَكَلَّمون kalıbından muzâri fiil, üçüncü çoğul, eril; fâili bitişik zamir ( و)’dır.
التُّرْكِيّةَ : Mef ‘ûlun bih, mansûb, nasb alameti sondaki fetha.
أُحِبُّ مَنْ يَعْمَلون بإخْلاصٍDürüst çalışanları (eril-çoğul) severim.

أَفْعَلَ : أُحِبُّ kalıbında muzâri fiil, birinci tekil, fâili gizli zamir ( .(أنا
مَنْ : Mef‘ûlun bih mahallen mansûb, çünkü sükûn üzerine mebnî bir ism-i mevsûl.
يَعْمَلون بإخْلاصٍ : Sıla cümlesi, cümle olarak irapta yeri yoktur.
يَعْمَلون : Muzâri fiil, üçüncü çoğul, eril; fâili bitişik zamir ( و)’dır.
ب : بإخْلاصٍ harf-i cer, ( إخْلاصٍ ) mecrûr, cer alameti sondaki kesra.
اِتَّقِ شَرَّ مَنْ أَحسَنْتَ إليهİyilik ettiğin kişinin kötülüğünden sakın.

اِفْتَعَلَ) : اِتَّقِ ) kalıbında emir fiil, meczûm, cezm alâmeti sonundaki illetli harfin hazfi (fiilin sulâsisi: وَقَى ), ikinci tekil, eril; faili gizli zamir (أنتَ)
شَرَّ : Mef‘ûlun bih, mansûb, nasb alâmeti sonundaki fetha; ayrıca muzâf.
مَنْ : Muzâfun ileyh, mahallen mecrûr, çünkü sükûn üzerine mebnî bir ism-i mevsûl.
أَحسَنْتَ إليه : Sıla cümlesi, cümle olarak irapta yeri yoktur.
أَفْعَلَ) : أَحسَنْتَ ) kalıbında mazi fiil, ikinci tekil, eril; fâili bitişik zamir (تَ)
إلى) : إليه ) Harf-i cer, ( ه ) mahallen mecrûr, çünkü zamirdir ve zamirler mebnîdir.
ما فَعَلْتَهُ حَسَنٌYaptığın iyidir.

ما : Mubteda, mahallen merfu, çünkü sükûn üzerine mebnî bir ism-i mevsûl.
فَعَلْتَهُ : Sıla cümlesi, cümle olarak irapta yeri yoktur.
( فَعَلْتَ ) mâzî fiil, ikinci tekil, eril; fâili bitişik zamir ( تَ )’dir;
( ه ) mef‘ûlun bih, mahallen mansûb, çünkü zamirler mebnîdir.
حَسَنٌ : Haber, merfû, ref alâmeti sondaki damme.










http://2kelime.com/     -     tkuzan@gmail.com